Yeneroğlu: “Avrupa Parlamentosu seçimlerinde mutlaka sandığa gitmeli, ırkçı popülizme geçit vermemeli!”

İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu 23-26 Mayıs tarihleri arasında yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerine, “Bu seçimlerde ırkçı popülist partilerin güç kazanması insan hakları, hukuk devleti ve çoğulcu demokrasi değerlerini tehdit eden bir gelişme olacaktır. Bu vahim tablonun ortaya çıkmaması için herkesi sandığa gitmeye davet ediyorum. Sahayı aşırı sağa bırakmamak için demokratik mücadelede bireysel sorumluluğu yerine getirmek şarttır.” sözleriyle dikkat çekti. Yeneroğlu açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Avrupa Birliği, bugün üye ülke vatandaşlarının günlük yaşamını doğrudan etkileyen bir konuma sahiptir. Zira ülkelerin uymak zorunda oldukları çerçeve kanunları AB kurumlarınca yasalaştırılıyor. Birliğin yasama organı olan Avrupa Parlamentosu bu süreçte kilit rol oynuyor. Almanya, Fransa, Hollanda, Avusturya ve Belçika gibi AB üyesi ülkelerde 23-26 Mayıs tarihlerinde yapılacak seçimlerle Avrupa Parlamentosu yenilenecek, önümüzdeki 5 yıl için yeni üyeler seçilecektir.

Avrupa Parlamentosu, üye ülkelerde yaşayan Türkiyeli göçmenler ve Müslümanlar için de önem taşıyor. Nitekim parlamento tarafından yapılan hukuki düzenlemeler onları da etkiliyor. Avrupa ülkelerinde yaşayan azınlıklar bağlamında parlamentonun AB’nin kurucu değerlerine sadık kalması hayati önem taşıyor. İnsan hakları, hukuk devleti ve çoğulcu demokrasi gibi siyasi değerler bu kesimin temel hakları için teminat oluşturuyor. Bu kurumsal değerler bir yandan AB çatısı altındaki çoğulculuğu güçlendirirken diğer yandan da dünyada bu değerlerin yaygınlaşmasına destek oluyor.

Yapılacak seçimler için aşırı sağ partilerin milletvekili sayısını endişe verici düzeyde artıracağı tahmin ediliyor. Böyle bir durum öncelikle Avrupa’nın içine kapanmasını teşvik edecek ve özgürlükçü demokratik değerlerin altının daha fazla oyulmasını tetikleyecektir. Nasıl ki üye ülkelerde aşırı sağın yükselişiyle bu değerler tehdit altındaysa aynı durumun AB boyutunda yaşanması da kaçınılmazdır. Geçmişte kabul edilemeyecek göçmen karşıtı ve İslam düşmanı söylemler bugün ülkelerde yaygınlık kazanmış, adeta toplumsal kültüre dönüşmüştür. Yine ülkelerde göçmenlere ve Müslümanlara yönelik saldırılar artmıştır. Avrupa Parlamentosu yaşanan bu gelişmelere karşı mücadelede ulus ötesi anahtar kurumlardandır. Kültürel ve dini kimlikler üzerinden ırkçılık yapan hareketlerin bu yapıda güçlenmesiyle gelecekte AP üzerinden göçmenlerin ve Müslümanların temel haklarının kısıtlanması mümkün olacaktır.

Bu kapsamda seçimlerin olduğu ülkelerdeki tüm göçmenleri yapılacak olan seçimlerde oylarını kullanmaya davet ediyorum. Sahayı aşırı sağa ve ırkçı popülizme teslim etmemek için demokratik mücadelede bireysel sorumluluğu yerine getirmek herkes için şarttır. Bu hassasiyeti çevremizle de paylaşmamız, etrafımızdaki seçmenlerin de oy kullanmasını sağlamamız, sandığa kitle olarak sahip çıkmak adına önemlidir. Irkçılığa karşı duruş sergileyip, çoğulcu toplumu savunan partilere verilecek her bir oy, özgürlükçü demokrasilerin geleceğine yapılacak bir yatırımdır.”

