“BU TEKLİF SİBER GÜVENLİK DEĞİL, İNTERNETİN GÜVENLİK BÜROKRASİSİNE DEVRİDİR”
İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanan ve toplam 21 kanun ile 2 Kanun Hükmünde Kararname’de değişiklik öngören “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 23 ve 29’uncu maddelerine ilişkin yaptığı açıklamada, teklifin siber güvenliği güçlendirmekten çok devletin internet üzerindeki çok geniş müdahale yetkilerini daha da genişlettiğini ve ifade özgürlüğüne doğrudan bir tehdit oluşturduğunu söyledi.
Teklifin 29’uncu maddesiyle; 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu ve 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu başta olmak üzere çok sayıda kanunda, bugüne kadar Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından yürütülen erişim engelleme, içerik kaldırma, trafik verilerinin yönetimi, internet alan adları ve yasal dinleme altyapısına ilişkin yetkiler Siber Güvenlik Başkanlığı’na (SGB) devredilmektedir. Teklifin 23’üncü maddesiyle 5809 sayılı Kanun’a eklenen 60/A maddesiyle ise Başkanlığa, güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebi üzerine veya resen “alınması gereken tedbirleri belirleme” yetkisi tanınmakta; bildirimden itibaren en geç iki saat içinde yerine getirilmesi zorunlu olan bu kararların, ancak sonradan sulh ceza hâkiminin onayına sunulması öngörülmektedir.
Yeneroğlu, “Elbette enerji altyapısının, bankaların veya kritik kamu kurumlarının sistemlerinin korunması zorunludur. Ancak bu teklif bu meşru hedefin çok ötesine geçiyor. İnsanların haber okuduğu, sosyal medyada fikirlerini paylaştığı, alışveriş yaptığı ve haberleştiği internet ortamı, adeta sınırsız yetkilerle bir güvenlik kurumunun kontrolüne bırakılıyor.
Siber güvenlik kavramı, idareye sınırı belirsiz bir müdahale yetkisi vermenin parolası haline getirilemez. Kanunda hangi tedbirlerin uygulanabileceği açıkça yazılmıyor. İnternet yavaşlatılabilir mi, bir site kapatılabilir mi, bir platforma erişim engellenebilir mi? Bunların hiçbirinin sınırı net değil. Hukuk devletinde vatandaş idare tarafından hangi yetkinin ve hak kısıtlayıcı müdahalenin hangi şartlarda ve ne zaman kullanılacağını önceden bilmek zorundadır.” ifadelerini kullandı.
‘Asıl Sorun Bağımsız Denetleyici Kurumların Tamamıyla Saf Dışı Edilmesidir’
Düzenlemenin en sorunlu yönünün internetin yönetim modelini kökten değiştirmesi olduğunu belirten Yeneroğlu, “Bugüne kadar bu yetkileri, merkezî idareden bağımsız bir düzenleyici ve denetleyici kurum olan BTK kullanıyordu. Teklifle birlikte bu çok geniş yetkiler, doğrudan cumhurbaşkanına bağlı bir güvenlik kurumunda toplanıyor. Bağımsız düzenleyici kurumlar; günün siyasi tercihlerinden uzak, teknik uzmanlık ve tarafsızlık ilkesiyle hareket etsinler diye kurulur. Milyonlarca insanın haberleşmesini, ifade özgürlüğünü, bilgiye erişimini ve ekonomik faaliyetini doğrudan etkileyen bir alanda bu tarafsızlık hayatidir. Teklif ise tam tersini yapmakta; interneti bütünüyle güvenlik bürokrasisine teslim etmekte ve bağımsız kurumları tamamıyla saf dışı etmektedir. Böylece güvenlik bahanesiyle daha geniş siyasi istismarlara kapı açılmaktadır. Bu nedenle bu kanun, ifade özgürlüğüne yönelik ağır bir tehdittir.” ifadelerini kullandı.
‘Sınırı Çizilmemiş Tedbir Yetkisi Hukuk Devletiyle Bağdaşmaz’
Teklifle 5809 sayılı Kanun’a eklenen 60/A maddesiyle Siber Güvenlik Başkanlığı’nın, güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebi üzerine veya resen, Anayasa’nın 22. maddesindeki sebeplere dayanarak “alınması gereken tedbirleri” belirleyebileceğini hatırlatan Yeneroğlu, “Kanun, Başkanlığın belirleyeceği bu tedbirlerin ne olduğunu açıkça saymamaktadır. Alan adının askıya alınması, DNS düzeyinde yönlendirme, erişimin engellenmesi, içeriğin kaldırılması, veri merkezi düzeyinde müdahale, hizmet kesintisi ya da trafik yönlendirmesi… Bunların hangisinin bu yetki kapsamında olduğu belirsizdir. Bu kadar geniş bir alanda tek bir ‘tedbir’ kelimesiyle yetinmek, hukuk devletinde kabul edilebilir bir kanun tekniği değildir. Adı ve sınırı belli bir koruma tedbiri yerine, içeriğini bizzat idarenin dolduracağı keyfi bir mekanizma oluşturulmaktadır.” dedi.
‘Yargı Denetimi Fiilen İmkansız Hale Getiriliyor’
Düzenlemeye göre Başkanlığın aldığı kararların iki saat içinde uygulanmasının zorunlu olduğunu ve yargı denetiminin ise ancak sonradan devreye girdiğini vurgulayan Yeneroğlu, öngörülen güvencenin çoğu olayda kâğıt üzerinde kalacağını söyledi: “Düzenleme, tedbirin 24 saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulmasını, hâkimin de 48 saat içinde karar vermesini öngörüyor. Bu mantık ‘önce uygula, sonra sorgula’ mantığıdır; oysa hukuk devletinde tam tersi geçerlidir. İşletmeci tedbiri iki saatte uygulamak zorundadır ve internet yavaşlatma gibi müdahaleler çoğu zaman daha hâkimin önüne bile gelmeden tamamlanır. Müdahale bittiğinde ortada iptali istenebilecek bir karar kalmaz. Denetlenecek bir işlem hiç doğmadığı için de yargı denetimi baştan işlevsizleşir. Kurulmak istenen şey, esasında bir denetimsizlik halidir. Mevcut otoriter iklimde zaten yargının genelde ne incelemeye yeterince vakti ne de hak ihlallerini engelleme cesareti oluyor. Oysa Anayasa’nın 125 ve 138’inci maddeleri, idarenin her işleminin etkili bir yargı denetimine tabi olmasını emreder.”
‘Dijital Hayatımız Tümüyle Kontrol Altına Alınıyor’
Teklifte trafik verilerinin kapsamının da genişletildiğini belirten Yeneroğlu, bunun vatandaşların dijital hayatı hakkında çok daha ayrıntılı bilgi toplanmasına imkan vereceğini söyledi. “5651 sayılı Kanun’daki trafik bilgisi tanımına, mevcut ‘port bilgisi’ ifadesinin önüne ‘kaynak ve hedef’ ibaresi eklenmektedir. Kaynak ve hedef portlarının kayıt altına alınması, yurttaşın hangi özel servislere, hangi şifreli mesajlaşma altyapılarına veya hangi VPN çıkışlarına bağlandığının keyfi gerekçelerle tam olarak belirlenmesi anlamına gelir. Bu değişiklik, yeni kurulan yaş doğrulama ve e-Devlet üzerinden kimlik eşleştirme rejimiyle birleştiğinde; kimin hangi hesabı kullandığını değil, kullanıcının dijital yaşamının tamamını izlemeye elverişli tam teşekküllü bir dijital izleme altyapısı oluşturulmaktadır. Bu düzenleme, Anayasa’nın 20’nci maddesindeki özel hayatın gizliliği ile kişisel verilerin korunması, 22’nci maddesindeki haberleşme hürriyetine ve 26’ıncı maddedeki ifade özgürlüğüne doğrudan aykırıdır.”
‘Bu Kadar Kritik Bir Düzenleme Torba Kanunla Geçirilemez’
İfade özgürlüğünü doğrudan ilgilendiren bu kadar önemli bir düzenlemenin doğru komisyonda dahi görüşülmediğini belirten Yeneroğlu, “Böylesine önemli bir konu, yalnızca ceza ve gelir yönü bulunduğu için Plan ve Bütçe Komisyonu’na getirilmiştir. Oysa dijital alan; yurttaşın haberleştiği, para kazandığı, düşüncesini açıkladığı, eğitim gördüğü ve saatlerini geçirdiği bir alandır. Böyle bir alan, torba tekliflerle ve oldu-bittiyle şekillendirilemez. Nitekim bu yetkilerin bir kısmı daha önce geri çekilmişken, benzer düzenlemelerin farklı tekliflerin içine yerleştirilerek yeniden karşımıza getirilmesi; iktidarın dijital alanı müzakere ve uzlaşıyla değil, idari denetimi ölçüsüz olarak büyüterek yönetmek istediğini açıkça göstermektedir.” dedi.
‘Siber Güvenlik Hukuk Devletini Yok Saymanın Gerekçesi Olamaz’
Açıklamasının sonunda Yeneroğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu teklif siber güvenlik adı altında internet üzerinde çok geniş ve belirsiz müdahale yetkileri oluşturuyor. Güvenlik elbette önemlidir; ancak güvenlik gerekçesiyle hukuk devleti ilkelerinden vazgeçilemez. Siber güvenlik ve çocukların korunması gibi meşru amaçlar; sınırı belirsiz sansür, gözetim ve toplumsal kontrol yetkilerinin meşrulaştırma aracı yapılamaz. Bu haliyle düzenleme; hukuk devleti ve belirlilik ilkesini güvenceleyen 2’nci, temel hakların ancak ölçülü biçimde sınırlanabileceğini emreden 13’üncü, özel hayatı ve kişisel verileri koruyan 20’nci, haberleşme hürriyetini güvenceleyen 22’nci, ifade özgürlüğünü koruyan 26’ncı ve basın hürriyetini güvenceleyen 28’inci maddeleri başta olmak üzere Anayasa’ya açıkça aykırıdır. Çağrım nettir: Başkanlığa tanınan kendiliğinden müdahale yetkisi ile bant daraltmanın yasal dayanağını görünmez kılan ilga geri çekilmeli, trafik verilerinin kapsamı genişletilmemeli ve internet üzerindeki her müdahale uygulanmadan önce etkili bir yargı denetimine bağlanmalıdır. İnsanların haber alma, haberleşme ve düşüncesini özgürce ifade etme hakkı demokratik toplumun temelidir; bu nedenle teklifin 23 ve 29’uncu maddeleri Genel Kurul görüşmelerinde metinden çıkarılmalıdır.”





