Öcalan’a Statü Tartışmaları Hakkında

 

Israrla eğilip bükülmeye, tevil edilmeye çalışılsa da dünkü MHP grup toplantısında Devlet Bahçeli’nin sözleri oldukça açıktır. Sayın Bahçeli “Abdullah Öcalan’ın statütü” tartışmasına PKK ve Öcalan lehine bir çözüm önererek “Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü” teklif etmiştir.

Ağır aksak ilerleyen sürecin tek eksiğinin Abdullah Öcalan’ın koordinatörlüğü olduğunu düşünmek ve Türkiye’nin en kritik sorunlarından birinin çözümünü buna indirgemek en hafif ifadeyle konunun ciddiyetine ve ehemmiyetine gölge düşürmektir.

 Anayasal ve yasal düzenlemeleri; AİHM ve AYM kararlarının uygulanmasını; kayyımlar meselesi ve yerel yönetimlerin sorunlarını; demokratikleşme ve hukuk devletinin güçlenmesine dair atılması gereken ivedi adımları hiç dile getirmeden bu köklü sorunların çözümünü on binlerce masum insanın ölümünden sorumlu Abdullah Öcalan’ın statüsüne indirgemek ve ona hiç hak etmediği bir paye vermek hukuk devlet ciddiyetine de milletin haklı hassasiyetlerine de aykırıdır.

Kürt sorununun çözümüne dair bugüne dek söylenebilecek her şey söylenmiştir. 100 yıldır tartışılagelen bu sorunun hukuk devletinin ve demokrasinin gerekleri yerine getirilmeden çözülmesi mümkün değildir. Söz konusu her kim olursa olsun kişilere ve onların statülerine endeksli bir pazarlık süreciyle ancak sorunların üstü örtülebilir, asla kalıcı bir çözüm bulunamaz.

Kürt sorunu sadece Kürtlerin sorunu değildir; Türklerin de sorunudur. Bu sorunu çözmek için kardeş iki halkın ortak hukukunu her türlü şahsi statünün önüne koymadan atılan adımlar maalesef kadük kalmaya mahkumdur.

Elbette Abdullah Öcalan ve PKK yöneticileri dahil herkesin, başarıyla tamamlanan bir tasfiye sürecinin sonunda hukuk devleti kriterleri çerçevesinde, lehlerine birtakım gelişmeler olabilir. Çözümün kalıcılaşması ve barışın toplumsallaşması adına devletin ciddiyetine gölge düşürmeden ve geniş toplum kesimlerin hassasiyetleri çiğnenmeden hukuka ve usule riayet edilerek bu kişiler için birtakım adımlar atılabilir ve atılmalıdır da. Zaten bu mesele siyasi bir tercih konusu değil, hukuki bir sorudur.

Ama tasfiye sürecinin dışında terör örgütü lideri olmak sıfatıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası çeken birine tasfiye sürecinin ötesinde yeni bir “statü” istemek, devlet olmanın gereğini inkar etmektir. Devlet kanunla ve usulle idare edilir. Devleti yönetenlerin tüm devlet düzenini, Anayasal kurumları ve mahkeme kararlarını altüst edercesine yaptıkları bu çıkışlar sadece Kürt meselesinin değil, her türlü sorunun çözümünü zorlaştırmakta hatta imkansızlaştırmaktadır.

Hiçbir toplumsal sorun böyle günübirlik ve kişiye endeksli yaklaşımlarla çözülemez.

 

Yazıyı okumak için tıklayınız.

Facebook
Twitter
LinkedIn
Benzer İçerikler: