Yasama Yılı Açılışı ve Geçen Yasama Yılının Karnesi Hk. Basın Toplantısı

YENEROĞLU, YASAMA YILI AÇILIŞINDA MECLİS’İN KARNESİNİ AÇIKLADI:

“TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HİÇ BU KADAR İŞLEVSİZ OLMAMIŞTI”

 

İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi 28. Dönem 4. Yasama Yılı açılışı vesilesiyle düzenlediği basın toplantısında, geçtiğimiz yasama yılının karnesini resmi veriler ve somut örneklerle açıkladı. Yeneroğlu, konuşmasının başında Meclis’in bugün, toplumsal sorunların özgürce tartışıldığı, uzlaşma kültürünün hakim olduğu ve demokratik denetim işlevini yerine getiren bir kurum olmaktan uzaklaştığını belirtti. Cumhurbaşkanının tüm yetkileri fiilen tek elde topladığını, yasama, yürütme ve yargının “Devlet Benim” anlayışı etrafında şekillendiğini söyledi. Yeneroğlu, “Türkiye, yalnızca demokratik hukuk devleti ve anayasal devlet olma vasfını değil, artık kanun devleti olma niteliğini dahi kaybetme noktasına gelmiştir.” ifadelerini kullandı.

 

‘Torba Kanunlar Meclisi İşlevsizleştirdi’

Geçtiğimiz yasama yılında Meclis’e toplam 870 kanun teklifi sunuldu. Ancak bunların içerisinde iktidar partisi dışındaki grupların tekliflerinden hiçbiri Genel Kurul gündemine alınmadı. Kabul edilen 32 kanundan 7’si uluslararası anlaşmaların uygun bulunmasına, 2’si bütçeye ilişkin. Geriye kalan 23 kanunun 19’u ise torba kanun olarak çıkarıldı. Yeneroğlu, bu yöntemin Meclis’i adeta bir “tasdik makamı”na dönüştürdüğünü, milletvekillerinin hazırlamadıkları ve çoğu zaman içeriğini dahi bilmedikleri düzenlemelere el kaldırmakla kâtip konumuna indirgendiklerini söyledi.

“Birden çok alanda ve sayıda kanunda düzenleme öngören söz konusu kanun tekliflerinde yer alan düzenlemeler, tek bir ihtisas komisyonunda etraflıca değerlendirilmeden, nasıl olsa çoğunluğum var, bildiğimi okurum anlayışı ile aşırı süratle ve kalitesiz bir şekilde kanunlaştırılmaktadır. Torba kanunlarla onlarca farklı düzenleme tek bir pakete sıkıştırılarak, sağlıklı bir müzakere ortamı ortadan kaldırılmakta, yasaların öngörülebilirliği yok edilmekte ve hukuki güvenlik ilkesi zedelenmektedir.”

Yeneroğlu, “Bu uygulama, Meclis’in yasama fonksiyonunun ruhuna aykırıdır ve Türkiye’de kanunların niteliğini yok etmektedir.” dedi.

 

‘Kanunlar Alelacele Çıkıyor’

Türkiye’de geçtiğimiz yıl çıkarılan kanunların ortalama kabul süresi yalnızca 20 gün olduğunu belirten Yeneroğlu, “Oysa Fransa’da bu süre 305 gün, Birleşik Krallık’ta ise 294 gündür. Bu rakamlar yasama sürecinin ne kadar özensiz, denetimsiz ve yüzeysel yürütüldüğünün en somut göstergesidir.”

Örnek olarak 10. Yargı Paketi’ni hatırlatan Yeneroğlu, “Aylarca vaatlerle gündeme getirilen paket, 29 Mayıs’ta sunuldu, 31 Mayıs’ta komisyondan geçirildi, 4 Haziran’da ise Genel Kurul’da kabul edildi. Yani Meclis’e sunulması ve yasalaşması arasında yalnızca 6 gün vardır.” dedi. Böylesine önemli düzenlemelerin toplumun sesine kulak verilmeden, uzmanların ve sivil toplumun katkısı alınmadan, alelacele yasalaştırılmasının demokrasinin özüne aykırı olduğunu belirtti. “Bu mu millet iradesini temsil eden Meclis?” sorusunu kamuoyuna yöneltti.

 

‘İnsan Hakları Komisyonu: İhlaller için Sıfır Toplantı’

Yeneroğlu, Meclis’in denetim fonksiyonunun işlevsizleştiğinin en çarpıcı örneklerinden birinin TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu olduğunu söyledi. Vatandaşlar, geçtiğimiz yasama yılında 7.939 bireysel başvuruyla en temel hak ihlallerini bu komisyona taşımak zorunda kaldı. Ancak alt komisyonlar hariç İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, koskoca bir yıl boyunca yalnızca iki kez toplandı; o da üyelik seçimi için. “İhlaller için, alt komisyonlar hariç İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, sıfır toplantı yapmıştır” diyen Yeneroğlu, bunun iktidarın ülkenin utanç verici insan hakları tablosuyla yüzleşmekten bilinçli bir şekilde kaçındığını gösterdiğini ifade etti. Bu durumun Meclis’in, milletin gerçek gündeminden ne denli koparıldığının en net kanıtı olduğunu vurguladı. Yeneroğlu, “Sorunları gündeme almamak onları görünmez kılmaz, bilakis derinleştirir.” diye ekledi.

 

‘Soru Önergelerinin Büyük Çoğunluğu Yok Sayıldı’

Yeneroğlu, “3. Yasama Yılında milletvekilleri tarafından toplam 17.154 yazılı soru önergesi verildi, bunların yalnızca 1.506’sı Anayasa’nın öngördüğü sürede cevaplandı. 7.472 önerge süresi geçtikten sonra yanıtlanırken, tam 4.762 önergeye hiç cevap verilmedi. Meclis’in en temel denetim araçlarından biri olan soru önergelerinin yüzde 35’i yanıtsız bırakılmıştır.” dedi. Dahası, verilen yanıtların büyük çoğunluğunun da yüzeysel, alakasız veya basın bülteni kopyası şeklinde olduğunu belirtti. İçişleri Bakanı’nın kendisine yöneltilen 2.323 sorudan yalnızca 67’sini süresinde cevapladığını, Adalet Bakanı’nın ise 2.115 sorudan sadece 77’sini yanıtladığını söyledi. “Ülkeyi yönetenler Anayasa’ya uymuyorsa vatandaşlardan yasalara uymalarını nasıl bekleyebiliriz?” diye sordu.

 

‘Zeytinlikler Madenciliğe Kurban Edildi’

Yeneroğlu, geçtiğimiz yıl kabul edilen ve zeytinlik alanlarını madencilik faaliyetlerine açan düzenlemeyi Türkiye’de yasama yetkisinin kötüye kullanılmasının en çarpıcı örneklerinden biri olarak değerlendirdi. Muğla’daki 57 köyde 820 bin zeytin ağacının sökülme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu hatırlattı. Zeytin ağaçlarının yalnızca bir tarımsal ürün değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir medeniyet hafızasının parçası olduğunu vurgulayan Yeneroğlu, “Zeytinlikleri yok etmek hem doğayı hem de kültürel kimliğimizi yok etmektir.” dedi. Üstelik bu düzenlemenin Anayasa’ya ve AYM kararlarına rağmen çıkarıldığını belirterek, iktidarın hukuk yerine çıkar gruplarını dinlediğini söyledi. Kendisinin de imzaladığı CHP tarafından açılan iptal davasının, bu hukuksuz düzenlemenin önüne geçmesi gerektiğini ifade etti.

 

‘Yoksullukla Mücadele İçin Tek Adım Atılmadı’

Yoksullukla mücadele konusunda tek bir kapsamlı adım atılmamasını Meclis’in sorumluluklarını terk etmesi olarak nitelendiren Yeneroğlu, “Geçtiğimiz yasama yılında TBMM 114 birleşim yaptı ve yüzlerce saat mesai harcadı. Ancak bu çabanın tek bir damlası bile milletin en temel derdine, yani yoksulluğa çare olmadı. OECD verilerine göre Türkiye, kişi başına düşen milli gelirde en düşük seviyede. TÜİK’in verilerine göre her 3 haneden 1’i sağlıksız barınma koşullarında yaşıyor, OECD raporuna göre ise her 5 çocuktan 1’i okula aç gidiyor. Türk-İş’in Ağustos 2025 araştırmasına göre açlık sınırı 27 bin 111 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 88 bin 310 TL’ye yükseldi. AVM’lerde yeni telefon kuyruklarına değil, okul kantininde aç kalan çocuklara bakmalıyız. Milletimizin acı gerçeği budur.” dedi.

 

Meclisin Karnesi Sıfırlarla Dolu’

Yeneroğlu, Türkiye’nin demokrasi karnesini değerlendirirken her alanda “sıfırlar”la dolu bir tablo bulunduğunu belirtti. Basın ve ifade özgürlüğü alanında dünyanın en gerilerinde olduğumuzu, uluslararası araştırmalarda halkımızın en mutsuz toplumlar arasında yer aldığını, kadın cinayetleri, iş kazaları ve şiddet olaylarının toplumda güven duygusunu yok ettiğini söyledi. Ayrıca her geçen gün büyüyen ekonomik kriz nedeniyle milyonlarca vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılayamadığını, her üç haneden birinin beslenme ve barınma hakkının ihlal edildiğini vurguladı. Türk-İş’in açıkladığı rakamlar, yoksulluğun ulaştığı boyutun göz ardı edilemez olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bu sebeple de doğum oranları son yıllarda çok düştüğünü, doğurganlıkta dünya ortalamasının 2024’te 2,25 çocukken Türkiye’nin doğurganlık ortalamasının 1,48 çocuk ile dünya ortalamasının çok gerisinde kaldığını söyledi.

Yeneroğlu, “KHK dramına kulaklar tıkalı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına kulaklar tıkalı. İktidar hakka, hakikate, adalete kulağını tıkamış durumda. İşte bu nedenle sorunlarımız büyüyor, ülkemiz yakın tarihinde görülmemiş bir ekonomik ve sosyal krizle boğuşuyor.” dedi.

 

‘Ne Kadar Hukuk Varsa O Kadar Ekmek Vardır’

Konuşmasını hukukun üstünlüğü ile ekonomik ve toplumsal refah arasındaki doğrudan ilişkiye dikkat çekerek sonlandıran Yeneroğlu, Türkiye’nin acilen Anayasa tanımaz otoriter anlayıştan kurtulması gerektiğini söyledi. “Bugün çocukların aç okula gitmesi, gençlerin umutsuzluğa sürüklenmesi, işçinin emeğinin karşılıksız kalması doğrudan hukukun üstünlüğü ilkesinin yok sayılması ile ilgilidir. Zira hukukun olmadığı yerde keyfilik hâkim olur; keyfiliğin olduğu yerde kaynaklar adil dağılmaz, yolsuzluk ve israf sıradanlaşır; bunun faturası da ekmek fiyatından kira bedeline kadar hayatın her alanında halka çıkar. Ne kadar hukuk varsa o kadar ekmek vardır; ne kadar adalet varsa o kadar refah vardır.” ifadelerini kullandı.

Yeneroğlu, vatandaşlara seslenerek enseyi karartmamalarını, kayıtsız şartsız hak, hukuk ve adalet talebinden vazgeçmemelerini istedi. “Zor zamanlarda dahi insan olmak ve insan kalmak, Allah’a ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur.” diyen Aliya İzzetbegoviç’in sözünü hatırlatarak, yeni yasama yılında bu sorumluluk bilinciyle çalışılması temennilerini ifade etti.

 

Facebook
Twitter
LinkedIn
Benzer İçerikler: