Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme Kanun Teklifi Hk. Açıklamam

 

Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifine imzacıları arasında yer alarak destekliyorum. Bu kararı, metnin dayandığı zeminin doğruluğuna, içeriğinin ölçülülüğüne ve amacının tarihî önemine inanarak verdim.

Kırk yılı aşkın süredir devam eden terör, Türkiye’nin her kesiminden on binlerce cana mal oldu. Silah hiçbir dönemde bir hak arama yöntemi olmadı; terörün sona ermesi, hiçbir şarta bağlanamayacak, kendi başına bir zorunluluktur. Salt güvenlik tedbirlerinin bu meseleyi tek başına çözemediğini de biliyoruz; kalıcı çözüm, güvenlik, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinin birbirini tamamlayan unsurlar olarak birlikte gözetilmesiyle mümkündür.

Terörün tamamen sona erdiği bir Türkiye; güvenlik, demokrasi, ekonomik kalkınma ve hukuk devleti bakımından çok daha güçlü bir geleceğin kapısını aralar. Bugüne kadar güvenliğe ayrılan büyük kaynakların eğitime, bilime, üretime ve sosyal kalkınmaya yönelmesi, ülkenin her köşesinde huzuru büyütecek; gelecek nesillerin şiddetin gölgesinden uzak, güven içinde yaşamasının önünü açacaktır. Böyle bir Türkiye, kimlikleri törpüleyen değil; her kimliğin güvenle yaşadığı, vatandaşlığın ve aidiyetin herkes için aynı ağırlıkta hissedildiği özgürlükçü bir düzenin zeminini de güçlendirir.

Bu çerçevede, illegal silahlı mücadelenin bütünüyle sona ermesi ve Kürt meselesinin yalnızca demokratik siyaset içinde konuşulması, bu ülkede korkunun değil hukukun konuşmasının önünü açacaktır. Teklifi bu perspektifle destekliyorum.

Teklif, kimi eksikliklerine rağmen toplumsal hassasiyetleri göz ardı etmiyor; aksine gayet ölçülü bir çerçeve sunuyor. Her şeyden önce mekanizma, örgütün fiilen dağıldığının ve silah bıraktığının güvenlik kurumlarınca tespiti ve bunu teyit eden Millî Güvenlik Kurulu kararı şartına bağlanmış durumda. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 öncesinde işlenip müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar kapsam dışında tutuluyor. Mahkûmiyetler ve deliller süreç boyunca muhafaza ediliyor, müsadere kararları uygulanıyor, erteleme süresince zamanaşımı işlemiyor ve yeniden terör suçu işlenmesi hâlinde erteleme bütün sonuçlarıyla geri alınıyor. Bütün bu unsurlar, düzenlemeye denetimli ve geri alınabilir bir çerçeve kazandırıyor ve hesap verebilirliği koruyor.

Ben teklifi hem ölçülülüğü sebebiyle hem de asıl hedefe, şiddetin bitmesine hizmet ettiği için destekliyorum. Teklif, PKK’ya dahil olmuş insanların evlerine dönebilmesine ve ülkemizde konuşulan adeta her meselenin güvenlikçi perspektifin gölgesinde ele alınmasının sonlandırılmasına güçlü bir imkân sunuyor.

Desteğim, demokratik hukuk devleti ekseninde gördüğüm eksiklikleri dile getirmeme engel değil. Bunların bir kısmının komisyon ve Genel Kurul sürecinde giderilebileceğini ümit ediyorum.

Öncelikle, düzenlemenin niteliği itibarıyla Anayasanın aradığı beşte üç çoğunlukla kabul edilmesi büyük önem taşıyor. Böyle bir çoğunluk hem metni Anayasa Mahkemesi denetimi karşısında güçlü bir temele oturtur hem de sürece geniş bir demokratik meşruiyet ve toplumsal sahiplenme kazandırır. Nitekim düzenleme, Kurulun talebi ve yargı kararıyla hak yoksunluklarının tüm sonuçlarıyla kaldırılmasına, dolayısıyla seçilme ve kamu görevine gelme ehliyetinin iadesine imkân tanımaktadır. Bu, olağan bir ertelemenin ötesine geçen ve sonuçları itibarıyla af benzeri bir etki doğuran bir düzenlemedir; nitelikli çoğunluk gereğini daha da anlamlı kılar.

İkincisi, ölüm ve ağır yaralamayla sonuçlanan fiiller ile işkence ve cinsel saldırı suçları açıkça kapsam dışında tutulmalıdır. Metinde kasten öldürme bakımından öngörülen istisnanın bu suç tipleri yönünden de tereddüde yer bırakmayacak biçimde yazılması hem mağdur haklarının korunması hem de uluslararası insan hakları hukukuyla uyum bakımından düzenlemeyi güçlendirir. Öldürülen ve ağır zarar gören insanlarımızın hakkı göz ardı edilemez. Ayrıca istisnalar mevcut suçlama ve mahkûmiyete göre işlediğinden, hakkında hiç soruşturma açılmamış örgüt yöneticileri, üzerlerinde ne kasten öldürme dosyası ne de 2005 öncesi mahkûmiyet bulunduğu için bu istisnaların hiçbirine takılmadan kapsama girebilmektedir. Yeni soruşturma açılmasının Kurul iznine bağlanması (m.3/3), bu kişilerin öldürme ve ağır suçlara sorumluluğunun araştırılmasını dahi siyasi takdire bırakmaktadır. Örgütü yönetenlerin, sorumlulukları araştırılmadan süreç dışında kalması ve kamu görevine ehil hale gelmesi kabul edilemez; bu boşluk kapatılmalıdır.

Üçüncüsü, yeni soruşturmaların açılmasını Kurulun iznine bağlayan hüküm hukuken tartışmaya açıktır. Mevcut şartlarda sürece güven veren bir güvence niteliği taşıdığı için anlaşılabilir ve kabul edilebilir buluyorum; ancak Kurulun izin kararında kullanacağı ölçütler, karar süresi, gerekçe yükümlülüğü ve yargısal denetim yolu açıkça düzenlenmelidir. Aynı şekilde, kanun yolu incelemesindeki dosyalar hakkında doğrudan bozma sonucunu yasayla öngören düzenleme, yargı yetkisinin kullanımı bakımından tereddüt doğurmakta ve gözden geçirilmelidir.

Dördüncüsü, görevlilere tanınan sorumsuzluk hükmü ağır kusur ve kötüniyet hâllerini kapsamayacak şekilde sınırlandırılmalıdır. Kamu görevlilerini korurken olası suistimalleri baştan önleyecek güvenceler de açıkça düzenlenmelidir.

Beşincisi, kapsamın yalnızca tek bir örgütle sınırlandırılması, Anayasanın 10’uncu maddesindeki kanun önünde eşitlik ve kanunların genelliği ilkeleri bakımından tartışmaya açıktır.

Bir hususu daha açıkça belirtmek isterim. PKK ile ilgili böyle bir düzenleme yapılırken, suçsuz yere cezaevinde bulunan insanların varlığı kabul edilebilir bir durum değildir. Toplumsal huzurun sağlanması, ancak hukuk devletine topyekûn dönüşle mümkün olur. Bu çerçevede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının gecikmeksizin uygulanması, siyasi saiklerle yürütülen yargılamaların sonlandırılması ve herhangi bir şiddet eylemiyle ilişkisi bulunmadığı hâlde FETÖ yargılamaları kapsamında cezaevinde tutulan binlerce kişi ile askerî okul öğrencilerinin durumunu çözecek bir kanuni düzenlemenin acilen ele alınması şarttır. Haklarında verilmiş AİHM ve AYM kararları uygulanmayan Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater gibi isimler, bu acil ihtiyacın en somut örnekleridir. Bu ihtiyaç, süreç yasasından bağımsız olarak da geçerlidir ve vakit kaybetmeksizin karşılanmalıdır.

Teklifin, gerekli iyileştirmelerle birlikte, ülkemizde terörün son bulmasına ve toplumsal huzurun güçlenmesine katkı sunmasını diliyorum. Böylesine hassas ve zorlu bir süreçte emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Rabbim atılan bu adımı ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile kılsın.

 

Facebook
Twitter
LinkedIn
Benzer İçerikler: