Yeneroğlu: “Adalet Bakanı Maas’ı Cumhurbaşkanımıza yönelik haddi aşan yorumundan dolayı kınıyorum.”

Almanya Adalet Bakanı Heiko Maas popülist aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisiyle ilgili yazdığı yorumda “AfD Erdoğan’ın ruh ikizi” yorumunda bulundu. Maas’ı eleştiren İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, “Almanya’da yükselen ırkçılıkla ilgili sorumluluğunu yerine getirmek yerine meseleyi çarpıtan Adalet Bakanı Maas’ı haddi aşan yorumu nedeniyle kınıyorum.” açıklamasında bulundu.

Yeneroğlu, “Alman Adalet Bakanı Heiko Maas’ın aşırı sağcı Almanya için Alternatif partisiyle ilgili yorumunda sorumsuz ve alakasız bir şekilde Cumhurbaşkanımızla ilgili atıfta bulunması kınanacak bir durumdur. Ülkemizin demokratikleşmesini, kalkınmasını, azınlık haklarının gelişmesini ve uygulanmasını, başta AB olmak üzere uluslararası kuruluşlarla ilişkilerin geliştirilmesini sağlamakta öncü olmuş bir Cumhurbaşkanı’nın Almanya’da kitlesel zemin bulan aşırı sağ partiyle aynı konumda değerlendirilmesi, olsa olsa şaşkınlığın bir ifadesi olabilir. Ayrıca, kadınların toplumsal katılımını her fırsatta destekleyen Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın “kadın düşmanı” olarak nitelendirilmesi ise Maas’ın haddi aşan değerlendirmesini gösteren ayrı bir yorumdur.

On yıllarca artan ırkçılıkla ilgili gerekli çalışmaları yapmayan, aşırı sağ ile mücadelede sorumluluğu yerine getirmeyen ve toplumu gelişen şartlara ve bulunduğumuz çağa hazırlamayanlar şimdi çıkıp sorunların izahatında başka ülkelere atıfta bulunarak çarpık değerlendirme yapıyorlar. Bu anlayış devam ettiği sürece Almanya’da aşırı sağın toplumsal zemini güçlenecektir. Irkçı cinayetler aydınlatılamayacak, daha çok toplumsal kırılma ve siyasal kültür yozlaşması yaşanacaktır.

Son günlerde Almanya’da sıklıkla rastladığımız Cumhurbaşkanımızla ilgili sorumsuz, ölçüsüz ve haddi aşan yorum ve açıklamalara sorumluluk makamında olan bir kişi tarafından bir yenisinin eklenmesi, kabul edilemez bir durumdur. Bu tip açıklamaların ikili ilişkilere gölge düşürdüğünü hatırlatarak, Adalet Bakanı Maas’ı yorumundan dolayı kınıyorum.”, açıklamasında bulundu.

Mustafa Yeneroğlu: “Avusturya’daki gençlerimiz mesleki eğitimdeki başarılarıyla ülkenin geleceğine katkıda bulunacaklardır.”

İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu 15 Mayıs 1964 tarihinde Türkiye ile Avusturya arasında imzalanan işgücü anlaşmasının yıldönümü nedeniyle basın açıklaması yaptı. Yeneroğlu açıklamasında “Avusturya’daki vatandaşlarımızın önemli sorunlarının başında gelen işsizlikle mücadele de toplumsal katılımın anahtarı olan eğitime yatırım şarttır. Gençlerimiz kazanacakları mesleki donanımla bireysel durumlarını güçlendirerek ülkenin geleceğine katkıda bulunacaklardır.” dedi.

Mustafa Yeneroğlu şunları kaydetti: “15 Mayıs 1964 tarihinde Avusturya ile olan ilişkilerimiz yeni bir boyut kazanmıştır. Bu tarihte Viyana’da imzalanan işgücü anlaşmasıyla kitlesel işgücü göçü resmi olarak başlamıştır. Günümüzde yarısı Avusturya vatandaşı olan yaklaşık 280 bine yakın Türkiye kökenli insanımız Avusturya’da yaşamaktadır.

Vatandaşlarımız Avusturya toplumunda eğitim, iş hayatı ve sivil toplum gibi alanlarda aktif olarak yer almaktadır. 20 bini aşkın öğrencimiz ilk ve ortaokullarda, 4500 gencimiz de üniversite de öğrenim görmektedir. Avusturya genelinde vatandaşlarımız tarafından kurulan 200’ün üzerinde sivil toplum kuruluşu ile bu kesimin kültürel ve sosyal ihtiyaçlarına cevap verilmektedir. Bununla birlikte perakende, gastronomi ve inşaat gibi sektörlerde 6400 civarında Türkiye kökenli girişimci Avusturya ekonomisine katkıda bulunmaktadır. Yaklaşık 6000 kişinin çalıştığı bu işletmeler ayrıca 300 milyon Avro ciroyla ülkelerimiz arasındaki ekonomik işbirliğinde de önemli rol oynamaktadır.

Avusturya’da yaşayan vatandaşlarımız için gelecekte toplumsal mücadele gerektiren alanlarda bulunmaktadır. En önemli sorunların başında gelen işsizlikle mücadele de toplumsal katılımın anahtarı olan eğitime yatırım şarttır. Gençlerimiz kazanacakları mesleki donanımla bireysel durumlarını güçlendirerek ülkenin geleceğine katkıda bulunacaklardır. Bununla birlikte diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye ile olan iletişimin gelecek nesillerde de devam etmesi Türkçe’nin yaşatılmasına bağlıdır. Bu da ailelerin ve sivil toplum kuruluşlarımızın Türkçeye sahip çıkmasıyla mümkün olacaktır. Ayrıca Avusturya’da çifte vatandaşlığın mümkün olmaması ve ülkemizle Avusturya arasında kültürel işbirliği anlaşmasının eksikliği vatandaşlarımızın hukuki ve kültürel konumlarını olumsuz etkileyen hususlardır. Bu eksikliklerin giderilmesiyle ikili ilişkilerimiz daha da güçlenecektir.

Göçmen karşıtı sağ popülist Avusturya Özgürlük Partisi‘nin (FPÖ) Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda zafer elde etmesi endişe verici bir gelişmedir. Bu sonuç, sağ duyulu Avusturya halkının ve göçmenlerin siyasal katılımda daha aktif olmalarını gerekli kılmaktadır. Öte yandan, İslam Yasası’nın 2015 yılında değiştirilmesi, Müslümanlar için çifte standart oluşabileceğini göstermiştir. 1912 yılından bu yana yürürlükte olan İslam Yasası Müslümanların ihtiyaçları doğrultusunda ele alınabilecekken var olan bazı haklar ortadan kaldırılmıştır.

Bu düşüncelerle Türkiye-Avusturya İşgücü Anlaşması’nın 52. yıl dönümünde birinci nesli saygıyla anıyor, zorlu göç tarihinde emeği olan tüm vatandaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum.”

Yeneroğlu: “The Human Rights Watch’s report is distorting reality.”

Human Rights Watch published a report on 10.05.2016 with the title “Turkey: Border Guards Kill and Injure Asylum Seekers”. The report claimed that the Turkish border guards are shooting and beating Syrian asylum seekers, including women and children, trying to reach Turkey, resulting in deaths and serious injuries. Chair of the Committee on Human Rights Inquiry of Turkish Parliament Mustafa Yeneroğlu stated that, “It is inexplicable that “Human Rights Watch” prepared such a report containing fake photographs that were not taken in that area and based on information from those who profit from human trafficking”.

“The necessary information regarding the claims in the report was obtained from the Turkish Armed Forces. Hereunder, there are a total of 67267 fugitives that entered the country illegally using the Turkish borders between 1st of January 2016 to 10th of May 2016. This situation clearly indicates the level of human trafficking and smuggling in that area. New protective measures that are taken in the borders have resulted in minimising the number of smuggling. However that resulted in Turkish and Syrian organised smugglers, who can no longer gain profit from smuggling, turned their direction towards human trafficking. These smugglers, who receive money mostly from Syrians, try to divert these individuals to the Turkish borders illegally.

The information in the report is far from the truth. The asylum seekers in question were not shot at or beaten as claimed. Any intervene that is resulted in an injury or death is immediately reported to the Military Prosecutor and law-enforcement officers. The photographs published along with the report are not from that region. Interviews made with the people related to the aforesaid issue are the smugglers that profit from trafficking and thus are uncomfortable with the new protective measures.

It is inexplicable as to how Human Rights Watch would publish such a report. The human trafficking in the region which gives the utmost danger and threat to the refugees should be the subject. Distorting the preventive measures that Turkey has taken to prevent smuggling with misinformation has only benefited the international media groups that are on guard to publish news to the detriment of Turkey. Some international press organs have later removed the article based on the report, which shows that they have corrected their mistake.

Our country has an open door policy for Syrian asylum seekers. While doing this, Turkey is also taking measures to prevent human trafficking, which is an act of humiliation. Thus, within this framework, it is expected for NGOs not to serve indirectly to those who profit from human trafficking.” Mustafa Yeneroğlu further stated.

Yeneroğlu: “İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporu gerçeklere dayanmamaktadır.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) 10.05.2016 tarihinde “Türkiye: Sınırdaki Askerler Sığınmacıları Yaralıyor ve Öldürüyor” başlıklı bir rapor yayınladı. Raporda Türk sınır birliklerinin Türkiye’ye geçmeye çalışan kadın, erkek ve çocuk Suriyeli sığınmacılara ateş açtığı, kaba şiddet uyguladığı ve bunun sonucunda da ölümlerle ağır yaralanmaların yaşandığı iddialarına yer verildi. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu yaptığı açıklamada raporla ilgili, “Bölgeye ait olmayan fotoğrafların kullanıldığı ve insan kaçakçılığından beslenen kişilere dayanan bir raporun İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından hazırlanmış olması anlaşılır değildir.”, değerlendirmesinde bulundu.

Mustafa Yeneroğlu açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Raporda yer alan iddialarla ilgili Genelkurmay Başkanlığımızdan gerekli bilgiler alınmıştır. Buna göre 1 Ocak-10 Mayıs 2016 tarihleri arasında hudut birlikleri tarafından Türkiye’ye kaçak giriş yapan toplam 67.267 kişi yakalanmıştır. Bu durum Türkiye’ye kaçak girişlerin ve bununla birlikte insan kaçakçılığının hangi düzeyde olduğunu ortaya koymaktadır. Hudut hattında alınan tedbirler neticesinde kaçakçılık olayları asgari seviyeye indirilmiştir. Ancak bu durum kaçakçılıktan maddi kazanç elde edemeyen Türkiye ve Suriye’deki organize kaçakçı çetelerini insan kaçakçılığına yöneltmiştir. Bu çeteler paralarını aldıkları çoğunluğu Suriyeli olan şahısları yasa dışı hudut geçişi yapmaya yönlendirmiştir.

Rapordaki iddialar gerçeğe dayanmamaktadır. Hudut hattında gerçekleşen bir müdahale sırasında karşılaşılan herhangi bir ölümlü veya yaralanmalı olayda derhal Askeri Savcılığa ve kolluk kuvvetlerine haber verilmekte, olayla ilgili soruşturma savcılık tarafından yapılmaktadır. Rapor da yer alan fotoğraflar bölgeye ait değildir. Röportaj yapılan şahıslar alınan tedbirlerden rahatsızlık duyan, bizzat bölgedeki kaçakları kullanan ve para alan kişilerdir.

Böyle bir raporun İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından hazırlanmış olması anlaşılır değildir. Yapılması gereken, mültecilere en fazla zarar veren bölgedeki insan kaçakçılığının ele alınmasıdır. Türkiye’nin insan kaçakçılığı ile mücadelesinin gerçeğe dayanmayan bilgilerle çarpıtılması, adeta Türkiye aleyhinde haber yapmak için fırsat kollayan bazı uluslararası medya gruplarının işine yaramıştır. Uluslararası basın organları arasında bazılarının ilgili haberleri sonradan yayından kaldırması hatadan dönüldüğünü göstermektedir.

Ülkemiz Suriye iç savaşından kaçan sığınmacılara karşı açık kapı politikasını sürdürmektedir. Bunu yaparken insan onurunu zedeleyen insan kaçakçılığı ile de mücadele etmektedir. Bu çerçevede uluslararası sivil toplum örgütlerinden beklenen, dolaylı olarak insan kaçakçılığından beslenen kişilerin maksatlarına hizmet etmemeleridir.”

