Almanya’ya karşı BM ırkçılık ihtarının gereği hâlen yapılmamıştır

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu BM Irkçılık Karşıtı Komisyonu’nun (CERD) Thilo Sarrazin olayıyla ilgili Almanya’ya karşı yaptığı ihtarın üçüncü yılı münasebetiyle bir açıklama yaptı. “Irkçılıkla mücadele etmek insan hakları bayrağını sallamaktan çok daha fazlasını gerektirmektedir. Bu mücadelede etkili tedbirlerin hayata geçirilmesi ve net bir tavır sergilenmesi şarttır. Meselelerin kendiliğinden halledilmesini umarak beklemek problemi çözmez, aksine daha da büyümesine sebep olur.” diyen Yeneroğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sosyaldemokrat Parti’li politikacı, Berlin eski Finans Senatörü ve Almanya Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Thilo Sarrazin kuşkusuz Almanya’nın II. Dünya Savaşı sonrası döneminde fikirleriyle toplumsal kültürü en fazla zehirleyenlerden birisidir. Sarrazin ırkçı düşünce yapısının toplumun merkezinde kök salmasına büyük ölçüde katkıda bulunmuştur.

Hatırlanacağı gibi Sarrazin Türk ve Arap gençlerini toplu bir şekilde uyum karşıtı ve uyum özürlü olarak itham etmişti. Sarrazin ayrıca durmadan ‘başörtü kızları’ ‘üreten’ Türklerin yüksek doğum oranı sayesinde Almanya’yı fethedeceklerini iddia etmişti. Alman medyası Sarrazin’e bu tezlerini topluma yaymasında geniş bir alan sunarken, Alman hükûmeti bu duruma seyirci kaldı. Başsavcılıksa halkı kışkırtma ve hakaret davasını durdurdu.

Bunun üzerine BM Irkçılık Karşıtı Komisyonu yapılan bir şikâyet sonrası olayı inceledi ve Almanya’ya ihtarda bulundu. Komisyon, Thilo Sarrazin’in ifadelerinin ırkçı mahiyette olmasına rağmen cezalandırılmadığı sonucuna vardı ve Almanya’dan böyle durumların ileride bir daha yaşanmaması için önlemler alması talebinde bulundu.

Ancak o zamandan bu yana değişen pek bir şey olmadı. Etkisiz birkaç göstermelik adım haricinde ne hukuki düzenlemelerde ne de uygulamada bir şey değişmedi. Sarrazin davası, BM ihtarı nedeniyle yapılan ikinci incelemeye rağmen tekrar ele alınmadı. Hâlbuki siyaset ve yargının net bir duruş sergileyip, bu tür suçların cezasız kalmayacağını göstermeleri beklenirdi. Nitekim aşırı sağ güç kazanmaya devam ederken, Almanya’da ırkçılığın tolere edilmeyeceği yönünde güçlü bir mesaja ihtiyaç vardı. Almanya Sarrazin olayını görmezden gelerek sınıfta kalmıştır ve hala BM uyarısını ötelemektedir.”

İslam Düşmanlığını İnceleme Alt Komisyonu ilk toplantısını gerçekleştirdi

Batı Ülkelerindeki İslam Düşmanlığını İnceleme Alt Komisyonu ilk toplantısını 23 Mart 2016 tarihinde gerçekleştirdi.

Alt komisyon toplantısıyla ilgili bilgi veren İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, ‘‘Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın en önemli sorunlarından birisini artan İslam düşmanlığı oluşturmaktadır. İslam düşmanlığı, özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından Batı ülkelerinde yaşayan Müslümanlara yönelik bakış ve söylem değişikliği ile artan saldırı ve eylemler nedeniyle uzmanlar tarafından ayrı bir kategoride değerlendirilmektedir. Batı ülkelerinin tarihi mirası ve siyasi kültüründen beslenen İslam düşmanlığı toplumun merkezine sirayet etmiş, adeta toplumsal kültüre dönüşmüştür. Birlikte yaşamayı tehdit eden bu toplumsal olgu, yasama, yürütme ve yargıyı ciddi manada etkilediği gibi bu kuvvetler üzerinden de meşruiyet sağlamaktadır.

Bu kapsamda İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun 7 Ocak 2016 Perşembe tarihli 3’üncü toplantısında “Batı ülkelerindeki İslam düşmanlığının sebepleri ve sonuçlarını araştırmak üzere bir alt komisyon” kurulmasına karar verilmiştir. Alt komisyonun üyeliklerine Adalet ve Kalkınma Partisi’nden Ardahan Milletvekili Orhan ATALAY, Bursa Milletvekili İsmail AYDIN, İstanbul Milletvekili Hulusi ŞENTÜRK ve Sakarya Milletvekili Ali İhsan YAVUZ; Cumhuriyet Halk Partisi’nden İstanbul Milletvekili Mahmut TANAL; Halkların Demokratik Partisi’nden Kars Milletvekili Ayhan BİLGEN ve Milliyetçi Hareket Partisi’nden Osmaniye Milletvekili Ruhi ERSOY seçilmiştir. Bugün yapılan ilk komisyon toplantısında Sakarya Milletvekili Ali İhsan YAVUZ Başkanlığa seçilmiştir.

Alt komisyon Batı Avrupa ülkelerinde görülen İslam düşmanlığını kurumsal ırkçılık bağlamında inceleyecektir. Yapılacak incelemede Müslümanlara yönelik klişe ve önyargıların yasama, yürütme ve yargıyı nicelik ve nitelik itibarıyla ne düzeyde etkilediği ve İslam Düşmanlığına nasıl meşruiyet sağladığı soruları mercek altına alınacaktır.’’, açıklamasında bulundu.

21 Mart Uluslararası Irkçılıkla Mücadele Günü: „Irkçılık, temel insan hak ve hürriyetleri için büyük tehlikedir.“

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu 21 Mart Uluslararası Irkçılıkla Mücadele Günü nedeniyle yaptığı basın açıklamasında, „Irkçılık, temel insan hak ve hürriyetleri ile birlikte yaşamı tehdit eden en büyük tehlikedir. Çoketnisiteli ve çokkültürlü ülkelerde bu tehlikeyle mücadele etmek, hakların korunması, huzur, refah ve güvenliğin sağlanmasıyla eşanlamlıdır.“, dedi.

Yeneroğlu şunları kaydetti: „Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 21 Mart tarihini 1966 yılında Irkçılıkla Mücadele Günü olarak ilan etmiştir. Bu kararın alınmasına, 21 Mart 1960 tarihinde Güney Afrika’da ırkçı ayrımcılık uygulamalarını protesto eden göstericilere ateş açılması sonucu 69 kişinin hayatını kaybetmesi olayı neden olmuştur. Irkçılığın ne tür insanlık dışı uygulamalara neden olduğunu görmek için tarihte yaşanan diğer bir çok olaya bakmakta fayda var. Birlikte yaşam ile temel insan hak ve hürriyetleri için büyük tehlike olan ırkçılığın, günümüzde hala yaşam alanı bulabiliyor olması, insanlık adına düşündürücüdür. Çoketnisiteli ve çokkültürlü ülkelerde ırkçılık tehlikesiyle mücadele etmek, hakların korunması, huzur, refah ve güvenliğin sağlanmasıyla eşanlamlıdır.

Günümüzde özellikle Batı Avrupa ülkelerinde ırkçılıktan beslenen partilerin göçmenler ve mülteciler nedeniyle yüksek seçmen desteğine ulaşması kaygı verici bir durumdur. Fransa’da yapılan anketlere göre Front National Partisi’nin Başkanlık seçimini kazanma ihtimali bulunmaktadır. Hollanda’da Geert Wilders’in Özgürlük Partisi en güçlü parti konumunda ve Avusturya’daki Özgürlük Partisi de en güçlü parti olarak %34 seçmen desteğine ulaşmış durumdadır. Almanya’da ise 3 eyalette yapılan son seçimlerde aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi üç eyalette de meclise girebilecek desteği almıştır. Tüm bu gelişmeler ırkçı söyleme halk tarafından verilen desteği ortaya koymaktadır. Her bir ülke de demokratik güclerin ırkçılığa karşı daha kararlı olmaları ve etkili önlemler almaları, toplumsal huzuru koruma adına bir zarurettir.

Diğer ülkelerde yaşanan gelişmeleri takip ederken ülkemizde farklı şekilde ortaya çıkan sorumlulukları görmezden gelemeyiz. Bu çerçevede geçmişte yürürlükte olan devlet politikalarının aşılarak özgürlükçü reformların gerçekleştirilmiş ve çokkültürlü ve çoketnisiteli toplumsal yapının desteklenmiş olması, ülkemizin en önemli kazanımlarındandır. Kültürel zenginliğin korunması ve desteklenmesiyle daha güçlü bir Türkiye inşa edilecektir. Bununla birlikte ülkemizde yaşayan mültecilerin dışlama ve ayrımcılık durumlarıyla karşılaşmamaları için herkese sorumluluk düşmektedir. Mültecilere yönelik geçmişte kamuoyuna yansıyan münferit saldırı olaylarının tekrarlanmaması toplumsal hassasiyeti göstermektedir. Yine yaşanan terör hadiselerine ve etnik ayrımı körükleyebilecek siyasi istismarlara rağmen toplumun birliğini bozmaması ve terör karşısında devlet ve millet bütünlüğü takdire şayandır.

Toplumsal yaşamın her alanına katılım ve kendilerini evlerinde hissetme konusunda göçmenlere ve mültecilere vereceğimiz her destek, ileride oluşabilecek sorunlara karşı önemli tedbirlerdir. Uluslararası Irkçılıkla Mücadele Günü’nün bizlere, yabancı, azınlık ve göçmenlere karşı kendi tutumumuzu eleştirel bir gözle değerlendirme fırsatı sunmasını temenni ediyorum.“

Kampf gegen Rassismus ist auch Hinterfragen eigener Einstellungen

“Rassismus hat viele Formen und Facetten und keine Gesellschaft ist frei davon. Zum Kampf gegen Rassismus gehört es deshalb auch, sich selbst auf den Prüfstand zu stellen”, so Mustafa Yeneroğlu (AK Partei), Vorsitzender des Menschenrechtsausschusses der Großen Nationalversammlung der Türkei, anlässlich des Internationalen Tages gegen Rassismus, das jedes Jahr am 21. März begangen wird. Yeneroğlu weiter:

“Die anhaltende Flüchtlingssituation ist für Rechtspopulisten ein gefundenes Fressen, Rassismus zu schüren und daraus Kapital zu schlagen. In vielen Ländern beobachten wir mit großer Sorge, wie rechtsextreme Parteien zunehmend an Einfluss gewinnen und in den Parlamente sitzen – in den Niederlanden die sog. ‘Partei für die Freiheit’ des Islamhassers Geert Wilders, in Großbritannien die ‘UK Independence Party’, in Frankreich die ‘Front National’, in Österreich, Ungarn, Spanien, Polen, Dänemark und selbst in den vergleichsweise liberalen skandinavischen Ländern Norwegen, Finnland und Schweden.

Auch in Deutschland zeigt der Trend inzwischen in dieselbe Richtung. Bei den jüngsten Landtagswahlen konnte die rechtsextreme AfD aus dem Stand in drei Länderparlamente einziehen und wurde in manchen Kreisen sogar stärkste Kraft. Das ist eine deutliche Mahnung an alle demokratischen Kräfte, sich noch entschiedener gegen Diskriminierung und Rassismus zu stellen, nachhaltige und wirksame Maßnahmen einzuleiten.

Die hohe Zahl der Flüchtlinge stellt auch die Türkei vor bleibende Herausforderungen. Insofern darf uns der Blick auf die negativen Entwicklungen in anderen Ländern keinesfalls von den eigenen Verantwortungen ablenken. Auch bei uns kam es zu seltenen Konflikten zwischen Einheimischen und den neu Eingewanderten. Wir müssen darauf achten, dass wir aus solchen Vorfällen keine pauschalen Verurteilungen oder Verunglimpfungen ganzer Herkunftsgruppen konstruieren. In diesem Sinne bietet der Welttag gegen Rassismus eine gute Gelegenheit, etwaige eigene Einstellungen kritisch zu reflektieren. Zudem stehen wir vor der großen Aufgabe, Eingewanderten Möglichkeiten zu ebnen, damit sie in allen Bereichen des öffentlichen Lebens teilhaben, diese bereichern und sich selbst heimisch fühlen können. Dabei hat das Erlernen der Sprache oberste Priorität.”

Almanya’da Sağ Populizm Aşırı Sağcılığı Güçlendirdi

AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu Pazar günü (13. Mart 2016) Almanya’nın Baden Württemberg, Rheinland-Pfalz ve Sachsen-Anhalt eyaletlerinde gerçekleşen eyalet seçimleri nedeniyle bir basın açıklaması yaptı. “Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’nin seçimlerde belirgin bir başarı göstermiş olması kaygı vericidir. Seçimler aynı zamanda merkez partiler açısından kendilerini aşırı sağcı populizminin kısır döngüsünden çıkartmak için bir fırsat olarak da görülebilir.” diyen Yeneroğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

AfD’nin üç eyalet meclisine de girmesi endişe vericidir. AfD Saksonya-Anhalt eyaletinde her dört kişiden biri tarafından seçilmiş, hatta bazı bölgelerde her üç kişiden biri AfD’ye oy vermiştir. Batı Almanya’nın bazı bölgelerinde de AfD için yüksek kabul oranları görülmektedir. “Mannheim I” ya da “Pforzheim” seçim bölgelerinde her iki kişiden birinin göçmen kökenli olmasına rağmen, AfD ilk etapta yüzde 23-24’lere ulaşmıştır. Bu durum, ülkedeki yerleşik demokratik güçlere karşı açıkça bir uyarıdır.

AfD isimli oluşum, temel insan ve azınlık haklarını sorgulamak için mültecileri defalarca kullanmıştır. AfD yöneticileri sınırda mültecilere karşı ateşli silah kullanımını gündeme getirerek toplumda şiddetli bir şekilde ön yargı ve korkuyu yaymış, bunun sonucunda da hemen hemen her hafta sonu mültecilere ve mülteci kuruluşlarına yönelik şiddet olayları meydana gelmiştir. Bu durum da genel olarak bir göç ülkesi olan Almanya için özelde de Almanya’nıntarihini göz önünde bulundurduğumuzda iyi bir gelişme değildir.

Şimdi tüm demokratik güçlere bu fiyaskodan doğru sonuçları çıkarmak için görevler düşmektedir. Eyaletlerdeki seçim sonuçlarına bakıldığında özellikle iki husus öne çıkıyor: Sağcı popülist talep ve sloganlarınkullanılması merkez partileri değil, aşırı sağcı AfD’yi güçlendirdi. Bununla beraber, baştan beri aşırı sağcılığa karşı bir duruş sergileyen ve kamuoyu baskısına rağmen geri adım atmayan politikacılar seçmenler tarafından ödüllendirildi. Bu bağlamda Rheinland-Pfalz’da Sosyal Demokrat Parti adayı Malu Dreyer’e saygı duymak gerekir.

Diğer taraftan partilerin hatalarını görüp kabul etmeleri umut vericidir. Zira kararlı bir şekilde anayasal değerlerden yana tavır almayı ihmal ettiler. Ayrıca özgürlükçü demokratik bir anayasanın hangi politikaları öngördüğünü kararlı bir şekilde anlatmak yerine, popülist yaklaşıma dayanan yasal sertleştirmelerle sağcı cenahın taleplerini uygulama hatasına düştüler.”

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Terörü Lanetliyor

Ankara’da gerçekleşen terör saldırısı ile ülke olarak yaşadığımız acılara bir yenisi daha eklenmiştir. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu olarak gerçekleşen saldırıyı lanetliyor, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve milletimize başsağlığı, yaralılara da acil şifalar diliyoruz.

Vatandaşlarımızın yaşam hakkını, özgürlüğünü ve kişisel güvenliklerini hedef alan bu saldırı, insanlık onurundan nasibini almayanların işidir ve söylenecek her söz anlamını yitirmektedir. Her terör saldırısı, ülkemizin birliğine ve dirliğine yapılmış hain bir planın parçası olmaktan öteye geçemeyecektir. Her ne yolla olursa olsun ülkemizi karışıklığa sürükleyip, kaos çıkarma hayali kuranlar bunun sadece hayal ürünü olduğunu öğreneceklerdir. Teröre karşı millet olarak ortak cevabımız, dünyaya daha açık, demokrasisi daha güçlü bir Türkiye inşa etme mücadelesi olacaktır.

Terör, tarih boyunca yazılı hale getirilmiş olan temel hak ve hürriyetler ile insanlık onurunu, insanlığı hedef almaktadır. Dolayısıyla teröre verilecek en güzel yanıt, birlik ve beraberliğimizin güçlendirilmesidir. Terör olayları ile kamu düzenini bozmaya çalışan cinayet şebekeleri yaptıklarının hesabını mutlaka verecektir.

Mustafa YENEROĞLU, AK Parti İstanbul Milletvekili, Başkan
Şenal SARIHAN, CHP Ankara Milletvekili, Başkanvekili
Ruhi ERSOY, MHP Osmaniye Milletvekili, Üye

Rechtspopulismus hat Rechtsextremismus gestärkt

“Die Wahlergebnisse sind angesichts deutlicher Gewinne der rechtspopulistischen AfD besorgniserregend. Sie sind zugleich aber auch eine Chance für alle Parteien der Mitte, aus dem Teufelskreis des Rechtspopulismus herauszukommen”, so Mustafa Yeneroğlu (AK Partei), Vorsitzender des Menschenrechtsausschusses der Großen Nationalversammlung der Türkei, anlässlich der Landtagswahlen in den deutschen Bundesländern Baden-Württemberg, Rheinland-Pfalz und Sachsen-Anhalt am vergangenen Sonntag (13.03.2016). Yeneroğlu weiter:

“Dass die rechtsextreme AfD aus dem Stand in drei Landesparlamente eingezogen ist, ist besorgniserregend. In Sachsen-Anhalt wurde sie sogar von fast jedem Vierten gewählt, in manchen Kreisen sogar von jedem Dritten. Auch in Teilen Westdeutschlands gibt es hohe Zustimmungswerte für die AfD. Im Wahlbezirk ‘Mannheim I’ oder in Pforzheim erreichte sie auf Anhieb 23 bzw. 24 Prozent, obwohl in beiden Städten fast jeder Zweite einen Migrationshintergrund hat. Das ist eine klare Mahnung an die etablierten demokratischen Kräfte im Land.

Diese Bewegung hat die Flüchtlingssituation mehr als einmal dazu genutzt, um elementare Menschen- und Minderheitenrechte in Frage zu stellen. Selbst einen Schusswaffengebrauch an der Grenze haben AfD-Führungsleute ins Gespräch gebracht, sie haben massiv Vorurteile und Ängste geschürt mit der Folge, dass in Deutschland an fast jedem Wochenende Straftaten gegen Flüchtende und ihre Einrichtungen verübt werden. Das ist keine gute Entwicklung für ein Einwanderungsland im Allgemeinen und für Deutschland im Besonderen mit seiner Geschichte.

Alle demokratischen Kräfte sind nun aufgefordert, aus diesem Fiasko die richtigen Schlüsse zu ziehen. Ein genauer Blick in die Wahlergebnisse in den Ländern zeigt vor allem zweierlei: Die Übernahme rechtspopulistischer Forderungen und Parolen hat die rechtsextreme AfD gestärkt und nicht die Mitte. Politiker hingegen, die sich von Anfang an klar gegen Rechts positioniert haben und sich trotz öffentlichem Druck nicht gebeugt haben, wurden vom Wähler honoriert – Respekt an dieser Stelle an Malu Dreyer in Rheinland-Pfalz.

Das macht Hoffnung, sofern die Parteienlandschaft sich eingesteht, Fehler gemacht zu haben. Sie haben es versäumt, sich entschiedener für Verfassungswerte stark zu machen. Im Gegenteil haben sie mit teils populistisch motivierten Gesetzesverschärfungen Forderungen rechter Kreise umgesetzt anstatt immer wieder und entschieden klarzumachen, welche Politik eine freiheitlich demokratische Grundordnung gebietet.”

Wahlrecht ist auch eine Pflicht

“Wer bei Wahlen nicht an die Urne geht, verzichtet nicht nur auf ein Recht, sondern kommt auch seiner Verpflichtung nicht nach, als Bürger Verantwortung für sein Land zu übernehmen”, mahnt Mustafa Yeneroğlu (AK Partei), Vorsitzender des Menschenrechtsausschusses der Großen Nationalversammlung der Türkei, anlässlich der Landtagswahlen in Deutschland am Sonntag (13.03.2016).

“Alle Wahlberechtigten in Baden-Württemberg, Rheinland-Pfalz und Sachsen-Anhalt sind an diesem Sonntag gut beraten, an die Urnen zu gehen und eine demokratische Partei aus der Mitte zu wählen. Andernfalls werden populistische und rechtsradikale Parteien, die auf dem Rücken von Minderheiten und Flüchtenden Politik machen, gestärkt.

Deutschland und die gesamte Europäische Union stehen angesichts der Flüchtlingssituation vor großen Herausforderungen. Es geht darum, eine Vielzahl an Menschen aufzunehmen und ihnen Schutz zu gewähren. Aus diesem Umstand versuchen rechte Parteien Profit zu schlagen. Mit einfachen Parolen und vermeintlich einfachen Lösungen hetzen sie gegen die Flüchtenden und schüren Hass. Sie vergiften das gesellschaftliche Klima und treiben einen Keil in die Gesellschaft. Ihnen ist jedes Mittel recht, um ihren Einfluss zu vergrößern.

Das Leben in einem pluralistischen Einwanderungsland ist keine Selbstverständlichkeit, sondern muss immer wieder gestärkt werden. Vor allem muss vor jenen geschützt werden, die sie abschaffen wollen. Die Wahlurne ist eine wichtige Gelegenheit, diesen Spaltern die gebührende Antwort zu geben.”

Almanya’da Eyalet Seçimleri: “Seçimlere katılım, sağ popülizmin yükselişi karşısında bir vatandaş sorumluluğudur.”

13 Mart tarihinde Almanya’nın Baden-Württemberg, Rheinland-Pfalz ve Sachsen-Anhalt eyaletlerinde Eyalet Meclisi Seçimleri yapılacak. İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu seçimlerle ilgili, “Almanya’nın bir göç ülkesi olduğunu kabul eden ve bu gerçeklikle hareket eden siyasi temelin korunması hususunda eyaletlerdeki seçmenlere büyük sorumluluk düşmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

Mustafa Yeneroğlu açıklamasında, “Bilindiği üzere demokratik düzenlerde oy kullanmak vatandaşların en temel hakkıdır. Böylelikle toplumsal talepler siyasette yer bulmakta, siyasi partiler aracılığıyla yasama sürecine dâhil edilmektedir. Ülkede yaşayan göçmenler ve azınlık kesim içinse seçimlere katılım vatandaşlık hakkının daha da ötesinde bir anlama sahiptir. Zira azınlıkların toplumsal varlıkları, yaşadıkları sorunlar ve talepleri siyasete gösterdikleri ilgi ve seçimlere katılım oranında siyasetçiler tarafından ciddiye alınmaktadır.

Bu çerçevede Pazar günü Almanya’nın Baden-Württemberg, Rheinland-Pfalz ve Sachsen-Anhalt eyaletlerinde yapılacak olan Eyalet Meclisi Seçimlerine katılım ırkçı partilere karşı aktif bir tavır sergileme adına da önem arz etmektedir. 6 Mart’ta Hessen eyaletinde yapılan yerel seçimlerde görüldüğü gibi seçimlere katılımın düşük olması göçmen karşıtı aşırı sağ partilere yaramıştır. Seçimlerde gerekli katılımın sağlanarak merkezde yer alan demokratik kitle partilerine destek verilmesi çokkültürlü toplumsal düzen için tehdit oluşturan sağ popülist partilere fırsat vermeyecektir.

Almanya’nın bir göç ülkesi olduğunu kabul eden ve bu gerçeklikle hareket eden siyasal merkezin korunması hususunda eyaletlerdeki seçmenlere sorumluluk düşmektedir. Federal düzeyde de etkisini gösterecek olan bu seçimlerde seçmenlerin bu sorumlulukla sandığa gideceğini ümit ediyorum.”

“Gençlerimizin anadillerine yönelik yatırım, İsveç’teki vatandaşlarımız için önemli bir sorumluluktur.”

İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu 10 Mart 1967 tarihinde İsveç ile imzalanan “İşgücü Antlaşması” nedeniyle bir açıklama yaptı. Yeneroğlu yaptığı açıklamada “İsveç’te yaşayan vatandaşlarımız büyük gayret ve fedakârlık göstererek bugünlere geldiler. Gelecekte de Türkiye ile irtibatın devam etmesi için anadile yönelik yatırım, İsveç’teki vatandaşlarımız için önemli bir sorumluluktur. Bu vesileyle İsveç’e göç eden birinci nesli hayırla yâd ediyorum.” dedi.

Mustafa Yeneroğlu şunları kaydetti: “1960’lı yıllarda Batı Avrupa ülkeleriyle imzalanan işgücü anlaşmaları milyonlarca insanımızın kaderini tayin etti. 10 Mart 1967’de İsveç ile imzalanan antlaşma da bunlardan birisidir. Şu an itibariyle yaklaşık yarısı İsveç vatandaşlığında olan 115 bin Türkiye kökenli göçmen İsveç’de yaşamaktadır. Geçen 50 yıllık süre içerisinde İsveç’te yaşayan vatandaşlarımız büyük gayret ve fedakârlık göstererek bugünlere geldiler. Bu sebeple İsveç’e göç eden birinci nesli hayırla yâd etmek istiyorum.

Bugün İsveç’te yaşayan Türkiye kökenli insanımıza baktığımızda hayatın her alanında etkin olduklarını ve toplumun bir parçası haline geldiklerini görüyoruz. Dayanışma içerisinde oluşturdukları sivil toplum kuruluşları, sosyal, kültürel ve dini ihtiyaçları karşılayacak şekilde hizmet veriyor. Bizzat vatandaşlarımız tarafından kurulan yaklaşık 7.000 firma, iş hayatında farklı sektörlerde İsveç ekonomisine katkıda bulunuyor. İsveç Parlamentosunda bulunan 8 milletvekili ve hükümette bulunan 2 Türkiye kökenli Bakan, siyasal temsil konusunda kat edilen mesafenin kanıtıdır.

Bütün bunlarla birlikte Avrupa genelinde görülen sağ popülist partilere yönelik desteğin İsveç’te de artmasını, göçmen vatandaşlarımız açısından endişeyle takip ediyor, bu sürecin göçmenlerin haklarını kısıtlayıcı bir noktaya gelmeyeceğini ümit ediyoruz. Öte yandan vatandaşlarımızın İsveç toplumuna asli bir unsur olarak katılımı devam ederken, Türkiye ile irtibatın korunması da büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple Türkçe’nin yeni nesillerde anadil düzeyinde konuşulması için, sivil toplum, yerel Türkçe medya ve kanaat önderleri başta olmak üzere, ilgili tüm aktörlere önemli sorumluluklar düşmektedir.”