“KHK Mağduriyetleri Eylem Planı” Hk. Basın Toplantısı

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Yeneroğlu’nun “KHK Mağduriyetleri Eylem Planı” hk. basın toplantısı yaptı . Yeneroğlu, “İktidara geldiğimizde, hakkında soruşturma veya kovuşturma olmayanlar ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya beraat kararı verilmiş kişileri başvuruları üzerine kamu görevine iade edeceğiz” dedi.

 

Yeneroğlu’nun açıklaması şöyle:

 

‘Hukuku ayak bağı olarak gören iktidar tarafından hukuksuzluk sıradan hale getirildi’

 

17 Mayıs Salı günü kamuoyu ile paylaştığımız KHK Mağduriyetleri Eylem Planımızın başta KHK mağduriyetleri yaşayan vatandaşlarımız olmak üzere adalet arayan tüm insanlarımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Malumunuz, FETÖ tarafından gerçekleştirilen darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen olağanüstü hâlin üç temel amacı vardı.

Demokrasimizin korunması,

Hukuk devleti ilkesinin korunması,

Ve vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunması.

Fakat, ülkemizde OHAL ve darbenin ardından geçen 6 yıl, bırakın bu evrensel değerlerin korunmasını; maalesef hukuku ayak bağı olarak gören iktidar tarafından hukuksuzluğun sıradan hale getirildiği bir dönem olmuştur.

Bu nedenle hazırladığımız eylem planı, KHK’lıların yaşadığı mağduriyetlerin çözümü noktasında bir mihenk taşı olacaktır.

 

‘KHK’ların; yeterli araştırma yapılmadan çıkarılması haksız kararları beraberinde getirildi’

 

20 Temmuz 2016’da ilan edilen olağanüstü halin ardından, alınan tedbirlerden biri de OHAL KHK’sının ekli listelerinde yer alan kişilerin kamu görevinden ihraç edilmesi olmuştur.

Ancak bu ihraçlarda, 15 Temmuz darbe teşebbüsü, FETÖ veya paralel devlet yapılanması ile hiçbir ilgisi bulunmayan ve ceza hukuku ya da idare hukuku bağlamında hukuka aykırı bir eylemde bulunmayan kişiler de ihraç edilmiştir.

Eylem Planımızda açıkça vurguladığımız gibi, OHAL KHK’ları ile gerçekleştirilen ihraçlar, idari ya da yargısal bir muhakeme sürecine dayanmamaktadır.

Kararlar alınırken ilgili kişilerin savunma haklarını kullanması mümkün olmamıştır. Şüphesiz, darbe teşebbüsünün ortaya çıkardığı durumun vahameti ve acil eylem gerektirmesi, karar alma süreçlerinin hızlandırılmasında etkili olmuştur.

Ancak, on binlerce kişiyi konu alan KHK’ların; yeterli araştırma yapılmadan, çok hızlı bir şekilde çıkarılması haksız kararları ve büyük mağduriyetleri de beraberinde getirmiştir.

 

‘Terör örgütü üyeliği ile ilgili soruşturma sayıları ciddi boyutlara ulaşmıştır’

 

Ayrıca bu süreçte, terör örgütü üyeliği ile ilgili soruşturma sayıları ciddi boyutlara ulaşmıştır. Adalet Bakanlığının resmi istatistiklerine göre 2016 – 2020 yılları arasında terör örgütü üyeliği suçlamalarıyla ilgili 1 milyon 600 bin soruşturma açılmıştır. 2021 rakamları dahil edilse kuvvetle muhtemel 1 milyon 700 bin sayısı aşılacaktır.

İnsanlar yasal bankada parası olmak, yasal sendikaya üye olmak, milli eğitime bağlı okula gitmek gibi akıl almaz suçlamalarla karşı karşıya kalmıştır.

Söz konusu sayıların bu kadar yüksek olmasının, soruşturmaların suç işleme kastı olmayan, örgütün nihai hedeflerinden bihaber olan masum kişilere kadar sirayet etmiş olmasından kaynaklandığı açıktır.

Arkasında siyasi destek olan için “milat var” deyip, fakir fukarayı sudan sebeplerle cezaevlerinde süründüren bir anlayış asla adil değildir.

Elbette cebir ve şiddet kullanacağı bilinci içinde söz konusu örgütün hedefleri doğrultusunda hareket etmek üzere örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine giren, örgütle organik bağ kurarak faaliyetlerine katılıp suçun icrasına iştirak eden kişilerin bu fiilleri sebebi ile soruşturulması ve cezalandırılması kaçınılmazdır.

 

‘Hukuksuzluklara deva olmak için hazırladığımız eylem planımız 3 ana başlıkta 18 maddeden oluşmaktadır’

 

DEVA Partisi olarak, iktidara geldiğimiz ilk 90 gün içerisinde, tüm bu hukuksuzluklara deva olmak için hazırladığımız eylem planımızla 3 ana başlıkta 18 maddeden oluşmaktadır.

Bu adımları hızlıca atacağız.

İktidara geldiğimizde, hakkında soruşturma veya kovuşturma olmayanlar ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya beraat kararı verilmiş kişileri başvuruları üzerine kamu görevine iade edeceğiz.

Öte yandan, eski kadrolarına atanmaları fiilen ya da hukuken imkânsız olanlar ile kamu düzeni ve milli güvenliğe ilişkin doğrudan görev ifa eden kurumlar bünyesinde görev yapmış̧ kişilerin, mükteseplerine uygun kadro ve dereceleri ile mali özlük haklarını korumak şartıyla ilgili idarenin uygun göreceği bir göreve başlamasını sağlayacağız.

Bu kararlara karşı yargı yolunu açık tutacağız. Ayrıca, belirli şartlarda erken emeklilik tesis edilebilmesini mümkün kılacağız.

Bu kişilerin haklarındaki yaptırım, tedbir veya başka adlarla tesis edilmiş olan bütün kısıtlamaları kaldıracağız.

Bu kişilerin isimlerinin yer aldığı OHAL KHK listeleri veya başka listeleri Resmî Gazete’den, haklarındaki kayıtları ise bütün kurum ve kuruluşların kayıtlarından sileceğiz.

 

‘KHK’ların sosyal hayata ve özel sektöre yansıyan sonuçlarını ortadan kaldıracağız.

 

OHAL düzenlemelerinin sebep ve etkisiyle bedeni ve ruhi zarara uğrayan mağdurlar ile doğrudan ya da dolaylı etkilenen yakınları için, sıhhi ve sosyal rehabilitasyon imkanları sağlayacağız.

Kamu görevinden ihraç edilen yahut da OHAL KHK’ları ile kapatılan özel kurumlarda çalışan kişilerin özel sektörde çalışmalarının önündeki yasal ve fiili engelleri ortadan kaldıracağız.

Çalışma lisansı/ruhsatı/izin belgesi ve benzeri çalışma belgeleri iptal edilen, mesleklerini yapmaları engellenen kişilerin bu tür belgelerini kayıtsız ve şartsız olarak iade edeceğiz.

Kişilerin, yakınlarının KHK’lı olmasından dolayı haklarındaki güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması raporlarının olumsuz sonuçlanmasından doğan mağduriyetleri gidereceğiz.

Keyfi pasaport iptaline veya reddine son vereceğiz.

 

‘Eylem Planı kapsamında ceza yargılamalarındaki haksızlıkları da gidereceğiz’

 

KHK Mağduriyetleri Eylem Planı kapsamında, ceza yargılamalarındaki haksızlıkları da gidereceğiz.

İktidara geldiğimizde kanuni bir düzenleme ile adil yargılanma hakkı ile suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı şekilde terör örgütü üyeliği kapsamında yargılanmalarından kaynaklanan haksızlıklara son vereceğiz.

Bu kapsamda; darbe teşebbüsü ile hiçbir ilgisi bulunmayan, örgütün niteliğini bilmeyen, silahlı terör örgütüne üye olma kastı olmadığı halde silahlı terör örgütü üyeliği ve silahlı terör örgütüne yardım etme suçları nedeniyle hukuka aykırı şekilde haklarında mahkûmiyet kararı veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmiş kişilerin yeniden yargılanmasını sağlayıp haksızlıkları sonlandıracağız.

Bununla beraber, kişilerin fiilleri başka bir suç teşkil ediyorsa, bu suçlar bakımından yargılanmalarını temin edeceğiz.

Soruşturması veya kovuşturması devam eden kişiler hakkında da bu esaslara göre hareket edilmesini sağlayıp haksızlıklara son vereceğiz.

Haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen kişiler için ise talep üzerine Kanun Yararına Bozma yolunu açacağız.

 

 

KHK Mağduriyetleri Eylem Planı

Değerli KHK’lılar,

Kıymetli basın mensupları,

Saygıdeğer konuklar,

Ekranları başında ve sosyal medya üzerinden bizleri takip eden kıymetli vatandaşlarımız,

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

KHK Mağduriyetleri Eylem Planı basın toplantımıza hoş geldiniz.

Eylem Planımızın yıllardır adalet arayışında olan tüm vatandaşlarımızın sorunlarının çözülmesine vesile olmasını diliyorum.

***

Değerli Konuklar,

Konuşmama bir anekdotla başlamak istiyorum:

Sultan II. Mahmut bir gün Selimiye kışlasını denetlemeye gider. Kışladan içeri girdiğinde her zaman olması gereken ve padişahı selamlamak için atılan 9 pare top atışı bu sefer yoktur.

Buna çok kızan padişah, kışlanın bütün paşalarını toplayarak hesap sorar. Paşalar da sorumlu olarak topçu çavuşunu çağırırlar. Padişah topçu çavuşuna “Neden top atışı yapılmadı?” diye sorar, çavuş ise “Efendim, tam 18 tane sebebi var.” diye cevap verir. Say bakalım der Padişah. Çavuş saymaya başlar; “Padişahım barut yok.” Padişah, araya girerek “Tamam”, der “gerisini sayma.”

Biz de bugün, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun nedenlerini ortaya koymaya çalışırken birçok sebep sayabiliriz. Ancak bunlardan hiçbiri hukuksuzluğun sıradanlaşması, adaletin yokluğu kadar belirleyici bir sebep olamaz.

Ülkemiz, maalesef çok zor zamanlardan geçti.

 

Hiç şüphesiz yakın tarihimizin en büyük tehdidi 15 Temmuz 2016 gecesiydi. 15 Temmuz darbe girişimi hukuk devletine yönelmiş çok ağır bir tehditti.

Eli kanlı darbeciler, 15 Temmuz 2016 gecesi 251 vatandaşımızı şehit ettiler, 2 bin 194 vatandaşımızı yaraladılar.

 

Yakın siyasi tarihimizin en zor saatlerinin yaşandığı o gecede şehit olan; canı pahasına demokrasiyi ve hukuk devletini koruma azmiyle darbe teşebbüsüne karşı direnen vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Yaralanan vatandaşlarımızı saygıyla, hürmetle, minnetle selamlıyorum.

 

Hangi yönetim anlayışı olursa olsun böylesine kanlı bir darbe girişiminin ardından elbette OHAL ilan ederdi. Hangi devlet olursa olsun devletin içinde örgütlenmiş, paralel yapı kurmuş böylesine bir örgütle mücadele ederdi…

***

Kıymetli Misafirler,

FETÖ tarafından gerçekleştirilen darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen olağanüstü hâlin üç temel amacı vardı.

Milli Güvenlik Kurulu tavsiye kararında bu gerekçeler; demokrasimizin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesidir.

Fakat, Türkiye’de bir istisna hali olan OHAL ve ardından geçen 6 yıl, hukuku ayak bağı olarak gören iktidarın, hukuka bağlı olmak yerine hukuku kendisine bağladığı bir dönem olmuştur.

Ne yazık ki yargı da kâh “hikmet-i hükümet” adına, kâh siyasi baskılar sebebiyle adaletin siyasete kurban edilmesine göz yummuştur.

Bugün gelinen nokta, ülkeyi yönetenlerin adaletle değil, ancak baskıyla ve zorla yönetebileceklerine inanmış olmasının sonucudur.

Sonuçta hukukun üstünlüğü diye çıkılan yolda, anayasanın ayaklar altına alındığı, üstünlerin hukukunun egemen olduğu keyfi bir sistem oluşturuldu.

Bugün Türkiye’de en temel haklar dahi yok sayılmaktadır.

90’ların Türkiye’si ile mücadele diye çıkılan yolda, 90’ların daha da gerisine dönülmüştür.

Kötü muamele sıradan hale gelmiş; işkence yaygınlaşmış, zorla insan kaçırmalar artık dikkat çekmez olmuştur.

***

Değerli Konuklar,

20 Temmuz 2016’da ilan edilen olağanüstü halin ardından, yayımlanan Olağanüstü Hâl Kanun Hükmünde Kararnameleri ile birtakım tedbirler alınmıştır.

Emniyetin ve silahlı kuvvetlerin teşkilat ve personel mevzuatlarında değişiklikler yapılmıştır. Özel sağlık ve eğitim kurumlarının yanı sıra, medya kuruluşları, dernek ve vakıflar kapatılmıştır.

Bunların yanı sıra OHAL KHK’sının ekli listelerinde yer alan kişilerin terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti, iltisaklı ya da bunlarla irtibatlı oldukları gerekçesiyle bir daha kamu görevlisi olamayacak şekilde kamu görevinden ihraç edilmiştir.

Alınan bazı tedbirler olağanüstü halin ilan edilme amaçları ile sınırlı kalmamıştır.

Durumun gerektirdiği meşru ölçü aşılarak Anayasa ve uluslararası sözleşmelere aykırı kararlar alınmıştır.

15 Temmuz darbe teşebbüsü, FETÖ veya paralel devlet yapılanması ile hiçbir ilgisi bulunmayan ve ceza hukuku ya da idare hukuku bağlamında hukuka aykırı bir eylemde bulunmayan kişiler de ihraç edilmiştir.

Öte yandan bu süreçte, terör örgütü üyeliği ile ilgili soruşturma sayıları ciddi boyutlara ulaşmıştır. Elbette darbe teşebbüsüne katılan, somut suçlara karışan kişilerle en ağır şekilde mücadele edilmesi zorunluluğu tartışmasızdır.

Ancak olağanüstü halde dahi adil yargılanma hakkının gerekleri görmezden gelinemez. Sadece meşru faaliyetlere katıldıkları için soruşturma geçiren yüzbinlerce insanın karşı karşıya bırakıldığı sorunlar, çok ciddi insan hakları ihlallerine yol açmıştır.  Toplumda derin yaralar da açmıştır.

Devlet her şartta ve koşulda hukuk içinde kalmak ve vatandaşlarına adaletle muamele etmek zorundadır. Asla unutulmamalıdır ki, devleti yönetenlerin hukuk dışı yöntemlere tevessül etmesi en çok illegal yapıların işine yaramaktadır.

İşte tam da bu nedenle, zaman adaleti konuşma, OHAL KHK’larıyla ihraçlar ile silahlı terör örgütü üyeliği yargılamalarındaki adaletsizliklere son verme zamanıdır.

Zaman, tüm haksızlıklara adil bir şekilde yaklaşma zamanıdır.

Zaman artık hiç kimsenin ya da grubun düşünceleri sebebiyle peşinen suçlu ilan edilmediği, ceza hukukunun temel ilkelerinin ve adil yargılanma hakkının esas alındığı bir hukuk devleti çizgisine geri dönme zamanıdır.

Bu anlayışla hazırladığımız eylem planımız, KHK’lıların yaşadığı mağduriyetlerin çözümü noktasında bir mihenk taşı olacaktır.

 

***

Kıymetli Misafirler,

Raporumuzda açıkça vurguladığımız gibi, OHAL KHK’ları ile gerçekleştirilen ihraçlar idari ya da yargısal bir muhakeme sürecine dayanmamaktadır.

Dolayısıyla kararlar alınırken ilgili kişilerin savunma haklarını kullanması mümkün olmamıştır. Şüphesiz, darbe teşebbüsünün ortaya çıkardığı durumun vahameti ve acil eylem gerektirmesi, karar alma süreçlerinin hızlandırılmasında etkili olmuştur.

Ancak, on binlerce kişiyi konu alan söz konusu kanun hükmünde kararnamelerin yeterli araştırma yapılmadan, çok hızlı bir şekilde çıkarılması haksız kararları ve büyük mağduriyetleri beraberinde getirmiştir.

Kişiler lehe delil ileri süremediği gibi kimi durumda kendileri aleyhine olan ve kamu görevinden çıkarılmalarına yol açan delillere, bilgi ve belgelere dahi erişememiştir.

Bu şekilde alınan kararlara karşı belli bir süre herhangi bir itiraz yolu da öngörülmemiştir. OHAL Komisyonu’nun kurulmasıyla kararlara karşı itiraz edilebilmesi mümkün kılınmıştır.

Ancak Komisyon’un etkisizliği, iş yükünün ağırlığı ve olağanüstü̈ halin kalkmasının üzerinden üç yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen halen başvurular sonuçlandırılmamıştır.

Kaldı ki, Komisyonun başvuruları kabul oranının %13 olduğu dikkate alındığında çok sayıda kişinin mağduriyetinin giderilemediği rahatlıkla anlaşılmaktadır.

KHK’larda yer alan irtibat ve iltisak kavramları Türk hukukunda yeri olmayan çok genel ve belirsiz kavramlardır.

Diğer taraftan ihraç gerekçelerinin büyük bir kısmı, tamamıyla yasal faaliyetlerden oluşmaktadır. Örneğin, yasalara uygun faaliyet gösteren bir sendika ya da dernek üyeliğinin kamu görevinden çıkarma kararında dayanak alınması hukuki belirlilik ve öngörülebilirliğe aykırıdır.

Ayrıca kamuoyunda “Barış Akademisyenleri” olarak bilinen, “Barış İçin Akademisyenler” metnine imza attıkları için ihraç edilen kişiler de benzer şekilde yasal eylemleri dolayısıyla kamu görevinden ihraç edilmişlerdir.

Oysa Anayasa Mahkemesi, akademisyenlerin söz konusu bildiri nedeniyle cezalandırılmalarını ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirmiştir. Mahkeme ayrıca akademisyenlerin güçlü nedenler olmadan cezalandırılamamaları gerektiğini ifade etmiştir.

Buna rağmen OHAL Komisyonuna yapılan başvurularda, red kararları verilerek akademisyenler hukuka uygun eylemleri dolayısıyla haksız bir şekilde mesleklerine geri döndürülmemektedir.

***

Çok saygıdeğer Misafirler,

İhraçlara ilişkin başka bir sorun da bu kararların çok boyutlu sonuçlarıdır. İhraç süreci, sosyal çevrede damgalanma ve kamu görevinde çalışamama yanında özel sektörden de dışlanma şeklinde devam eden bir süreçtir.

Bu etki alanlarında yaşanan tecrübeler, etkilenen kişi sayısı ile orantılı olarak çok çeşitlenmektedir.

Kamu görevinden ihraç edilen kişiler, terör örgütleri ile ilişkilendirdiğinden;

  • oturdukları evlerden çıkarılma,
  • banka hesap ya da kredi kartı kullanamama,
  • devlet tarafından sağlanan sosyal yardımların kesilmesi,
  • mesleki lisansların iptali gibi çok çeşitli sonuçlarla karşı karşıya kalmıştır.

Belirtmek gerekir ki, kamu görevinden çıkarılan kişilerin özel sektörde çalışmalarının önünde açık bir yasal engel olmaması, bu kişiler bakımından tedbirlerin kısıtlayıcı yönünü̈ ortadan kaldırmamaktadır.

Özel sektörde açık bir yasak getirmeme hali, ihraçların kamuoyuna açıklanması, bu bilgilerin sigorta dökümlerine işlenmesi karşısında bir anlam ifade etmemektedir.

***

Değerli Konuklar,

Öte yandan bu süreçte, terör örgütü üyeliği ile ilgili soruşturma sayıları geçmiş yıllara oranla ciddi biçimde artış göstermiştir. Adalet Bakanlığının resmi istatistiklerine göre 2016 – 2020 yılları arasında 1 milyon 600 bin terör örgütü üyeliği suçlamalarıyla soruşturma açılmıştır. 2021 rakamları dahil edilse kuvvetle muhtemel 1 milyon 700 bin sayısı aşılacaktır.

İnsanlar yasal bankada parası olmak, yasal sendikaya üye olmak, milli eğitime bağlı okula gitmek gibi akıl almaz suçlamalarla karşı karşıya kalmıştır.

Söz konusu sayıların bu kadar yüksek olmasının, soruşturmaların suç işleme kastı olmayan, örgütün nihai hedeflerinden bihaber olan masum kişilere kadar sirayet etmiş olmasından kaynaklandığı açıktır.

Yapılan soruşturmalarda hukuk zemininin dışına çıkılarak ceza hukukunun temel ilkeleri göz ardı edilmiş ve toplum vicdanı yaralanmıştır.

Arkasında siyasi destek olan için “milat var” deyip, fakir fukarayı sudan sebeplerle cezaevlerinde süründüren bir anlayış asla adil değildir.

 

Bu kapsamda, suç işleme kastı olmayan, herhangi somut bir suçu bulunmadığı halde hakkında soruşturma ve kovuşturma yürütülen ya da mahkûmiyet kararı verilen masum kişilerin mağduriyetlerini de gidereceğiz.

Elbette cebir ve şiddet kullanacağı bilinci içinde söz konusu örgütün hedefleri doğrultusunda hareket etmek üzere örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine giren, örgütle organik bağ kurarak faaliyetlerine katılıp somut bir suçun icrasına iştirak eden kişilerin bu fiilleri sebebi ile soruşturulması ve cezalandırılması kaçınılmazdır.

Ancak Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarına aykırı olarak, yoğunluk, süreklilik, çeşitlilik içermeyen, organik bağ kavramını karşılamayan, sadece ve sadece birtakım Anayasal hakların kullanılmasından ibaret eylemler de maalesef yargılanmaktadır.

Darbe teşebbüsü öncesi bu yapının görünen yüzüne ve toplumsal ve dini faaliyetlerine dini saiklerle katılan kişilerin örgütün “silahlı bir terör örgütü olduğunu bildiği varsayılarak” cezalandırılması ise suçun manevi unsurunun göz ardı edildiğini göstermektedir.

 

Değerli Konuklar,

Bir kişinin silahlı terör örgütü üyeliğinden yargılanabilmesi için söz konusu örgütün o vasfı bilinci içinde örgütte olduğunun kesinkes, yani şüpheye mahal bırakmaksızın ortaya çıkarılıp ispat edilmesi gerekiyor. Yakıştırma ve varsayımlarla ceza yargılaması olmaz.

 

Kişinin cemaat olarak bildiği yapının hizmetlerine katılmanın ötesinde suç teşkil eden bir fiili isnat ve ispat edilemiyorsa o kişi masumdur! Örgütün isnat edilen hedefini bildiği ve o hedefe hizmet etmek maksadıyla örgütte talimatlara tabi olduğu ispat olunamayan kişi ceza hukuku açısından masumdur!

Bu hukuk devletinin asgari gereğidir!

 

Tüm bu nedenler birlikte değerlendirildiğinde, FETÖ’nün silahlı terör örgütü niteliğini bilmeyen, silahlı terör örgütüne üye olma kastı olmayan, herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeyen vatandaşlarımızın yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesi şarttır.

Hukuk dışı tüm uygulamalara son vermeyi ve terör örgütü yargılamalarında hataları telafi etmeyi adalet ve hukuk devleti anlayışımızın bir gereği olarak görüyoruz.

 

Adalete susamış sevgili vatandaşlarımız,

Kıymetli KHK’lılar, Değerli Konuklar,

DEVA Partisi olarak, iktidara geldiğimiz ilk 90 gün içerisinde, tüm bu hukuksuzluklara deva olmak için hazırladığımız eylem planımızla 3 ana başlıkta 18 maddeden oluşmaktadır.

Bu adımları hızlıca atacağız.

Birinci ana başlıkta, haksız yere ihraç edilenlerin hak ve itibarlarının iadesini sağlayacağız.

Bu kapsamda atacağımız ilk adımımız, elbette haksız yere ihraç edilen kamu görevlilerini tekrar görevlerine iade etmek olacaktır.

DEVA Partisi olarak iktidara geldiğimizde, OHAL KHK’larına ekli listelerle, OHAL KHK’larının verdiği yetkiye dayanılarak veya 375 sayılı KHK’nın Geçici 35. maddesi ile ihraç edilenler hakkında kanuni bir düzenleme yapacağız.

Bu kişilerden hakkında soruşturma veya kovuşturma olmayanlar ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya beraat kararı verilmiş kişileri başvuruları üzerine kamu görevine iade edeceğiz.

İkinci olarak, eski kadrolarına atanmaları fiilen ya da hukuken imkânsız olanlar ile kamu düzeni ve milli güvenliğe ilişkin doğrudan görev ifa eden kurumlar bünyesinde görev yapmış kişilerin, mükteseplerine uygun kadro ve dereceleri ile mali özlük haklarını koruyacak şekilde ilgili idarenin uygun göreceği bir göreve başlamasını sağlayacağız.

Hukuk devletinin bir gereği olarak idarenin bu kararlarına karşı yargı yolunu açık tutacağız. Ayrıca, belirli şartlarda erken emeklilik tesis edilebilmesini mümkün kılacağız.

Bu kapsamda atacağımız üçüncü adım, kamu görevine iade edilen kişilerin göreve ve unvana bağlı her türlü yasal, mâli ve sosyal haklarını, geriye de etkili şekilde iade edeceğiz.

Dördüncü olarak, bu kişilerin haklarındaki yaptırım, tedbir veya başka adlarla tesis edilmiş olan bütün kısıtlamaları kaldıracağız.

Beşinci adımımız, bu kişilerin isimlerinin yer aldığı OHAL KHK listeleri veya başka listeleri Resmî Gazete’den, haklarındaki kayıtları ise bütün kurum ve kuruluşların kayıtlarından sileceğiz.

Altıncı olarak, belirli şartlarda, isteklerine bağlı olarak ilgili kurumun coğrafi teşkilatlanmasının mümkün olması şartıyla yaşadıkları şehirde göreve başlama imkânı tanıyacağız.

Yedinci olarak, OHAL düzenlemelerinin sebep ve etkisiyle bedeni ve ruhi zarara uğrayan mağdurlar ile doğrudan ya da dolaylı etkilenen yakınları için, sıhhi ve sosyal rehabilitasyon imkanları sağlayacağız.

Sekizinci adımımız, ciddi mağduriyetlere yol açan, 7075 Sayılı Kanun kapsamında kurulan Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonunu kapatacağız.  7075 sayılı Kanunu tamamen ilga edeceğiz.

Ayrıca diğer bir mağduriyet nedeni olan ve kamu görevlilerinin doğrudan ihraç edilmelerine imkân tanıyan 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 35. maddesini ilga edeceğiz. Hiçbir şekilde Devlet Memurları Kanunu dışında öngörülmemiş bir yetkiyi idareye bırakmayacağız.

Ve son olarak kanun teklifimiz yürürlüğe girdikten sonra hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ya da beraat kararı verilen kişileri de belirlediğimiz bu esaslara göre görevlerine iade edeceğiz.

***

Kıymetli Misafirler,

Çözüm önerilerimiz kapsamında ikinci ana başlık olarak KHK’ların sosyal hayata ve özel sektöre yansıyan sonuçlarını ortadan kaldıracağız. Bu kapsamda, yaşanan sorunlara dair 5 çözüm önerimiz var.

İlk olarak, aynı kanuni düzenleme ile OHAL KHK’ları ve 375 sayılı KHK’nın Geçici 35. Maddesi ile doğrudan veya dolaylı olarak kamu görevinden ihraç edilen kişilerin kamu görevinden çıkarılmalarının yanı sıra yakınları ile birlikte maruz kaldıkları hak kayıplarına ve hak ihlallerine son vereceğiz.

İkinci olarak, kamu görevinden ihraç edilen yahut da OHAL KHK’ları ile kapatılan özel kurumlarda çalışan kişilerin özel sektörde çalışmalarının önündeki yasal ve fiili engelleri ortadan kaldıracağız.

Üçüncü olarak, çalışma lisansı/ruhsatı/izin belgesi ve benzeri çalışma belgeleri iptal edilen, mesleklerini yapmaları engellenen kişilerin bu tür belgelerini kayıtsız ve şartsız olarak iade edeceğiz.

Dördüncü olarak, ayrıca kişilerin yakınlarının KHK’lı olmasından dolayı haklarındaki güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması raporlarının olumsuz sonuçlanmasından doğan mağduriyetleri gidereceğiz.

Beşinci olarak, yurt dışına çıkma özgürlüğünün yalnızca suç soruşturması ve kovuşturması sebebiyle ve hakim kararıyla yasaklanabileceğini belirten Anayasal kuralı ihlal eden mevzuat hükümlerine ve uygulamalarına son vereceğiz. Bu kapsamda keyfi pasaport iptaline veya reddine son vereceğiz.

 

***

Değerli Konuklar,

KHK Mağduriyetleri Eylem Planı kapsamında üçüncü ana başlığında ceza yargılamalarındaki haksızlıkları gidereceğiz.

İktidara geldiğimizde kanuni bir düzenleme ile adil yargılanma hakkı ile suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı şekilde terör örgütü üyeliği kapsamında yargılanmalarından kaynaklanan haksızlıklara son vereceğiz.

Bu kapsamda; darbe teşebbüsü ile hiçbir ilgisi bulunmayan, örgütün niteliğini bilmeyen, silahlı terör örgütüne üye olma kastı olmadığı halde silahlı terör örgütü üyeliği ve silahlı terör örgütüne yardım etme suçları nedeniyle hukuka aykırı şekilde haklarında mahkûmiyet kararı veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmiş kişilerin yeniden yargılanmasını sağlayıp haksızlıkları sonlandıracağız.

Bununla beraber, kişilerin fiilleri başka bir suç teşkil ediyorsa, bu suçlar bakımından yargılanmalarını temin edeceğiz.

Soruşturması veya kovuşturması devam eden kişiler hakkında da bu esaslara göre hareket edilmesini sağlayıp haksızlıklara son vereceğiz.

Haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen kişiler için ise talep üzerine Kanun Yararına Bozma yolunu açacağız.

Kanun Yararına Bozma yolunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının esas açısından incelenmesinin önünü açarak sonucunda da yukarıda belirtilen esaslara göre hareket edilmesini sağlayacağız.

Hakkında kesinleşmiş mahkumiyet hükmü bulunan bir kişi aynı zamanda 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında başka bir suçtan da mahkum edilmiş ise bu kişi kanuni düzenlemenin dışında kalacaktır.

Yine aynı şekilde yargılaması devam edenlerin kanun kapsamına girebilmesi için TMK kapsamında başka bir suç isnadında bulunulmaması şartı aranmaktadır.

Kanuni düzenlemenin kapsamı yalnızca terör örgütü üyeliği ya da bu örgüte yardım suçları ile sınırlı kalmamaktadır.

Terörle Mücadele Kanunu’nda düzenlenen açıklama ve yayınlama ve terör örgütünün propagandası suçları ile kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçlarından cezai soruşturma ve kovuşturması devam edenler ile cezası kesinleşen kişiler de kanuni düzenlemenin kapsamına alınmıştır. Orda yaşanan haksızlıklara da son verilecektir.

***

Değerli Konuklar,

Adaletten nasibini almamış bu düzeni değiştireceğiz.

Cadı avına son vereceğiz.

Suçsuz, günahsız insanların çektiği acılara dur diyeceğiz.

Toplumdan dışlanmış, hayatı kararmış, milletine ve devletine küsmüş milyonlarca insanı yeniden kazanacak büyük bir toplumsal rehabilitasyon başlatacak ve huzurlu bir toplumun inşası için gereken her türlü adımı ivedilikle atacağız.

Sorunlarımızı teşhis ettik, çözüm önerilerimizi ortaya koyduk. Söylenecek sözlerin de sonuna geldik. Bundan sonra sıra icraata geldi.

Bunun için de önümüzde az bir zaman kaldı inanıyorum ki; ilk seçimlerde iş başına gelen DEVA kadroları ortaya koyduğumuz eylem planımızı hedeflenen süre içerisinde gerçekleştirecektir.

Herkes bilmeli ki;

DEVA Partisi olarak tek amacımız, temel hak ve özgürlüklerin lütfedilmediği, insanın onuruyla yüceltildiği, tüm vatandaşların kendini birinci sınıf hissettiği, özgürlükçü, demokratik ve adil bir düzen kurmak ve bu düzeni kalıcılaştırmaktır. Bunu sağlamak için elimizden ne geliyorsa yapacağız.

Görünen bir gerçek var o da;

İnsan haklarını vatandaşlarına lüks gören bu yönetim, artık son demlerini yaşıyor.

Daha önce de ifade ettiğim gibi; güç sarhoşluğunun sonu yaklaştı.

Türkiye insan haklarının yok sayıldığı bu karanlık günleri ilk seçimde aşacak ve ülkemizde insan haklarına dayalı gerçek bir hukuk devletini hep birlikte inşa edeceğiz.

Biz gelecek adına ümitliyiz.

Biz Türkiye’nin dertlerine deva olmaya talibiz.

İktidara geldiğimizde her türlü hukuksuzlukla birlikte KHK hukuksuzluğuna da son verecek ve masum vatandaşlarımızın mağduriyetlerine son vereceğiz.

Adil, demokratik, müreffeh bir Türkiye umuduyla hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.

Sağolun, varolun…

KHK Eylem Planımızı Okumak İçin Tıklayınız

“Kültür ve Turizm Bakanı’nın Kendi Tatil Köyü Projesine Orman Tahsis Etmesi” Hk. Soru Önergesi

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Kültür ve Turizm Bakanı’nın satın aldığı otelin bulunduğu alanda tatil köyü yapılmasına bakan sıfatıyla izin verilmesini gündeme taşıdı.

Bakan’ın şahsına ait olan Ersoy Otelcilik’in Azerbaycan merkezli ISR Holding’in bünyesinde bulunan ISR Turizm’in alındığını ve satın alınan ISR Holding’in isminin 15 Ocak 2021’de MRA Turizm ve Otel İşletmeciliği A.Ş. olarak değiştirildiğini belirten Yeneroğlu, otelin yanı başındaki 25 dönüm orman arazisinin de şirkete tahsis edildiğini, Orman arazisindeki ağaçların kesilerek, yeni inşaatın gerçekleştirilmesi için tek engelin ÇED sürecinin kaldığı iddiasına vurgu yaptı.

Konuya ilişkin TBMM’ye soru önergesi veren Yeneroğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’dan şu soruları yanıtlamasını istedi:

1- Bodrum Türkbükü’ndeki Hilton Türkbükü Oteli’ni satın aldıktan sonra Kültür ve Turizm Bakanı olarak bu otelin çok kapsamlı bir tatil köyüne dönüştürülmesine izin verdiniz mi?

2- Sahibi olduğunuz Bodrum Türkbükü’ndeki oteli tatil köyüne dönüştürdükten sonra otel arazisinin yanındaki ormandan 25 dönümlük araziyi Kültür ve Turizm Bakanı olarak kendi otelinizin kullanımına tahsis ettiniz mi?

3- Sahibi olduğunuz oteli tatil köyüne dönüştürmenin yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı olarak kendi otelinize tahsis ettiğiniz ormanda yeni otel binası yapılmasına izin verdiniz mi?

4- Kültür ve Turizm Bakanı olarak kendi mülkiyetindeki otele haksız bir menfaat sağlayarak görevini kötüye kullandığı iddia edilen şahıs hakkında, Kültür ve Turizm Bakanı olarak suç duyurusunda bulunacak mısınız?

 

 

Valiliklerce Alınan Yasaklama Kararları Hk. Basın Açıklaması

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Yeneroğlu’nun “Valiliklerce Alınan Yasaklama Kararları” hk. basın açıklaması yaptı . Yeneroğlu, “Özellikle seçimlere 1 yıl kadar bir sürenin kaldığı ve havaların ısınmasıyla beraber her türlü basın açıklaması ve açık hava faaliyetlerinin artması beklenen bir dönemde bu yasaklama kararlarının alınması ayrıca endişe vericidir.” dedi.