Yeneroğlu: ‘’Avusturya’daki Türk toplumu demokratik mücadeleyi artırmalı!’’

Türkiye ile Avusturya arasında 15 Mayıs 1964 tarihinde imzalanan işgücü anlaşmasının yıl dönümünde değerlendirmede bulunan İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “Avusturya’da Türk toplumu, yarım asrı aşkın bir geçmişe bakıyor. Bugün itibariyle Türk düşmanlığı körükleniyor, Müslümanlara karşı saldırılar ve yasaklarda endişe verici artış yaşanıyor. Buna karşı çok boyutlu mücadele, her şeyden önce Avusturya’nın çoğulculuğunu ve demokrasisini güçlendirecektir.” dedi.
Yeneroğlu açıklamasında şunları kaydetti:

“Türkiye ile Avusturya arasında imzalanan işgücü anlaşmasının 55. yıl dönümünü yaşıyoruz. Bu anlaşma yarım asrı geçen zaman diliminde yüz binlerce insanımızın hayatını etkilemiştir. Bugün itibariyle Avusturya’da yarısından fazlası Avusturya vatandaşı olan yaklaşık 300 bin Türkiyeli göçmen yaşıyor. İnşaat, gastronomi ve perakende gibi sektörlerdeki Türk girişimciler 10 bine yakın kişiyi istihdam etmektedirler. Avusturya ilk ve ortaokullarında 20 bini aşkın öğrencimiz eğitim almakta, 9 bin gencimiz meslek eğitimi ve 4 bin 500 gencimiz de üniversitede öğrenim görmektedir.

Avusturya’da genelde Müslümanların özelde de Türklerin yaşam alanını daraltan gelişmeler yaşanıyor. Bu gidişatta en önemli katkıyı hiç şüphesiz ki koalisyon ortağı olan aşırı sağcı FPÖ sağlıyor. Hükümet programında İslam’ın sürekli olumsuz bağlamda ifade edilerek ötekileştirilmesi, yurtdışından imamların getirilmesinin yasaklanması, bazı camilerin kapatılması, ilkokullarda başörtüsü yasağı ve ‘bozkurt’ ile ‘rabia’ işaretlerinin terör örgütlerinin sembolleriyle eş tutularak yasaklanması Müslümanların toplum nezdinde potansiyel suçlu muamelesi görmesini beraberinde getiriyor.

Bunun doğal bir sonucu olarak da maalesef Müslümanlara karşı saldırılarda artış yaşanıyor. Nitekim Avusturya’daki Dokustelle isimli İslam düşmanlığı ile mücadele kurumunun raporuna göre, 2018 yılında 540 İslam düşmanı suç gerçekleştirilmiştir. 2017 yılına kıyasla %74’lük bir artışa tekabül eden ve kayıt altına alınamayan saldırılar dikkate alındığında çok daha fazla olan bu rakam Müslümanlara karşı artan ötekileştirmeye işaret ediyor. Müslümanlara karşı nefreti körükleyen söylemlerin yaygınlaştığı bir iklimde 14 yaşındaki başörtülü bir kız, üç kızın saldırısına uğrayabiliyor, İslami kuruluşlara devamlı nefret e-mailleri gönderilebiliyor veya açık alanda duvarlara nefretin ifadesi olan ‘Müslümanlara Ölüm’ mesajı yazılabiliyor. Bu olaylar Müslümanların can ve mal güvenliğini tehdit ediyor.

Avusturya, sadece aşırı sağ kesimden ibaret değildir. Her ne kadar siyasal iklim aşırı sağın güçlenmesiyle zehirlense de eminim ülkedeki tüm demokratların mücadelesiyle özgürlükler alanı güç kazanacaktır. Bu noktada yarım asırdır Avusturya’da yaşayan Türk toplumunun tüm sağduyu sahibi demokratik aktörlerle birlikte temel hakları için verecekleri mücadele de önemlidir. Ayrımcı uygulamalara ve yasaklara karşı hukuki sürecin başlatılması, bireysel ve kurumsal bir sorumluluktur. Yine seçimlere katılım, siyasal partilerde aktif olma ve siyasilerle proaktif iletişim gibi araçlarla siyasi baskılara karşı aktif bir duruş sergilemek en doğal demokratik haktır. Böylelikle Avusturya’daki özgürlükler alanı daha da gelişecektir.

Türkiye–Avusturya İşgücü Anlaşması’nın 55. yıl dönümünde birinci nesli saygıyla anıyor, karşılaştıkları güçlüklere kararlılıkla göğüs geren insanlarımıza şükranlarımı sunuyorum.”

İşgücü Anlaşmasının 54. Yıl Dönümü: “Fransa’daki Türklerin aile içinde daha fazla Türkçe konuşması elzemdir.”

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Türkiye ile Fransa arasında 8 Nisan 1965 tarihinde imzalanan işgücü anlaşması nedeniyle, “Fransa’daki Türk toplumunun değerlerini muhafaza edebilmesi için anadil bağının güçlendirilmesi kilit önem taşıyor. Bunun için de öncelikle aile içerisinde Türkçe’nin yaygın olarak konuşulması elzemdir. Nihayetinde ana dil ailede öğrenilir.” açıklamasında bulundu. Yeneroğlu ayrıca şunları kaydetti:

“8 Nisan 1965 tarihinde Türkiye ile Fransa arasında yüz binlerce insanımızın hayatını etkileyen işgücü anlaşması imzalandı. Aradan geçen 54 yılın ardından bugün Fransa’da 650 bini aşkın vatandaşımız yaşıyor. Bu kesimin yaklaşık yarısı aynı zamanda çifte vatandaş ve Fransa’da en büyük dördüncü göçmen grubu oluşturuyor. Eğitim, iş hayatı ve sivil toplum gibi toplumsal alanlarda Fransa’ya artı değer katıyor. Diğer yandan Türkiye ile Fransa arasında köprü vazifesi görüyor.

Fransa’daki Türk diasporasını gelecekte daha fazla toplumsal katılım mücadelesi bekliyor. Sivil toplum çalışmalarının güçlendirilmesi; ayrımcılık, ırkçılık ve İslam düşmanlığı gibi tehditlerle mücadelede kurumsallaşmanın sağlanması, eğitim alanında başarının teşvik edilmesi, siyasal katılımın daha fazla sağlanması ve gençlerin iş hayatı ile meslek eğitiminde desteklenmesi noktasında herkese görev düşüyor. Okullarda dini motiflerin yasağı, dini cemaatlerin kurumsal temsildeki yetersizliği ve imam eğitimi gibi dini hayatla ilgili meseleler, Fransa’daki İslam dini cemaatlerinin ayrıca üzerinde durması gereken başlıklar olarak gündemde yer alıyor.

Öte yandan anavatan ile olan bağın güçlendirilmesi Fransa Türk toplumunun geleceği için kilit önem taşıyor. Zira gelecekte Fransa’da bir Türk toplumundan bahsedilecekse, bunu bu toplumun Türkiye ve Türkçe ile olan bağı belirleyecektir. Bunun için de öncelikle aile içerisinde Türkçe’nin yaygın olarak konuşulması elzemdir. Nihayetinde ana dil ailede öğrenilir. Sivil toplum kuruluşlarımız, anadilimizin muhafazasını sağlayan Türkçe etkinlikleriyle daha geniş kesimlere ulaşması gerekiyor. Bunun için kendilerine müfredat ve materyal konusunda daha fazla destek verilmesi gerekiyor. Okullarda verilen Türkçe derslerine sahip çıkılması ise hem ailelerin hem de sivil toplum kuruluşlarının sorumluğundadır. Gençlere yönelik Türkiye programlarıysa Türkiye’yi daha yakından tanımalarını sağlayacaktır. Bu sebeple STK’larımızın Türkçe odaklı tatil etkinliklerinin yanı sıra Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) tarafından koordine edilen Türkiye stajlarından faydalanan gençlerimizin sayısının arttırılması ve özel sektörün de yurt dışındaki gençlerimize staj fırsatlarını genişletmesi gerekiyor.

Bu düşüncelerle Türkiye-Fransa İşgücü Anlaşması’nın 54. yıldönümünde birinci nesli saygıyla anıyor, Fransa’daki Türk toplumu için hayırlı gelecekler diliyorum.”

Yeneroğlu: “Almanya’da potansiyel ırkçı-faşist canilerin beslendiği ortamları kurutmak, hayati bir görevdir.”

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu NSU kurbanlarından Mehmet Kubaşık’ın vefatının 13. yıl dönümünde “Yaklaşık iki hafta önce Yeni Zelanda’da yaşanan toplu katliam saldırıları, ırkçı-faşist teröristlerin neler yapabileceğini göstermiştir. Bu tür bir saldırının Almanya’da da olabileceğine dair değerlendirmelerin üzerinde hassasiyetle durulması gerekir. Yapılması gereken bir diğer iş, kurumsal ırkçılığın üzerine kararlılıkla gitmektir. ’’ açıklamasında bulundu.

”Kahramanmaraş’tan Dortmund’a eşi ve kızıyla göç eden Mehmet Kubaşık, 4 Nisan 2006 tarihinde işlettiği büfesinde NSU terör örgütünün kurbanı oldu. Bu örgüt, 2000-2007 yılları arasında Mehmet Kubaşık’ın da aralarında yer aldığı sekizi Türk olmak üzere on kişinin hayatına kast etti. Örgütün 4 Kasım 2011 tarihinde deşifre edilmesiyle Almanya gündemi, tarihinde benzeri görülmemiş bir cinayet serisiyle sarsıldı. Sonraki süreçte sanık intiharları ve dosya imhalarının gölgesinde Münih’te devam eden dava, tek sanıkla ilgili vicdanları rahatlatmayan kararını açıkladı.

Bugün, ülkede yaşayan Müslümanların can güvenliğini tehdit eden ırkçılık ve İslam düşmanlığı, Almanya’nın öncelikli gündem maddelerindendir. Yaklaşık iki hafta önce Yeni Zelanda’da ve 2012 yılında da Norveç’teki toplu katliam saldırıları, ırkçı-faşist teröristlerin neler yapabileceğini göstermiştir. Resmî kaynaklara göre bile 15.000 civarında şiddete hazır ırkçının serbest dolaştığı bir ortamda bu tür saldırıların Almanya’da da olabileceğine dair değerlendirmelerin üzerinde hassasiyetle durulması gerekir. Potansiyel canilerin beslendiği ortamları kurutmak, güvenlik güçleri ve istihbarat birimleri için hayati bir görevdir. Mücadele ancak emniyet birimleri içinde kurumsal ırkçılığın üzerine kararlılıkla gidilmesi ile ciddiyet arz eder. Bununla birlikte siyasette ve medyada potansiyel ırkçı-faşist teröristleri cesaretlendirici iklimin oluşmaması noktasında söylemin geliştirilmesi de bir diğer toplumsal sorumluluktur.

Bu düşüncelerle Mehmet Kubaşık’ı ve diğer NSU kurbanlarını rahmetle anıyor, ırkçılıkla daha kararlı bir şekilde mücadele edilmesini temenni ediyorum.”

20.03.2019 tarihinde BMW’ye yönelik iddialar konusunda yaptığım basın açıklamasıyla ilgili bilgilendirme

Bu sabah BMW firmasının genel merkez yönetiminden bir yetkiliyle samimi bir görüşme gerçekleştirdim. İlgili yetkili iş yerinde Türkçe konuşma yasağı iddialarına ilişkin, böyle bir yasağın veya bu yönde bir talimatın tabii ki olmadığını belirtti. Çalışanların hem fabrika arazisinde hem de kantindeki özel görüşmelerini hangi dilde olursa olsun yapabileceklerinin altını çizen yetkili, sadece günlük iş akışının ve ekip görüşmelerinin Almanca yürütüldüğünü ifade etti. BMW’nin önceki açıklamasıyla örtüşen bu tutumu olumlu karşılıyorum.

BMW çalışanı tarafından tekrarlanan ırkçı saçmalıklar ve iş yerindeki ırkçı söylemlere karşı tepki gösteren taşeron firma işçisine çıkış verilmesi iddialarıyla ilgili de bu iddiaların ciddiye alındığı, bu tür davranışlara hiç bir şekilde fırsat verilmeyeceği ve bu nedenle iddialarla ilgili bir iç denetim sürecinin başlatıldığı bilgisi yetkili tarafından aktarıldı. Ancak iddiaların doğruluğunun şu ana kadar teyit edilemediğini belirten yetkili, Münih İş Mahkemesinde devam eden bir davada BMW’nin taraf olarak yer almadığını, bu nedenle de mahkeme tarafından yapılan basın açıklamasına kadar söz konusu iddialardan haberdar olmadıklarını ifade etti. Olayın her halükarda inceleneceğini ve iddiaların doğru olması durumunda harekete geçileceğini söyleyen yetkili, BMW‘nin kendi bünyesinde ne ırkçı söylemlere ne de ayrımcılığa fırsat vermeyeceğinin altını çizdi.

BMW şirketine bu net tutumundan dolayı teşekkür ediyorum. Bununla birlikte iddiaların kapsamlı bir şekilde aydınlığa kavuşturulmasına kadar konuyu takip edeceğimi de belirtmek isterim. Ayrıca Süddeutsche Zeitung gazetesine de ayrımcılık iddialarıyla ilgili yayınladığı detaylı haberi için teşekkür ediyorum.

BMW, ırkçılığı görmezden gelemez!

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu iş yerindeki ırkçılığa karşı tepki gösteren taşeron firma işcisine, BMW tarafından çıkış verilmesini, „BMW çalışanları arasında ‚Bimbo‘, ‚Zenci‘ ‚Çingene‘, veya ‚Yahudi‘ gibi ırkçı yaftaların günlük iş hayatında kullanılması ve NSU kurbanlarıyla ilgili herhangi bir yaptırım olmadan dalga geçilmesi ürkütücüdür. Buna karşı tepki gösteren bir çalışana çıkış verilmesiyse ayrı bir skandaldır.“ sözleriyle eleştirdi.

„BMW firmasının dünya çapında iyi bir imajı söz konusu. Fakat son günlerde‚ BMW fabrikalarında ırkçılık‘ manşetleriyle karşılaşmamız, BMW işletmelerinde aşılması gereken bir ırkçılık sorunu mu var sorusunu akla getiriyor. Söz konusu firma bu soruna karşı ne yapacak? Günlük olarak yaşanan nefreti görmezen gelip, olanları saman altı mı edecek ? Yoksa buna karşı bir girişimde bulunarak ırkçı çalışanlara ceza verip bu zihniyetin BMW’de yerinin olmadığını mı gösterecek?

Yine BMW’de Türkçe konuşan işcilere iş yerinde ana dillerinde konuşmanın yasaklandığını basından öğrenmiştik. Ardından firma yönetimi bu gelişmeyle ilgili açıklama yapmış, iddiaları reddederek Türkçe konuşma yasağının olmadığının altını çizmişti. Aksi yönde olan diğer bilgilere rağmen firmanın yaptığı bu açıklamayı olumlu karşıladık. Ancak BMW firmasının bazı işletmelerinde yabancılara, Müslümanlara ve Yahudilere karşı nefretin günlük iş hayatında görülmesi ve BMW’nin tam da buna karşı mücadele eden bir çalışanına çıkış vermesinin dışında hiçbir adım atmaması, sınırı aşan bir tutumdur.

Bazı çalışanların, müşterilerin ve tedarikçi firmaların, Süddeutsche Zeitung gazetesinin haberine göre bazı BMW çalışanları tarafından ‚Bimbo‘, ‚Zenci‘ ‚Çingene‘ veya ‚Yahudi‘ olarak azarlanmasına karşı BMW firması ne yapacak? Bir işcinin NSU cinayetleriyle, „Eeeee? Birkaç ‚kanake‘ daha azaldı?“ gibi yorumlarla dalga geçmesine yönelik nasıl bir tutum sergileyecek?

BMW, zihniyetlerini açıkça gösteren ırkçı parti AfD yandaşlarına karşı nasıl bir muamelede bulunacak? Irkçılığı besleyen veya görmezden gelen firma yöneticileri uyarılacak mı ? Irkçı söyleminden dolayı çıkış verilmiş bir çalışan var mı?

İşci temsilcileri firmadaki ırkçı gelişmelerle ilgili ne yapıyor? BMW artan ırkçılığa karşı ne yapmayı planlıyor? Cevaplanması gereken tüm bu sorular aynı zamanda BMW yönetiminin ırkçılığı görmezden gelmediğini eylemleriyle göstermesi gereken noktalardır.

Kamuoyu, bu sorunla ilgili bir açıklama beklentisi içerisindedir. BMW ayrıca, birçok iş arkadaşlarında gördüğü ırkçılığa karşı şikayette bulunarak tepki gösteren işcinin tekrar işe alınması noktasında da bir açıklama borçludur. Söz konusu firma ilk tavrını bu noktada gösterebilir. Bu konular netlik kazanana kadar biz de gelişmelerin takipçisi olacağız.

Yeneroğlu: “Yurtdışındaki insanlarımız ve yabancı yatırımcılar kolaylaştırılmış noterlik hizmeti alacaklardır.”

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu Adalet Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye’de nöbetçi noterlik uygulaması ve konsolosluklarda noterlik işlemlerinin kolaylaştırılmasıyla ilgili tanıtım toplantısına katıldı. Yeneroğlu bu çalışmaları, “Adalet Bakanlığımızın yeni uygulamaları yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza ve yabancı yatırımcılara yönelik çok değerli hizmetlerdir. Hem yaşadıkları yerde hem de Türkiye’ye geldiklerinde kolaylaştırılmış noterlik hizmeti alacaklardır.” sözleriyle değerlendirdi. Yeneroğlu şunları kaydetti:

“Adalet Bakanlığımız noterlik alanında yurtiçini ve yurtdışını ilgilendiren iki uygulamayı hizmete geçirecektir. Bu kapsamda öncelikle ülkemizde nöbetçi noter uygulaması başlatılacaktır. Uygulama çerçevesinde Cumartesi ve Pazar günleri için belirlenecek nöbetçi noterlikler, hafta içi mesai saatleri ile aynı saatlerde işlem yapacaklardır. Bu hizmet özellikle hafta içi çalışan kişiler için kolaylık sağlayacaktır. Başta oto alım satımı ve mirasçılık olmak üzere bir çok meselede işlem yapan noterlerde hafta sonu da nöbetçilik usulüyle işlem yapılabilmesi ihtiyacı giderici bir adımdır.

Öte yandan yurtdışındaki vatandaşlarımızın başkonsolosluklarda yaptıkları noterlik işlemlerini posta veya kargo yoluyla Türkiye’ye göndermelerine gerek kalmayacaktır. Dışişleri Bakanlığımız ile Türkiye Noterler Birliği arasında yapılan işbirliği neticesinde ortak bilişim sistemi üzerinden işlem yapılacak, ilgili belgenin örneği, bu işlemin örneğini almak üzere yetkilendirilen kişi tarafından ülkemizdeki herhangi bir noterlikten alınabilecektir. Böylelikle posta veya kargoyla gönderilen belgelerin geç ulaşması nedeniyle işlerin gecikmesi gibi durumlar yaşanmayacaktır.

Adalet Bakanlığımızın hem yurtiçi hem de yurtdışındaki noterlik işlemlerinde bu kolaylaştırıcı adımları uygulamaya geçirmesi, vatandaşlarımız adına sevindirici bir gelişmedir. Her iki hizmet için başta Adalet Bakanımız olmak üzere emeği geçen Adalet Bakanlığımız yetkililerini takdir ediyorum. Adalet Bakanlığımız yakın zamanda Mavi Kart sahibi hükümlü, tutuklu veya ziyaretçilerin Türk vatandaşı gibi değerlendirilmesi ve yine Mavi Kart sahibi kişilerin tercüman olarak çalışabilmesi yönünde düzenlemeler yapmıştı. Bu adımların ardından yeni kolaylaştırıcı bir işlemin yapılması yurtdışındaki insanlarımız ve yabancı yatırımcılar adına takdir edici bir adımdır.”

Milli Savunma Bakanımızın Dövizle Askerlikle İlgili Açıklaması Hakkında Bilgilendirme

Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar Anadolu Ajansı Editör Masasına yeni askerlik sistemiyle ilgili açıklamalarda bulunmuş, bu çerçevede 2 bin Avro olan dövizle askerlik bedelinin 5 bin 113 Avro olarak belirlendiği bilgisi kamuoyunda yer almıştır. Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız açıklamanın ardından tepkilerini telefon, e-mail veya sosyal medya aracılığıyla dile getirmektedirler.

Öngörülen yeni sistemde Türkiye’deki yükümlülere ya askerlik hizmetini yapma ya da bedelli askerlik imkanından faydalanma alternatifleri sunulmaktadır. Ancak yurtdışında yerleşik bir yükümlü için -içinde bulunduğu şartlar nedeniyle- sadece dövizle askerlik imkanı söz konusudur. Öte yandan yurtdışındaki insanlarımızın sosyo ekonomik şartlarını dikkate aldığımızda ödenecek meblağın artırılması, karşılanamayacak bir yük oluşturabilecektir. Bu da bazı vatandaşlarımızın uzun süre Türkiye’ye gelememesine neden olabilecektir. Ayrıca yurtdışındaki gençlerimiz açısından baktığımızda zaten doğdukları ve yaşadıkları ülkenin vatandaşı olmaları sebebiyle Türk vatandaşlığından çıkma durumları yaşanabilecektir. Bu hususlarla birlikte, dövizle askerlik meselesinin, diaspora politikalarımızın bir gereği olarak, ülkemizle olan bağın muhafaza edilerek daha da güçlendirilmesi için kolaylaştırıcı yöntemle ele alınması faydalı olacaktır.

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın meselelerini takip eden bir milletvekili olarak bu düşüncelerimizi konunun gündeme gelmesinin ardından Milli Savunma Bakanımızla paylaştık, önerinin tekrar değerlendirilmesi gerektiğini belirttik. Endişelerimizi aynı zamanda Sayın Cumhurbaşkanımıza da arz ettik.

Bakanlığımız kamuoyu ile paylaştığı yeni askerlik sistemiyle ilgili çalışmaları devam ettirmektedir. Dövizle askerlikle ilgili de yukarıda ifade edilen hususları değerlendirmeye almıştır. Çalışmanın sonucunda yeni sistem Nisan ayında yasalaşmak üzere TBMM gündemine gelecektir. Bu noktada takdir Türkiye Büyük Millet Meclisimizin olacaktır. Elbette süreç boyunca tüm ilgililerle endişelerimizi paylaşacak, görüşlerimizi dile getireceğiz. Bu zaman zarfında yurtdışında yaşayıp şartları taşıyan yükümlüler dövizle askerlik imkanından faydalanabilir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun

Tarihte kadınlar ekonomik, siyasal ve toplumsal alanlarda eşit katılım gösterebilmenin mücadelesini her daim vermişlerdir ve vermeye de devam etmektedirler. Günümüzde farklı birçok konuda kazanımlar elde edilmiş olsa da maalesef bu durumun geçerli olmadığı alanlar mevcudiyetini korumaktadır. Kadınların ekonomide eşit gelire sahip olduğu, siyasette daha fazla temsil edildiği ve diğer alanlardaki tüm haklarını ayrımcılığa uğramadan aradıkları bir toplum ideali elzemdir. Her bir kadının kendi inanç ve değerleri doğrultusunda eşit katılım sağlayabileceği toplumsal şartları inşa etmek ise hepimizin görevidir.

Acıdır ki, günümüzde kadınlar hala sömürü, taciz, şiddet ve cinayet kurbanı olmaktadırlar. Kadının toplumda görmesi gereken saygıyı ve değeri ne yazık ki görmediğini ülkemizdeki istatistiksel veriler açık bir şekilde ortaya koymaktadır. 2015’te 303, 2016’da 328, 2017’de 409, 2018’de 440 kadının; geçtiğimiz Ocak ve Şubat ayları içerisinde ise 74 kadının cinayete kurban gitmiş olması toplumsal bilinçlenme adına siyasetin, sivil toplumun, medyanın ve akademinin atması gereken daha çok adım olduğunu göstermektedir.

1857’de ABD’nin New York kentinde bir fabrikada çıkan yangında hayatını kaybeden 129 işçi kadının iz bıraktıkları ve 1977 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Kadınlar Günü olarak ilan edilen 8 Mart, bu sorun ve çözüm önerilerini tartışabilmemiz adına bir zemin oluşturuyor. Bu vesileyle tüm kadınların kadınlar gününü kutluyor; eşitlik, özgürlük ve mutluluk dolu bir yaşam sürdürmeleri için özellikle kadına karşı şiddet ve ayrımcılık karşısında daha fazla mücadele etmemiz gerektiğini vurgulamak istiyorum.

DÖVİZLE ASKERLİK UZAKTAN EĞİTİMİNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Milli Savunma Bakanlığı tarafından bugün hizmete açılan uzaktan eğitim internet sitesi kapsamında dövizle askerlikle ilgili açıklama yaptı. Yeneroğlu açıklamasında şu bilgileri verdi:

“Dövizle askerlikle ilgili yapılan son düzenlemede bedel 2 bin Avro olarak belirlenmiş ve ayrıca Milli Savunma Bakanlığımızca hazırlanacak uzaktan eğitimi alma şartı getirilmişti. Yurt dışında yaşayan askerlik yükümlüsü vatandaşlarımız uzaktan eğitimin nasıl olacağına ilişkin beklenti içerisindeydi.

Milli Savunma Bakanlığımız teknik altyapı çalışmalarının ardından bugün, https://dovizle.msb.gov.tr adresinden ulaşılabilecek uzaktan eğitim portalını hizmete açmıştır. Bu kapsamda sürecin nasıl işleyeceğine ilişkin şu bilgiler önem arz etmektedir:

Yurt dışında ikamet edip dövizle askerlikten yararlanma şartını taşıyan yükümlüler öncelikle uzaktan eğitimi bitirmiş olmaları gerekir. Bunun için konsolosluğa başvuru yapmaya gerek yoktur. Uzaktan eğitimle ilgili işlemler yukarıda belirtilen portalda yürütülecektir. Buna göre ilk girişlerde, TC Kimlik numarası ile giriş yapıp, “yeni hesap” butonuna tıklayıp, açılan penceredeki formun doldurulmak gerekmektedir. Sonraki süreçte TC kimlik numarası ve belirlenen şifre ile giriş yapılabilecektir.

Uzaktan eğitimin tamamlanmasının ardından oturma ve çalışma durumunu gösteren belgeler ve pasaport ile ilgili konsolosluğa müracaat edilmesi gerekir.”