Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı CHP’den Ak Parti’ye geçmiş!!!
Takdir edilip alkışlanması gereken bir hal mi yoksa utanılması gereken ahlaki bir çöküntü mu? Bence Ak Partililerin çoğu da (özelde) utanç verici buluyordur bu ‘başarıyı’.
Yoksa yargı kararıyla millet iradesinin gasp edilmesi tam olarak bu değil miydi? Yoksa Ak Parti’nin son yıllarda artık iyice benimsediği ‘ileri demokrasi’ anlayışı mı buydu? Şimdi adı hiç önemli olmayan bu belediye başkanını halk mı seçmiş oldu yoksa siyasi bir motivasyonla başlatılan operasyonların neticesinde bu sürece karar verenler mi? Ne kadar ayıp bir işe ortak olduklarını o kişiyi belediye meclisinde seçen arkadaşların bile bildiğine eminim.
Gerçekten Gaziosmanpaşa’da yaşananlar, Türkiye’de demokrasi kültürünün ve millet iradesine saygının ne denli aşındığının hazin bir özetidir.
31 Mart seçimlerinde Gaziosmanpaşa halkı, tercihini yapmış ve CHP adayı Hakan Bahçetepe’yi belediye başkanı olarak seçmişti. Ancak, siyasi motivasyonu açık bir süreç ile sandıktan çıkan bu irade ilçe seçim kurulu tarafından iptal edildi. Normal bir demokraside, bu durumda yapılması gereken, mecliste aynı partiden bir kişinin seçilmesini sağlamak veya en azından seçimin yenilenmesini talep etmek olmalıydı. Bu durumda yapılan operasyona halkın nasıl baktığını da görmüş olurduk.
Peki ne yapıldı?
Belediye meclisinde çoğunluğa sahip olan AK Parti grubu, halkın seçtiği partiden birini değil, kendi üyesi olan bir kişiyi başkan vekili olarak seçti.
Bu duruma birkaç açıdan bakmak gerekir:
1. Millet İradesinin Gaspı: Bu yaşanan, yargı kararı görünümlü bir siyasi operasyonla millet iradesinin gasp edilmesidir. Gaziosmanpaşa halkının “belediye başkanım” dediği kişi yerine, meclis çoğunluğu aritmetiğiyle bir başkasının atanması, sandığın ve demokrasinin ruhuna aykırıdır. Bu belediye başkanını halk mı seçmiştir, yoksa siyasi bir motivasyonla başlatılan süreçlerin neticesinde mi atanmıştır? Cevabı açıktır.
2. Demokratik Kültürdeki Çöküş: Bu olaydaki utanç verici durumu anlamak için geçmişe bakmak yeterlidir. 1998 yılında, bugünün Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın belediye başkanlığı düşürüldüğünde, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde çoğunluk Refah Partisi’nde değildi. Buna rağmen, o günkü siyasi aktörler bir erdem ve nezaket göstererek, İstanbulluların iradesine saygı duymuş ve başkanlığa yine Refah Partisi’nden Ali Müfit Gürtuna’yı seçmişti. Çeyrek asırda geldiğimiz nokta, bu yüksek demokratik kültürden, “fırsat bu fırsat” diyerek halkın iradesine el koyan bir anlayışa evrilmiştir. O gün demokrasi diyenler bugün bu kötülüğe alkış tutar hale gelmiştir.
Nasıl bir çürüme!
3. Siyasi Sorumluluk ve Vicdan: Eğer AK Parti yönetiminde zerre kadar demokrasi bilinci ve millet iradesine saygı kalmış olsaydı, Gaziosmanpaşa’da başkan vekilliği için kendi adaylarını çıkarmaz, seçimi kazanan CHP’li bir ismin seçilmesini sağlarlardı. Bunu yapmayarak, sadece hukuki değil, aynı zamanda siyasi ve vicdani meşruiyetlerini de ağır bir şekilde zedelediler.
Gaziosmanpaşa’daki tablo, AK Parti iktidarıyla geçen yaklaşık çeyrek asrın ardından milletin hakkını gasp etmekten rahatsızlık duymayan; demokrasiden, hukuktan ve siyasi nezaketten tamamıyla uzaklaşmış bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Bu, sadece bir belediye başkanlığının el değiştirmesi değil, yola çıkarken savunulan bütün değerlerin inkarıdır. Ahlaken tam bir iflastır. Ne kadar zavallı bir durum.




