“Eğer din bir yetimi korumuyor, kimsesize sahip çıkmıyor, ezilenlerin sesi ve soluğu olmuyorsa, o din yalandır ve afyondur.” Ali Şeriati
48 yıl önce bugün Ali Şeriati katledildi. Ölümünün yıl dönümünde kendisini rahmetle anıyorum.
Şeriati, Müslüman çoğunluklu toplumlarda ezberlere ve kalabalıklara dur diyen, geleneği sorgulayan, entelektüel cesaretiyle öne çıkan nadir düşünürlerden biridir. Mücadelesini ölümüne sürdürmüştür.
Onun eserleri, İslam dünyasının içine düştüğü derin krizi, hukuksuz otoritelerin egemenliğini ve adalet bilincinin erozyonunu anlamak için eşsiz birer rehber niteliğindedir.
Hukuksuz Otoriteye Karşı Mücadele ve Adalet Bilinci
Şeriati eserlerinde, Firavun, Karun ve Bel’am Baura gibi figürler üzerinden, tarih boyunca otoritenin nasıl yozlaştığını ve dinin bu yozlaşmış otoriteler tarafından nasıl kullanıldığını anlatır. Peygamberlerin misyonunun, dinsizlikle değil, “küfür dini” ile, yani mevcut düzenlerin dinleriyle mücadele etmek olduğunu vurgular. Bu, aynı zamanda, güç ve zenginliğin tekelinde olan sınıflara karşı verilen bir mücadeledir. Şeriati, peygamberlerin, bu imtiyazlı sınıfların zulmüne ve sömürüsüne karşı durarak, halkın yanında yer aldığını ve adaleti tesis etmeye çalıştığını vurgular.
Adalet, Şeriati’nin düşünce sisteminde merkezi bir konuma sahiptir. Şeriati bu bağlamda, Hz. Ali’yi, yalnızca bir halife veya tarihi bir figür olarak değil, “adaletin cisimleşmiş hali” ve “devrimci zühdün” sembolü olarak görür. Hz. Ali’nin “Benim düzenimde hiç kimse karıncanın kazandığını ağzından alamaz. Benim düzenimde her insan diğerine eşittir. Eğer müslümansa imanında, eğer müslüman değilse insanlığında! Her insan Malik katında kardeştir!” sözleri, onun adalet vizyonunun temelini oluşturur.
Şeriati, İslam’ın sadece ahiretle ilgili bir din olmadığını, aksine bu dünyada adalet, eşitlik ve özgürlüğü tesis etmeyi amaçlayan devrimci bir hareket olduğunu devamlı vurgular.
İslam Dünyasının Krizi ve Temel Çıkmazı
Şeriati, Müslüman toplumların içine düştüğü durumu “perişanlık” ve “çöküntü” olarak nitelendirir. Ona göre, İslam’ın ruhu değiştirilmiş, kavramların içi boşaltılmış ve din, toplumsal sorunlara çözüm üretmekten uzaklaşmıştır. Namaz, oruç, hac gibi ibadetlerin dahi özünden uzaklaştırılarak, yalnızca ritüelistik birer eyleme dönüştürüldüğünü, pratik hayata etki etmediğini ve kişisel kurtuluşçu bir anlayışa hapsedildiğini eleştirir.
Siyaset ve Sorumluluk
Şeriati, “kaza ve kader” gibi kavramların, Emeviler döneminde Muaviye tarafından, halkın sorumluluktan kaçmasını sağlamak ve mevcut düzeni meşrulaştırmak için nasıl tahrif edildiğini gösterir. “Bir toplum (kendinde olanı/tutumunu) değiştirmedikçe, Allah da o toplumu değiştirmez.” ayeti üzerinden insan iradesinin esas olduğunu, bireyin ve toplumun sorumluluğunu ve dönüştürücü gücünü vurgular.
Günümüzde, Ali Şeriati gibi kalabalıklara dur diyebilen, İslam dünyasının sorunlarına cesaretle derinlemesine eğilen ve adaleti düşüncesinin merkezine alıp haksızlıklara karşı haykırıp hakkı savunan düşünürlerin sayısı ne yazık ki çok azdır. Bu durum, İslam dünyasının yüz yıllardır içinde bulunduğu krizin temel çıkmazlarından biridir.
Şeriati’nin mirası, bu coğrafyada adalet, özgürlük ve gerçek bir uyanış arayanlar için yol gösterici niteliktedir.
Rahmet ve minnetle anıyorum.




