Çağlar

“Kültür ve Turizm Bakanı’nın Kendi Tatil Köyü Projesine Orman Tahsis Etmesi” Hk. Soru Önergesi

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Kültür ve Turizm Bakanı’nın satın aldığı otelin bulunduğu alanda tatil köyü yapılmasına bakan sıfatıyla izin verilmesini gündeme taşıdı.

Bakan’ın şahsına ait olan Ersoy Otelcilik’in Azerbaycan merkezli ISR Holding’in bünyesinde bulunan ISR Turizm’in alındığını ve satın alınan ISR Holding’in isminin 15 Ocak 2021’de MRA Turizm ve Otel İşletmeciliği A.Ş. olarak değiştirildiğini belirten Yeneroğlu, otelin yanı başındaki 25 dönüm orman arazisinin de şirkete tahsis edildiğini, Orman arazisindeki ağaçların kesilerek, yeni inşaatın gerçekleştirilmesi için tek engelin ÇED sürecinin kaldığı iddiasına vurgu yaptı.

Konuya ilişkin TBMM’ye soru önergesi veren Yeneroğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’dan şu soruları yanıtlamasını istedi:

1- Bodrum Türkbükü’ndeki Hilton Türkbükü Oteli’ni satın aldıktan sonra Kültür ve Turizm Bakanı olarak bu otelin çok kapsamlı bir tatil köyüne dönüştürülmesine izin verdiniz mi?

2- Sahibi olduğunuz Bodrum Türkbükü’ndeki oteli tatil köyüne dönüştürdükten sonra otel arazisinin yanındaki ormandan 25 dönümlük araziyi Kültür ve Turizm Bakanı olarak kendi otelinizin kullanımına tahsis ettiniz mi?

3- Sahibi olduğunuz oteli tatil köyüne dönüştürmenin yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı olarak kendi otelinize tahsis ettiğiniz ormanda yeni otel binası yapılmasına izin verdiniz mi?

4- Kültür ve Turizm Bakanı olarak kendi mülkiyetindeki otele haksız bir menfaat sağlayarak görevini kötüye kullandığı iddia edilen şahıs hakkında, Kültür ve Turizm Bakanı olarak suç duyurusunda bulunacak mısınız?

 

 

Valiliklerce Alınan Yasaklama Kararları Hk. Basın Açıklaması

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Yeneroğlu’nun “Valiliklerce Alınan Yasaklama Kararları” hk. basın açıklaması yaptı . Yeneroğlu, “Özellikle seçimlere 1 yıl kadar bir sürenin kaldığı ve havaların ısınmasıyla beraber her türlü basın açıklaması ve açık hava faaliyetlerinin artması beklenen bir dönemde bu yasaklama kararlarının alınması ayrıca endişe vericidir.” dedi.

 

Yeneroğlu’nun açıklaması şöyle:

‘Anayasal hakların pervasızca kısıtlanması asla kabul edilemez’

Son bir haftada Adana, Eskişehir, Rize ve Batman valiliklerinin ardı ardına toplantı ve gösteri yürüyüşlerini izne bağlama, toptan yasaklama veya her türlü açık hava etkinliklerinin yasaklanması kararları ile olağanüstü hal rejimi olağanlaştırılmakta ve temel hak ve hürriyetler yok sayılmaktadır. Genel geçer gerekçelerle hiçbir somut tehlike bulunmadığı halde kâh bir gençlik festivalini engellemek, kâh toplumun bir kesiminin sesini duyurmasına engel olmak, kâh toplum üzerinde baskı oluşturmak için bu tip hukuksuz karar verilmesi ve anayasal hakların böylesine pervasızca kısıtlanması asla kabul edilemez. Özellikle seçimlere 1 yıl kadar bir sürenin kaldığı ve havaların ısınmasıyla beraber her türlü basın açıklaması ve açık hava faaliyetlerinin artması beklenen bir dönemde bu yasaklama kararlarının alınması ayrıca endişe vericidir.

