Yeneroğlu: “Mursi’ye verilen ceza, halkın meşru iradesine verilmiş bir cezadır.”

İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Mısır halkının özgür seçimiyle görev başına gelen ve darbeyle görevinden uzaklaştırılan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi hakkında verilen kararı kınadı.

Mustafa Yeneroğlu konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Askeri darbeyle görevinden uzaklaştırılan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye verilen 40 yıl hapis cezası sadece Mısır için değil, gidişata sessiz kalan tüm dünya ülkeleri için de bir ayıptır. Mısır’ın ‘ilk meşru’ Cumhurbaşkanı olarak anılacak Mursi’ye verilen bu ceza aynı zamanda halkın meşru iradesine verilmiş bir cezadır. Ülke yönetiminin siyasi rakip olarak gördükleri Müslüman Kardeşlere tahammülsüzlüğün yansıması olan bu karar, Mısır toplumuna vurulmuş bir darbedir.  Alınan bu kararı kınıyor, Mısır Yönetimini insaf ve vicdana, uluslararası toplumu da samimiyete davet ediyorum.”, dedi.

Yeneroğlu: “Almanya’daki Türklerin sesini kısmak demokratik tartışma kültürünü tehdit ediyor.”

İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Almanya Anayasayı Koruma Dairesi ve bazı Alman siyasetçilerden gelen açıklamaları, “Almanya’da yaşayan Türklerin seslerinin siyasi, hukuki ve istihbari baskı unsurları vasıtasıyla kısılmaya çalışılmasına derhâl son verilmelidir.” sözleriyle eleştirdi.

Medyada yer alan haberlere göre, Baden-Württemberg Eyaleti Anayasayı Koruma Dairesi, Alman Federal Meclisi’nin soykırım iddialarıyla ilgili kararının ardından “Türk toplumundaki radikal güçlerin” aktif olabileceği endişesini taşıdığını belirtmiştir. İç istihbarat kurumu “propaganda faaliyetlerinin arttığı” iddiasında bulunarak, “Bozkurtlar” olarak ifade edilen grubun söz konusu kararla ilgili hoşnutsuzluğunu dile getirdiği, kendilerini kandırılmış ve incitilmiş hissettiğini bildirdiği açıklamayı da buna kanıt olarak göstermiştir.

Mustafa Yeneroğlu, “Anayasayı Koruma Dairesi’nin bu ithamları oldukça gariptir. Ortak bir açıklama ile yazılı bir şekilde Alman Federal Meclisi’ndeki siyasi oylamaya dair görüş bildiren bir grubun bu tavrı endişeyle karşılanmaktan ziyade demokratik tartışma kültürü için örnek olarak görülmelidir. Anayasayı Koruma Dairesi’ni endişeye sevk eden bu açıklamada radikalleşmeye ya da şiddet kullanımına atıfta bulunan herhangi bir ifade hatta heceye bile rastlamak mümkün değildir. Anlaşılan istihbarat kurumunun parmağı sallanarak hoşa gitmeyen fikirlerin susturulması planlanmaktadır. Bu tutum, bizim demokrasi anlayışımızla da Anayasayı Koruma Dairesi’nin yasal görev alanıyla da uyuşmaz.” ifadelerinde bulundu.

Yeneroğlu’na göre Federal İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Günter Krings’in (CDU) tehditleri de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Krings Almanya’da yaşayan Türkleri “Erdoğan’ın kışkırtmalarına” uymaları durumunda bunun Almanya’daki oturum hakları açısından neticeleri olabileceği tehdidinde bulunmuştu. Bu ifadeleri tabuların yıkılması olarak değerlendiren Yeneroğlu, “Medya eğer haddini aşarsa buna bir nebze tahammül edilebilir, ama bir müsteşar hem Türkiye Cumhurbaşkanı’na kışkırtıcılık ithamında bulunuyor hem de Almanya’daki Türkleri hukuki neticelerle tehdit ediyorsa ipin ucunu kaçırmış demektir. Federal İçişleri Bakanlığına tavsiyemiz, kendi görev alanına konsantre olması ve popülist söylemlere başvurarak yangına körükle gitmemesidir.”, dedi.

Türklerin sivil toplum kuruluşlarına ve bilhassa Türk üyelerin çoğunlukta olduğu dinî cemaatlere yönelik sistematik olarak artan baskı da muhtemelen aynı damardan beslenmektedir. Mustafa Yeneroğlu, “Öyle görünüyor ki Almanya’daki Türkler hâlihazırdaki politik dogmaların haricinde kendi fikirlerini ortaya koyma hakkına sahip değiller. Siyasi, hukuki ve istihbari baskılarla istenilen bir kalıba sokulmak istenmektedirler. Bu, özgürlükçü demokratik bir toplumda olması gereken tartışma kültürüyle bağdaşır bir durum değildir.” ifadelerinde bulundu.

Mustafa Yeneroğlu sözlerini şöyle sonlandırdı: “Radikal sağ partilerin ve bunların provokatör politikacılarının somut tehditlerinin yanı sıra Almanya’daki artan ırkçılık da göz önünde bulundurulduğunda, göz hizasında müzakereler yapmaya ve farklı fikirleri de dinleyerek fikir alışverişinde bulunmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz açıktır. Bunu yaparken de ne gerçek toplumsal sorunları görmezden gelmeli ne de meydanı yıkıcı güçlere bırakmalıyız.”

Dünya Mülteciler Günü: “Gözler, kulaklar, sınırlar kapanınca mültecilerin sorunları bitmiyor.”

20 Haziran, 2001 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Mülteciler Günü olarak kabul edildi. Bu gün, mültecilere yönelik farkındalık oluşturan etkinliklerle hatırlanıyor. Dünya Mülteciler Günü’ne dair, “Gözler, kulaklar ve sınırlar kapandığında mültecilerin sorunları bitmiş olmuyor.” diyen İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu mültecileri tehdit olarak gören yaklaşımın değişmesi talebinde bulundu. Yeneroğlu sözlerine şöyle devam etti:

“Dünya siyasetinin en önemli ve uluslararası düzeyde acil çözüme ihtiyaç duyulan konularından biri olarak mülteciler, güvenli ve daha iyi bir yaşam sürmek için, ait oldukları toprakları arkalarında bırakarak ve dünyanın en tehlikeli göç rotalarından geçerek kendileri ve çocukları için gelecek vaad eden bir liman arıyorlar. Bu arayış esnasında karşılaştıkları problemlere ve sığındıkları ülkelerdeki sıkıntılara rağmen yeni hayatlarına yeni umutlarla tutunmaya çalışıyorlar. Misafir oldukları toplumlarda ayrımcılık ve dışlanmaya en çok maruz kalma ihtimali taşıyanlar yine onlar oluyor. Bu sorunu çözmesi gereken aktörlerin çözümsüzlük üretmesi meseleyi bir kısır döngüye sokmakta ve insanlık tarihi adına utanç verici manzaralarla karşılaşmamıza neden olmaktadır. Gözler, kulaklar ve sınırlar kapandığında mültecilerin sorunları bitmiş olmuyor.

Mültecilik tartışmalarında unutulmaması gereken bir husus vardır: Mültecilik kimsenin tercihi değildir. Hayatlarını riske atarak umut yolculuğuna çıkan insanlar sadece insanca bir yaşamın arayışındadırlar. Bu nedenle bu bireylere karşı devletlerin ve toplumların yaklaşımının nirengi noktası insani politikalar olmalıdır.

Mültecilerin sığındıkları toplumla uyum içinde yaşaması için birlikte yaşama politikaları hayata geçirilmeli ve bu politikalar istihdam, eğitim, kültürel politikalarla desteklenmelidir. Özellikle Suriye krizinden kaynaklı insan hareketlilikleri nedeniyle ülke olarak yakinen tecrübe ettiğimiz gibi kadınlar ve çocuklar bu sürecin en hassas boyutunu teşkil etmektedir. Eğitimden ve sosyalleşme imkânlarından uzak kalmış kayıp bir neslin meydana gelmemesi için uluslararası örgütlere, hükümetlere ve sivil toplum kuruluşlarına büyük sorumluluklar düşmektedir.

20 Haziran Mülteciler Günü’nün farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü ve her bireyin sadece insan olmasından dolayı sahip olduğu hakların kendisine teslim edildiği bir dönemin başlangıcı olmasını temenni ederim.”

Wer Türkeistämmige mundtot machen will, gefährdet die demokratische Streitkultur

“Bestrebungen, Türkeistämmige in Deutschland durch politische, juristische und geheimdienstliche Druckmittel mundtot zu machen, müssen unverzüglich eingestellt werden”, fordert Mustafa Yeneroğlu (AK Partei), Vorsitzender des Menschenrechtsausschusses der Großen Nationalversammlung der Türkei, anlässlich aktueller Äußerungen von Seiten des Verfassungsschutzes sowie einzelner Politiker.

Das Landesamt für Verfassungsschutz in Baden-Württemberg zeigt sich Medienberichten zufolge besorgt, dass als Folge der Armenien-Resolution “radikale Kräfte der türkischen Gemeinschaft” aktiv werden könnten. Der Geheimdienst stelle zunehmend propagandistische Aktivitäten fest. Als Beleg dient eine Stellungnahme, der sogenannten “Grauen Wölfe”, in der die Gruppierung ihren Unmut über die Armenier-Resolution zum Ausdruck bringt und mitteilt, dass sie sich hintergangen und verletzt fühlt.

“Kurioser könnte die Einschätzung des ‘Verfassungsschutzes’ wohl kaum sein. Wenn eine Gruppe von Menschen eine gemeinsame Erklärung abgibt, in der sie schriftlich formulieren, was sie von einer politischen Abstimmung im Bundestag halten, ist das nichts anderes als vorbildlich im Sinne der demokratischen Streitkultur. In der Stellungnahme ist keine Silbe enthalten, die auf eine Radikalisierung oder Gewaltanwendung hindeuten könnte. Durch das Schwingen der geheimdienstlichen Keule sollen unangenehme Meinungen offenbar mundtot gemacht werden. Das entspricht nicht unserem Demokratieverständnis und im Übrigen auch nicht dem gesetzlichen Auftrag, dem der Verfassungsschutz unterworfen ist,“ erklärt Mustafa Yeneroğlu.

In diese Kategorie lässt sich laut Yeneroğlu auch die Drohung des Staatssekretärs im Bundesinnenministerium, Günter Krings (CDU), einorden. Er hatte in Deutschland lebenden Türkeistämmigen mit aufenthaltsrechtlichen Konsequenzen gedroht, sollten sie sich “dieser Hetze Erdogans” anschließen. Für Yeneroğlu sind solche Äußerungen ein Tabubruch: “Wenn Medien hinzudichten und überspitzen, kann man das hinnehmen, wenn aber ein Staatssekretär dem türkischen Präsidenten Hetze vorwirft und im selben Atemzug Türkeistämmigen in Deutschland mit juristischen Konsequenzen droht, geht das eindeutig zu weit. Das Bundesinnenministerium ist gut beraten, sich auf die Erfüllung seiner Kernaufgaben zu konzentrieren, und nicht noch mit populistischen Äußerungen Öl ins Feuer zu gießen.”

Der systematisch gesteigerte öffentliche Druck gegen die türkeistämmige Zivilgesellschaft und vor allem gegen Religionsgemeinschaften mit mehrheitlich türkeistämmigen Mitgliedern ist vermutlich von demselben Geist getragen. “Offenbar sollen Türkeistämmige in Deutschland keine eigene Meinung als das gegenwärtige politische Dogma haben dürfen. Durch den politischen, juristischen bzw. geheimdienstlichen Druck sollen sie offenbar in die gewünschte Bahn gelenkt werden. Das ist keine Streitkultur, wie es einer freiheitlich-demokratischen Gesellschaft gebührt”, so Mustafa Yeneroğlu.

Angesichts der real-existierenden Bedrohungen, die von rechtsradikalen Parteien und ihren Scharfmachern ausgehen und dem wachsenden Rassimus in Deutschland, sei man mehr denn je auf Begegnungen auf Augenhöhe und den couragierten Austausch von mitunter auch unterschiedlichen Meinungen angewiesen. “Dabei dürfen wir uns weder von tatsächlichen gesellschaftspolitischen Herausforderungen ablenken lassen, noch sonstigen destruktiven Kräften das Feld überlassen,” so Yeneroglu abschließend.

Yeneroğlu: “Maarif Vakfı yurt dışı eğitimde önemli bir adım”

TBMM Genel Kurulu’nda Maarif Vakfı kanun tasarısı kabul edilerek yasalaştı. Yurt dışında eğitim hizmetleri vermek amacıyla okul, eğitim kurumu ve yurt gibi tesisler açacak, eğitim süreçlerinde burs verecek olan Maarif Vakfı ile ilgili olarak İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, “Yurt dışı eğitim politikalarının uygulayıcısı olacak Maarif Vakfı, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza eğitim alanında hizmet götürmede asli bir işlev görecektir. Vakıf ayrıca ülkemizi uluslararası eğitimde hak ettiği konuma ulaştıracaktır.” açıklamasında bulundu.

Mustafa Yeneroğlu sözlerini şu şekilde sürdürdü: “60lı yıllardan itibaren başlayan göç sürecinde vatandaşlarımız eğitim ve kültürel ihtiyaçlarını kendi kurdukları STK’lar aracılığıyla gidermişlerdir. Gerek camilerde gerekse de derneklerde özverili gönüllülerin gayretleriyle verilen Türkçe, din ve kültür dersleri, aidiyet ve Türkiye ile olan bağı desteklemiştir. Şayet bugün Türkçe Avrupa ülkelerinde 3. nesilde konuşulan bir dilse, bu emeklerin katkısı büyüktür. Bu çerçevede ülkemizin yıllar yılı kapsamlı bir yurt dışı eğitim politikasının olmaması, ciddi bir eksiklik olarak her zaman hissedilmiştir.

TBMM’nde kabul edilen kanun tasarısıyla yasalaşan Maarif Vakfı, ülkemizin bu alandaki ihtiyacını giderici bir kurum olacaktır. Yurt dışı eğitim politikalarının uygulayıcısı olacak bu kurum, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza eğitim alanında hizmet götürmede asli bir işlev görecektir. Anadil eğitiminin Maarif Vakfı okullarında verilmesiyle yurtdışındaki Türkçe eğitim almak isteyen öğrenci ve ailelere destek olunacaktır. Böylelikle çocuk ve gençlerin anavatanlarıyla olan kültürel bağlarının korunmasına katkıda bulunulacak, onların köken ülkelerine yabancılaşmamaları için eğitim imkanı sunulacaktır.

Öte yandan devletlerin uluslararası etki alanlarını genişleten çalışmalarının başında yine yurt dışı eğitim faaliyetleri gelmektedir. Maarif Vakfı’nın çalışmalarıyla dilimizin ve kültürümüzün dünyanın farklı coğrafyalarında öğretilmesiyle uluslararası alandaki Türkiye algısı gelişecektir. Uzun vadede ikili ilişkiler ağının büyümesi ve farklı topluluklarla iyi ilişkilerin artması sağlanacaktır. Bu gelişmeler diğer ülkelerle olan ticari, bilimsel ve kültürel alış verişimizin artmasını beraberinde getirecektir.

Maarif Vakfı, yurt dışında okul öncesi eğitimden, üniversite eğitimine kadar tüm eğitim süreçlerinde öğrencilere burs verecek, okul, eğitim kurumu ve yurt gibi tesisler açacaktır. Vakıf ayrıca eğitim materyalleri desteğinin yanı sıra yayın çalışmaları ve eğitim alanında etkinlikler de düzenleyecektir. Yurt dışı eğitim hizmetleri böylelikle uluslararası çapta daha kuşatıcı hale gelecektir. Kurumsal yapısı şekillenecek olan Maarif Vakfı’nın şimdiden hayırlı olmasını diliyor, ülkemizi uluslararası eğitim sektöründe hak ettiği konuma ulaştıracağını ümit ediyorum.”

Yeneroğlu: “Kurumsal Irkçılık Gündemin En Başında Yer Almalı”

Uluslararası Af Örgütü “Güvensiz ortamda yaşam. Almanya ırkçı şiddet kurbanlarını nasıl yalnız bırakıyor” başlıklı Almanya raporunu yayınladı. İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu yayınlanan rapor nedeniyle, “Almanya kurumsal ırkçılığa karşı etkili ve sürdürülebilir tedbirler almalıdır. Ülkede yaşayan azınlıklar ayrımcılığa maruz kalmakta ve hakları hakkında bilgi sahibi olamamaktadırlar. Bu sorunu çözmek, en acil görevler arasında yer almalıdır.” açıklamasında bulundu. 

Mustafa Yeneroğu şunları kaydetti: “Uluslararası Af Örgütü tarafından yayınlanan rapor, Almanya’da yaşayan birçok insan için günlük hayatın üzücü geçtiğini ortaya koyuyor. Azınlıklar her gün başka bir dine mensup oldukları veya başka bir etnik kökene sahip oldukları için fiilen saldırıya maruz kalıyorlar. Polis, genel olarak kurbanlara yardım etmiyor, aksine onlar için bir başka tehlike kaynağı oluyor.

Bu durum geçmişte farklı bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış olsa da, iyileştirme yönünde hiçbir adım atılmadı.  Bu bağlamda yaşanan en büyük ve derin kriz olan NSU cinayetlerinde bile sorunu çözebilecek reformlar yapılmadı. Alman güvenlik birimleri bugüne kadar daha çok dosya imhaları, cinayetleri çözmede gerekli olan olayları hatırlamada zayıf kalmakla kamuoyunda dikkat çekti.

Buna rağmen bugüne kadar hiçbir siyasi parti ve hükümet güncelliğini acı bir biçimde koruyan bu konuyu öncelikler listesinin başına almayı başaramadı. Bu husus, Almanya’nın insan ve azınlık hakları söz konusu olduğunda uluslararası arenada ortaya koyduğu ahlaki üstünlük gösterileri dikkate alındığında, şaşılacak bir durumdur. Demek ki, bu iddia kendi ülkesinde cereyan eden ihlaller için geçerli değildir.

Almanya kurumsal ırkçılıkla mücadelede ev ödevlerini yerine getirmeyi fazla ötelememekle doğrusunu yapacaktır. Aksi takdirde aşırı sağ popülizm ve ırkçı partiler daha fazla destek kazanacaktır. Bu kapsamda Uluslararası Af Örgütü’nün neler yapılması gerektiğine yönelik tavsiyeleri, yönlendirici bilgiler sunmaktadır. Federal Meclis NSU Cinayetleri Araştırma Komisyonu raporunda yer alan tavsiyeler de ayrıca uygulamayı beklemektedir. İslami dini cemaatlerin kurumsal hakları için de aynı durum geçerlidir”dedi.

Institutioneller Rassismus muss ganz oben auf die Agenda

“Deutschland muss wirksame und nachhaltige Maßnahmen ergreifen gegen institutionellen Rassismus. Minderheiten werden benachteiligt und können ihre Rechte nicht wahrnehmen. Dieses Problem muss zu den dringlichsten Aufgaben gehören”, so Mustafa Yeneroğlu (AK Partei), Vorsitzender des Menschenrechtsausschusses der Großen Nationalversammlung der Türkei, anlässlich der aktuellen Studie von Amnesty International mit dem Titel: “Leben in Unsicherheit. Wie Deutschland die Opfer rassistischer Gewalt im Stich lässt”. Mustafa Yeneroğlu weiter:

“Die von Amnesty International vorgelegte Studie belegt, was für viele Menschen in Deutschland trauriger Alltag ist. Täglich werden Minderheiten tätlich angegriffen, weil sie einer anderen Religion angehörden oder nichtdeutscher Herkunft sind. Und die Polizei ist den Opfern oft keine Hilfe, sondern immer wieder auch eine weitere Gefahrenquelle.

Obwohl dieser Zustand inzwischen mehrfacht durch wissenschaftliche Untersuchungen belegt wurde, tut sich sehr wenig. Selbst nach dem Super-Gau im Kontext der NSU-Morde wurden kaum Reformen durchgeführt, die geeignet wären, das Problem in den Griff zu bekommen. Bis heute glänzen deutsche Sicherheitsbehörden eher mit Aktenvernichtungen, im Zurückhalten solcher und vor allem mit Erinnerungslücken im Aufarbeitungsprozess.

Und dennoch hat keine politische Partei, keine Regierung sich bis heute dazu durchdringen können, dieses ganz aktuelle Thema ganz oben auf ihre Prioritätsliste zu setzen. Das verwundert auch im Hinblick auf die sonst gerne zelebrierte moralische Überlegenheit, die Deutschland auf internationaler Bühne an den Tag legt, wenn es um Menschen- und Minderheitenrechte geht. Offenbar gilt das nicht vor der eigenen Haustür.

Deutschland ist gut beraten, diese Hausaufgaben nicht auf die lange Bank zu schieben. Sonst läuft sie Gefahr, dass rechte Umtriebe und Parteien weiter Zulauf bekommen. Die Empfehlungen von Amnesty International bieten eine erste Orientierungshilfe, was zu tun ist. Die meisten Punkte im Empfehlungskatalog des NSU-Untersuchungsausschusses warten ebenfalls noch auf ihre Umsetzung. Ähnlich ist die Situation bei instutionellen Rechten für muslimische Religionsgemeinschaften.”

Yeneroğlu, Türkiye Hahambaşılığı ve Türk Musevi Cemaati tarafından Edirne Büyük Sinagog’da düzenlenen İftar Programına Katıldı

AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Türkiye Hahambaşılığı ve Türk Musevi Cemaati tarafından Edirne Büyük Sinagog’da düzenlenen iftar programına katıldı. Yeneroğlu programda yaptığı konuşmada, Türkiyeli Musevi topluluğun, hangi inançları kabullendiklerine, nasıl yaşadıklarına bakılmaksızın, dünyanın herhangi bir ülkesinde uygulanan politikalardan bağımsız olarak Türkiye’nin asli unsurlarının başında geldiklerini vurguladı. Yeneroğlu ayrıca, “Birlikte yaşadığımız bu coğrafyada farklılıkları bir zenginlik olarak gören bir anlayışla ötekileştirmeye, kin ve nefrete, düşmanlık üreten tüm söylemlere karşı ortak mücadelemiz, bugün olduğu gibi bundan sonra da devam etmek durumundadır. Bu yalnızca insan hakları başta olmak üzere çağdaş değerler açısından değil tarihi birikimimizin de bize yüklediği bir sorumluluktur.” değerlendirmesinde bulundu.

KONUŞMA METNİ

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,

Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyor, Ramazan’ın hepimize iyilik ve güzellikler getirmesi temennisi ile sözlerime başlamak istiyorum.

İnsanın varlık âleminden soyutlandığı, bedensel arzularını kısıtladığı ve manevi hayata yoğunlaştığı Ramazan ayı, bizleri geçici dünya heveslerinden kalıcı olan değerlere sevk etmektedir. Bu anlamda hemen her dinde karşılaştığımız oruç, bireysel anlamda bir iç âlem tecrübesi olduğu gibi, toplumsal açıdan da büyük bir anlam taşımaktadır. Öte yandan aşırı dünyevileşmenin neden olduğu büyük israf, gelir dağılımındaki ürkütücü dengesizlik, açlık ve savaşlar nedeniyle çocuk ölümleri; kendimizi sorgulayamamanın ve başkalarını düşünememenin bir sonucu değil mi?

Dinlerin bizleri çağırdığı ruhani derinleşmeden, sosyal adaletten, yardımseverlikten oldukça uzakta olan bu durumdan insanlığı arındıracak bir oruca ihtiyaç bulunmaktadır. Bu sözleri Edirne sinagoğunda ifade ediyor olmamın ne kadar büyük bir anlam taşıdığını takdir edeceksiniz. 15. Asırda tarihin şahit olduğu o büyük serencam sonrası, Osmanlı coğrafyasına göç eden Musevi topluluğun temellerini oluşturan bir mekândayız. Tarihin yeniden vücut bulduğuna tanıklık ediyoruz, ki bu durum, Cumhuriyetimizin idamesi ve ortak geleceğimiz açısından büyük bir anlam taşımaktadır. Siyasette, akademide, kültür ve sanat dünyamızda her zaman hatırımızda tutmamız gereken husus: içerisinde yaşadığımız coğrafyanın, dönem dönem zorluklar yaşansa da, farklılıkları içselleştirmeyi kendisine kimlik edinmiş olmasıdır.

Türkiyeli Musevi toplumu, hangi inancı kabullendiklerine ve nasıl yaşadıklarına bakılmaksızın; Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın herhangi bir ülkesinde uygulanan politikalardan bağımsız olarak, her şeyden önce ülkemizin asli unsurudur. Birlikte yaşadığımız bu coğrafyada farklılıkları zenginlik olarak gören bir anlayışla ötekileştirmeye, kin ve nefrete, düşmanlık üreten antisemitizm ve İslam düşmanlığına karşı ortak mücadelemiz her gün devam etmelidir. Bu yalnızca insan hakları başta olmak üzere çağdaş değerler açısından değil, tarihi birikimimizin bizlere yüklediği bir sorumluluktur.

Sizler bir süre önce Pesah bayramını kutladınız, esaretten kurtuluşun bir hatırası olan bu bayram yeryüzünde barışın ve adaletin ne derece önemli olduğunu insanlığa öğretmekteydi. Yakın bir zamanda bizler de Ramazan Bayramını idrak edeceğiz. İnsanın aç kalarak bireysel zaaflarından arındığı, başkalarıyla dertlenmeyi öğrendiği bir ayı tamamlayacağız.

Değerli Hanımefendiler, Beyfendiler

Hepimiz bir hakikatin peşindeyiz; mutlak iyinin, mutlak doğrunun ve güzelin peşinde. Oruç bizlere benliğimizden sıyrılarak başkalarını düşünmeyi, ortak yaşamı ve ortak geleceği öğütlüyor.

Bu duygu ve düşüncelerle davetinizden dolayı teşekkür ediyor, tüm katılımcıları saygıyla selamlıyor, tatlı sohbetler diliyorum.

Yeneroğlu: “AİHM kararları ve 28 Şubat mağduriyetleri TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu gündeminde”

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu toplantısında 28 Şubat sürecinde gerçekleşen hak ihlalleri ve mağduriyetleri incelemek üzere alt komisyon kurulması oybirliğiyle kararlaştırıldı. İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu alınan kararı, “28 Şubat sürecinde psikolojik travmalar, işten atmalar, kamudan ve üniversiteden uzaklaştırmalar gibi haksızlıklar yaşandı. Toplumumuzda derin izleri devam eden bu mağduriyetleri inceleyecek olan yeni alt komisyon, mağduriyetlerin gün yüzüne çıkmasına ve giderilmesine katkıda bulunacaktır.”, sözleriyle değerlendirdi.

Mustafa Yeneroğlu yaptığı açıklamada, “28 Şubat döneminde inanç özgürlüğü ve ifade hürriyeti gibi temel insan hakları ayaklar altına alınmıştır. Yaşanan psikolojik travmalar, işten atmalar, kamudan ve üniversiteden uzaklaştırmalar insanlarımızda derin izler bırakmıştır. Tüm bu hak ihlallerinin giderilmesi, toplumsal yarayı hafifletmek adına önem arz etmektedir. Yıllar geçmesine rağmen toplumumuzda etkileri devam eden mağduriyetleri inceleyecek olan ‘28 Şubat Sürecinde Gerçekleşen Hak İhlalleri ve Mağduriyetlerin İncelenmesi Alt Komisyonu’, haksızlıkların gün yüzüne çıkmasına ve giderilmesine katkıda bulunacaktır.

Komisyon toplantımızda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ülkemiz hakkında vermiş olduğu ihlal kararlarının icrasının takip edilmesi için bir mekanizmanın oluşturulması da kararlaştırmıştır. Oluşturulacak yeni mekanizmayla ülkemizin AİHM kararlarına verdiği önem gösterilecek, kararların işaret ettiği ihlal alanlarını azaltmaktaki kararlılığımız ortaya konulacak ve Hükümetimize yol gösterici öneriler geliştirilecektir.

Yine Komisyonumuzda, alt komisyonların ve milletvekillerin yoğunluğu göz önünde bulundurularak daha hızlı ve etkin ön inceleme yapılabilmesi için alt komisyonlar dışında 3 milletvekilinden oluşacak inceleme heyetlerinin kurulması kararı alınmıştır.

Öte yandan ilgili alt komisyonlarımız çalışmalarına devam etmektedir. Bu kapsamda Hükümlü ve Tutuklu Alt Komisyonumuz, Tekirdağ Ceza İnfaz Kurumlarına 1 Nisan 2016 tarihinde incelemelerde bulunmuş ve hazırladığı raporu Komisyonumuza sunmuştur. Rapor, Komisyonumuz tarafından kabul edilmiştir. Ayrıca, Komisyonumuza 26. Yasama Dönemi içinde son durum itibarıyla toplam 1252 başvuru ulaşmıştır.”, açıklamasında bulundu.

Yeneroğlu: “Almanya’nın bu vahim hatanın altına imza atmayacağını ümit ediyorum.”

İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu Alman Federal Meclisi’nde Perşembe günü oylanacak Ermeni tehcirini “soykırım” olarak niteleyen tasarıyla ilgili açıklamada bulundu. Yeneroğlu açıklamasında, “Almanya Federal meclisi tarihe tek boyutlu bakışıyla konuyu siyasal mücadele aracına dönüştürmektedir. Meclis’in bu vahim hatanın altına imza atmayacağını ümit ediyorum. Konuyla ilgili düşüncelerimizi aktarmak üzere ayrıca Alman Federal Bakan ve Milletvekillerine mektup yazdık.” ifadelerine yer verdi.

Yeneroğlu ayrıca şunları belirtti: “Alman Federal Meclisi tarihçilerin aydınlatması gereken bir meseleyi gündemine alarak konumunu aşan bir girişimde bulunmuştur. Böylelikle tarihi bir konuyu siyasal olarak araçsallaştırmaktadır. Federal Meclis’te alınacak sözde ‘soykırım’ kararı Türk-Ermeni ilişkilerine zarar verecektir ve Almanya’daki Türkleri daha fazla ötekileştirip ırkçı akımları güçlendirecektir. Oylamanın, Türkiye ile Ermenistan arasında başlayan ancak geciken ve kırılgan olan bir süreçte gerçekleşmesi düşündürücüdür. Almanya bu yanlış adımı atmaktansa, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde yapıcı bir rol oynayabilir. Bu bağlamda Federal Meclis iki ülke arasında 2008 yılında başlayan sürecin devam ettirilmesi hususunda çağrıda bulunabilir. Almanya Federal Meclisi’nin bu vahim hatanın altına imza atmayacağını ümit ediyorum.

Konuyla ilgili düşüncelerimizi ayrıca Federal Bakan ve Milletvekilleriyle paylaştık. Alınacak kararla Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine taraf olmayan grupların uzlaşmaz tutumlarının daha da sertleşeceğini belirttik. Böylelikle kutuplaşmaların vuku bulacağını, ilişkileri geliştirme yönündeki müzakerelerin akıl ve izahattan yoksun bir şekilde tamamen popülist yaklaşımlarla, gurur ve haklı çıkma gayretleriyle sürdürüleceğinin altını çizdik.

Sadece ortak varılan bir mutabakat ile tarihte yaşanan acı olayların ortak ve önyargısız bir şekilde aydınlatılması, iki ülke halkları arasındaki daimi ve kalıcı uzlaşmaya katkıda bulunabilir. Bu maksatla şovenizmi değil, karşılıklı görüşmeleri ve anlayışı teşvik etmeliyiz. Diyalog dışında başka bir alternatifimiz yoktur. Sadece bu şekilde yaşanan trajedileri aydınlatabilir ve karşılıklı empati geliştirebiliriz.”

Appell bez. der “Armenien-Abstimmung” im Bundestag

Federal Milletvekillerine Çağrı