Ständige Vertretung der PKK-Zweigorganisation PYD in Berlin ist inakzeptabel

“Deutschlands Kampf gegen den Terror ist geprägt von Widersprüchen und gibt zunehmend Anlass zur Sorge. Milder kann die Errichtung von ständigen Vertretungen von Terrororganisationen in der Bundeshauptstadt nicht bezeichnet werden”, so Mustafa Yeneroğlu (AK Partei), Vorsitzender des Menschenrechtsausschusses der Großen Nationalversammlung der Türkei anlässlich der Eröffnung einer ständigen Vertretung der PYD. Die Organisation ist laut dem Bundesverfassungsschutzbericht aus dem Jahr 2014 eine “Zweigorganisation” der verbotenen Terrororganisation PKK. Yeneroğlu weiter:

“Laut dem Bundesamt für Verfassungsschutz ist die verbotene Terrororganisation PKK ‘nach wie vor die schlagkräftigste ausländerextremistische Organisation in Deutschland. Sie ist in der Lage, Personen weit über den engen Kreis der Anhängerschaft hinaus zu mobilisieren. Ihre Kaderstrukturen ermöglichen zudem eine zügige Umsetzung neuer strategischer und taktischer Vorgaben, auch hin zu einer möglichen Neubelebung militanter Aktionsformen.’

Wie das in der Praxis aussieht, kann man derzeit in der Türkei beobachten. Kaum ein Tag vergeht, an dem die PKK und seine Zweigorganisationen keinen Terroranschlag auf die zivile Bevölkerung oder auf Sicherheitskräfte mit zahlreichen Toten und Verletzten verüben. Von Deutschland als langjährigen Partner in verschiedensten Bereichen darf bei einem so grundlegenden Thema zumindest erwartet werden, dass sie Terroristen nicht frei gewähren lässt. Das gebietet schon die partnerschaftliche Verbundenheit.

In diesem Kontext überrascht es sehr zu erfahren, dass die PYG eine ständige Vertretung in der bundesdeutschen Hauptstadt errichen darf. Laut aktuellem Verfassungsschutzbericht handelt es sich bei der PYD ‘um eine Zweigorganisation der PKK, die in ihrer Satzung ausdrücklich den PKK-Führer Abdullah Öcalan als Anführer sämtlicher Kurden anerkennt. Analog zur Mutterorganisation verfügt sie mit den ‘Volksverteidigungseinheiten’ (YPG) über einen militärischen Arm. Die Täter des letzten Anschlags in Ankara etwa kamen aus PYD-Camps.

Deutschland ist schon aus ihrem Selbstverständnis heraus aufgefordert, diesem Treiben ein Ende zu setzen und Terroristen in der Haupstadt nicht frei gewähren zu lassen.”

Yeneroğlu: “Terör örgütü PYD’nin Berlin’de ofis açabilmesi, kabul edilemez bir gelişmedir.”

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, terör örgütü PYD’nin Berlin’de ofis açmasına izin veren Almanya’yı eleştirdi. Yeneroğlu, “Almanya tarafından da terör örgütü PKK’nın yan örgütü olarak nitelenen PYD’nin Berlin’de ofis açabilmesi, kabul edilemez bir gelişmedir. Almanya Anayasayı Koruma Dairesi (İç İstihbarat Teşkilatı) PYD’nin terör örgütü PKK’nın yan örgütü olduğunu resmen ifade etmektedir. Bu durumda PYD’nin Berlin’de ofis açması, terör örgütüne yönelik yasağın uygulamada bir anlam ifade etmediğini tekrar göstermektedir.”, dedi.

Mustafa Yeneroğlu açıklamasında şunları ifade etti: “Terör örgütü PKK’nın Suriye’deki kolu PYD’nin Almanya’nın başkenti Berlin’de temsilcilik açtığına ilişkin haberleri endişeyle takip ediyoruz. Bu gelişme, Almanya’da resmen yasak olan fakat fiiliyatta terör örgütü muamelesi görmeyen PKK’ya yönelik tutumun yeni bir boyut kazandığını göstermektedir. Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı Anayasayı Koruma Dairesi, 2014 yılı raporunda PYD’nin terör örgütü PKK’nın yan örgütü olduğunu resmen ifade etmektedir. PYD, yine bu raporda terör örgütünün Almanya örgütü olduğu belirtilen NAV-DEM’in ofisini kullanmaktadır. Dolayısıyla PYD’nin Berlin’de ofis açması, PKK’ya yönelik yasağın uygulamada bir anlam ifade etmediğini tekrar göstermektedir.

Hükümetimiz tarafından başlatılan milli birlik ve kardeşlik sürecini baltalayan, özellikle Güneydoğu’da halkımıza yönelik terör estiren PKK’nın yan örgütünün Almanya’da bu şekilde açık ve ‘meşru’ bir faaliyet zemini bulması, endişe verici bir olaydır. Özellikle de son Ankara saldırılarının faillerinin PYD kamplarından ülkemize geldiklerini dikkate aldığımızda, Almanya’nın vahim bir durum içerisinde olduğu ortadadır.

Terör örgütü geçtiğimiz aylarda mahalleleri işgal edip çukurlar kazarak kamu düzenini tahribe yeltenmiştir. Terörist eylemlerle bölge halkının yaşamına ağır darbe vurulmuştur. Can ve mal güvenliğinin hedef alındığı olaylarla insanlar göç etmeye zorlanmıştır. Türkiye’nin terörle mücadele ettiği bu hassas dönemde müttefik ülkelerden beklenen, teröre karşı sözde değil, özde dayanışma ve kararlı mücadeleye katkıdır. Bu kapsamda Almanya’nın terörle ortak mücadele ilkesiyle çelişen bu son gelişmeyle ilgili kamuoyuna açıklama borçlu olduğunu hatırlatmak isterim.”, dedi.

NSU davası: “Mahkeme, cinayetlerin kapsamlı bir şekilde aydınlatılacağı beklentisini boşa çıkarmamalıdır.”

2000-2006 yılları arasında 8 Türk vatandaşını öldüren Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütüyle ilgili dava 6 Mayıs 2013 tarihinde Münih’te başladı. 3 yılı geride bırakan davayla ilgili değerlendirmede bulunan İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, “Mahkemenin bir sanığa odaklanması, cinayetlerle ilgili diğer iddiaları dikkate almaması, savcılığın mağdur avukatlarının taleplerine cevap vermemesi, cinayetlerin kapsamlı bir şekilde aydınlatılacağı beklentisini maalesef boşa çıkarmaktadır.” dedi.

Mustafa Yeneroğlu şunları kaydetti: “Almanya tarihinin en büyük cinayet serisinin failleri 4 Kasım 2011 tarihinde ortaya çıkmıştır. Bu olayla birlikte köklü hukuk devleti geleneğine, güçlü emniyet ve istihbarat birimlerine sahip Almanya’da cinayetlerle ilgili skandallar da yaşanmıştır. Öldürülen vatandaşlarımızın aileleri ve yakınları, istihbarat ve emniyet birimleri tarafından suçlu muamelesi görmüş, yalan söylemekle suçlanmıştır. Bununla birlikte, katiller maalesef hiçbir zaman ırkçı, neonazi çevrelerde aranmamıştır. Dosyalar imha edilmiş, katillerin NSU terör örgütü mensupları olduğuna işaret eden bilgiler dikkate alınmamıştır.

6 Mayıs 2013 tarihinde Münih Eyalet Mahkemesinde NSU davası başlamıştır. Ülke olarak yakından takip etttiğimiz dava sürecinde şahitlerin ölmesi, endişeyle izlediğimiz gelişmelerdendir. Bununla birlikte mahkemenin sadece bir sanığa odaklanması, cinayetlerde istihbarat birimlerinin rolüyle ilgili basında yer alan iddiaları dikkate almaması, ilgili savcılığın mağdur avukatlarının taleplerine cevap vermemesi, düşündürücüdür. Tüm bunlar cinayetlerin kapsamlı bir şekilde aydınlatılacağı beklentisini maalesef boşa çıkarmaktadır.

Ülke olarak 8 vatandaşımızı katleden NSU terör örgütünün bütün boyutlarıyla aydınlatılmasını, Federal Şansölye Merkel’in “olay eksiksiz bir şekilde aydınlatılacaktır” sözünün yerine getirilmesini bekliyoruz. Irkçı NSU‘nun yapısı ve destekçileri ancak güvenlik ve istihbarat birimlerinin cinayetlerdeki rolü çözümlenerek tam anlamıyla açıklığa kavuşturulacaktır.”

Kolluk Gözetim Komisyonu Kurulması: “Devlet gücünü hukuka uygun kullanmanın temel şartı sürekli gerçekleştirilecek denetim faaliyetidir.”