‘Valilerin sınırsız ve keyfi şekilde kullanılabilecekleri yetkileri yoktur’

Yasaklama kararlarında dayanak gösterilen mevzuat hükümlerinin hiçbiri, valilere sınırsız ve keyfi şekilde kullanılabilecek bir yetki vermemektedir. Anayasa Mahkemesi çeşitli kararlarında; halka açık yerlerde yapılan her türlü gösterinin günlük hayatın akışında belli bir karışıklığa sebep olabileceğini ve olumsuz tepkilere yol açabileceğini kabul etmiş, yalnızca toplumun büyük bir kısmı tarafından gösterilebilecek bir tepki veya doğabilecek bir gerilimin varlığının, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ortadan kaldırılması için yeterli olmadığını ortaya koymuştur. Yine bu kararlarda defalarca ifade edildiği gibi “toplantı hakkına yapılan her tür müdahalenin haklı olduğunun kabul edilmesi ancak zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının ve orantılı olduğunun ikna edici biçimde gösterilmesiyle mümkündür.” Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de çeşitli kararlarında toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yasaklanmasının çok istisnai olması ve özel olarak gerekçelendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

‘Anayasal bir hak, soyut gerekçelerle engellenemez’

İdari makamlarca açık ve yakın tehlike olduğu ortaya konulmadan ve toplantıların yasaklanmasının zorunlu olduğuna ilişkin somut gerekçeler belirtilmeden kategorik olarak toplantı ve gösterilerin yasaklanması hukuka aykırıdır. Anayasal bir hak, soyut gerekçelerle engellenemez. Bu keyfi kararlar, demokratik toplumun temeli olarak kabul edilen toplantı ve gösteri hakkının kullanılmasını ölçüsüz olarak engellemektedir. Nitekim bu yasaklama kararları nedeniyle çok önceden planlanan etkinliklerin yapılması da mümkün olmamış; yapılan tüm hazırlıklar ve harcanan emekler yok sayılmıştır. Oysa çok geniş kapsamlı yasaklarla bu hakkı kullanılamaz hale getiren idari makamların asıl görevleri toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak isteyen kişiler için güvenli ve uygun ortamı sağlamaktır.

‘DEVA Partisi iktidarında toplum üzerindeki her türlü baskı son bulacaktır’

DEVA Partisi olarak; düşünceyi açıklamak, ortak çıkarları savunmak, belli fikir ve kanaatler çerçevesinde kamuoyu oluşturmak gibi çeşitli amaçlarla bireylerin bir araya gelebilmeleri amacına hizmet eden toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının demokratik toplumun temelini oluşturduğuna inancımız tamdır. DEVA Partisi iktidarında insanlarımız toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını dilediği gibi kullanacak ve toplum üzerindeki her türlü baskı son bulacaktır.

Polisin Kızılay’daki Somalili Kafe ve Lokantalara Baskı Uygulaması Hk. Soru Önergesi

Geçtiğimiz günlerde Ankara Kızılay’da bulunan bir Somali kafesinde oturanlar polis tarafından çıkarılmış ve basına yansıyan görüntülerde polisin “Gidin Esertepe’de, Uyanış’ta, Keçiören’de açın. Kızılay’da istenmiyor” ifadelerini kullandığı görülmüştü.

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, konuyu TBMM gündeme taşıdı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Yeneroğlu, “İşyeri sahipleri ve müşterilere çok yaygın bir şekilde kimlik kontrolü yapılması ve sebepsiz gözaltı ve salıvermelerin gerçekleştirilmesi ile birlikte Somalili kafe ve lokantaların taciz niteliğindeki baskılar ile yıldırılarak kapanmaya zorlandığı anlaşılmaktadır” dedi.

‘Polisler hangi kapsamda Somalili kafe ve lokantaları denetliyor?’

Yeneroğlu, Soylu’ya şu yedi soruyu sordu:

1- Kafe ve lokanta işletmelerinin açılışına dair izinler belediyeler tarafından verildiğine ve sağlık yönünden denetimler de zabıta tarafından yapıldığına göre polisler hangi kapsamda Somalili kafe ve lokantaları denetlemektedir?

2- Polis, kafe ve lokantaların mülk sahiplerine telefon ederek işletmeci kiracıları tahliyeye zorlamış mıdır?

‘Ruhsatlı, vergisini veren, yasal lokantalara neden taciz uygulanıyor?’

3- Somalililerin müşterisi olduğu kafe ve lokantalarda siyah tenli kişilere sebepsiz yere kimlik kontrolü yapıldığı, kimi zaman sebepsiz yere gözaltı uygulamaları yapıldığı ve bu kişilerin birkaç saat içerisinde salıverildikleri iddiası doğru mudur?

4-İşyeri ruhsatı olan, vergisini veren ve yasal olarak faaliyette bulunan Somalili kafe ve lokantalara neden taciz ve yıldırma politikası uygulanmaktadır?

‘Gidin Esertepe’de, Uyanış’ta, Keçiören’de açın. Kızılay’da istenmiyor’ ifadesini nasıl izah ediyorsunuz?’

5- Polisin herhangi bir kafe veya lokantayı boşaltma yetkisi var mıdır? Eğer yoksa medyaya yansıyan görüntülerde polisin dükkanı kapatma talimatı vermesi ve “Gidin Esertepe’de, Uyanış’ta, Keçiören’de açın. Kızılay’da istenmiyor. Boşaltıyoruz” ifadesini nasıl izah ediyorsunuz?

6- Haksız gözaltılar yaptıkları ve işletme sahiplerine dükkanı boşaltma telkini yaptıkları iddia edilen polis memurları hakkında idari soruşturma açılmış mıdır?

7- Polislerin Somalilileri; Esertepe, Uyanış, Keçiören ve Altındağ’a gitmeleri yönünde telkinlerde bulunduğu dikkate alındığında, hükümetiniz sığınmacı ve göçmenlerin bu ilçe ve semtlerde yoğunlaşmasını sağlamak üzere bir politika mı izlemektedir?

 

Nesin Vakfı’nın Banka Hesaplarına Bloke Konulması Hk. Soru Önergesi

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Nesin Vakfı’na ait banka hesaplarının İstanbul Valiliği tarafından bloke edilmesini TBMM’nin gündemine taşıdı.

Vakıf yetkilisi Ali Nesin’in açıklamasına göre vakfın tüm hesaplarına ve hesaplardaki tüm paraya bloke konulduğunu söyleyen Yeneroğlu “Ölçüsüz nitelikteki bu hesap dondurma tedbiri vakfın faaliyetlerini devam ettirmesine ağır bir müdahale niteliğindedir” dedi.

Konuya ilişkin TBMM’ye soru önergesi veren Yeneroğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan şu soruları yanıtlamasını istedi:

1- İstanbul Valiliği tarafından hangi gerekçe ile Nesin Vakfı’nın banka hesaplarına bloke konulmuştur?

2- Eğer iddia edildiği gibi izinsiz yardım toplama faaliyeti nedeniyle vakıf hesaplarına bloke konulmuş ise hangi yıl ve hangi yardım nedeniyle bloke konulmuştur? İzinsiz yardım toplama konusunda ne tür tespitler yapılmıştır, bu tespitler böylesine ağır bir müeyyideye sebebiyet verecek ağırlıkta mıdır? İdare bu konuda ölçülü davranmış mıdır?

3- Bu hesap blokesi Nesin Vakfı’nın tüm hesaplarına el koyma şeklinde mi gerçekleştirilmiştir? Yoksa sadece ilgili yardım kampanyası hesabına mı el konulmuştur?

Sağlık Bakanlığı-Şişli Etfal Hastanesi Binalarının Ofise Çevrilmesi” Hk. Soru Önergesi

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinin tahliye edildiğini boşaltılan binaları hakkında yıkım kararı alınmadığı gibi güçlendirme dahi yapılmadan restore kararının alındığını ve bu işin ihalesinin 27 Nisan tarihinde gerçekleşeceğini ifade etti.

