Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’nin Osman Kavala Kararı Hk. Basın Açıklaması

YENEROĞLU AİHM BÜYÜK DAİRESİ’NİN İKİNCİ OSMAN KAVALA KARARINI DEĞERLENDİRDİ:

“OSMAN KAVALA’YA YAPILAN HAKSIZLIKLAR ARTIK SON BULMALI, KAVALA VE ARKADAŞLARI ÖZGÜRLÜKLERİNE KAVUŞMALIDIR”

İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin bugün açıkladığı Osman Kavala kararına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kararın Osman Kavala’ya dokuz yıldır yapılan haksızlığı bütün açıklığıyla bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Yeneroğlu, “Türkiye açısından son derece ağır bir kararla karşı karşıyayız. Osman Kavala hakkında daha önce verilen AİHM kararına uyulmadı, beraat kararı kaldırıldı, aynı olaylar farklı suçlamalar altında yeniden yargılanmaya konu edildi ve sonunda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edildi. Bugün gelinen noktada artık tartışılması gereken Kavala’nın neden serbest bırakılması gerektiği değil, kesin ve bağlayıcı AİHM kararının neden hâlâ uygulanmadığıdır. Osman Kavala derhal özgürlüğüne kavuşturulmalıdır.” dedi.

Yeneroğlu, Büyük Daire’nin on yedi yargıçla baktığı davada Kavala’nın önceki AİHM kararına ve yerel mahkemenin beraat hükmüne rağmen özgürlüğünden yoksun bırakılmaya devam edilmesini, hakkındaki suçlamaların değiştirilmesini, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmesini ve Anayasa Mahkemesi önündeki başvurularının uzun süre sonuçlandırılmamasını bir bütün olarak değerlendirdiğini ifade etti.

Büyük Daire’nin 15’e karşı 2 oyla; ifade ve toplanma özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı ile insanlık dışı muamele yasağının ihlal edildiğine ve bunlarla bağlantılı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesinin de ihlal edildiğine hükmettiğini hatırlattı.

‘Kararın Ağırlığı, İhlal Edilen Madde Sayısından Çok Yapılan Tespitlerde’

Kararın öneminin yalnızca kaç maddenin ihlal edildiği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Yeneroğlu, “AİHM Büyük Dairesi, Sözleşme sisteminin en yüksek yargısal merciidir. Kavala dosyasında bu düzeyde ikinci kez ihlal kararı verilmiş olması başlı başına son derece vahimdir. Fakat bugünkü kararın asıl ağırlığı, Mahkemenin ihlallerin nasıl gerçekleştiğine ve bunların arkasındaki amaca ilişkin yaptığı tespitlerdedir.

Mahkeme, Kavala’nın tutukluluğunu sürdürebilmek ve iç hukukta karşılaşılan engelleri aşabilmek için sürekli yeni gerekçeler aranmasını kötü niyetli bir tutum olarak değerlendirmektedir. Mahkûmiyet sonrasında devam eden özgürlükten yoksun bırakmayı ise açık bir adaletsizlik olarak nitelendirmektedir. Daha da önemlisi, bütün bu sürecin meşru bir ceza adaleti amacı taşımadığı sonucuna varmaktadır.

Bir hukuk düzeni açısından bundan daha ağır bir tabloyu tasavvur etmek güçtür. Burada artık farklı bir hukuki yorumdan veya delillerin farklı değerlendirilmesinden söz etmiyoruz. AİHM, hukuk mekanizmalarının bir insanı özgürlüğünden mahrum bırakmak için nasıl kullanıldığına ilişkin son derece ağır tespitlerde bulunmaktadır.” ifadelerini kullandı.

‘Sivil Toplum Faaliyetlerinden Suç Üretilemez’

AİHM’in Kavala’ya yöneltilen suçlamaların maddi temeline ilişkin değerlendirmelerinin de son derece önemli olduğunu belirten Yeneroğlu, şunları söyledi: “Mahkeme, mahkûmiyete esas alınan faaliyetlerin meşru sivil toplum ve ifade özgürlüğü faaliyetleri olduğunu ortaya koymuştur. Üçüncü kişilerin gerçekleştirdiği şiddet eylemleri ile Kavala arasında somut bir nedensellik bağı kurulmadan, Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin öngörülemez biçimde genişletilmesi kabul edilemez bulunmuştur.

Bir kişinin mesleği, kimlerle görüştüğü, siyasi görüşü, toplumdaki konumu veya hakkında oluşturulan kanaat değil, hangi somut fiili işlediği önemlidir. ‘Stratejik rol’ gibi son derece soyut değerlendirmeler üzerinden, şiddet eylemlerine somut ve kişisel katılımı ortaya konulamayan bir insanı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm etmek, ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmaz. Sivil toplum faaliyetlerinden suç, kanaatlerden delil üretilemez.”

‘Kavala Önce Hedefe Konuldu, Sonra Ona Uygun Suç Arandı’

Osman Kavala hakkındaki yargı sürecinin, AİHM’in bugün yaptığı tespitleri açık biçimde ortaya koyduğunu ifade eden Yeneroğlu, “Osman Kavala önce suçlu veya tehlikeli ilan edilmiş, ardından ona uygun suç ve delil aramaya başlanmıştır. Gezi tutmayınca darbe, darbe tutmayınca casusluk, casusluk da tutmayınca dönülüp beraat edilen davadan mahkûmiyet verilmiştir. Bir dosyadan tahliye edilen insan, aynı olgular üzerinden başka bir suçlama ileri sürülerek yeniden tutuklandı ve bugün 3 bin 220 gündür özgürlüğünden mahrum bırakılıyor.

AİHM’in, yetkililerin iç hukukun gereklerini aşmak için alternatif gerekçeler aradığı yönündeki tespiti tam olarak bu süreci tarif etmektedir. Hukuk devletinde suç kişiye göre belirlenmez. Önce kişi seçilip sonra o kişiyi cezaevinde tutacak suçlama aranmaz.

Osman Kavala dosyasında yaşananlar yalnızca onun uğradığı ağır haksızlıktan ibaret değildir. Bu dosya, hukukun siyasi amaçlarla araçsallaştırıldığında bir insanın hayatından yılların nasıl gasp edilebildiğinin somut örneğine dönüşmüştür.” dedi.

‘Amaç Kavala’yı Cezalandırmak ve Susturmaktı’

Sözleşme’nin 18. maddesinin ihlalinin kararın en ağır yönlerinden biri olduğunu ifade eden Yeneroğlu, “18. madde AİHM’in kolaylıkla ihlal kararı verdiği bir hüküm değildir. Çünkü bu madde bakımından ihlal tespiti, devletin kendisine tanınan yetkileri Sözleşme’de öngörülen amaçların dışında başka bir hedef için kullandığı anlamına gelir.

Büyük Daire bugün, Osman Kavala hakkındaki kovuşturmanın, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının ve mahkûmiyetinin ağırlıklı olarak gizli bir amaç taşıdığı; bu amacın da Gezi Parkı gösterilerindeki rolü ve bir insan hakları savunucusu olarak görüşlerini ifade etmesi nedeniyle Kavala’yı cezalandırmak ve susturmak olduğu sonucuna varmıştır.

Türkiye’nin aynı dosyada ikinci kez böylesine ağır bir tespitle karşı karşıya kalması, meselenin boyutunu yeterince göstermektedir. Bu kararın gereği yerine getirilmeden Türkiye’nin hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve insan hakları adına ciddiye alınabilecek bir iddia ortaya koyması mümkün değildir.” dedi.

‘İktidar Kararı Tartışmak Yerine Gereğini Yerine Getirmeli’

Kararın ardından yapılması gerekenlerin açık olduğunu vurgulayan Yeneroğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “İlk ve en acil yapılması gereken Osman Kavala’nın serbest bırakılmasıdır. Yetkili mahkeme CMK’nın 311/1-f maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi ve infazın durdurulması konusunda gecikmeksizin harekete geçmelidir. Karar kesindir. Bu saatten sonra Kavala’nın cezaevinde tutulduğu her gün, zaten dokuz yıldır yapılan haksızlığın devam ettirilmesi anlamına gelecektir.

Gezi davasının bütünü de bu karar ışığında yeniden değerlendirilmelidir. Aynı olaylara, aynı iddialara ve aynı delillere dayanan bir yargılamada AİHM tarafından böylesine ağır tespitler yapılmışsa bunların yalnızca Osman Kavala bakımından sonuç doğuracağını söylemek mümkün değildir. Osman Kavala ile birlikte aynı anlayışla cezaevinde tutulan Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku için de bu kararın gereği derhal yerine getirilmeli ve hepsi tahliye edilmelidir.

Kararın genel tedbirlere ilişkin ortaya koyduğu sorunlar da Meclis’in gündemine gelmelidir. Yargı bağımsızlığını güvence altına alacak düzenlemelerden Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının eksiksiz uygulanmasına kadar Türkiye’nin önünde ciddi bir hukuk devleti meselesi bulunmaktadır.

Dokuz yıldır devam eden bu haksızlık artık son bulmalıdır. Osman Kavala’nın özgürlüğüne kavuşması kendisine yapılacak bir iyilik veya iktidarın göstereceği bir lütuf değildir. Hukukun en asgari gereğidir.

Türkiye’nin ihtiyacı AİHM kararlarıyla kavga etmek, bağlayıcı mahkeme kararlarını etkisizleştirmenin yeni yollarını aramak değil; kendi Anayasasının ve taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin gereklerini yerine getirmektir.”

 

Facebook
Twitter
LinkedIn
Benzer İçerikler: