Anayasa Mahkemesi’nin HSK Üyeliği Seçimi Kararı Hakkında Değerlendirmem

Anayasa Mahkemesi’nin HSK seçimleriyle ilgili verdiği son karar, Mahkemenin anayasayı koruma görevi açısından ciddi endişeler doğurmaktadır. 10 Kasım tarihinde yayımlanan kararda AYM çoğunluğu, TBMM’nin 21 Mayıs 2025 tarihli HSK üyeliği seçim kararına ilişkin iptal talebini “görevsizlik” gerekçesiyle reddetti.

AYM’ye göre, “Bir TBMM kararının eylemli içtüzük değişikliği sayılarak denetlenebilmesi için, kararın Meclis’in çalışma usul ve esaslarına ilişkin olması gerekir. HSK üyelerinin seçimi buna dâhil değildir.”

Oysa Anayasa, Hakimler ve Savcılar Kurulu üyeliği seçimi bakımından Genel Kurul ve Karma Komisyonda yapılacak seçimin nasıl olacağını detaylı şekilde Anayasa’nın 159. maddesinde düzenlemiştir. Bu durumda bunun Meclis çalışması ile ilgili olmadığını söyleyebilmek nasıl mümkün olabilir? Ayrıca Mahkeme geçmiş içtihatlarında, bir işlemin adı değil, hukuki etkisi ve doğurduğu sonuçlar esas alınması gerektiğinin özellikle altını çizmiştir. Meclis’in iç işleyişini ve oylama usullerini fiilen değiştiren kararların “eylemli içtüzük” sayılacağını ve Mahkeme tarafından esastan incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.

AYM geçmişteki bu içtihatıyla, Meclis kararı adı altında düzenleme yapılarak yargı denetimini bertaraf etme “kurnazlığının” önüne geçmiştir. Bu da kuvvetler ayrılığının ve hukuk devletinin tesisinin bir gereğidir.

Ne var ki 10 Kasım tarihli kararıyla AYM, bu “kurnazlığa” kapı aralamış, üstelik bunu açık bir içtihat değişikliğiyle değil, “esnetilmiş” bir yorumla, yani anayasal denetimi fiilen daraltan bir şekilde yapmıştır.

Bu yorumun anlamı açıktır: AYM, “HSK üyelerinin seçimine ilişkin kararlar Meclis çalışması kapsamında değildir” diyerek bu kararı denetleyemem demiştir. Öyleyse Meclis yargı sisteminin kalbinde yer alan HSK üyeleri seçilirken Anayasa’nın 159. maddesindeki usulleri yok sayarak “kafasına göre takılabilir”. Peki yarın aynı “rahatlıkla” AYM üyeleri seçilirse ne olacak?

Bu gidişat, çoğunluğun tahakkümüne açık, denetimsiz bir meclis pratiği demektir. Dolayısıyla, anayasanın üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti bilincine darbe vurulmuştur.

AYM’nin bu kapıyı aralaması, iktidarın her alanda yaygınlaştırdığı “anayasa tanımaz” yönetim anlayışına yargısal bir meşruiyet zemini hazırlamaktadır. Nitekim aynı anlayış, 23 Ekim’de Anayasa ve Adalet Komisyonu’nda da kendini göstermiş, “gücü yetene anayasayı yok sayma” anlayışı bir kez daha açıkça sergilenmiştir.

Dilerim Anayasa Mahkemesi bu yanlış yoldan geri döner; çünkü bu mesele yalnızca bir yargı kararı değil, Türkiye’de anayasal düzenin geleceğini belirleyecek bir yol ayrımıdır.

Facebook
Twitter
LinkedIn
Benzer İçerikler: