Çağlar

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Hk. Basın Açıklaması

“Gazetecilerin görevlerini bağımsız bir şekilde ve kaygı duymadan yapabildiği özgür bir Türkiye’yi inşa edeceğiz”

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutlamak amacıyla basın açıklaması yaptı. Mevcut iktidar döneminde gazetecilerin yoğun bir baskı altında çalışmak zorunda kaldığını belirten Yeneroğlu, günümüzde basın özgürlüğünden ve dolayısıyla da çoğulcu bir kamuoyundan bahsetmenin mümkün olmadığını ifade etti.

Yeneroğlu açıklamasında şu başlıklara yer verdi:

‘Özgür basın demokratik toplumun zorunlu unsurudur’

“Demokratik bir toplumun zorunlu unsurlarından biri olan basın özgürlüğü, kamuoyunun bilgilendirilmesinin ve kamuoyunda herhangi bir konuda kanaat oluşturulmasının en etkili araçlarındandır. Bağımsız ve eleştirel basının olmadığı bir toplumda özgür ve çoğulcu bir kamuoyunun oluşması mümkün değildir. Basın sektöründe çalışan gazetecilerin türlü şekillerle baskı altında olduğu bir ortamda basın özgürlüğünden ve dolayısıyla da çoğulcu bir kamuoyundan bahsetmek mümkün değildir.”

‘Ülkemizde gazeteciler ciddi sorunlarla karşı karşıyadır’

“Bugün ülkemizde gazeteciler ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Gazetecilerin ekonomik ve sosyal haklar yönünden yeterli güvencelere sahip olmamaları, mesleki faaliyetleri sebebiyle fiziksel saldırı ve ceza tehditlerine maruz kalmaları, iktidarın medya sahipleri üzerinden uyguladığı baskı, mobbing, sindirme ve işten attırma gibi durumlar, gazetecilik mesleğinin icrasını oldukça zorlaştırmaktadır. Mesleki faaliyetleri dolayısıyla gazetecilerin ceza soruşturması tehdidi ile karşı karşıya kalması hem basın özgürlüğünün hem de gazetecilerin mesleklerini hakkıyla gerçekleştirebilmelerinin önündeki en önemli engellerden biridir.”

‘Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, 180 ülke içerisinde 149. Sıradadır’

“Bugün iktidar, basın özgürlüğünü temel bir hak olarak görmemekte, medyayı baskıcı yönetimin bir propaganda aparatı olarak kabul etmektedir.

Sınır Tanımayan Gazeteciler’nin yayınlamış olduğu 2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi, ülkemizde gazetecilerin ve basın özgürlüğünün halini ortaya koymaktadır. Bu endekse göre Türkiye, 180 ülke içerisinde 149. sırada, basın özgürlüğünün “kötü” olduğu ülkeler arasında yer almaktadır.”

‘Basın özgürlüğünü güçlendireceğiz’

“Biz DEVA Partisi olarak, basın özgürlüğünün güvence altına alınmasının hem demokratik toplumun hem de ifade özgürlüğünün bir gereği olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda 2 Ocak 2023 tarihinde duyurduğumuz Temel Haklar Eylem Planı’mızda hem basın özgürlüğünü güçlendirmeye hem de gazetecilerin meslek hayatlarında yaşadığı sorunları ortadan kaldırmaya yönelik kapsamlı çözüm önerilerimize yer verdik.”

‘Basın özgürlüğünü ihlal eden tüm düzenlemeleri ilga edeceğiz’

“Öncelikli olarak Anayasa’nın 28. ila 32. maddeleri arasında düzenlenen basın ve yayımla ilgili hükümleri özgürlüğün esas, sınırlamanın ise istisna olduğu anlayışıyla kısa ve öngörülebilir bir şekilde yeniden düzenleyeceğiz. Basın Kanunu’nda ve ilgili mevzuatta son yıllarda yapılan tüm değişiklikleri gözden geçirerek, basın özgürlüğünü ihlal eden tüm düzenlemeleri ilga edecek; gazetecilerin özgürce mesleklerini icra edebilmeleri için gereken tüm Anayasal ve yasal değişikliklerini hayata geçireceğiz.”

‘Gazetecilerin mesleklerini özgürce yapabilmelerini sağlayacağız’

“Gazetecilik sektöründe sendikalaşmayı ve sendika üyeliğini kolaylaştırarak gazetecilerin ekonomik ve sosyal haklarını etkili şekilde kullanabilmelerini sağlayacağız.

Gazetecilere karşı görevleri dolayısıyla işlenen suçlardan gazetecilerin korunmasını sağlamak amacıyla caydırıcı ve etkili cezalar öngöreceğiz.

Basın kartının verilmesinde ve mesleğe kabulde meslek kuruluşlarının belirleyici olmasını sağlayacak, basın kartının sansür mekanizması olarak kullanılmasına son vereceğiz.

Gazetecilerin akreditasyonunu nesnel kriterlere bağlayacak, keyfi akreditasyon uygulamalarına son vereceğiz.

Gazetecilere karşı ceza soruşturmasına gerekçe yapılan Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu gibi mevzuatı, AYM ve AİHM içtihatları çerçevesinde yeniden düzenleyecek, gazetecilerin ceza tehdidi altında kalmadan özgürce haber yapabilmelerini ve kamuoyunu bilgilendirmelerini güvence altına alacağız.

DEVA Partisi olarak gazetecilerin görevlerini bağımsız bir şekilde ve kaygı duymadan yapabildiği çoğulcu ve özgür bir Türkiye umuduyla; mesleklerini ifa etmeye çalışan tüm gazetecilerin “Çalışan Gazeteciler Günü” nü kutlarız.”

DEVA Partisi Temel Haklar Eylem Planı Lansman Toplantısı

Saygıdeğer Genel Başkanım,

Değerli Genel Başkan Yardımcılarımız ve Genel Merkez Yöneticilerimiz,

Saygıdeğer konuklar,

Kıymetli basın mensupları,

Ekranları başında ve sosyal medya üzerinden bizleri takip eden aziz vatandaşlarımız,

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Temel Haklar Eylem Planı basın toplantımıza hoş geldiniz.

Öncelikle hepinizin yeni yılını kutluyorum. Yeni yılın ülkemize adalet ve özgürlük getirmesini temenni ediyorum.

***

Değerli Konuklar,

Sözlerime değerli ekonomist Daron Acemoğlu’nun “Ulusların Düşüşü” kitabında yer verdiği “Nogales” kentinden bahsederek başlamak istiyorum.

Nogales kentini, ortasından geçen bir çit ikiye ayırmaktadır. Bu çitin yanında durup kuzeye bakarsanız Nogales Arizona’yı, güneye bakarsanız Nogales Sonora’yı görürsünüz.

Kuzeyde yaşayan insanların hane başına düşen ortalama yıllık gelirleri yaklaşık 30 bin dolardır, güneyde yaşayanların ise yaklaşık 10 bin dolar.

Kuzeyde yaşayan gençlerin çoğu okula gider ve yetişkinlerin büyük çoğunluğu en az lise mezunudur. Güneyde ise yetişkinlerin çoğunun lise diploması yok,  gençlerin çoğu okula gitmez. Ancak bir fırsatını bulup kuzeye gitmenin fırsatını arar.

Kuzeyde yaşayanlar can ve mal güvenliği için endişe etmeden gündelik işleriyle meşgul olabilirler; hırsızlık, gasp ve iş yatırımlarını tehlikeye sokabilecek tehditlerle karşılaşmazlar. Güneyde ise suç oranı oldukça yüksektir ve iş kurmak büyük bir risktir.

Kuzeyde yaşayanlar, diğer kentlere istedikleri gibi gidebilmektedir.  Güneyde ise yollar kötü ve tehlikelidir.

Neden mi? Çünkü Nogales kentini ikiye ayıran çitin kuzeyi ABD sınırlarındayken, güneyi Meksika sınırları içindedir.

Peki “Bir kentin iki yarısı nasıl olur da birbirlerinden bu denli farklı olabilir?” 

Kıymetli Misafirler,

Nedeni çok açık. Nogales kentinin kuzeyi ile güneyini birbirinden ayıran asıl şey, kentin ortasından geçen çit değil. Asıl neden iyi yönetişim ilkelerinin uygulanması, kurumların çalışması, hukukun üstünlüğüne riayet etmesi, temel haklara saygı duyması ve herkese eşit muamelede bulunması, yani kalkınma ve refahın asgari gerekliliklerinin yerine getirilmesi, özet olarak demokratik hukuk devletinin işletilmesi.

Bugün ülkemiz, tıpkı Nogales kentinin güney yakasında olduğu gibi; eğitimden ekonomiye, kültürden spora, tarımdan çevreye, topluma ve vatandaşlarımızın hayatına dokunan her alanda büyük sorunlarla karşı karşıyadır.

Ülke olarak yaşadığımız bütün bu sorunların temelini, benzer şekilde hukuk devleti ve insan hakları alanında yaşadığımız sorunlar oluşturmaktadır. Farklılıklara saygının ve çoğulcu özgürlükçü bir demokrasinin tesis edilmemesi yatmaktadır.

Ülkemiz, derin bir hukuk krizi ile karşı karşıyadır.

Yargı sistemi tamamen iflas etmiş vaziyette.  Hukukun üstünlüğünden üstünlerin hukukuna geçildiği, özgürlüklerin devri diye yola çıkanların yasaklar devrini yaşattığı karanlık günler yaşıyoruz. Çünkü hukuk devleti ilkesine riayet etmeyen, insan haklarına saygı göstermeyen bir iktidarın ne ekonomi ne de başka sorunları çözmesi mümkün olamaz.

İşte bu bilinçle, eylem planımız ile hedefimiz tam demokrasinin sağlanması, özgürlük devrinin kaldığı yerden devam edilmesi ve eşit vatandaşlık ilkesinin tesis edilmesidir.

Bunun da tek bir yolu var. Evrensel kriterlerde bir hukuk sisteminin kurulması ve temel haklardan herkesin özgür ve eşit şekilde yararlanması.

***

Değerli Misafirler,

“Bugün Türkiye derin bir hukuk krizi ile karşı karşıyadır” derken bunu sırf iktidarı eleştirmek amacıyla söylemiyorum. İnsan haklarına ilişkin bütün veriler, bu gerçeği zaten bize gösteriyor.

Dünya Adalet Projesi’nin yayımladığı “2022 Hukukun Üstünlüğü Endeksi” verilerine göre 140 ülke arasında 116. sırada yer alıyoruz. Endekste ülkemiz İran, Sudan, Etiyopya gibi ülkelerle aynı kategoridedir.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün yayımladığı “2021 Yolsuzluk Algı Endeksi” verilerine göre, son 10 yıl içerisinde en çok puan kaybeden ülkeler arasında yer alıyoruz, 180 ülke arasında 96. Sıradayız.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2021 yılında Türkiye ile ilgili 78 karar açıklamış, bu kararların 76’sında sözleşmenin en az 1 kez ihlal edildiğine karar vermiştir. 31 karar ile ifade özgürlüğü, en çok ihlal edildiği tespit edilen hak olmuştur.

Anayasa Mahkemesi tarafından kaldırılamaz hale gelen bu iş yükü bizzat Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafından itiraf edilir hale gelmiştir.

***

Kıymetli Konuklar,

Bu dramatik veriler, ülkemizin, insan haklarına dayalı bir hukuk devleti idealinin çok ama çok uzağında olduğunu bizlere göstermektedir.

Yargı, iktidarın güdümünde hareket etmektedir.

Evrensel hukukun temel ilkeleri, bizzat yargı tarafından ihlal edilmektedir.

Muhalif görüşler kriminalize edilmekte, düşman ceza hukuku uygulamaları her geçen gün etkisini artırarak devam etmektedir.

Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, uzun süreden beri ülkemizde rafa kaldırılmıştır.

Bugün ülkemizde “adalet” olgusu, mahkeme salonlarında duvarları süsleyen bir retorikten ibarettir.

Yargı, iktidarın sopası bir aracı haline getirilmiştir.

***

Kıymetli Misafirler,

Güçlü bireyler ve güçlü bir devlet inşa etmek ancak bireysel özgürlüklerin korunması ve teminat altına alınması ile mümkündür.

Önceliğin birey değil, devlet olduğu toplumların özgür ve güçlü olması mümkün değildir.

Retorikte değil, gerçek anlamda güçlü bir devlet inşa etmenin yolu, insan haklarına dayalı hukuk devletinin tesis edilmesinden geçmektedir.

İnsan hakları, devletler tarafından bahşedilen değil, sadece insan olmak dolayısı ile sahip olunan haklardır. Hukuk devletinin görevi, insan haklarını tanımak ve bu haklara riayet etmektir.

Maalesef ülkemiz kuruluşundan bugüne her zaman anayasalı bir devlet olsa da hiçbir zaman devletin hukuka bağlı kaldığı, temel hak ve hürriyetlerinin bütünüyle güvence altına alındığı anayasal bir devlet olamamıştır.

Bugün Anayasanın; devletin anayasal bir devlet olmasını engelleyen katı merkeziyetçi, dışlayıcı ve temel hakları kısıtlayıcı anlayışının aşılması hedeflenmeliyken geldiğimiz noktada bizler ülkemizin anayasalı bir devlet olması için mücadele vermekteyiz.

İşte bu büyük boşluğu doldurmak için hazırladığımız “Temel Haklar Eylem Planı”nı sizlere takdim etmek için bugün huzurlarınızdayız.

Yoğun ve titiz bir çalışma ile hazırladığımız eylem planımız, insan haklarına ilişkin 18 ana başlık ve 67 alt başlıkta ele aldığımız toplam 354 somut çözümden oluşmaktadır.

***

Değerli Konuklar,

Öncelikli olarak, anayasalı devlet anlayışını yeniden tesis etmeyi ve bu anayasalı devletin anayasal bir devlete dönüşmesi için gereken reformları gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.

DEVA Partisi olarak, insan onur ve haysiyetinin korunması ve yüceltilmesini, devletin varlık sebebi olarak görüyoruz.

Bu başlıkta yer alan 3 hedefi, 23 eylemle hayata geçirmeyi planlıyoruz.

Birinci olarak; insan onurunun korunmasına dayanan anayasal devleti tahkim edeceğiz.

  • İnsan haklarına dayanan bir devlet anlayışının gereği olarak insan onurunun dokunulmaz ve anayasal düzenin temeli olduğu ilkesini Anayasa’da açıkça düzenleyeceğiz. Devletin, insan onuruna saygı göstermek ve onu korumakla yükümlü olduğunu anayasal güvenceye kavuşturacağız.
  • Anayasal devlet niteliğini hak eden, toplumsal talepleri merkeze alan, tüm farklılıkları değerli gören, devlet gücünü hukukla sınırlandıran ve toplumsal sözleşme niteliğindeki bir anayasayı hayata geçireceğiz.

İkinci olarak; insan hakları ihlallerinin önlenmesine yönelik etkili bir koruma sistemini hayata geçireceğiz.

Anayasaları maddeler değil, kurumlar ve demokrasi bilincine sahip insanlar korur. Bu bilinçle, anayasada güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlerin, sadece kâğıt üstünde yazılı bir iyi niyet temennisinden ibaret olmamasını engellemek için, insan hakları ihlallerine yönelik etkili bir koruma mekanizmasını sağlayacağız.

Kurumların etkili birer insan hakları koruma mekanizmasına dönüşebilmesi için gereken tüm tedbirleri alacağız. Bu kapsamda;

  • Anayasa’nın 13. maddesine “Hürriyet esas, sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılır.” ifadesini ekleyeceğiz.
  • Hak ve özgürlüklerin ödev olarak vurgulanması anlayışına son vereceğiz. Anayasa’da hak ve özgürlük kavramının yanında yer alan ödev kavramını Anayasa’dan çıkartacağız.
  • TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun etkinliğini artıracak, Kamu Denetçiliği Kurumu ile Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun yapısal, işlevsel ve mali açılardan bağımsızlıklarını sağlayacağız.

Öte yandan, yargı bağımsızlığının iflas ettiği bir sistemde, temel haklara yönelik anayasal ve yasal güvenceler anlamsızlaşmaktadır.

Temel hakların güvence altına alınabilmesi için yargı bağımsızlığının tam olarak tesis edilmesi zorunluluktur.

Bundan dolayı üçüncü olarak; bağımsız yargıyı tesis etmek için Yargı Eylem Planımızda belirlediğimiz gerekli adımları atacağız.

***

Kıymetli Misafirler,

Eylem planımızın ikinci ana başlığını “Eşit Vatandaşlık ve Ayrımcılık Yasağı” oluşturmaktadır.

Bu başlıkta 6 hedefi toplam 29 eylemle hayata geçireceğiz.

Anayasamızın 10. maddesinde; herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle eşit olduğu belirtilmektedir.

Ancak ülkemizde eşitlik ilkesi yerine ötekileştirme ve kayırmacılığa dayanan bir anlayış egemendir.

Bundan dolayı ilk olarak, temel haklardan herkesin eşit şekilde yararlanmasını sağlamaya yönelik gerekli adımları atacağız.

  • Mevzuatta eşit vatandaşlık ilkesini güçlendiren ve ayrımcılıkla mücadeleyi devlete pozitif bir yükümlülük olarak yükleyen düzenlemeler yapacağız.
  • Temel hak ve özgürlükleri; dil, din, mezhep, etnik köken, cinsiyet, siyasi ve sosyal aidiyet ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin tüm insanlar için güvenceye kavuşturacak ve iç hukukumuzu uluslararası standartlarla uyumlu hale getireceğiz.
  • Ötekileştirme hissi doğuran tüm uygulamaları ortadan kaldıracağız.
  • Her türlü kamu personeli alımında mülakatı kaldırarak yazılı sınav sonuçlarını esas alacak, böylece kamu alımlarında adayın kimliğine bakılarak ayrımcılık yapılması ihtimalini ortadan kaldıracağız.

Bu başlık altında hayata geçireceğimiz ikinci husus, kapsayıcı bir vatandaşlık tanımı yapmak olacaktır.

Vatandaşlık, bireyi devlete bağlayan siyasi ve hukuki bir bağdır.

Ancak Anayasanın bireye ve devlete yüklediği anlam, toplum ve kimlik tasavvuru, devleti tüm yurttaşlara eşit yakınlıkta duran bir hakem olmaktan çıkarıp bir taraf haline getirmiştir.

Anayasanın 66. maddesinde yer alan vatandaşlık tanımı, bu durumun bir göstergesidir.

  • Bundan dolayı maddeyi “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ile ilgili esaslar dil, din, etnik köken, mezhep ve benzeri farklılıklar gözetilmeksizin kanunla düzenlenir.” şeklinde yeniden düzenleyecek ve kapsayıcı bir vatandaşlık anlayışını benimseyeceğiz.

“Eşit Vatandaşlık ve Ayrımcılık Yasağı” başlığı altında hayata geçireceğimiz üçüncü hedef; anadili ile ilgili hakları anayasal güvenceye kavuşturmak olacaktır.

Anadilinin hayatın her alanında kullanılması, öğrenilmesi ve geliştirilmesi ile beraber anadilinde eğitim temel bir haktır.

Hannah Arendt’ın da belirttiği gibi kendi kimliğini ve farklılığını ortaya koymak bir vatandaşlık eylemidir. Bu doğrultuda tüm farklılıklarımızın kendi kimliğiyle özgürce farklılıklarını ortaya koymasını güvence altına almak devletin temel görevidir.

  • Bu gerçekten hareketle; Anayasanın 42. maddesini değiştirerek ortak ve resmi dilimiz olan Türkçeye ek olarak eğitim ve öğretimde anadilinin kullanılması ve geliştirilmesi hakkını anayasal güvenceye kavuşturacağız. Anadilinde eğitimin önündeki engelleri kaldıracağız.
  • Bu hedef doğrultusunda, Millî Eğitim Bakanlığının kurumsal yapısında gerekli düzenlemeleri yapacağız.
  • Üniversitelerde gerekli kurumsal altyapı oluşturacak, büyük kentler de dahil olmak üzere farklı anadil ve lehçelere ilişkin bölümler açacağız.
  • Anadilinin geliştirilmesi amacıyla, anadilin öğretilmesi ve geliştirilmesi için kurslar açılmasına imkân tanıyacak, talep doğrultusunda bu kursların kapasitesini artıracak ve bu kurslara destek sağlayacağız.
  • Anadilinde eğitimin bir hak olarak kabul edilmesinin yanında, yerleşim yerlerinin eski adlarının yerel toplumun taleplerine uygun bir şekilde aslına döndürülmesi, yine farklı anadiline ait isimlerin çocuklara hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın verilebilmesinin önündeki bütün engelleri kaldıracağız.

***

Değerli Konuklar,

Dördüncü olarak, ayrımcılığın her türlüsünü ortadan kaldırmak; barış ve huzur içinde, müreffeh bir ülkenin eşit vatandaşları olarak bir arada yaşayabilmek; başta eğitim olmak üzere pek çok alanda uzun yıllara yayılan, sürekli çalışmalar yapılmasını gerektirmektedir.

Bundan dolayı eşit vatandaşlık ve ayrımcılık yasağına ilişkin yürüteceğimiz Anayasal ve yasal çalışmalar yanında eğitim faaliyetleri de yürüterek kalıcı bir barışı ve huzur ortamını tesis etmek için çalışmalar yapacağız.

  • Öncelikle, ilkokuldan başlayarak çocuklarımızın farklılıklara saygılı ve özgürlükçü bir anlayışla yetişmesini sağlayacağız. Müfredat değişikliklerini ivedilikle hayata geçireceğiz. Müfredatın çoğulculuk ilkesini esas almasını ve toplumdaki tüm farklılıkları kapsamasını sağlayacağız.
  • Başta öğretmenlerimiz olmak üzere Millî Eğitim Bakanlığı teşkilatının tüm kademelerinde çalışanlar ile polis, jandarma, bekçi ve zabıta gibi kolluk kuvvetlerine eşit vatandaşlık, ayrımcılık yasağı ve nefret söylemi konularında eğitimler vereceğiz.

Ayrımcılık teşkil eden uygulamalar; toplumsal huzur ve refahımızı zedeleyen, toplumun özellikle dezavantajlı ve korunaksız kesimlerinin hayatını zorlaştıran ve toplumu huzur içinde bir ve beraber yaşama idealinden uzaklaştıran söz ve eylemlerdir.

Ayrımcılık ile mücadele etmek; demokratik kültürün şartı ve hukuk devletinin asli görevlerinin başında gelmektedir.

Bu bilinçten hareketle; beşinci olarak, ayrımcılıkla etkili bir şekilde mücadele etmeye yönelik gerekli adımları hayata geçireceğiz.

  • Tüm mevzuatı gözden geçirerek Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı ifadeleri kaldıracağız.
  • Türk Ceza Kanunu’nun 122. maddesini değiştirerek “Ayrımcılık” suçunu Avrupa Birliği müktesebatına uygun şekilde yeniden düzenleyeceğiz. Düzenleme ile yalnızca sınırlı sayıda sayılan grupların ve eylemlerin değil, bütüncül şekilde ayrımcılığa uğrayan tüm grupların maruz kaldıkları ayrımcılığa karşı korunmasını sağlayacağız.

“Eşit Vatandaşlık ve Ayrımcılık Yasağı” başlığımızın son hedefini nefret suçları ile mücadele oluşturmaktadır.

Hoşgörüsüzlüğün ve önyargının şiddetle dışavurumu olan nefret suçu hem mağdurun hem de mağdurun kendisini içinde tanımladığı veya ait olduğu toplumsal kesimin üzerinde derin yaralar açmaktadır.

Nefret suçları, toplumsal huzuru ve istikrarı doğrudan etkilemektedir.

Bu nedenle bireylerin ve toplumun güvenliği için bu suçlara güçlü bir şekilde karşılık vermek, demokratik toplumun bir gereğidir.

Nefret suçları ile mücadelede başlıca şu hedefleri gerçekleştireceğiz:

  • Nefret suçunu AGİT’in (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) standartları doğrultusunda Türk Ceza Kanunu’nun tanımlar bölümünde tanımlayacağız. Nefret suçunu ilgili suç tiplerinin nitelikli hali olarak düzenleyeceğiz.
  • Nefret suçlarında öngörülecek cezaların orantılı ve caydırıcı olmasını göz önünde bulunduracak, suçun ağırlığına göre hürriyeti bağlayıcı cezaların yanı sıra toplumsal hizmet yükümlülüğü gibi yaptırımlar ihdas edeceğiz.
  • Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı bünyesinde nefret suçlarına ilişkin toplanan verilerde yaşanan yöntem ve içerik gibi hususlardaki eksiklikleri gidererek, bu verilerin etkili bir şekilde toplanmasını, değerlendirilmesini ve istatistiklerin kamuoyu ile düzenli olarak paylaşılmasını sağlayacağız.

***

Kıymetli Misafirler,

Eylem planımızın üçüncü ana başlığını “Kadın Hakları” oluşturmaktadır.

Kadının eğitimi, çalışma imkanlarına erişimi, psikolojik tacize ve şiddete karşı korunması, kanun önünde eşitliği ve toplumsal hayatın her alanında karar alma ve yönetim mekanizmalarına etkin katılımının sağlanması; demokratik toplum bakımından hayati bir önem taşımaktadır.

Bu nedenle, toplumsal cinsiyet eşitliği, sosyal adalet ve güçlü bir toplum için kadının sosyal ve ekonomik durumunun güçlendirilmesi bir zorunluluktur.

Eylem planımızın “Kadın Hakları” başlığı hayata geçireceğimiz 2 hedef toplam 27 eylemden oluşmaktadır.

Birinci olarak; kadınlara yönelik ayrımcılığı ortadan kaldırmaya yönelik somut adımlar atacağız.

Bu minvalde;

  • Evde, çalışma hayatında, sosyal hayatta, siyasi alanda kadınların her alanda uğramış olduğu ayrımcılığa son vereceğiz.
  • Kanunla yasaklanmış olan çocuk yaşta evliliklerle kararlı bir biçimde mücadele edeceğiz. Bu hususta önleyici ve etkili yasal düzenlemeler yapacağız.
  • Kadınların siyaset, bürokrasi, karar alma süreçlerinde ve bilimsel hayat vb. alanlarda erkeklerle eşit bir şekilde yer alabilmeleri için pozitif ayrımcılık dahil olmak üzere her türlü önlemi alacağız.
  • Eşit işe eşit ücret uygulamasına geçeceğiz.

Kadınlara yönelik şiddet, ülkemizin en önemli sorunlarının başında gelmektedir.

İstatistiklere göre son yıllarda giderek artan kadına yönelik şiddet neticesinde neredeyse her gün en az bir kadın cinayeti gerçekleşmektedir.

Devlet bu cinayetleri önlemek için üzerine düşeni gereği gibi yerine getirememekte, risk altındaki mağdur kadınları korumakta büyük zafiyet göstermektedir.

Bu gerçeklerden hareketle ikinci olarak; kadına yönelik şiddeti önlemeye yönelik Kadın Eylem Planında ayrıntılı olarak ortaya koyduğumuz bütün tedbirleri alacağız.

***

Değerli Konuklar,

Eylem planımızın dördüncü ana başlığını “Çocuk Hakları” oluşturmaktadır.

Çocukların sadece çocuk olmaktan kaynaklanan haklarına saygılı olunması gerekmektedir.

Çocuğun bir birey olduğu bilinci ülkemizde yaygın olarak göz ardı edilmekte, çocuk haklarını koruyabilmek ve geliştirebilmek adına atılan adımlar yetersiz kalmaktadır.

Çocuk dostu bir adalet sisteminin tesis edilmesi, çocukların korunma haklarının güvence altına alınması, çocukların cinsel istismara karşı korunması ve çocuk evliliklerinin önlendiği bütüncül bir koruma mekanizmasının oluşturulması bir zorunluluktur.

Eylem planımızın “Çocuk Hakları” başlığında toplam 22 eylemle 2 hedefi hayata geçireceğiz.

Öncelikli olarak çocukların korunma haklarını güvence altına almaya yönelik gerekli bütün adımları atacağız.

  • Mağdur çocukların daha da mağdur olmaması adına ihtisas mahkemelerinin tüm illerde kurulmasını ve konusunda uzman eğitimi almış hâkim ve savcıların bu mahkemelerde görev almasını sağlayacağız.
  • Çocuk İzlem Merkezleri ve Adli Görüşme Odalarındaki eksiklikleri giderecek, her il ve ilçede bu müesseselerin kurulmasını sağlayacak, çocukların ifadelerinin hızlı, pedagog eşliğinde ve psikolojilerini etkilemeyecek şekilde alınması hususunda gerekli tedbirleri alacağız.
  • Kırsal bölgelerde eğitim gören çocukların, akranları ile benzer imkanlara kavuşabilmeleri için özel eğitim programları uygulayacağız.

İkinci olarak; çocukların cinsel istismara karşı korunması noktasında gerekli bütün tedbirleri alacağız.

***

Kıymetli Misafirler,

Eylem planımızın beşinci ana başlığını “Yaşam Hakkı” oluşturmaktadır.

İnsan hakları içinde değer sırası bakımından ilk ve temel olan yaşam hakkı, kamusal makamlar tarafından öldürülmeme ve yaşama yönelik tehlike ve risklere karşı yine kamusal otoriteler tarafından korunma hakkını içermektedir.

Ne yazık ki ülkemizde en temel hak olan yaşam hakkı sıkça ihlal edilmektedir.

Yaşam hakkını koruyucu düzenlemelerin varlığı, Devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılması bakımından yeterli değildir.

Bu nedenle bu düzenlemeleri yaşama geçiren, ihlalleri cezalandıran ve ilerde işlenebilecek olası ihlalleri cezalandıracak etkin bir adli sistem kurarak yaşam hakkı ihlallerini ortadan kaldırmayı hedefliyoruz.

Eylem planımızın “Yaşam Hakkı” başlığında hayata geçireceğimiz 3 hedef toplam 13 eylemden oluşmaktadır.

Yaşam hakkı ihlallerini önlemeye yönelik atacağımız ilk adım, kolluk personeli ve güvenlik güçlerinin yaşam hakkının ihlal edilmesine yol açan uygulamalarına son vermek olacaktır.

Kamu düzenini sağlamakla yükümlü kolluk güçlerinin zor kullanma yetkisi, Anayasanın ve AİHS’nin aradığı “zorunluluk ve orantılılık” şartlarına riayet edilerek, suç teşkil eden eylemin başka bir şekilde engellenme imkânı kalmadığı hallerde, son çare olarak ve kademeli bir şekilde uygulanmak zorundadır.

Özellikle kolluk güçlerinin yargısız infazı, dur ihtarına uyulmaması veya rastgele ateş açması gibi eylemleri sonucunda meydana gelen ölümlerin ülkemizde sık gündeme geldiği görülmektedir.

Alacağımız tedbirlerle, kolluk personeli ve güvenlik güçlerinin sebep olduğu yaşam hakkı ihlallerine son vereceğiz. Atacağımız somut adımların başlıcaları şunlardır:

  • Kolluk görevlileri ile çarşı ve mahalle bekçilerinin zor ve silah kullanma yetkisini düzenleyen başta Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’ndaki hükümler olmak üzere ilgili mevzuat hükümlerini uluslararası standartları dikkate alarak gözden geçirecek, gerekli değişiklikleri yapacağız.
  • Çarşı ve mahalle bekçilerinin zor ve silah kullanma yetkisine son vereceğiz.
  • Adli soruşturmaların tam ve etkin yürütülmesi için Cumhuriyet Başsavcılığı’na bağlı ayrı bir “adli kolluk” kuracağız. Tüm yetkilerini gözden geçirerek demokratik ülke ölçütlerinin uygulanmasını sağlayacağız.
  • Askeri araçların meskûn mahallerde kullanımına ilişkin çok sıkı kurallar getireceğiz.

Yaşam hakkı ihlallerini önlemeye yönelik ikinci olarak; ceza infaz kurumlarında yaşanan mağduriyetleri gidermeye yönelik tüm tedbirleri alacağız.

Ülkemizde ceza infaz kurumlarında bulunan kişi sayısı, son yıllarda oldukça artmıştır.

Gerek tutuklu gerekse de hükümlü olarak hapishanelerde 300.000’den fazla kişi bulunmaktadır.

Alacağımız tedbirlerle, ceza infaz kurumlarında meydana gelen yaşam hakkı ihlallerini ortadan kaldıracağız.

Son olarak; askerlik görevi sırasında meydana gelen ölümlerin soruşturulmasını ve sorumlu olduğu iddia edilen kamu görevlilerinin etkin şekilde yargılanmasını sağlayarak, bu alanda meydana gelen yaşam hakkı ihlallerine son vereceğiz.

***

Değerli Konuklar,

Eylem planımız doğrultusunda atacağımız altıncı adım işkence ve kötü muameleyle mücadeledir.

İşkence, insanlığa karşı bir suç olup evrensel hukuk tarafından mutlak olarak yasaklanmıştır.

Ülkemiz son yıllarda sayısız işkence ve kötü muamele iddiası ile karşı karşıyadır.

Ne yazık ki ülkemizde işkence yapan kişiler, “basit yaralama”, “zor kullanma sınırının aşılması” ya da “görevi kötüye kullanma” gibi suçlardan soruşturulmakta ve bu soruşturmalar da çoğunlukla takipsizlik ile sonuçlanmaktadır.

Bu da cezasızlık kültürünün ülkemizde egemen olmasına neden olmaktadır.

Eylem planımızın “İşkence ve Kötü Muamele” başlığında hayata geçireceğimiz dört hedef toplam 22 eylemden oluşmaktadır.

İşkence ve kötü muameleyle mücadeleye ilk olarak; zorla kaçırma ve kaybetme vakalarını önleyerek ve buna ilişkin geçmişte yaşanan olayları aydınlatarak başlayacağız.

Atacağımız somut adımlarla hem zorla kaçırma ve kaybetme vakalarını önleyecek, hem de geçmişte yaşanan olayların aydınlatılmasını sağlayacağız.

Birleşmiş Milletler Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi imzalayacak, ceza kanununda zorla kaybetmenin zamanaşımı kapsamında olmayacağını belirterek, bu eylemi bir insanlık suçu olarak düzenleyeceğiz.

İkinci olarak; ceza infaz kurumlarında ve göz altılarda meydana gelen işkence ve kötü muamelelere son vereceğiz.

Bu konuda atacağımız somut adımların başlıcaları şunlar olacak:

  • Kolluk görevlileri, çarşı ve mahalle bekçileri, infaz koruma memurları ve geri gönderme merkezlerinde çalışan personel ile bu kurumların idarelerine orantısız güç kullanma ile kötü muamele ile ilgili düzenli olarak eğitim verilmesini sağlayacağız.
  • İhmali, kusuru ya da kastı bulunan sorumlular hakkında idari ve adli soruşturma yürütülerek cezasızlığın önüne geçeceğiz. İddiaların hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmasını ve tüm sürecin bağımsız heyetlerce araştırılmasını sağlayacağız. Adli yargılama süreçlerinin her aşamasında uluslararası etik ve hukuk kurallarına uygun davranılmasını temin edeceğiz.
  • Çıplak arama uygulamasına son vereceğiz. Cezaevinde uygulanacak üst araması ile ilgili standartları açık ve kesin biçimde belirleyen düzenlemeler yapacağız.

Üçüncü olarak; usul hukukundan doğan teminatları sağlayarak göz altılarda meydana gelen işkence ve kötü muameleleri önleyeceğiz.

  • Gözaltına alınan kişilere yönelik yapılan sağlık muayenesinde kolluk görevlilerinin muayene ortamında bulunmamasına yönelik tedbirler alacağız.
  • İşkence ve kötü muamele iddialarının bağımsız bir şekilde soruşturulması ve delillendirilebilmesi için başta Adli Tıp Kurumu’nun bağımsızlığının teminat altına alınması olmak üzere bağımsız uzman kuruluşlara erişim hakkını güvence altına alacak tedbirleri alacağız.

Dördüncü olarak, işkence ve kötü muamele ile mücadelede son olarak; cezasızlık politikasına son vereceğiz.

İşkence ve kötü muameleye son verebilmek için cezasızlık olgusuna yol açan uygulamalarla etkili bir şekilde mücadele ederek gereken tedbirlerin alınmasını sağlayacağız.

  • Hukuka aykırı davranan kolluk personeli hakkında hukuki sürecin işletilmesini sağlayacak, teftiş sisteminin etkinliğini artıracağız.
  • İstanbul Protokolü’nü işkence ve kötü muamele gördüğünü ileri süren kişilerin değerlendirilmesi, işkence iddialarının olduğu olayların araştırılması, bu bulguların yargıya veya soruşturma yürüten diğer birimlere bildirilmesi ve işkencenin ve sonuçlarının belgelenmesi süreçlerinde esas alacağız.
  • İşkence ve kötü muamele ile ilgili soruşturma ve kovuşturmalara ilişkin istatistiki bilgilerin şeffaf şekilde tutulmasını ve yayımlanmasını sağlayacağız.

***

Kıymetli Misafirler,

“Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı”; eylem planımızın yedinci ana başlığını oluşturuyor.

Anayasanın 19. maddesi uyarınca; kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile ilgili olarak devletin hem negatif hem de pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır.

Negatif anlamda devlet, hukuka aykırı bir şekilde hakka müdahale etmemekle yükümlü olmakla birlikte pozitif anlamda bu hakkı sınırlandırma durumlarında kişilerin özgürlüğünü ve güvenliğini korumakla yükümlüdür.

Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının; yakalama, gözaltına alma, tutuklama başta olmak üzere koruma tedbirlerinin uygulanması ile mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların yerine getirilmesi, sınır dışı etme veya geri verme kararı ile sınırlandırılması mümkündür.

Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının korunmasına yönelik eylem planımızda toplam 27 eylemden oluşan yedi hedefimiz bulunmaktadır.

Öncelikli olarak; keyfi göz altıları engelleyecek, göz altında müdafi ile görüşme yasağını kaldıracağız.

  • Anayasa’nın 19. maddesinde olağanüstü dönemde uygulanabilecek gözaltı süresi için azami bir süre belirleyeceğiz. Olağanüstü hal süresince en geç bu sürede hâkim önüne çıkarılmayı güvence altına alacağız.
  • Suç tipi fark etmeksizin gözaltı işlemine tabi tutulanların müdafileri ile görüşmeleri için yeni bir yasal düzenleme yapacağız.

İkinci olarak; koruma tedbirlerini gözden geçirecek, tutuklama yasağının kapsamını genişleteceğiz.

  • Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. ve 108. maddelerine ekleyeceğimiz hükümle tutukluluk ve tutukluluk halinin devamı kararlarının Ceza Muhakemesi Kanunu’nun gerekçesinde somut olgu, olay ve delillerin ayrıntılı olarak yazılmasını sağlayacağız.

İngilizlerin 250 yıl önce tanıdığı Habeas Corpus hakkını yani asıl olanın tutuksuz yargılama olduğu gerçeğini artık ülkemizin hakimleri de bilsin istiyoruz.

  • Kararların yeterli gerekçe ile yazımına imkân sağlamak üzere yargının iş yükünü azaltmaya yönelik gerekli önlemleri alacağız. Hâkim ve savcılara, kararların AYM ve AİHM kararlarında belirlenen standartlar doğrultusunda yeterli ve açık olmasına ilişkin meslek içi eğitimler düzenleyeceğiz.
  • İstinaf ve temyiz süreçlerinde, ilk derece mahkemelerinin gerekçesiz karar yazmaları nedeniyle verilen bozma kararlarının bir örneğinin terfi ve disiplin incelemelerinde dikkate alınmak üzere Hakimler ve Savcılar Kurulu’na iletilmesini sağlayacağız.

Üçüncü olarak; hukuksuz uygulanan adli kontrol tedbirlerine karşı tazminat hakkı tanıyacağız.

Dördüncü olarak; SEGBİS yolu ile ifade ve sorgu işlemi yapılabilmesini, sanığın açık tercihi hali ile sınırlı tutacağız.

Beşinci olarak; bekçilere tanınan kolluk yetkilerini sınırlandıracağız.

Altıncı olarak; İdare ve Gözlem Kurulları’nın adil kararlar vermesini sağlayacak tedbirleri alacağız.

Son olarak; ceza infaz kurumlarında kalmalarına engel hastalıkları bulunan mahpusların tam teşekküllü devlet hastanesi raporlarıyla tahliye edilebilmelerini mümkün kılacağız.

  • Adli Tıp Kurumu’nun yapısını yeniden ele alacak ve siyasi iradeden bağımsız kararlar vermesini temin edeceğiz.

***

Kıymetli Misafirler,

Eylem planımızın sekizinci ana başlığını “Özel Hayata Saygı Hakkı” oluşturmaktadır.

Özel hayata saygı hakkı; kişinin mahremiyetinden şeref ve itibarının korunmasına, adının ve kimliğinin korunmasından sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına, mesleki hayattan kişisel verilerin korunmasına kadar birçok farklı konuda güvenceler içermektedir.

Özel hayata saygı hakkını koruma altına almaya yönelik olarak eylem planımızda toplam 28 eylemden oluşan dört hedefimiz bulunmaktadır.

Öncelikli olarak; arama ve el koyma uygulamaları dolayısı ile meydana gelen hak ihlallerini ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atacağız.

Arama koruma tedbiri kapsamında belirlilik ilkesi ile ilgili olarak yasal bir çerçeve çizeceğiz.

Arama tedbirinin, arama kararı konusunda verilen mahkeme kararına uygun bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak için kolluk personeline eğitimler verecek, hukuka aykırı davranan kolluk personeli hakkında hukuki sürecin işletilmesini sağlayacak, teftiş sisteminin etkinliğini artıracağız.

İkinci olarak; iletişimin denetlenmesi uygulamalarındaki hak ihlallerine son verecek adımlar atacağız.

  • İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması hususundaki mevzuat tekrar gözden geçirilerek gerekli değişiklikleri yapacağız.
  • Katalog suçlar dışında elde edilecek deliller açısından üçüncü kişilerin zarar görmemesi için mahkeme kararlarında hakkında denetim kararı verilecek kişi ile iletişim araçlarına yönelik somut bilgilerin yer almasını sağlayacağız.

Üçüncü olarak; kişisel veri güvenliğini güçlendireceğiz.

  • Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun Avrupa Birliği müktesebatıyla uyumlu hale getirilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri yapacağız.

Dördüncü olarak; ceza infaz kurumlarında meydana gelen ihlalleri ortadan kaldıracağız.

  • Hükümlülerin cezalarının mümkün olduğu ölçüde ailelerinin kolaylıkla ulaşabileceği yerlerde infaz edilmesini ve bu suretle aile bağlarını sürdürmelerini sağlamaya yönelik tedbirleri alacağız.
  • Çocuğun üstün yararı ilkesine uygun olarak, anne baba tutukluluklarında ya da çocuğu ağır hasta olan annelerin çocuklarını bırakarak cezaevine girmesine izin vermeyen infaz kanununda değişikliğe gideceğiz. “Babası ölmüş veya cezaevinde olan, 18 yaşından küçük çocuğu bulunan anneler” ile “annesi ölmüş 18 yaşından küçük çocuğu bulunan babalar” ve “18 yaşından küçük ve bakıma muhtaç çocu­ğu bulunan anneler” hakkında belirli şartlarla hapis cezasının infazının çocuğun 18 yaşını doldurana kadar ertelenebilmesini sağlayacağız.

***

Değerli Konuklar,

Eylem planımızın dokuzuncu ana başlığını “Din, İnanç ve Vicdan Özgürlüğü” oluşturmaktadır.

Din ve vicdan özgürlüğü, Anayasanın 24. maddesi ile her ne kadar teminat altına alınmış olsa da insan haklarına dayanan demokratik hukuk devletinin gerektirdiği özgürlükçü bir yapı ve işleyiş hiçbir zaman sağlanamamıştır.

Devletin tüm görüşler ve inançlar karşısında tarafsız olmaması, kendisinde toplumu biçimlendirme ve dönüştürme görevi görmesi, laiklik ilkesinin özgürlükçü bir bakışla ele alınmaması ile din özgürlüğü alanına sınırsızca müdahale edilmesi; başörtüsü, Alevilik, gayrimüslim topluluklar örneklerinde somutlaşan biçimde yoğun hak ihlallerine sebep olmuştur.

Bu tutumlar demokratik olmayan bir zihin dünyasına dayandığı gibi, Anayasal ve yapısal korumanın yetersiz olmasıyla da ilgilidir.

Din ve vicdan özgürlüğünü kapsamında hayata geçireceklerimiz 5 hedef ve toplam 22 eylemden oluşmaktadır.

Öncelikli olarak; din ve vicdan özgürlüğünü özgürlükçü laiklik anlayışı doğrultusunda anayasada güçlendirecek somut hedefleri hayata geçireceğiz.

Özgürlükçü laiklik anlayışına göre devlet, kamu düzeni ve başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için gerekli sınırlamalar dışında din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlayamaz.

Laik devlet bir inancı tanımlayamaz, dini toplulukların ibadethanelerini ne tanımlayabilir ne de kısıtlayabilir.

Aynı şekilde laik bir devlet, dinî toplulukların iç işleyişlerine müdahale edemez, tüzel kişilik teşkil etme ve kendi din görevlilerini yetiştirme hakkından menedemez, kamuya açık alanda ve kamu görevinde dini inancın gereklerini yerine getirme hakkına saygı duyar. Bu amaçla;

  • Herkesin bireysel veya topluca, özel veya kamuya açık olarak inancını yaşama hakkını temin edeceğiz.
  • Laiklik ilkesinin ideolojik ve otoriter bir şekilde uygulanarak din özgürlüğü alanına sınırsızca müdahale edilmesinin önüne geçmek amacıyla Anayasanın 24. maddesindeki kısıtlamaları AİHS ve Venedik Komisyonunun görüşü doğrultusunda düzenleyeceğiz.
  • Kamu ve özel sektör çalışanları ile öğrencilere, kendi dini bayramlarında izinli sayılma imkânı tanıyacağız.
  • Nüfus kayıtlarında vatandaşlarımızın din ve inançlarının kendi tercih ettikleri şekilde ifade etmelerini sağlayacağız.

İkinci olarak; Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersini çoğulcu bir içerikte yeniden düzenleyecek, isteyen öğrencinin herhangi bir açıklama yapmak zorunda bırakılmaksızın bu dersten muafiyet hakkını tanıyacağız.

Üçüncü olarak; din ve inanç topluluklarının tüzel kişilik edinebilmelerini mümkün kılacağız.

  • Din ve inanç topluluklarının örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm engelleri kaldıracak ve ihtiyaçlarına cevap verecek biçimde örgütlenme özgürlüğünü kuşatıcı olarak temin edeceğiz.
  • Gayrimüslim cemaat vakıfları yönetim kurullarının oluşturulması ve seçimine ilişkin Vakıflar Yönetmeliği’nde cemaat vakıflarının iç işlerinde özgürlüklerini koruyan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün keyfi müdahalelerine olanak vermeyen düzenlemeler yapacağız
  • Türk Medeni Kanunu’nun 104. maddesinde ifade edilen “belirli bir cemaatin desteklenmesi amacıyla vakıf kurulamaz” düzenlemesini değiştireceğiz.

Dördüncü olarak; ibadethanelerin açılması, tanınması ve kullanılması önündeki sorunları gidereceğiz.

  • Tüm din ve inanç topluluklarının kendi tanımlarına saygı göstereceğiz.
  • Dini toplulukların örgütlenme özgürlüğüne ideolojik saiklerle müdahaleyi engelleyeceğiz.
  • İbadet yerleri ile ilgili yasal mevzuatı, tüm din ve inanç topluluklarının ihtiyaçlarını dikkate alarak güncelleyeceğiz. Mülki idare amirlerinin kişilerin ibadet yeri tahsisi kararlarında ibadet yeri ihtiyaçlarını da göz önüne alacak şekilde hareket etmelerini sağlayacağız.
  • Din ve inanç topluluklarının ibadethanelerinin ibadet yeri olarak tanınmasının önündeki engelleri kaldıracağız.
  • İbadet yerlerine indirimli tarife uygulanmasına olanak veren Bakanlar Kurulu kararının ilgili bölümünde “ibadethaneler” ifadesine “cemevi” ifadesini de ekleyeceğiz.

Beşinci olarak; din görevlilerinin eğitimi, öğretimi ve mali haklarında ayrımcılığa son vereceğiz.

  • Din veya inanç topluluklarının kendi din görevlilerini eğitmek üzere eğitim kurumları açmasını sağlayan adımlar atacak, bu topluluklara yükseköğretim dâhil, kendi din eğitimcilerini yetiştirebilme imkânı vereceğiz.
  • Farklı dinlerin görevlilerinin yetiştirilmesi için, devlet üniversitelerinde ilgili fakülteler/enstitüler oluşturulmasını sağlayacağız.
  • Din ve inanç topluluklarının din görevlilerinin maaş ve sosyal haklara ilişkin yaşadıkları ayrımcılığa son vereceğiz.

***

Değerli Misafirler,

Eylem planımızın onuncu ana başlığında “İfade Özgürlüğü” nü koruma altına alan somut hedeflerimiz yer almaktadır.

Çoğulcu demokrasinin temellerinden biri olan ifade özgürlüğü, demokrasinin işleyişi için yaşamsal bir öneme sahiptir.

İfade özgürlüğünün keyfi olarak sınırlandırılması; vatandaşların haber ve bilgi alması, kamuoyu oluşturulması ile yakın ilişkisi nedeniyle aynı zamanda demokrasinin de tehdit edilmesi sonucunu doğurmaktadır.

Eylem planımızda ifade özgürlüğünü korumaya yönelik olarak 5 hedefi toplam 17 eylemle hayata geçireceğiz.

Öncelikli olarak; ifade özgürlüğünü anayasada güçlendirmeye yönelik somut adımlar atacağız.

Anayasanın 25. ve 26. maddelerini birleştirerek, madde başlığını “Düşünce, kanaat ve ifade hürriyeti” şeklinde değiştirecek, kişilerin düşünce ve kanaatlerinden dolayı ayrımcılığa maruz bırakılamayacağını maddede açıkça düzenleyeceğiz.

İkinci olarak; ifade özgürlüğü ile bağdaşmayan suç ve cezaları yeniden düzenleyeceğiz.

Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına hakaret suçunu kaldıracağız.

Cumhurbaşkanına yönelik hakaretlerin diğer hakaret suçları gibi değerlendirilmesini sağlayacağız.

Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde düzenlenen hakaret suçunu yeniden düzenleyerek hakaret suçu için hapis cezası uygulanmasına son vereceğiz.

2022 yılında, kamuoyunda sansür yasası olarak bilenen değişiklikle Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesine eklenen “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunu ilga edeceğiz.

Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesini daha açık ve belirli bir hale getirecek şekilde değiştireceğiz. Maddede yer alan düzenlemenin şiddeti ve nefreti kışkırtan ifadelerle sınırlı olmasını sağlayacağız.

Türk Ceza Kanunu’nun 215. ve 216. maddelerinin, eleştirel düşüncelerin baskılanmasına yol açacak şekilde uygulanmasına engel olacağız. “Açık ve mevcut tehlike” şartına bağlanan bu suçların, gerçek bir tehlikenin varlığı halinde uygulanmasını sağlayacak yasal ve yapısal tedbirler alacağız.

Üçüncü olarak; terör örgütü propagandası suçunu, ifade özgürlüğünün ihlal edilmesine yol açmayacak şekilde yeniden düzenleyeceğiz. Bu kapsamda, terör propagandası suçlarında, belirsiz ve geniş olan cezalandırma alanını daraltacağız.

Elbette terör örgütü propagandası suçu cezalandırılmalı, ancak uygulamadan kaynaklanan sorunları engellemek amacıyla fiilin bir provokasyo­na neden olacak nitelikte ve ağırlıkta olup olmadığı, yazıların veya ifade edilen düşünce­lerin şiddete teşvik edip etmediği, cebir ve tehdit açısından açık ve mevcut bir tehlike oluşturup oluşturmadığı, hitap ettiği kitle bakımından nasıl bir etki yarattığına yönelik değerlendirmenin doğru yapılması şarttır. Aksi durumda insanların hayatını cehenneme çevirerek terör örgütleriyle mücadele edilemez.

Benzer şekilde, TCK’nın 220. maddesinin 6. ve 7. fıkralarında düzenlenen örgüte üye olmamak ve örgüt hiyerarşisine dâhil olmamakla birlikte örgüt adına işlenen suçları da AYM ve AİHM kararları doğrultusunda yeniden düzenleyeceğiz.

Dördüncü olarak; erişimi engelleme uygulamalarının kapsamını daraltacağız. 5651 sayılı Kanunda yer alan ifade özgürlüğü ve demokratik toplum gerekleri ile bağdaşmayan tüm düzenlemeleri kaldıracağız.

Beşinci olarak; Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’nun yapısını değiştireceğiz.

***

Kıymetli konuklar,

Eylem planımızın on birinci başlığını; ifade özgürlüğünün özel güvencelere bağlanmış farklı bir görünümünü ifade eden “Basın Özgürlüğü” oluşturmaktadır.

Kamuoyunun bilgilendirilmesinin ve kamuoyunda herhangi bir konuda kanaat oluşturulmasının en etkili araçlarından biri olan basın özgürlüğü; demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olup bireylerin gelişmesi ve toplumun ilerlemesinde önemli etkiye sahiptir.

Özgür ve bağımsız basın, demokrasilerde hayati bir rol oynamaktadır.

Dolayısıyla basın özgürlüğüne yönelen her tehdit demokratik topluma da ağır bir darbe vurmaktadır.

Eylem planımızda basın özgürlüğünü korumaya yönelik toplam 17 eylemle dört hedefi hayata geçireceğiz

Öncelikli olarak; basın özgürlüğünü anayasada güçlendirecek değişikleri hayata geçireceğiz.

Anayasanın 28. ila 32. maddeleri arasında düzenlenen basın ve yayımla ilgili hükümleri özgürlüğün esas, sınırlamanın ise istisna olduğu anlayışıyla kısa ve öngörülebilir bir şekilde yeniden düzenleyeceğiz.

İkinci olarak; basın mensuplarının özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik gerekli adımları atacak, mesleki faaliyetleri dolayısıyla cezalandırılmalarına son vereceğiz.

  • Gazetecilik sektöründe sendikalaşmayı ve sendika üyeliğini kolaylaştırarak gazetecilerin ekonomik ve sosyal haklarını etkili şekilde kullanabilmelerinin önünü açacağız.
  • Gazetecilere karşı görevleri nedeniyle işlenen suçlardan gazetecilerin korunmalarını sağlamak amacıyla caydırıcı ve etkili cezalar öngöreceğiz.

Üçüncü olarak; basını düzenleyen ve denetleyen kurulların bağımsızlığını tesis edecek düzenlemeleri hayata geçireceğiz. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nu (RTÜK) ve Basın İlan Kurumunu (BİK) siyasi iktidarın ve diğer çıkar çevrelerinin etkisinden koruyacak, bu kurumların bağımsız ve tarafsız olmalarını sağlayacak yasal ve yapısal değişiklikler yapacağız.

Son olarak; basında tekelleşmeyi ve haksız rekabeti önleyecek tedbirleri hayata geçireceğiz. Medya sahipliği ve finansmanını şeffaf hale getireceğiz.

***

Kıymetli Konuklar,

“Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı”; eylem planımızın on ikinci ana başlığını oluşturmaktadır.

İfade özgürlüğünün kolektif olarak kullanılan özel bir türü olan bu hak ile bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunma ve başkalarına duyurmak için bir araya gelebilmeleri güvence altına alınmıştır.

Farklı düşüncelerin ortaya çıkması, tartışılması ve yayılması işlevi gören bu hak da demokratik toplumun en temel değerleri arasındadır.

Ülkemizde bu hakları fiilen yok saymanın, iktidarın hukuk devletini kabullenmemesi neticesinde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanamaması başta olmak üzere pek çok nedeni bulunmaktadır.

Eylem planımızda, 12 eylemden oluşan 4 hedefi hayata geçirerek toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının önündeki engellerin tamamını kaldıracağız.

Öncelikli olarak; toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının anayasada güçlendirilmesine yönelik gerekli değişiklikleri yapacağız.

Bu sebeple ilk olarak; bu hakkın Anayasada düzenlenenin aksine fiili engellerle kullanılamaz hale getirilmesini engellemek amacıyla “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.” ifadesini Anayasanın 34. maddesinden çıkaracağız.

İkinci olarak; Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda, özgürlükçü bir bakış açısıyla değişiklikler yapacağız. Bildirim sistemi kapsamındaki düzenlemelerin izin” anlamına gelecek şekilde geniş yorumlanmasını engellemeye yönelik ilgili mevzuatta değişiklik yapacağız.

Üçüncü olarak; toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin kriminalize edilmesine uygulamalara son vereceğiz. Kamu düzenine aykırı olmayan ya da toplantının barışçıl niteliğine zarar vermeyen halleri suç olmaktan çıkaracağız.

Son olarak; kolluk güçlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ölçüsüz müdahale etmesini engelleyeceğiz. Barışçıl gösterileri haksız şekilde engelleyen, dağıtan ya da eylemcilere ölçüsüz müdahalelerde bulunan kolluk görevlilerine yönelik cezasızlık politikasına son vereceğiz.

***

Değerli Misafirler,

Eylem planımızın on üçüncü ana başlığında; “Örgütlenme Özgürlüğü” nü korumaya yönelik somut hedeflerimiz yer almakta.

Sivil toplum örgütleri; özellikle toplum bilincinin yaygınlaştırılması, sosyal yaşama katılımın arttırılması ve kamu yetkililerinin şeffaflığının ve hesap verebilirliğinin sağlanması gibi yollarla demokrasi ve insan haklarının geliştirilmesine ve gerçekleştirilmesine önemli katkılar sunmaktadır.

Sivil toplum, katılımcılık açısından önemli bir araç ve demokratik toplumun asli unsurudur.

Demokratik toplum bakımından taşıdığı önemin bilinciyle, eylem planımızda örgütlenme özgürlüğü korumaya yönelik somut çözümlerimizi 27 eylemden oluşan 4 hedefi gerçekleştirerek hayata geçireceğiz.

Öncelikli olarak; sivil toplumun güçlendirilmesini sağlamaya yönelik somut adımlar atacağız.

  • Sivil toplum kuruluşlarına yönelik ayrımcılığa ve baskıya son verecek, bu kuruluşların özgürce çalışabileceği güvenli, çoğulcu ve elverişli bir ortam oluşturacağız.

İkinci olarak; sivil toplum üzerinde sürekli bir baskı ve müdahale aracına dönüştürülen idari denetim yetkisinin kötüye kullanılmasına son vereceğiz.

  • Sivil toplum örgütlerinin denetimi ile ilgili yasal düzenlemeleri açıklığa kavuşturacağız. Denetimlerin sivil toplum kuruluşlarının amaçları ve yasalar çerçevesinde faaliyet göstermelerini temin etmenin ötesine geçerek, iç işlerine müdahale gerekçesi olarak kullanılmasını engelleyeceğiz.
  • 7262 Sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun’un sivil toplum örgütleri ile ilgili maddelerini AİHM’in içtihatlarını temel alarak demokratik toplum gerekliliklerine uygun olarak yeniden düzenleyeceğiz.
  • Hakkında soruşturma açılan dernek ve vakıf yöneticilerinin İçişleri Bakanı kararı ile görevden alınabilmesi ve dernek ve vakfa ‘kayyım’ atanmasına imkân veren kanun hükmünü kaldıracağız.

Üçüncü olarak; sivil toplum örgütlerinin mali kapasitelerini artırmalarını sağlayacağız.

  • Sivil toplum örgütleri için öngörülen vergi muafiyeti” ve kamu yararına çalışma statüsü” kazanılması usullerini demokratik toplum ilkelerine uygun olarak ve hukuki öngörülebilirlik, şeffaflık ve kanun önünde eşitlik ilkeleri doğrultusunda yeniden düzenleyeceğiz. Bu konuda yürütmenin geniş takdir yetkisini sınırlandıracağız.
  • Yardım toplama konusunda yapılacak denetimlerin yerindelik denetimine dönüşmesini engelleyeceğiz.

Dördüncü olarak; sivil toplum örgütlerinin, kamu politikalarının belirlenmesi sürecine katılımını artıracağız.

***

Değerli arkadaşlar,

Eylem planımızın on dördüncü ana başlığını “Mülkiyet Hakkı” oluşturmaktadır.

Mülkiyet hakkını korumaya yönelik toplam 9 eylemle 2 hedefi hayata geçireceğiz.

Öncelikli olarak, kamulaştırma uygulamalarındaki mülkiyet hakkı ihlallerine son vereceğiz.

İkinci olarak ise, vergi uygulamalarındaki mülkiyet hakkı ihlallerine son vereceğiz.

Eylem planımızın on beşinci ana başlığında; DEVA Partisi olarak, “kişilerin insanca, onurlu ve güvenli bir yaşam sürmesini sağlayan haklar” olarak tanımladığımız “Sosyal Hakları” korumaya yönelik çözümlerimiz yer almakta.

Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir devlet olduğu, Anayasanın ikinci maddesinde hüküm altına alınmıştır.

Anayasanın 5. maddesinde ise kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, temel hak ve hürriyetleri sosyal devlet ilkesi ile bağdaşmayacak surette sınırlayan engelleri kaldırmak, devletin görevleri arasında sayılmıştır.

Biz sosyal hakları güvence altına almanın, devletin asli görevi olduğuna inanıyoruz.

Bu sebeple, “Sosyal Haklar” alanında hayata geçirmeyi planladığımız tüm çözüm önerilerimizi, “İnsan onuruna yaraşır bir hayat” ilkesinden hareketle oluşturduk.

Temel Haklar Eylem Planı’mızda sosyal hakları hayata geçirmeye yönelik 5 hedefi toplam 28 eylemle hayata geçireceğiz.

Öncelikli olarak; insan onuruna yaraşır bir yaşamı temin edeceğiz.

  • Bireylerin temel ihtiyaçlarının karşılanacağı koşulların sağlanmasına yönelik tüm tedbirleri alacağız.
  • Kişilere insanlık dışı muamele, aşağılanma ve utanma duygusu yaşatabilecek tüm uygulamalara tereddütsüz son vereceğiz.

İkinci olarak; sağlık hakkını güçlendireceğiz.

  • Sağlık hakkını anayasada doğrudan düzenleyerek, herkes sağlık hakkına sahip olduğunu ve devletin sağlık hakkının gerçekleşmesi için gerekli her türlü tedbiri almakla yükümlü olduğunu anayasada açıkça düzenleyeceğiz.
  • SMA hastaları başta olmak üzere tedavisi için yurt dışından hizmet alması gereken kişilere her türlü kolaylığı sağlayacağız.

Üçüncü olarak; sosyal güvenlik hakkını güçlendireceğiz.

  • İş kazalarını önleyecek, iş sağlığı ve güvenliğini sağlayacak dönüşümleri gerçekleştireceğiz.
  • Emeklilik maaşlarının satın alma gücünü koruyacak tedbirler alacak, emekli aylıklarını satın alma gücünü koruyacak şekilde artıracağız.
  • “Yıpranma Payı” uygulamasını ”tehlikeli işler” sınıfında çalışanlar için daha adil bir hale getireceğiz.

Dördüncü olarak; engelli haklarını güçlendireceğiz.

  • Engelli bakım evleri ve kreşler açarak ailelere destek sağlayacağız.
  • Engellilerin; konaklama, bakım ve sağlık hizmetlerinden ücretsiz şekilde yararlanabileceği, kısa süreli bakım evleri ve yaşam merkezleri oluşturacağız.
  • Engellilerin çalışma hayatına tam katılımını sağlayacak politikaları hayata geçireceğiz.

Son olarak; sendikal haklarda Avrupa Birliği standartlarını sağlayacak somut adımları atacağız.

  • Mevzuatımızı ILO ve Avrupa Birliği standartları ile uyumlu hale getireceğiz.
  • Keyfi grev ertelemelerini sonlandıracağız.

Partimizin Sosyal Politikalar Başkanlığı’nın, sosyal haklara ilişkin olarak hazırladığı Sosyal Politikalar Eylem Planı’nda daha detaylı çözüm önerilerimiz yer almaktadır. Konu hakkındaki ayrıntılı çözüm önerilerimizi DEVA Partisi’nin eylem planlarının yayımlandığı ‘devahazır.com’ dan inceleyebilirsiniz. Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanlığı olarak hazırladığımız ‘Temel Haklar Eylem Planı”na, Sosyal Politikalar Eylem Planı’nda yer alıp temel haklar alanını ilgilendiren çözüm önerilerini derç etmiş bulunmaktayız.

***

Değerli Konuklar,

“Çevre Hakkı” eylem planımızın on altıncı ana başlığını oluşturmakta.

Biz, herkesin, insanî gelişimi mümkün kılan, sağlıklı, ekosistem açısından dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğuna inanıyoruz.

Çevreyi geliştirmek, çevre değerlerini korumak, kirliliğini önlemek, kalitesini yükseltmek ve gıdaların doğallığını sağlamak herkesin ve devletin görevidir.

Sağlıklı bir ekosisteme sahip bir dünyayı miras bırakmak, her neslin bir sonrakine borcu; bu şekilde emanet edilmiş bir dünyaya doğma hakkı ise her gelecek neslin hakkıdır.

Günümüzde insanın sebep olduğu küresel ekolojik kriz, hızlı ve yıkıcı etkileriyle her zamankinden daha görünür bir sorun haline gelmiş, birçok yerde yaşamı tehdit etmektedir.

Eylem planımızda, çevre hakkını güçlendirmeye yönelik 6 eylemi hayata geçireceğiz.

Çevre haklarına ilişkin anayasal ve yasal düzenlemeler uluslararası hukukla uyumlu hale getirilecek, Anayasa’da doğal yaşam kaynakları ve çevrenin korunması konusundaki devletin yükümlülüklerini açık şekilde düzenleyeceğiz.

Paris İklim Anlaşması’nın hedefini ve gerekliliklerini yerine getireceğiz.

Eylem planımızın on yedinci ana başlığında, hayvan dostlarımızın haklarını korumaya yönelik somut çözümlerimiz yer almakta.

Bütün hayvanların aynı düzeyde var olma hakkına sahip oldukları, hiçbir hayvana kötü davranılamayacağı, acımasız ve zalimce eylem yapılamayacağı, bütün hayvanların saygı görme hakkına sahip oldukları Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi’nde teyit edilmiştir.

Havyan haklarını korumaya yönelik olarak 3 eylemi hayata geçireceğiz.

Hayvan haklarını anayasada açıkça düzenleyeceğiz.

Anayasanın 56. maddesine: “Devlet doğal hayatı ve hayvanları korur. Hayvanlara yönelik eziyet ve kötü muamele yapılmaması için gerekli tedbirleri alır.” hükmünü ekleyeceğiz.

Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik yaparak sivil toplum kuruluşlarının da hayvanlara yönelik suçlara karşı soruşturma açılması için başvuru yapabilmesini sağlayacağız.

Nesli tükenmekte olan hayvanları koruyacağız.

Partimizin Doğa Hakları ve Çevre Politikaları Başkanlığı’nın, sosyal haklara ilişkin olarak hazırladığı Çevre ve İklim Değişikliği Eylem Planı’nda daha detaylı çözüm önerilerimiz yer almaktadır. Konu hakkındaki ayrıntılı çözüm önerilerimizi DEVA Partisi’nin eylem planlarının yayımlandığı ‘devahazır.com’ dan inceleyebilirsiniz. Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanlığı olarak hazırladığımız Temel Haklar Eylem Planı’na, Çevre ve İklim Değişikliği Eylem Planı’nda yer alıp temel haklar alanını ilgilendiren çözüm önerilerini derç etmiş bulunmaktayız.

***

Kıymetli Misafirler,

Eylem planımızın son ana başlığını “Siyasi Haklar” oluşturmaktadır.

Ülkemizde faaliyette bulunan siyasi partilerin siyasi motivasyonlu davalarla kapatılma tehdidi ile karşı karşıya kalabilmeleri, seçilmiş milletvekilleri ve yerel idarecilerin hala hukuku ayaklar altına alan birtakım uygulamalar ile görevden alınmaları endişe vericidir.

Eylem planımızda, toplam 22 eylemden oluşan 5 hedefle, siyasi hakların güçlendirilmesine yönelik çözümlerimizi hazırlamış bulunmaktayız.

Siyasi partilerin faaliyetlerinin, çalışmalarının, kendi iç işleyişlerinin ve karar alma süreçlerinin çoğulcu demokrasinin gereklerine uygun şekilde düzenlenmesi, demokratik işlevlerini yerine getirebilmeleri bakımından büyük önem taşımaktadır.

Bundan dolayı öncelikli olarak; siyasi partiler ve seçim mevzuatını “Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur” şeklindeki anayasal kurala uygun biçimde ve özellikle parti içi demokrasinin güçlendirilmesi amacıyla yeniden düzenleyeceğiz.

  • Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin temsil gücünü arttırabilmek, temsilde adaleti ve çoğulcu demokrasiyi sağlamak amacıyla seçim barajını %3’e düşüreceğiz.
  • Daha güçlü bir temsil için kadınlara, engellilere ve gençlere kota zorunluluğu getireceğiz. Bu grupların siyasete aktif katılımını teşvik edeceğiz.
  • Siyasi Etik Kanunu çıkaracağız.

İkinci olarak; siyasi faaliyette bulunma hakkını güçlendirecek somut çözümleri hayata geçireceğiz.

  • Seçim çevreleri belirlenirken yurtdışında mukim 6 milyonu aşan vatandaşımızın doğrudan Meclis’te temsilinin sağlanabilmesi için yurtdışı seçim çevresi oluşturacağız.
  • Yasama dokunulmazlığının güvencesini artırmak amacıyla seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin, meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı olmadıkça tutulmasının, tutuklanmasının ve yargılanmasının önüne geçeceğiz.
  • Anayasanın 83. maddesinde yasama dokunulmazlığının kapsamı dışında bırakılan “seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ifadesini Anayasa Mahkemesinin kararlarını da dikkate alarak maddeden çıkaracağız.
  • Anayasanın 84. maddesinde düzenleme yaparak, milletvekilinin kesin hüküm giyme nedeniyle vekilliğinin düşmesini, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurusu hakkında vereceği karara kadar ertelenmesini sağlayacağız.

Üçüncü olarak; siyasi parti kurulmasının önündeki engelleri kaldıracağız.

Dördüncü olarak; siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıracak anayasal ve yasal değişiklikleri hayata geçireceğiz.

  • Siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştırmak adına tek mercîli kapatma prosedürünü engelleyeceğiz. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne başvuruda bulunmasını dava açma usulünün bir parçası yapacağız. Siyasi partilerin kapatılmasının, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun vereceği izne bağlı olarak açılan dava üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanmasını öngöreceğiz.

Son olarak; seçilme hakkına yönelik haksız müdahalelere son vereceğiz.

  • Herhangi bir mahkeme kararı tesis edilene kadar yerel yöneticilerin soruşturma yahut kovuşturma evresinde geçici görevden alınabilmesine cevaz veren uygulamaları tadil edeceğiz.
  • Yerel yönetimlerin seçilmiş organlarının geçici görevden alınmaları kararındaki yetkinin münhasıran yargı organında olmasını sağlayacağız.
  • Geçici olarak görevden alınma kararında İçişleri Bakanı tarafından yapılacak başvuruların Danıştay tarafından karara bağlandığı bir süreç öngöreceğiz.
  • Yerel yöneticilerin görevden alındığı her durumda kayyum atanması uygulamasına son vereceğiz. Seçilme yeterliliğini kaybeden ya da geçici olarak görevden uzaklaştırılan belediye başkanı yerine yeni başkanın, belediye meclisi tarafından seçilmesini sağlayacağız.

***

Sayın Genel Başkanım,

Kıymetli Konuklar,

Aziz vatandaşlarımız,

Uzun bir emek ve çabanın ardından tamamladığımız Temel Haklar Eylem Planımızı özetlemeye çalıştım.

DEVA Partisi iktidarında gerçekleştireceğimiz pek çok reformun da temelini oluşturacak olan eylem planımızın ayrıntılarına partimizin internet sitesinden ulaşabilirsiniz.

Eylem planının hazırlanma sürecinde benimle birlikte ter döken, emek harcayan kıymetli çalışma arkadaşlarıma, eylem planımızın hazırlanmasına katkı sunan değerli akademisyenlere ve sivil toplum temsilcilerine teşekkür ediyorum.

Seçimlerin yaklaştığı bu dönemde bizler tüm eylem planlarımızı vatandaşlarımıza anlatmak için teşkilatımızla birlikte şehir şehir, ilçe ilçe dolaşacak ve ülkemizin sorunlarına somut çözüm önerilerimizi milletimize anlatacağız.

Yolumuzun uzun olduğunun, işimizin meşakkatli olduğunun, yükümüzün ağır olduğunun farkındayız.

Eylem planı yazmakla, uygulamak arasındaki farklılığı biliyoruz.

Ama aziz milletimiz bilsin ki, DEVA Partisi olarak, gelecek nesillere evrensel standartlarda bir hukuk devleti ve gerçek bir demokrasi bırakmaya kararlıyız. Hedefimiz tam demokrasi.

Türkiye’yi kısır tartışmaların, günlük siyasi hesapların, koltuk kavgalarının ve menfaat çekişmelerinin girdabına teslim etmeyeceğiz.

Herkesin kendini birinci sınıf vatandaş hissettiği; özgür ve demokratik bir hukuk devletini hep birlikte inşa edeceğiz.

Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Türkiye zengin ve müreffeh insanların barış ve huzur içinde yaşadığı bir ülke olacak.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Temel Haklar Eylem Planı Lansman Toplantısı Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=z_ATS2g3a8Y

2020 KPSS Mağduru Öğretmen Adayları Hk. Soru Önergesi

Kamu Görevlerine İlk Defa Atanacaklar İçin Yapılacak Sınavlar Hakkında Genel Yönetmelik’te 06.11.2019 tarihinde yapılan değişiklik ile öğretmen adayları için KPSS’ de elde edilecek puanın geçerlilik süresi 2 yıldan 1 yıla indirilmiştir. Bu yönetmelik değişikliği ile birlikte öğretmen atamalarında karma alımın son bulması ve halihazırda geçerli puanların sadece kendi atama döneminde kullanılması amaçlanmıştır.

2020 yılında gerçekleştirilen KPSS sonuçları 22.10.2020 tarihinde açıklanmıştır. Buna göre 2020 yılında yapılan KPSS’nin öğretmen adayları bakımından geçerlilik süresi 20.10.2021 tarihine kadar devam etmiştir. Bununla birlikte 9 Eylül 2021 tarihinde duyurulan Ek Öğretmen Atamasına 2020 yılında KPSS’ye giren adayların yanında 2021 yılında girenler de dahil edilmiş, bahsi geçen atama döneminde 2020 yılında KPSS’ye giren adaylardan sadece 934 kişi atanma hakkı kazanmış, netice itibariyle bu durum 2020 yılında sınava giren adayların mağdur olmasına yol açmıştır.

Bu bağlamda aşağıdaki soruların sorulma gereği hasıl olmuştur.

1- Millî Eğitim Bakanlığı’nın KPSS’ye 2020 yılında giren öğretmen adaylarının yaşadığı mağduriyeti gidermeye yönelik herhangi bir çalışması var mıdır?

2- Millî Eğitim Bakanlığı, yaşanan mağduriyetlerin giderilmesine yönelik olarak KPSS’ye 2020 yılında giren öğretmen adayları için telafi ataması şeklinde bir öğretmen alımı yapmayı planlamakta mıdır?

Türkiye İnsan Hakları Vakfı 2021 Yılı İnsan Hakları Raporu Hk. Basın Açıklaması

“TİHV 2021 Yılı İnsan Hakları Raporu, Türkiye’nin Nasıl Bir Karanlığa Mahkûm Edildiğini En Acı Şekilde Gözler Önüne Sermektedir”

‘Ülkemizde İnsan Hakları Can Çekişiyor’

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) 2021 yılı İnsan Hakları Raporu, Türkiye’nin nasıl bir karanlığa mahkûm edildiğini en acı şekilde gözler önüne seriyor.

Kaçırılan insanlardan mayına basarak yaşamını yitirenlere, işkenceye maruz kalanlardan zırhlı araç çarpması sonucu hayatını kaybeden çocuklara…

İnsan haklarına dayalı, demokratik bir hukuk devletinde mümkün olmayacak kadar korkunç bir tablo ile karşı karşıyayız.

Raporda; düşünce ve ifade özgürlüğünden toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğüne, yaşam hakkından savunma hakkına dek her türlü hak ve özgürlüğün hiçe sayıldığı ve vatandaşlarımızın doğuştan sahip oldukları hakları gözünü dahi kırpmadan yok edebilen bir anlayışın karar verici olarak devletin her alanına nasıl sirayet ettiği açıkça ortaya konuyor.

“Adalet Mülkün Temelidir”

Devletlerin varlık sebebi vatandaşlarının barış, huzur, güvenlik ve özgürlük içerisinde müreffeh bir hayat sürmesini sağlamaktır. Devleti yaşatan adalettir. Hz. Ömer’in ifadesiyle “Adalet mülkün temelidir.” Devlete meşruiyet kazandıran, insanların aynı devletin çatısı altında bir ve beraber yaşama arzusunu diri tutan ve aynı bayrak altında yaşayan insanların en zor zamanlarda dahi güçlü bir duygudaşlıkla omuz omuza vermesini sağlayan; adil bir ülkede yaşadıklarına dair inançlarıdır.

İnsanların Türkiye’de nasıl bir baskı ve korku ikliminde yaşadığını ortaya koymak açısından TİHV’ nin 2021 yılı İnsan Hakları Raporu oldukça önemli bir belge niteliğindedir.

Gazetecilerin baskı altına alındığı, sivil toplumun susturulduğu, yüksek mahkeme kararlarına ilk derece mahkemelerinin uymadığı, herkesin her an terörist olmakla suçlanmaktan tedirgin olduğu, hukukun ayaklar altın alındığı bir süreci ülke olarak yaşamaktayız. Fakat hukuk güvenliği, masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı, adil yargılanma hakkı, suçların ve cezaların kanuniliği gibi en temel hakların dahi tamamen rafa kaldırıldığı üçüncü sınıf bir otoriter rejim haline gelmemize ise sadece bir seçim uzaktayız.

Sıradan bir insanın dahi sosyal medyada paylaşım yapmaktan korktuğu, “Silivri soğuktur şimdi” sözünün artık herkes tarafından bir deyim olarak kullanıldığı, toplumun her kesiminden gençlerin batılı ülkelerde yeni bir hayat kurabilmek için akın akın yurtdışına gittiği, imkânı olanın kaçmak istediği, imkânı olmayanların ise yüce bir sabırla yaşadığı, katlandığı, herkesin mutsuz, herkesin bıkkın ve şikayetçi olduğu bir ülke artık Türkiye.

‘Milletimiz Bu Karanlık Tabloyu Değiştirecek’

Bu karanlık tabloyu değiştirmek için ülke olarak önümüzde çok büyük bir fırsat var. 2023 seçimleri, geleceğin Türkiye’sinde çocuklarımızın nasıl bir yaşam süreceğine dair çok ciddi bir kararın verileceği bir seçim olacak. Türkiye iki ittifak ya da iki Cumhurbaşkanı arasında değil, iki farklı zihniyet arasında bir seçim yapacak. Gelecekte ya demokratik bir hukuk devletinin özgür ve müreffeh vatandaşları olarak huzur içinde yaşayacak ya da her şeyin ölçüsü olarak kendisini gören, bireyin, sivil toplumun ve ülkenin nefes almasına izin vermeyen hukuksuz ve otoriter bir yönetim anlayışı altında hukuksuzluklarla boğuşmaya devam edeceğiz.

DEVA Partisi olarak bizim, milletimizin en doğru kararı vereceğine ve ülkemizin içinde bulunduğu bu korku ve baskı ikliminden milletimizin inanç ve iradesiyle çıkacağımıza olan inancımız tamdır.

Türkiye hiçbir kişinin, ailenin ve zümrenin ya da bir ideolojinin, inancın ve düşüncenin tahakkümü altına alınamayacak kadar büyük bir ülkedir. Önümüzdeki seçimlerde milletimiz bu gerçeği en gür şekilde haykıracaktır.

Sokak Hayvanları Hk. Soru Önergesi

09.07.2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen ve 14.07.2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hayvanları Koruma Kanunu ile Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na yönelik onarıcı düzenlemeler yapılmıştır.

Hayvanları Koruma Kanunu gereği sahipsiz sokak hayvanlarının kısırlaştırılarak, nüfuslarının kontrol altına alınması ve aşılanarak hastalık riskinin azaltılması yasal zorunluluk olduğu halde ülke genelinde neredeyse hiçbir belediyenin kanunun gereğini yerine getirmediği gözlemlenmektedir. Bu faaliyetlerin yeterli ölçüde yapılmıyor ve yapılanların yeteri kadar kontrol edilmiyor olması halk sağlığı ve güvenliği için ciddi sorunlara yol açmaktadır.

Geçtiğimiz dönemde yerel yönetimlere bu hizmetleri verme zorunluluğu getirilmiş, tüm belediyelerin hızlıca bakımevlerini kurmasına yönelik de makul bir süre verilmiştir. Üzerinden geçen 1,5 yıllık zaman zarfında pek çok belediyenin bu yönde faaliyetlere halen başlamadığı ve mağduriyetlerin de her geçen gün katlanarak arttığı basına yansıyan haberlerden ve bize ulaşan şikayetlerden anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda aşağıdaki soruları sorma gereği hasıl olmuştur. 

  1. Türkiye genelinde kaç belediye sahipsiz sokak hayvanları için yeterli olanaklara sahip bakımevi kurarak kısırlaştırma ve aşılama faaliyetlerine başlamıştır?
  2. 81 il genelinde kaç hayvan bakımevi bulunmaktadır? Bu bakımevlerine kaçı ruhsatlı ve kanuna uygundur?
  3. Bakımevi kurmayan belediyelerden kaç tanesi uygun bakımevi kurmaya yönelik inşaat çalışmalarına başlamıştır ve inşaatların tamamlanma tarihi nedir?
  4. Kontrol altına alınamayan sokak hayvan popülasyonu için kısırlaştırma seferberliği planlanmakta mıdır? Tüm sokak hayvanlarının kısırlaştırma ve aşılama sürecinin planlanması ve takvimi nedir?
  5. Kısırlaştırma seferberliği başlayana ve gerekli aşılama süreçleri tamamlanana kadar toplumun güvenliğini ve halk sağlığını nasıl sağlayacaksınız?
  6. Bakımevi olmayan belediyeler kısırlaştırma, aşılama ve bakım süreçlerini nerede ve nasıl yapacaklar?
  7. Türkiye genelinde kaç veteriner hekim istihdam edilmektedir? Belediyelerin kısırlaştırma sürecini yönetmesi için gerekli personel ve veteriner istihdamı sağlanmış mıdır? Kısırlaştırma seferberliğinde kaç tane ek veteriner istihdam edilmesi planlanmaktadır?
  8. Tüm bu süreçler ilgili bakanlıklar tarafından denetlenmekte midir? Bu verilere şeffaf bir şekilde hangi platformlardan ulaşılabilmektedir?
  9. Alanında yetkin sivil toplum örgütleri ve tüm paydaşlar süreçlere ve çözümlere dahil edilmekte midir?
  10. Kısırlaştırma seferberliği ve gerekli bakımevleri kurulması için yeterli bütçe ayrılmış mıdır?

 

Torba Kanun’la Cemevlerine İlişkin Düzenleme Yapılması Hk. Basın Açıklaması

“Alevilerin talebi cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesidir”

Hükümetin Amacı Sorun Çözmek Değil Göz Boyamak

Cemevlerine ilişkin birtakım düzenlemeleri de içeren ‘Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ hakkında TBMM Genel Kurulu görüşmeleri devam ediyor.

Alevi toplumunun talepleri dikkate alınmadan, torba kanunla seçim öncesi alelacele Meclis’e getirilen ve Alevilerin eşit vatandaşlık hakkını temin etme kapasitesine sahip olmayan bu düzenleme; hükümetin, Alevi vatandaşlarımızın sorunlarını çözme konusundaki samimiyetsizliğini de ortaya koymaktadır.

Türkiye’de Alevi vatandaşlarımızın sorunlarını bilen, bu sorunların demokratik ve adil yollarla çözülmesi için yıllardır gayret gösteren neredeyse tüm sivil toplum örgütleri, bu kanun teklifine karşı seslerini yükseltmişler ve bu teklifi “inançlarına ve kimliklerine hakaret” olarak nitelemişlerdir.

Alevilerin Eşit Vatandaşlık Talepleri Görmezden Gelinemez

Kanun teklifinin ilgili maddelerinde; cemevlerinin yapım, bakım ve onarım gibi ihtiyaçlarının gerekli durumlarda belediyeler ve il özel idareleri tarafından karşılanabileceği ve yine cemevlerinin su ve elektrik harcamaların da belediyeler ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından karşılanabileceği düzenlenmektedir.

Oysa on yıllardır Alevi vatandaşlarımızın dile getirdiği talepler; başta Alevi kimliğinin ayrımcı uygulamalarla ötekileştirilmesinin önüne geçilmesi ve eşit vatandaşlık taleplerinin yerine getirilmesi olmak üzere, zorunlu din derslerinin içeriği, kamu kurumlarına atamalarda yaşadıkları ayrımcılığın giderilmesi, Madımak Oteli’nin müze yapılması, Alevilerin tarih boyunca çektikleri acılarla yüzleşilmesi ve elbette cemevlerinin kültürel bir alan olarak değil bir ibadethane olarak kabul edilmesidir.

Alevi vatandaşlarımızın taleplerini dikkate almadan, sadece göz boyamak için cemevlerine yönelik yapım, bakım ve onarım desteğiyle birlikte, elektrik ve suyun ücretsiz veya ucuza kullandırılması, iktidarın meseleye “hak” değil “oy” temelinde baktığını gözler önüne sermiştir.

“Cehennem Dediğin Dal Odun Yoktur, Herkes Kendi Ateşini Götürür”

Alevilik de tıpkı diğer tüm inançlar gibi, devletin ve kanunun tanımlamasına muhtaç değildir. Alevilerin ibadethane olarak gördükleri yer neresi ise orası ibadethanedir. Aleviler, Aleviliği nasıl tanımlıyorsa Alevilik odur.

Aleviler yüzyıllar boyunca öteki olarak görülmüş ve maalesef bu durum Cumhuriyet’le birlikte de devam edegelmiştir. Alevilerin yaşadıkları acılar görmezden gelinmiş ve Alevi kimliği her zaman toplumsal ayrışmanın bir parçası olarak lanse edilmiştir.

Türkiye’nin tüm farklılıklarını zenginlik sayarak barış ve huzur içerisinde bir arada yaşayabilmesi; “incinsen de incitme” diyen Hacı Bektaşi Veli’yi, “ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm” diyen Yunus Emre’yi,’ “cehennem dediğin dal odun yoktur, herkes kendi ateşini götürür” diyen Pir Sultan Abdal’ı anlayabilmekle mümkün olacaktır.

RTÜK Üyesi Okan Konuralp’in Açıklamaları Hk. Soru Önergesi

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi Sn. Okan Konuralp Twitter isimli sosyal medya hesabından yapmış olduğu açıklamada; Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ve AK Parti’nin “Türkiye Yüzyılı” logosuyla başlayan “HealthTürkiye” isimli tanıtım filminin televizyon ve radyolarda “ücretsiz ve zorunlu” olarak yayınlanmasına karar verildiğini ifade etmiştir. Yine benzer mahiyette kararların da alınabileceği ve bu şekilde AK Parti ve Cumhur İttifakı propagandasının yapılacağına dair bilgiler kamuoyuna yansımış bulunmaktadır.

Bu bağlamda aşağıdaki şu soruların sorulma gereği hasıl olmuştur:

  1. RTÜK, iddia edildiği şekilde, bir siyasi partinin seçim kampanyasında kullanılan logonun yer aldığı tanıtım filminin televizyon ve radyolarda ücretsiz ve zorunlu olarak yayınlanması yönünde bir karar almış mıdır?
  2. RTÜK tarafından bu yönde alınmış bir karar var ise tarafsızlık ve bağımsızlık ilkesi ile bağdaşmayan bu karar hangi gerekçe ile alınmıştır?
  3. Karara konu tanıtım filmine benzer mahiyette bir parti propagandasına neden olabilecek başka reklam filmleri de söz konusu mudur? Aynı şekilde bu reklam filmlerinin de ücretsiz ve zorunlu olarak televizyon ve radyolarda yayınlanması için planlama yapılmakta mıdır?

‘Türkiye Yüzyılı’ İsimli Şarkının Polis Akademisi Bandosu Tarafından Çalınması Hk. Soru Önergesi

28.10.2022 tarihinde Ankara Spor Salonu’nda AK Parti tarafından “Türkiye Yüzyılı” isimli siyasi bir program organize edilmiş, programa Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan da konuşmacı olarak katılmıştır. Aynı programda, bu program için bestelenen “Türkiye Yüzyılı” adlı şarkı da çalınmıştır.

01.11.2022 tarihinde Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde Polis Akademisi Polis Amirleri Eğitim Merkezi 6. Dönem Mezuniyet Töreni gerçekleşmiştir. 28.10.2022 tarihinde AK Parti tarafından organize edilen program için bestelenen “Türkiye Yüzyılı” şarkısı, Polis Akademisi Bandosu tarafından bu mezuniyet töreninde de çalınmıştır.

Siyasi bir parti tarafından organize edilen program için bestelenen ve bu programda çalınan bir şarkının Polis Akademisi Mezuniyet Töreni’nde çalınması hukuka aykırıdır. Şöyle ki;

1982 Anayasası’nın 129’uncu maddesinin birinci fıkrasında “Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler” hükmü yer almaktadır.

Siyasi bir parti tarafından organize edilen bir program için bestelenen ve bu programda çalınan bir şarkının Polis Akademisi Mezuniyet Töreni’nde de çalınması 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Tarafsızlık ve devlete bağlılık” başlıklı 7’nci maddesinde düzenlenen “Devlet memurları siyasi partiye üye olamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar; görevlerini yerine getirirlerken dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayırım yapamazlar; hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar” hükmüne açıkça aykırıdır.

Ayrıca söz konusu fiil aynı kanunun “Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” başlıklı 125’inci maddesinin “kademe ilerlemesinin durdurulması” disiplin cezası başlığının “o” fıkrasında yer alan “herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak” hükmüne de açıkça aykırıdır.

Bu bağlamda aşağıdaki şu soruların sorulması gereği hasıl olmuştur:

  1. Siyasi bir partinin seçim faaliyeti kapsamında bestelenen bir şarkının Polis Akademisi Bandosu tarafından tertip edilmesi, çalınması ve söylenmesi Polis Akademisi Bandosu’nun kendi takdiri ile mi gerçekleşmiştir? Eğer bir emir doğrultusunda çalınmış ise bu emir hangi makam tarafından verilmiştir?
  2. Söz konusu şarkının çalınması emir doğrultusunda gerçekleşmiş ise bu emir yazılı olarak mı yoksa sözlü olarak mı verilmiştir?
  3. Yukarıda bahsedilen kanuna ve anayasaya aykırılık halleri gözetilerek hukuka aykırı emri veren ve hukuka aykırı emri yerine getiren personeller hakkında idari ve adli soruşturma başlatılmış mıdır?

Almanya – Türkiye İşgücü Anlaşması 61. Yıldönümü Hk. Basın Açıklaması

Almanya’da Yaşayan Vatandaşlarımızın Sorunlarının Çözümüne Yönelik Rasyonel Adımlar Atılmalıdır

Bugün, 30 Ekim 1961 tarihinde Almanya ile Türkiye arasında imzalanan işgücü anlaşmasının 61. yıl dönümünde, Türkiye kökenliler Almanya’daki en büyük göçmen topluluk olarak yaşamlarını sürdürmektedir. 3,5 milyonu aşan nüfusu ile Almanya’daki varlıklarını beşinci kuşağa taşıyan Türkiye kökenliler, bulundukları ülkede bilimden sanata, spordan iş hayatına varan geniş bir yelpazede ürettikleri ile ülkenin asli unsurlarından biri haline gelmiştir.

Öte yandan, bugün halen Almanya’daki Türk diasporası için ırkçılık ve İslamofobi ile mücadele, siyasal ve toplumsal katılım başlıkları güncelliğini korumaktadır. Bu nedenle, Almanya’da bulunan vatandaşlarımızın anadil Türkçeyle ilişkilerini geliştirmeleri, Müslüman toplumun ötelenen kurumsal haklarını elde etmeleri için destekleyici bir rol üstlenen, onları araçsallaştırmayan, öznelliklerini destekleyen ve tüm renkleri kucaklayan kapsayıcı politikaların güçlendirilmesi gerekmektedir.

Irkçılıkla Mücadelede Daha Etkili Politikalar Elzemdir

Almanya’da gerçekleşen son federal seçimlerde ortaya çıkan koalisyon sözleşmesi, Türkiye-Almanya ilişkileri açısından ve Almanya’da yaşayan Türk diasporası açısından önemlidir. Sözleşmede yer verilen AB-Türkiye diyaloğunun süreceği, Almanya’da yaşayan çok sayıda Türkiye kökenlinin iki ülke arasında özel bir yakınlık yarattığı vurgusu, Almanya’daki Müslümanların yaşamları dikkate alınarak Müslüman yaşamının çeşitliliğinin destekleneceği ve modern bir vatandaşlık yasası oluşturularak çoklu vatandaşlığın etkinleştirileceği vaatleri oldukça mühimdir.

Ancak maalesef, göçmenlikten kalıcılığa çoktan geçiş yapmış Türk ve Müslüman nüfusa yönelik göçmen karşıtı tutumlar, gerçekleştirilen ırkçı saldırılar ve İslam düşmanlığı hala varlığını sürdürmektedir. Alman Entegrasyon ve Göç Araştırmaları Merkezi (DeZIM) tarafından bu yılın  Mayıs ayında yayınlanan Irkçı Gerçekler Raporu’na göre, Almanya nüfusunun %80’inden fazlası okul, iş ve yaşam alanlarında ırkçı mekanizmaların var olduğunu belirtmektedir. Aynı şekilde Türkiye ve Uyum Araştırmaları Merkezi Vakfı’nın (ZfTI) 2019’da Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde yaşayan Türkiye kökenliler üzerinde yaptığı araştırmaya göre, katılımcıların %59’u 2019 yılı itibariyle ayrımcılığa maruz kaldığını belirtmiştir.

Fair International’ın 2020’de yayımladığı raporda Almanya’da sadece 2018 yılında 120 cami saldırısının kaydını tutmuştur. Bunlar maalesef ırkçı şiddette buzdağının yalnızca görünen kısmıdır.  Kurumsal ırkçılık yanında, sokaktaki ırkçı şiddetle mücadelede de daha kararlı adımlar atılmak zorundadır.

Yurtdışında Yaşayan Vatandaşlarımızın Sorunları Tüm Siyasi Partiler Tarafından Ciddiyetle Ele Alınmalıdır

Türkiye’de yakın gelecekte bizleri bir seçim süreci beklemektedir. Diasporanın siyasal katılımı ile birlikte artık yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına siyasi partiler düzeyinde daha somut çözüm önerileri sunulması gerekmektedir. Fakat geçtiğimiz seçim dönemlerinde edindiğimiz tecrübeler yurtdışında varlığını sürdüren vatandaşlarımızın sorunlarının çözümü noktasında adım atmak yerine, diasporamızın araçsallaştırıldığı görülmektedir.

Bu nedenle seçim kampanya dönemlerinde yurttaşlarımızın mukim olduğu ülkelerle olan iletişimin dikkatle sürmesi ve siyasi partilerin, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarını ciddiyetle gündemine alması şarttır. Bunun yanında, seçim dönemlerinde tırmandırılan gerilimler ve popülist söylemlerin sürmesi, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza zarar verdiği unutulmamalıdır. Bu farkındalıkla, yurtdışındaki vatandaşlarımızın sıkıntılarını giderecek ortak çözümlerin geliştirilmesi ve Türk diasporasının sadece seçim zamanlarında değil, anayasal bir sorumluluk olarak daima gündemde tutulması elzemdir.

Ayrıca, Almanya’daki Türk sivil toplum kuruluşlarının Türk diasporasını ilgilendiren konularda daha aktif katılımla çalışmasının önünün açılması ve karar alma süreçlerine dahil edilmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti kurumlarının Almanya’da çalışmalarını sürdüren tüm sivil toplum kuruluşları ile tüm farklılıkları zenginlik kabul ederek, eşit düzeyde iletişim geliştirmesi gerekmektedir. Gelecek dönemde, Türkiye’deki siyasi iktidarın Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın bilinen sorunlarının çözümüne yönelik rasyonel adımlar atması ve popülizmden uzak akılcı bir dış politika gütmesi diasporamız için de büyük önem arz etmektedir.

DEVA Partisi Olarak Yurtdışında Yaşayan Vatandaşlarımızın Anavatanları ile Çok Boyutlu Bağlarının Korunması Ana Hedefimizdir

DEVA Partisi olarak, parti programımızda yer verdiğimiz üzere; yurtdışında yaşayan ve ülkemizin asli bir parçası olarak kabul ettiğimiz vatandaşlarımızın anavatanları ile olan başta dil ve kültür olmak üzere çok boyutlu bağlarının korunması ana hedefimizdir. Vatandaşlarımızın, yaşadıkları ülkelerde toplumsal hayatın siyaset, eğitim, bilim, kültür ve ticaret gibi farklı alanlarına eşit düzeyde ve yüksek seviyede aktif katılımlarının teşvik edilmesine öncelik veriyoruz.

Bu doğrultuda; yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın karşı karşıya kaldıkları İslam karşıtı ve yabancı düşmanı ortamın ortadan kaldırılması için ev sahibi ülkelerin resmi ve sivil unsurları nezdinde çok yönlü girişim ve faaliyetlerde bulunacağız. Bütüncül, kapsayıcı, tutarlı, uygulanabilir, çözüm odaklı ve yaşadıkları ülke ve toplumlarla ilişki ve iş birliğini destekleyen, uzun vadeli, siyaset üstü, ulusal ve uluslararası hukuka saygılı bir politika geliştireceğiz.

Yurtdışında yaşan vatandaşlarımız için geliştireceğimiz politikamızı, güncel siyasi konjönktürler üzerinden şekillendirmeyecek, diasporamızı iç politika gündemine göre asla araçsallaştırmayacağız. Devletimizin yurt dışındaki vatandaşlarımıza olan anayasal sorumluluğunu azami derecede yerine getirmesini hedefleyeceğiz. Kamu hizmetleri, eğitim, kültür, hukuk, aile, dinî hizmetler, ekonomi, sivil toplum ve medya gibi alanları kapsayıcı ve sivil toplum ve kanaat önderleriyle güçlü iletişim içerisinde politikalar takip edeceğiz. Bu alanda faaliyet gösteren kurumlarımızın, kapsayıcı, sürdürülebilir, bütüncül ve birbiriyle koordineli bir şekilde yeniden yapılandırılması sağlayacağız.

Bu bilinçle, Türkiye-Almanya İşgücü Anlaşması neticesinde başlayan göç süreci boyunca, başta ırkçı saldırılarda hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyor; alın terleriyle Almanya’daki Türk toplumunun temellerini atan birinci kuşağın kıymetli büyüklerini saygıyla anıyorum.