3 Mayıs 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda Kolluk Gözetim Komisyonunun Kurulmasına Dair Kanun Tasarısı yasalaştı. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu konuyla ilgili, “Söz konusu kanun tasarısı, insan haklarına dayanan bir hukuk devleti olma kararlılığımızın göstergelerindendir. Zira devlet aygıtının, kendisine verilen erki hukuka uygun, meşru ve orantılı bir şekilde kullanabilmesinin olmazsa olmazı sürekli gerçekleştirilecek denetim faaliyetidir.”, değerlendirmesinde bulundu.

Mustafa Yeneroğlu açıklamasında, “Kolluk görevlileri görevlerini yerine getirirken arama, zor kullanma, özgürlüğü kısıtlama gibi yetkiler kullanabilmektedirler. Bu yetkilerin ne şekilde kullanıldığının denetimini sağlayacak mekanizmalardan birisi olan Kolluk Gözetim Komisyonuyla öncelikle vatandaşlarımızın kolluk görevlileri eliyle uğradıkları insan hakkı ihlallerini şikâyet edebilecekleri ve sonuç alabilecekleri bir mekanizma kurulmuştur. Bu durum kolluk kuvvetlerine toplumsal güvenin artmasını sağlayacaktır. Kolluk Gözetim Komisyonu ile ayrıca kolluk görevlileri hakkındaki iddialar daha hızlı ve etkin bir şekilde incelenecek, töhmet altında kalmaları engellenecektir.

Kolluk Gözetim Komisyonunun oluşumunda kolluk görevlilerine yer verilmemesi ve üyeleri arasında bir serbest avukat ve bir akademisyenin bulunması; Komisyon üyelerinin görev süreleri boyunca görevden alınamamaları; hiçbir organ, makam, merci ve kişinin Komisyona emir ve talimat verememesi ve tavsiye veya telkinde bulunamamasının hüküm altına alınmış olması, Komisyonun bağımsızlığı açısından memnuniyet vericidir. Kolluk Gözetim Komisyonunun sadece gelen ihbar ve şikayetler üzerine değil, resen inceleme başlatabilmesi yetkisinin olması, etkin işleyebilmesi için getirilmiş ve yerinde bir düzenlemedir. Kolluk Gözetim Komisyonunun hazırladığı raporları kamuoyuyla paylaşma yetkisi ve yıllık olarak düzenlediği raporu TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna sunacak olması, kamuoyu denetimini sağlamak ve farkındalık yaratmak açısından önemli düzenlemelerdir.

İşkenceye sıfır tolerans politikasını kendisine hedef olarak belirlemiş olan ülkemizin Kolluk Gözetim Komisyonunun kurulmasıyla bu hedefine ulaşmak için büyük bir adım daha attığı şüphesizdir. Komisyonun kurulmasında emeği geçen herkese teşekkür eder; çok önemli bir görev üstlenecek olan Kolluk Gözetim Komisyonu üyelerine ve çalışanlarına şimdiden başarılar dilerim.”, dedi.

Mustafa Yeneroğlu: “Basın özgürlüğü herkes için bir samimiyet testi”

İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü nedeniyle bir açıklama yaptı. Yeneroğlu açıklamasında, “Demokratik toplumların en temel yapıtaşlarından biri olan basın özgürlüğü, bütün dünyadaki toplumların içine girdiği yeni şartlarla yeni sınamalara tabi tutuluyor. Basın özgürlüğü, ülkelerin bir kez sağladıklarında bir daha hiç sarsılmayan bir özgürlük alanı değildir; bu özgürlüğün sağlanabilmesi için tutarlı ve devamlı çaba sarf edilmelidir.” dedi.

Mustafa Yeneroğlu şunları kaydetti: “Türkiye olarak özgürlük ve eşitliği ülkemiz genelinde kayıtsız şartsız yaygınlaştırmak, bütün siyasiler olarak üzerimizdeki en büyük sorumluluktur. Bu alandaki sınavdan başarıyla çıkabilmek için herkesin çifte standartlardan ve bağnaz tarafgirliklerden vazgeçip ilkesel duruşlarla meseleye yaklaşması şart. Bilgilendirme, bilgilenme ve fikir özgürlüğünün temel haklar arasında olduğunu ve diğer temel hakların da ancak basın özgürlüğünün korunması ile mümkün olacağını bilmemiz gerekmektedir.

AK Parti, kendi iktidarına yönelik basının eleştirel yaklaşımlarını bir zafiyet olarak değil, hataları tashih edip siyasetini daha da ileriye taşıyabilecek bir fırsat olarak görmektedir. Fakat bu esnada unutulmaması gerekenler de vardır: Basın özgürlüğü teröre yardım, halkı tahrik, hakaret gibi Ceza Hukuku kapsamına giren suçları örtmek ya da bunları rölative etmek için kullanılamaz. Yalan haber üretmenin ve ağır hakaretlerde bulunmanın bir özgürlük değil hukuken bedeli olduğunu bilmelerine rağmen bu eylemlerine devam edenlerin şapkalarını önlerine koyup düşünmek yerine basın özgürlüğü ile ilgili sloganlar atmaları ikiyüzlülükten de öte bir tutumdur. Eleştiri ile hakaret, gazetecilik ile şifahi terörizm, hür düşünce ile halkı tahrik arasında ayrım yapamayanların basın özgürlüğü konusunda nesnel ve objektif değerlendirmeler yapmaları da mümkün olmayacağı gibi basın özgürlüğüne en büyük zararı vermektedirler.”

1915 Olayları: “Ortak geleceğimizi şekillendirmek için yaşanan acılardan ders çıkarma sorumluluğunu taşıyoruz.”

İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu 1915 olaylarının yıldönümüne ilişkin basın açıklamasında bulundu. Yeneroğlu açıklamasında, “Geleceğimizi şekillendirmek için savaş şartlarının neden olduğu zorunlu göç hadisesini doğru değerlendirerek yaşanan açılardan ders çıkarma sorumluluğunu taşıyoruz.”, dedi

Mustafa Yeneroğlu şunları kaydetti: “Bir göç kıtası olan Anadolu’muz farklı kültürleri harmanlayarak asırları aşan dostluklara ev sahipliği yapmıştır. Bu dostluğun en önemli tezahürlerinden biri olan Türk ve Ermeni toplumları arasındaki ilişki, uzun asırlar birlikte yaşamın bir ifadesi haline gelmiştir.

Halen etkilerini coğrafyamızda hissettiğimiz Birinci Dünya Savaşı, toplumda derin kırılmalara neden olduğu gibi, büyük özveriyle mayalanmış olan birlikteliklere de zarar verdi. Savaş şartları, toplumun hemen her kesiminde kayıplara neden oldu, savaş sonrası toplumlar arası ilişkilerde unutulamayacak yaralar açtı. Yanlış kararlar, zorunlu göçlerle ve büyük kayıplarla sonuçlandı.

Bir asır önce yaşanan hadiseyi doğru değerlendirerek, mevcut ilişkilerimizi ve ortak geleceğimizi şekillendirmek noktasında dersler çıkarma sorumluluğunu taşıyoruz. Bu sorumluluk, tarihi hadiseler üzerinden ideolojik bir Türkiye düşmanlığından yahut yaşanan acıların reddine dayanan bir Ermeni karşıtlığından bizleri korumaktadır. Bilakis, Türk-Ermeni ilişkilerini yalnız bir savaş konjonktüründe yaşanan trajediyle sınırlandırmayarak, tarihi kökleri itibariyle ve bir gelecek inşası açısından bizlere önemli görevler düşmektedir.

Anadolu coğrafyası bizleri bir kader birliğinde buluşturmuş ve geleceğe birlikte bakmak sorumluluğunu vermiştir. Bu doğrultuda hükümetimiz Ermeni toplumuyla düzenli istişareler halinde din, dil, kültür ve akademiye yönelik birçok yeni adımın atılmasını sağlamıştır. Hukuk devleti ve insan hakları ekseninde gerçekleşen reformlar ile birlikte yaşamımızı garanti altına alacak yasal değişimler gerçekleşmiş, Ermeni toplumundan gelen talepler dikkate alınarak çalışmalar yapılmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın da vurguladığı üzere 1915 yılında yaşanan hadise hepimizin ortak acısıdır. Karşılıklı güveni tesis ile birlikte yaşamamızı temin etmek ise hepimizin tarihi sorumluluğudur.”