Tahliye edilen Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi hakkında 07.08.2021 tarihinde Sağlık Bakanlığı’na soru önergesi sunduğunu söyledi. Yeneroğlu açıklamalarına şöyle devam etti:

‘Hastaneden nitelikli sağlık hizmeti alan bölge sakinleri mağdur edilmiştir’

36.525 metrekarelik arazisinin mülkiyetin Temmuz 2018 tarihinde Sultan Beyazıt Han Veli Vakfı’na devredilmiş ve deprem riskine karşı yapının dayanıksız olduğu gerekçe gösterilerek hastanenin boşaltılması ve taşınması süreci geçen yıl itibariyle başlatılmıştır. Şişli Etfal Hastanesi bölünerek ulaşım imkanları açısından kısıtlı iki farklı lokasyona taşınmıştır. Bu durum da bu hastaneden nitelikli, ücretsiz sağlık hizmeti alan bölge sakinlerini mağdur etmiştir.

‘Hastane binaları depreme dayanıksız değilse neden taşındı?’

Yeneroğlu, Sağlık Bakanlığı’nın cevaplaması için şu soruları sordu:

1- Şişli Hamidiye Etfal Hastanesi’nin bulunduğu 36.525 metrekarelik arsanın nazım imar planında “sağlık alanı” olarak öngörüldüğü dikkate alındığında bu arsa üzerindeki yapılar tekrar hastaneye tahsis edilecek midir?

2- Tadilat sonucunda hastane binalarının İstanbul Sağlık Müdürlüğü’ne tahsis edileceği ve bu binaların ofis olarak kullanılacağı duyumları doğru mudur?

3- Ofis tadilatı kararı alındığına göre; eğer hastane binaları depreme dayanıksız değilse neden boşaltıldı ve taşındı? Yok eğer dayanıksız ise ve bu binaların ofis olarak kullanılacağı duyumları doğruysa binlerce çalışanın depreme dayanıksız binalara çalıştırılması nasıl mümkün olacaktır?

 

Gezi Parkı Davasında Çıkan Karar Hk. Basın Açıklaması: ‘Kavala’ya verilen cezanın hiçbir hukuki dayanağı yoktur’

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Gezi Parkı davasında çıkan kararlara tepki gösterdi. Yeneroğlu, iş insanı Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen davada açıklanan hükmün usul ve esas yönünden hukuksuz olduğunu savundu. Yeneroğlu’nun açıklaması şöyle:

‘Karar, demokratik değerleri tahrip etmektedir’

“Gezi Davası olarak bilinen davada, Osman Kavala hakkında hukuksuzluk sarmalına son bir utanç daha eklenmiş ve Kavala daha önce beraat ettiği suç kapsamında bu defa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmıştır. Temelsiz ve trajikomik iddialar sonucunda verilen söz konusu karar, hukuki öngörülebilirliği ve hukuki güvenilirliği ortadan kaldırmakta, Anayasa’nın temel haklara ilişkin güvencelerini anlamsızlaştırmakta ve demokratik değerleri tahrip etmektedir.”

‘Kavala’yı suçlayabilmek için akıl almaz iddialar ileri sürüldü’

“Osman Kavala’nın Gezi olayları sırasında güç ya da şiddet kullandığı, şiddet içerikli fiilleri teşvik ettiği ya da bu fiillere izin verdiği veya bu türden suç oluşturan hareketlere destek sağladığına ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı AİHM tarafından ifade edilmişti. Dahası, AİHM, Kavala’nın suçlandığı hususların temel hakların kullanımına ilişkin olduğunu açık bir biçimde belirterek ihlal kararı vermiştir. AİHM’in tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olduğu ve siyasi amaçla yapıldığı tespitlerine ve buna ilişkin olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin ihlal prosedürü başlatmasına rağmen hukuksuz uygulamalar, sistematik bir şekilde ısrarla sürdürülmüştür. Üstelik cebir ve şiddet eylemleri ile hiçbir şekilde ilgisi kurulamayan Kavala’yı suçlayabilmek için akıl almaz yeni iddialar ileri sürülmüştür.”

‘Gezi eylemleri hükûmete karşı bir kalkışma olarak nitelendirilemez’

“Gezi eylemleri sırasında gerçekleştirilen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin bazıları barışçıl olmanın ötesine geçerek kamu düzenini tehdit eden şiddet eylemlerine dönüşmüştür. Suç teşkil eden eylemlerin yargılaması geçmişte yapılmış, hüküm alanlar olmuştur. Ancak bunların ötesinde suç teşkil eden eylemlerle alakası olmayan kişilerin aynı şekilde değerlendirilmesi ve eylemlerin bağlamından ve amacından koparılarak hükûmete karşı bir kalkışma olarak nitelendirilmesi kabul edilebilir değildir. Dolayısıyla, barışçıl eylemlerin düzenlenmesinin, organize edilmesinin ya da yayılmak istenmesinin suç delili olarak değerlendirilmesi demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırıdır.”

‘Hukuki kriterler yerine komplo teorileri üzerinden ceza verildi’

“Kavala’nın AİHM kararına rağmen aynı kanıtlarla farklı davalar açılarak cezaevinde tutulması nedeniyle Türkiye’ye Avrupa Konseyi tarafından yaptırım uygulanması süreci devam ederken, Kavala’ya hukuki kriterler yerine komplo teorileri üzerinden ağır bir cezanın verilmesinin hukuki hiçbir dayanağı bulunmamaktadır.”

‘Kavala’nın mahkumiyetini ancak ‘güdümlü bir yargı’ ile izah ediyoruz’

“Gelinen noktada, kin ve intikam alma güdüsüyle en temel ceza hukuku kurallarına bile aykırılık teşkil eden yargılamalar sonucunda haksız mahkûmiyet kararlarının verilmesi, iktidarın yargı üzerindeki tahakkümünün sonucudur. DEVA Partisi olarak, Osman Kavala’nın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmesini ancak güdümlü bir yargı ile izah edebilmekteyiz. Ancak unutulmamalıdır ki, hukukun temel ilkelerinin yok sayılması ve temel hak ve hürriyetlere böylesine keyfi bir şekilde müdahale edilmesi aynı zamanda toplumun tamamı için de ciddi bir tehdittir.”

 

Vatandaşlarımızın Kişisel Verilerinin Ele Geçirilmesi” Hk. Soru Önergesi

‘Vatandaşların kimlik bilgilerinin ele geçirildiği iddiası doğru mudur’

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Sosyal Medya hesabı üzerinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan’ın fotoğraf ve bilgilerinin olduğu kimlik kartlarını paylaşan gazeteci İbrahim Haskoloğlu hakkında “kişisel bilgileri hukuka aykırı yolla ele geçirme ve yayma suçundan açılan soruşturma kapsamında tutuklanmasını gündeme getirdi.

‘Kimlik bilgilerinin çaldırılması sorununun çözümü için bir işlem yapılmış mıdır’

Yeneroğlu, Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun Adalet Bakanlığı’nın ilişkili kurumu olduğunu göz önünde bulundurduğunu ifade ederek şu soruları sordu:

1- Gazetecinin haberini delillendirmek üzere paylaştığı kimlik bilgileri doğruysa ve bu bilgiler hukuka aykırı olarak ele geçirilmişse Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının toplu olarak kimlik bilgilerinin ele geçirildiği iddiası doğru mudur?

2- Vatandaşlarımızın kimlik bilgileri ele geçirilmişse kaç milyon vatandaşımızın kimlik bilgileri korunamamış ve hackerların eline geçmiştir?

3- Nüfus bilgilerinin önemi düşünüldüğünde milli güvenlik zafiyeti niteliğindeki kimlik bilgilerinin çaldırılması sorununun çözümü için herhangi bir işlem veya eylem yapılmış mıdır?

 

“23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” Hk. Meclis Genel Kurul Konuşması

YENEROĞLU TBMM GENEL KURUL’DA KONUŞTU:

‘AB ve OECD’ye üye olan 41 ülke arasında en mutsuz çocukların Türkiye’de olmasını hak etmiyoruz’

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” Hk. Meclis Genel Kurul’da konuştu. Yeneroğlu şu ifadeleri kullandı:

‘102 yılı geride bıraktık ama Gazi Meclis’in çok gerisindeyiz’

Millî Mücadelenin lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Anadolu’nun dört bir yanından gelerek Birinci Meclise omuz veren tüm mebusları saygı ve rahmetle anıyorum.

23 Nisan 1920. Paramparça olmuş; başkenti işgal altında bir imparatorluk, on yıllardır cepheden cepheye koşan bir nesil, tarihe yön veren bir millet yok olma tehlikesiyle karşı karşıya…

Bunun karşısında ise umudunu yitirmeyen ve milletimizin özgürlüğüne ve istikbaline vurulmak istenen prangayı söküp atmaya kararlı bir avuç insan…

En zor şartlarda dahi çok seslilikten, ortak akıldan ve istişareden taviz vermeden; bir yandan milli mücadeleyi yürütmüş, bir yandan ülkenin geleceğini belirlemişler.

Oysa bugün, 102 yıl geride bırakmışız ama bu değerler bakımından ve her bir vatandaşımızın derdiyle dertlenen tüm milletin vekili olma şuurundan ne yazık ki Gazi Meclis’in çok gerisindeyiz.

‘Türkiye baskıcı otoriter bir anlayış ile yönetilmeye çalışılmaktadır’

Türkiye bugün, herkesi tehdit eden baskıcı otoriter bir anlayış ile yönetilmeye çalışılmaktadır.

Kötülük artık sıradanlaşmış; ahlaki yozlaşma, hukuksuzluklar, adam kayırma, yolsuzluk ve bunların neticesinde de yoksulluk her geçen gün daha da artmaktadır.

Tüm değerlerin kaybolması, iktidarın aklı selimden uzaklaşıp baskıcı ve keyfi yönetimi benimsemesi yüzünden her geçen gün daha da fakirleşiyoruz.

Enflasyon kontrol edilemez bir boyutta, zamlar hız kesmiyor, hayat pahalılığı dayanılmaz hale geldi.

Vatandaşlarımız çaresiz durumda.

Mesleklerini yapamayan, atanamadıkları ve gelecek göremedikleri için bunalıma girip intihar eden gençlerimiz var.

Çoğu yerde esnafımız günü siftahsız kapatmaktadır. Pazarlarda yerlerden meyve sebze toplamak zorunda bırakılan vatandaşlarımız var.

‘Çocuklarımıza nasıl bir ülke miras bırakacağımızı düşünmeliyiz’

Çocuklarımıza nasıl bir ülke miras bırakacağımızı düşünmeli ve bunun sorumluluğuyla yüzleşmeliyiz.

Çocuklarımıza adeta açık cezaevini andıran bir ülke mi miras bırakacağız?

İnsanın iyice değersizleştirildiği, kötü muamele ve işkencenin sıradanlaştığı bir ülke mi hayal etmiştik biz?

Hukuk tanımaz bir devlet anlayışı, beton şehirler, kötü bir eğitim sistemi ve yoksulluk mu miras bırakacağız?

Soru sormanın, tartışmanın ve mutlu olacağı hayatın peşinden özgürce gitmenin yasaklandığı bir ülke mi miras bırakacağız?

Çocuklarımızın birer yetişkin olduklarında kaçıp gitmek isteyecekleri ülke olmayı hak etmiyoruz.

AB ve OECD’ye üye olan 41 ülke arasında en mutsuz çocukların Türkiye’de olmasını hak etmiyoruz.

Bugün Türkiye’de bisiklete binerken panzerlerin altında ezilip can veren çocuklarımız var maalesef.

Boş arazilerde elinde bomba patlayıp paramparça olan çocuklarımız var.

Annesiyle birlikte hapishanede büyüyen ve daha doğduğu anda alnına terörist damgası vurulan binlerce çocuğumuz var.

Ailelerine yaşatılan hukuksuzluklar yüzünden hayatı zindan olan yüzbinlerce çocuğumuz var.

İktidar temsilcileri bu gerçekleri görmeli ve üzerine derin derin düşünmeliyiz.

‘İnsan olmak ve insan kalmak, kendimize karşı sorumluluğumuzdur’

Yüz binden fazla Boşnak’ın öldürüldüğü, yüzbinlerce insanın evsiz kaldığı, camilerin, evlerin, hastanelerin yerle bir edildiği acı günlerde Aliya diyor ki:

“İnsan olmak ve insan kalmak, Allah’a ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur.” Ona göre bu iki kavram, siyasi anlamda, insanlara güven ve huzur veren, adaleti ve hukukun üstünlüğünü varlık sebebi kabul eden bir devlet kurmaya çalışmak demektir. Hiç kimsenin farklılığından dolayı ayrımcılığa ve zulme uğramaması demektir.

“İnsan olmak ve insan kalmak…” Herhalde bundan daha kötü bir kayıp düşünülemez!

Emin olma vasfını yitirdikten sonra, etrafına huzur veremedikten sonra kaybetmekten korkulabilecek bir değer kalır mı?

‘Güç sarhoşu bu iktidarı kötülükleri ile hatırlayacağız’

İşte bizler, tam da bu karanlık dönemde dert sahibi milyonlarca vatandaşımızın da desteğiyle, ülkemizi akıl ve vicdan tutulması yaşayan bu zorba iktidardan kurtarmak için mücadele ediyoruz.

Bu mücadelenin tüm toplum için zaferle sonuçlanacağına; kimseyi ötekileştirmeyen ve zulmetmeyen, huzurlu ve mutlu insanların ülkesi Türkiye’yi inşa edeceğimize yürükten inanıyorum.

Güç sarhoşluğu içinde ülkeyi uçuruma götürdüğünün farkında bile olmayan bu iktidarı ise üzülerek söylüyorum ki kötülükleri ile hatırlayacağız.

Hepinizi DEVA Partisi adına saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.

Silivri Cezaevindeki İşkence ve Kötü Muamele İddiaları Hakkında Basın Toplantısı

YENEROĞLU:

‘İşkencecileri koruyan ve cesaretlendiren makam sahipleri oldukça Türkiye’de işkence ve kötü muamele bitmez.’

 

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Silivri Cezaevindeki İşkence ve Kötü Muamele İddiaları Hakkında TBMM’de basın toplantısı düzenledi.

 

Yeneroğlu, “Yıllar önce işkenceye sıfır tolerans diyerek iktidara gelenler, bugün güçlerini kaybettikçe işkence ve kötü muameleyi artık rutin bir uygulama olarak benimsemektedir. Hatta ölümle sonuçlanan en ağır işkence iddialarını dahi soruşturmaktan imtina etmektedir.” dedi.

‘Bir anlamda, “kendini öldür” demek olan süngerli oda iddiası araştırılmalıdır.’

Bildiğiniz üzere, Silivri 5 No’lu Cezaevinde bazı mahpusların maruz kaldıkları işkence ve kötü muamele sonrasında toplu bir şekilde intihar girişiminde bulundukları yönünde iddialar ile bu cezaevinde bulunan hükümlülerden biri olan Ferhan Yılmaz’ın hayatını kaybettiği hususu kamuoyuna yansımıştır.

Her ne kadar Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü jet hızıyla toplu intihar girişimi iddialarını yalanlamış olsa da cezaevinde işkence ve kötü muamele iddialarının gölgesinde bir hükümlünün hayatını kaybettiği açıktır.

Barolar ve sivil toplum örgütlerinin raporlarında, ilgili cezaevinde, süngerli oda adı verilen bir işkence yönteminin uygulandığı, kendine zarar vereceğini ifade eden mahpusa bağcıklı ayakkabılarının teslim edildiği ve bu mahpusun kendisine teslim edilen ayakkabı ipi ile intihar girişiminde bulunduğu iddiaları yer almaktadır.

Bir anlamda, “kendini öldür” demek olan ve mahpusu intihara teşvik etmek olarak değerlendirilmesi gereken bu korkunç iddianın gerçek olup olmadığı ivedilikle araştırılıp kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

‘Mahpusların can güvenlikleri devletin sorumluluğundadır.’

Yargı mercileri tarafından haklarında hüküm verilmiş olup kesinleşen mahkumiyetlerini tamamlayacak olan mahpusların can güvenlikleri devletin sorumluluğundadır.

Cezaevi şartları da infaz süreci de bu sorumluluk kapsamında insan onuruna uygun olmalıdır. Bu süreçte mutlak yasak olan işkence ve kötü muamele ile aktif bir şekilde mücadele edilmeli ve devlet yaşam hakkının ihlali ile sonuçlanabilecek her durumun önüne geçmelidir.

Yıllar önce işkenceye sıfır tolerans diyerek iktidara gelenler, bugün güçlerini kaybettikçe işkence ve kötü muameleyi artık rutin bir uygulama olarak benimsemektedir. Hatta ölümle sonuçlanan en ağır işkence iddialarını dahi soruşturmaktan imtina etmektedir.

‘İçinde şaibe barındıran soruların cevaplandırılması gerekmektedir.

Bizler DEVA Partisi olarak bu olayın aydınlatılması için soru önergemizi vermiş olsak da buradan bir kez daha yetkililere sormak istiyorum:

Madem işkence ve kötü muamele yok, vefat eden hükümlünün çıplak göz ile anlaşılacak kadar vücudunda bulunan darp izlerinin, kanamanın ve şişkinliğin nedeni nedir?

Madem işkence ve kötü muamele yok, medyada yer alan mahpuslara ait ses kayıtlarında, mahpuslar neden ailelerine işkence gördüklerini ve intihar edeceklerini beyan etmektedir?

Madem işkence ve kötü muamele yok, neden 60 kişilik koğuş dağıtılmıştır ve gördükleri işkence sonrası intihar girişiminde bulunan mahpuslar şehir dışında bulunan cezaevlerine alelacele sevk edilmiştir?

Tüm bu soruların cevaplandırılması gerekmektedir.

‘TİHEK gecikmeksizin Silivri 5 No’lu Cezaevine ziyaret gerçekleştirmelidir.’

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun haber vermeksizin cezaevlerine ziyaret yapma yetkisi bulunmaktadır. Bu kadar iddianın ortaya çıkmasından sonra bir insan hakları başvuru mekanizması olan TİHEK’in gecikmeksizin Silivri 5 No’lu cezaevine ziyaret gerçekleştirmesi, ziyaret sonrası gözlem ve tespitlerini kamuoyu ile paylaşması oldukça önem taşımaktadır.

‘Türkiye’de devleti yönetenler bilerek ve isteyerek işkenceye göz yummaktadır.’

Ne yazık ki, hukukun üstünlüğünden vazgeçildikçe işkence haberlerini, hukuka aykırı yargılamaları, keyfi tutuklamaları daha çok görür olduk.

Hukuku ayak bağı olarak gören hükümet ortakları ile işkencecileri koruyan ve cesaretlendiren makam sahipleri oldukça Türkiye’de işkence ve kötü muamele bitmez.

Çünkü işkence ve kötü muamele bir tercihtir. Bugün Türkiye’de devleti yönetenler bilerek ve isteyerek işkenceye göz yummaktadır.

Mazlumu ezmek, düşene vurmak, muhtacı hor görmek ve insanların haklarını yok saymak bu iktidarın ahlakı olmuştur.

İktidar tüm devlet kurumlarında olduğu gibi cezaevlerinde de düzeni sağlamanın yolunu hukuka aykırılıkta bulmuş ve işkenceyi sıradanlaştırmıştır.

Tablo oldukça karamsar evet.

Ancak umutsuzluğa yer yok.

Bizler bu karamsar tablodan milletimizi kurtarmak için canla başla çalışıyoruz.

Bizler, bu ülkeye DEVA olmaya geliyoruz.