 

Yeneroğlu’nun açıklaması şöyle:

‘Anayasal hakların pervasızca kısıtlanması asla kabul edilemez’

Son bir haftada Adana, Eskişehir, Rize ve Batman valiliklerinin ardı ardına toplantı ve gösteri yürüyüşlerini izne bağlama, toptan yasaklama veya her türlü açık hava etkinliklerinin yasaklanması kararları ile olağanüstü hal rejimi olağanlaştırılmakta ve temel hak ve hürriyetler yok sayılmaktadır. Genel geçer gerekçelerle hiçbir somut tehlike bulunmadığı halde kâh bir gençlik festivalini engellemek, kâh toplumun bir kesiminin sesini duyurmasına engel olmak, kâh toplum üzerinde baskı oluşturmak için bu tip hukuksuz karar verilmesi ve anayasal hakların böylesine pervasızca kısıtlanması asla kabul edilemez. Özellikle seçimlere 1 yıl kadar bir sürenin kaldığı ve havaların ısınmasıyla beraber her türlü basın açıklaması ve açık hava faaliyetlerinin artması beklenen bir dönemde bu yasaklama kararlarının alınması ayrıca endişe vericidir.

‘Valilerin sınırsız ve keyfi şekilde kullanılabilecekleri yetkileri yoktur’

Yasaklama kararlarında dayanak gösterilen mevzuat hükümlerinin hiçbiri, valilere sınırsız ve keyfi şekilde kullanılabilecek bir yetki vermemektedir. Anayasa Mahkemesi çeşitli kararlarında; halka açık yerlerde yapılan her türlü gösterinin günlük hayatın akışında belli bir karışıklığa sebep olabileceğini ve olumsuz tepkilere yol açabileceğini kabul etmiş, yalnızca toplumun büyük bir kısmı tarafından gösterilebilecek bir tepki veya doğabilecek bir gerilimin varlığının, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ortadan kaldırılması için yeterli olmadığını ortaya koymuştur. Yine bu kararlarda defalarca ifade edildiği gibi “toplantı hakkına yapılan her tür müdahalenin haklı olduğunun kabul edilmesi ancak zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının ve orantılı olduğunun ikna edici biçimde gösterilmesiyle mümkündür.” Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de çeşitli kararlarında toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yasaklanmasının çok istisnai olması ve özel olarak gerekçelendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

‘Anayasal bir hak, soyut gerekçelerle engellenemez’

İdari makamlarca açık ve yakın tehlike olduğu ortaya konulmadan ve toplantıların yasaklanmasının zorunlu olduğuna ilişkin somut gerekçeler belirtilmeden kategorik olarak toplantı ve gösterilerin yasaklanması hukuka aykırıdır. Anayasal bir hak, soyut gerekçelerle engellenemez. Bu keyfi kararlar, demokratik toplumun temeli olarak kabul edilen toplantı ve gösteri hakkının kullanılmasını ölçüsüz olarak engellemektedir. Nitekim bu yasaklama kararları nedeniyle çok önceden planlanan etkinliklerin yapılması da mümkün olmamış; yapılan tüm hazırlıklar ve harcanan emekler yok sayılmıştır. Oysa çok geniş kapsamlı yasaklarla bu hakkı kullanılamaz hale getiren idari makamların asıl görevleri toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak isteyen kişiler için güvenli ve uygun ortamı sağlamaktır.

‘DEVA Partisi iktidarında toplum üzerindeki her türlü baskı son bulacaktır’

DEVA Partisi olarak; düşünceyi açıklamak, ortak çıkarları savunmak, belli fikir ve kanaatler çerçevesinde kamuoyu oluşturmak gibi çeşitli amaçlarla bireylerin bir araya gelebilmeleri amacına hizmet eden toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının demokratik toplumun temelini oluşturduğuna inancımız tamdır. DEVA Partisi iktidarında insanlarımız toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını dilediği gibi kullanacak ve toplum üzerindeki her türlü baskı son bulacaktır.

Polisin Kızılay’daki Somalili Kafe ve Lokantalara Baskı Uygulaması Hk. Soru Önergesi

Geçtiğimiz günlerde Ankara Kızılay’da bulunan bir Somali kafesinde oturanlar polis tarafından çıkarılmış ve basına yansıyan görüntülerde polisin “Gidin Esertepe’de, Uyanış’ta, Keçiören’de açın. Kızılay’da istenmiyor” ifadelerini kullandığı görülmüştü.

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, konuyu TBMM gündeme taşıdı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Yeneroğlu, “İşyeri sahipleri ve müşterilere çok yaygın bir şekilde kimlik kontrolü yapılması ve sebepsiz gözaltı ve salıvermelerin gerçekleştirilmesi ile birlikte Somalili kafe ve lokantaların taciz niteliğindeki baskılar ile yıldırılarak kapanmaya zorlandığı anlaşılmaktadır” dedi.

‘Polisler hangi kapsamda Somalili kafe ve lokantaları denetliyor?’

Yeneroğlu, Soylu’ya şu yedi soruyu sordu:

1- Kafe ve lokanta işletmelerinin açılışına dair izinler belediyeler tarafından verildiğine ve sağlık yönünden denetimler de zabıta tarafından yapıldığına göre polisler hangi kapsamda Somalili kafe ve lokantaları denetlemektedir?

2- Polis, kafe ve lokantaların mülk sahiplerine telefon ederek işletmeci kiracıları tahliyeye zorlamış mıdır?

‘Ruhsatlı, vergisini veren, yasal lokantalara neden taciz uygulanıyor?’

3- Somalililerin müşterisi olduğu kafe ve lokantalarda siyah tenli kişilere sebepsiz yere kimlik kontrolü yapıldığı, kimi zaman sebepsiz yere gözaltı uygulamaları yapıldığı ve bu kişilerin birkaç saat içerisinde salıverildikleri iddiası doğru mudur?

4-İşyeri ruhsatı olan, vergisini veren ve yasal olarak faaliyette bulunan Somalili kafe ve lokantalara neden taciz ve yıldırma politikası uygulanmaktadır?

‘Gidin Esertepe’de, Uyanış’ta, Keçiören’de açın. Kızılay’da istenmiyor’ ifadesini nasıl izah ediyorsunuz?’

5- Polisin herhangi bir kafe veya lokantayı boşaltma yetkisi var mıdır? Eğer yoksa medyaya yansıyan görüntülerde polisin dükkanı kapatma talimatı vermesi ve “Gidin Esertepe’de, Uyanış’ta, Keçiören’de açın. Kızılay’da istenmiyor. Boşaltıyoruz” ifadesini nasıl izah ediyorsunuz?

6- Haksız gözaltılar yaptıkları ve işletme sahiplerine dükkanı boşaltma telkini yaptıkları iddia edilen polis memurları hakkında idari soruşturma açılmış mıdır?

7- Polislerin Somalilileri; Esertepe, Uyanış, Keçiören ve Altındağ’a gitmeleri yönünde telkinlerde bulunduğu dikkate alındığında, hükümetiniz sığınmacı ve göçmenlerin bu ilçe ve semtlerde yoğunlaşmasını sağlamak üzere bir politika mı izlemektedir?

 

Nesin Vakfı’nın Banka Hesaplarına Bloke Konulması Hk. Soru Önergesi

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Nesin Vakfı’na ait banka hesaplarının İstanbul Valiliği tarafından bloke edilmesini TBMM’nin gündemine taşıdı.

Vakıf yetkilisi Ali Nesin’in açıklamasına göre vakfın tüm hesaplarına ve hesaplardaki tüm paraya bloke konulduğunu söyleyen Yeneroğlu “Ölçüsüz nitelikteki bu hesap dondurma tedbiri vakfın faaliyetlerini devam ettirmesine ağır bir müdahale niteliğindedir” dedi.

Konuya ilişkin TBMM’ye soru önergesi veren Yeneroğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan şu soruları yanıtlamasını istedi:

1- İstanbul Valiliği tarafından hangi gerekçe ile Nesin Vakfı’nın banka hesaplarına bloke konulmuştur?

2- Eğer iddia edildiği gibi izinsiz yardım toplama faaliyeti nedeniyle vakıf hesaplarına bloke konulmuş ise hangi yıl ve hangi yardım nedeniyle bloke konulmuştur? İzinsiz yardım toplama konusunda ne tür tespitler yapılmıştır, bu tespitler böylesine ağır bir müeyyideye sebebiyet verecek ağırlıkta mıdır? İdare bu konuda ölçülü davranmış mıdır?

3- Bu hesap blokesi Nesin Vakfı’nın tüm hesaplarına el koyma şeklinde mi gerçekleştirilmiştir? Yoksa sadece ilgili yardım kampanyası hesabına mı el konulmuştur?

Sağlık Bakanlığı-Şişli Etfal Hastanesi Binalarının Ofise Çevrilmesi” Hk. Soru Önergesi

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinin tahliye edildiğini boşaltılan binaları hakkında yıkım kararı alınmadığı gibi güçlendirme dahi yapılmadan restore kararının alındığını ve bu işin ihalesinin 27 Nisan tarihinde gerçekleşeceğini ifade etti.

Tahliye edilen Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi hakkında 07.08.2021 tarihinde Sağlık Bakanlığı’na soru önergesi sunduğunu söyledi. Yeneroğlu açıklamalarına şöyle devam etti:

‘Hastaneden nitelikli sağlık hizmeti alan bölge sakinleri mağdur edilmiştir’

36.525 metrekarelik arazisinin mülkiyetin Temmuz 2018 tarihinde Sultan Beyazıt Han Veli Vakfı’na devredilmiş ve deprem riskine karşı yapının dayanıksız olduğu gerekçe gösterilerek hastanenin boşaltılması ve taşınması süreci geçen yıl itibariyle başlatılmıştır. Şişli Etfal Hastanesi bölünerek ulaşım imkanları açısından kısıtlı iki farklı lokasyona taşınmıştır. Bu durum da bu hastaneden nitelikli, ücretsiz sağlık hizmeti alan bölge sakinlerini mağdur etmiştir.

‘Hastane binaları depreme dayanıksız değilse neden taşındı?’

Yeneroğlu, Sağlık Bakanlığı’nın cevaplaması için şu soruları sordu:

1- Şişli Hamidiye Etfal Hastanesi’nin bulunduğu 36.525 metrekarelik arsanın nazım imar planında “sağlık alanı” olarak öngörüldüğü dikkate alındığında bu arsa üzerindeki yapılar tekrar hastaneye tahsis edilecek midir?

2- Tadilat sonucunda hastane binalarının İstanbul Sağlık Müdürlüğü’ne tahsis edileceği ve bu binaların ofis olarak kullanılacağı duyumları doğru mudur?

3- Ofis tadilatı kararı alındığına göre; eğer hastane binaları depreme dayanıksız değilse neden boşaltıldı ve taşındı? Yok eğer dayanıksız ise ve bu binaların ofis olarak kullanılacağı duyumları doğruysa binlerce çalışanın depreme dayanıksız binalara çalıştırılması nasıl mümkün olacaktır?

 

Gezi Parkı Davasında Çıkan Karar Hk. Basın Açıklaması: ‘Kavala’ya verilen cezanın hiçbir hukuki dayanağı yoktur’

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Gezi Parkı davasında çıkan kararlara tepki gösterdi. Yeneroğlu, iş insanı Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen davada açıklanan hükmün usul ve esas yönünden hukuksuz olduğunu savundu. Yeneroğlu’nun açıklaması şöyle:

‘Karar, demokratik değerleri tahrip etmektedir’

“Gezi Davası olarak bilinen davada, Osman Kavala hakkında hukuksuzluk sarmalına son bir utanç daha eklenmiş ve Kavala daha önce beraat ettiği suç kapsamında bu defa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmıştır. Temelsiz ve trajikomik iddialar sonucunda verilen söz konusu karar, hukuki öngörülebilirliği ve hukuki güvenilirliği ortadan kaldırmakta, Anayasa’nın temel haklara ilişkin güvencelerini anlamsızlaştırmakta ve demokratik değerleri tahrip etmektedir.”

‘Kavala’yı suçlayabilmek için akıl almaz iddialar ileri sürüldü’

“Osman Kavala’nın Gezi olayları sırasında güç ya da şiddet kullandığı, şiddet içerikli fiilleri teşvik ettiği ya da bu fiillere izin verdiği veya bu türden suç oluşturan hareketlere destek sağladığına ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı AİHM tarafından ifade edilmişti. Dahası, AİHM, Kavala’nın suçlandığı hususların temel hakların kullanımına ilişkin olduğunu açık bir biçimde belirterek ihlal kararı vermiştir. AİHM’in tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olduğu ve siyasi amaçla yapıldığı tespitlerine ve buna ilişkin olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin ihlal prosedürü başlatmasına rağmen hukuksuz uygulamalar, sistematik bir şekilde ısrarla sürdürülmüştür. Üstelik cebir ve şiddet eylemleri ile hiçbir şekilde ilgisi kurulamayan Kavala’yı suçlayabilmek için akıl almaz yeni iddialar ileri sürülmüştür.”

‘Gezi eylemleri hükûmete karşı bir kalkışma olarak nitelendirilemez’

“Gezi eylemleri sırasında gerçekleştirilen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin bazıları barışçıl olmanın ötesine geçerek kamu düzenini tehdit eden şiddet eylemlerine dönüşmüştür. Suç teşkil eden eylemlerin yargılaması geçmişte yapılmış, hüküm alanlar olmuştur. Ancak bunların ötesinde suç teşkil eden eylemlerle alakası olmayan kişilerin aynı şekilde değerlendirilmesi ve eylemlerin bağlamından ve amacından koparılarak hükûmete karşı bir kalkışma olarak nitelendirilmesi kabul edilebilir değildir. Dolayısıyla, barışçıl eylemlerin düzenlenmesinin, organize edilmesinin ya da yayılmak istenmesinin suç delili olarak değerlendirilmesi demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırıdır.”

‘Hukuki kriterler yerine komplo teorileri üzerinden ceza verildi’

“Kavala’nın AİHM kararına rağmen aynı kanıtlarla farklı davalar açılarak cezaevinde tutulması nedeniyle Türkiye’ye Avrupa Konseyi tarafından yaptırım uygulanması süreci devam ederken, Kavala’ya hukuki kriterler yerine komplo teorileri üzerinden ağır bir cezanın verilmesinin hukuki hiçbir dayanağı bulunmamaktadır.”

‘Kavala’nın mahkumiyetini ancak ‘güdümlü bir yargı’ ile izah ediyoruz’

“Gelinen noktada, kin ve intikam alma güdüsüyle en temel ceza hukuku kurallarına bile aykırılık teşkil eden yargılamalar sonucunda haksız mahkûmiyet kararlarının verilmesi, iktidarın yargı üzerindeki tahakkümünün sonucudur. DEVA Partisi olarak, Osman Kavala’nın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmesini ancak güdümlü bir yargı ile izah edebilmekteyiz. Ancak unutulmamalıdır ki, hukukun temel ilkelerinin yok sayılması ve temel hak ve hürriyetlere böylesine keyfi bir şekilde müdahale edilmesi aynı zamanda toplumun tamamı için de ciddi bir tehdittir.”

 

Vatandaşlarımızın Kişisel Verilerinin Ele Geçirilmesi” Hk. Soru Önergesi

‘Vatandaşların kimlik bilgilerinin ele geçirildiği iddiası doğru mudur’

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Sosyal Medya hesabı üzerinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan’ın fotoğraf ve bilgilerinin olduğu kimlik kartlarını paylaşan gazeteci İbrahim Haskoloğlu hakkında “kişisel bilgileri hukuka aykırı yolla ele geçirme ve yayma suçundan açılan soruşturma kapsamında tutuklanmasını gündeme getirdi.

‘Kimlik bilgilerinin çaldırılması sorununun çözümü için bir işlem yapılmış mıdır’

Yeneroğlu, Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun Adalet Bakanlığı’nın ilişkili kurumu olduğunu göz önünde bulundurduğunu ifade ederek şu soruları sordu:

1- Gazetecinin haberini delillendirmek üzere paylaştığı kimlik bilgileri doğruysa ve bu bilgiler hukuka aykırı olarak ele geçirilmişse Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının toplu olarak kimlik bilgilerinin ele geçirildiği iddiası doğru mudur?

2- Vatandaşlarımızın kimlik bilgileri ele geçirilmişse kaç milyon vatandaşımızın kimlik bilgileri korunamamış ve hackerların eline geçmiştir?

3- Nüfus bilgilerinin önemi düşünüldüğünde milli güvenlik zafiyeti niteliğindeki kimlik bilgilerinin çaldırılması sorununun çözümü için herhangi bir işlem veya eylem yapılmış mıdır?

 

“23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” Hk. Meclis Genel Kurul Konuşması

YENEROĞLU TBMM GENEL KURUL’DA KONUŞTU:

‘AB ve OECD’ye üye olan 41 ülke arasında en mutsuz çocukların Türkiye’de olmasını hak etmiyoruz’

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” Hk. Meclis Genel Kurul’da konuştu. Yeneroğlu şu ifadeleri kullandı:

‘102 yılı geride bıraktık ama Gazi Meclis’in çok gerisindeyiz’

Millî Mücadelenin lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Anadolu’nun dört bir yanından gelerek Birinci Meclise omuz veren tüm mebusları saygı ve rahmetle anıyorum.

23 Nisan 1920. Paramparça olmuş; başkenti işgal altında bir imparatorluk, on yıllardır cepheden cepheye koşan bir nesil, tarihe yön veren bir millet yok olma tehlikesiyle karşı karşıya…

Bunun karşısında ise umudunu yitirmeyen ve milletimizin özgürlüğüne ve istikbaline vurulmak istenen prangayı söküp atmaya kararlı bir avuç insan…

En zor şartlarda dahi çok seslilikten, ortak akıldan ve istişareden taviz vermeden; bir yandan milli mücadeleyi yürütmüş, bir yandan ülkenin geleceğini belirlemişler.

Oysa bugün, 102 yıl geride bırakmışız ama bu değerler bakımından ve her bir vatandaşımızın derdiyle dertlenen tüm milletin vekili olma şuurundan ne yazık ki Gazi Meclis’in çok gerisindeyiz.

‘Türkiye baskıcı otoriter bir anlayış ile yönetilmeye çalışılmaktadır’

Türkiye bugün, herkesi tehdit eden baskıcı otoriter bir anlayış ile yönetilmeye çalışılmaktadır.

Kötülük artık sıradanlaşmış; ahlaki yozlaşma, hukuksuzluklar, adam kayırma, yolsuzluk ve bunların neticesinde de yoksulluk her geçen gün daha da artmaktadır.

Tüm değerlerin kaybolması, iktidarın aklı selimden uzaklaşıp baskıcı ve keyfi yönetimi benimsemesi yüzünden her geçen gün daha da fakirleşiyoruz.

Enflasyon kontrol edilemez bir boyutta, zamlar hız kesmiyor, hayat pahalılığı dayanılmaz hale geldi.

Vatandaşlarımız çaresiz durumda.

Mesleklerini yapamayan, atanamadıkları ve gelecek göremedikleri için bunalıma girip intihar eden gençlerimiz var.

Çoğu yerde esnafımız günü siftahsız kapatmaktadır. Pazarlarda yerlerden meyve sebze toplamak zorunda bırakılan vatandaşlarımız var.

‘Çocuklarımıza nasıl bir ülke miras bırakacağımızı düşünmeliyiz’

Çocuklarımıza nasıl bir ülke miras bırakacağımızı düşünmeli ve bunun sorumluluğuyla yüzleşmeliyiz.

Çocuklarımıza adeta açık cezaevini andıran bir ülke mi miras bırakacağız?

İnsanın iyice değersizleştirildiği, kötü muamele ve işkencenin sıradanlaştığı bir ülke mi hayal etmiştik biz?

Hukuk tanımaz bir devlet anlayışı, beton şehirler, kötü bir eğitim sistemi ve yoksulluk mu miras bırakacağız?

Soru sormanın, tartışmanın ve mutlu olacağı hayatın peşinden özgürce gitmenin yasaklandığı bir ülke mi miras bırakacağız?

Çocuklarımızın birer yetişkin olduklarında kaçıp gitmek isteyecekleri ülke olmayı hak etmiyoruz.

AB ve OECD’ye üye olan 41 ülke arasında en mutsuz çocukların Türkiye’de olmasını hak etmiyoruz.

Bugün Türkiye’de bisiklete binerken panzerlerin altında ezilip can veren çocuklarımız var maalesef.

Boş arazilerde elinde bomba patlayıp paramparça olan çocuklarımız var.

Annesiyle birlikte hapishanede büyüyen ve daha doğduğu anda alnına terörist damgası vurulan binlerce çocuğumuz var.

Ailelerine yaşatılan hukuksuzluklar yüzünden hayatı zindan olan yüzbinlerce çocuğumuz var.

İktidar temsilcileri bu gerçekleri görmeli ve üzerine derin derin düşünmeliyiz.

‘İnsan olmak ve insan kalmak, kendimize karşı sorumluluğumuzdur’

Yüz binden fazla Boşnak’ın öldürüldüğü, yüzbinlerce insanın evsiz kaldığı, camilerin, evlerin, hastanelerin yerle bir edildiği acı günlerde Aliya diyor ki:

“İnsan olmak ve insan kalmak, Allah’a ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur.” Ona göre bu iki kavram, siyasi anlamda, insanlara güven ve huzur veren, adaleti ve hukukun üstünlüğünü varlık sebebi kabul eden bir devlet kurmaya çalışmak demektir. Hiç kimsenin farklılığından dolayı ayrımcılığa ve zulme uğramaması demektir.

“İnsan olmak ve insan kalmak…” Herhalde bundan daha kötü bir kayıp düşünülemez!

Emin olma vasfını yitirdikten sonra, etrafına huzur veremedikten sonra kaybetmekten korkulabilecek bir değer kalır mı?

‘Güç sarhoşu bu iktidarı kötülükleri ile hatırlayacağız’

İşte bizler, tam da bu karanlık dönemde dert sahibi milyonlarca vatandaşımızın da desteğiyle, ülkemizi akıl ve vicdan tutulması yaşayan bu zorba iktidardan kurtarmak için mücadele ediyoruz.

Bu mücadelenin tüm toplum için zaferle sonuçlanacağına; kimseyi ötekileştirmeyen ve zulmetmeyen, huzurlu ve mutlu insanların ülkesi Türkiye’yi inşa edeceğimize yürükten inanıyorum.

Güç sarhoşluğu içinde ülkeyi uçuruma götürdüğünün farkında bile olmayan bu iktidarı ise üzülerek söylüyorum ki kötülükleri ile hatırlayacağız.

Hepinizi DEVA Partisi adına saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.