YENEROĞLU’NDAN TSK PAKETİNDEKİ YARGI DÜZENLEMESİNE TEPKİ:
“MAHKEME KHK’LIYA ‘HAKSIZLIK YAPILDI’ DERKEN DEVLET 10 YIL ‘BEKLE’ DİYEMEZ”
İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Milli Savunma Komisyonu’nda görüşülerek kabul edilen ve önümüzdeki günlerde Genel Kurul’a gelmesi beklenen Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7. maddesine ilişkin yaptığı açıklamada, düzenlemenin hukuk devleti ilkesi ve Anayasa bakımından kabul edilemez olduğunu belirtti.
Teklifin 7. maddesi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesine eklenen cümleyle; Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma, Sahil Güvenlik ve Emniyet teşkilatları personeli, askeri ve Polis Akademisi öğrencileri ile bunların adayları ve MİT personeli hakkında terör örgütleriyle iltisak gerekçesiyle tesis edilen işlemlere, 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesi uyarınca tesis edilen işlemlere ve güvenlik soruşturması sonucu kurulan işlemlere karşı açılan davalarda verilen ve göreve iade sonucunu doğuran mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi, ancak kararın nihai olarak kesinleşmesinden sonra yerine getirilmesi öngörülmektedir.
Yeneroğlu, “Bu düzenleme şu anlama gelmektedir: İdare Mahkemesi’nin bir KHK’lı için ‘bu kişi haksız yere işinden atılmıştır, görevine iade edilsin’ kararına rağmen bu kişi işine dönemeyecektir. Üst mahkemelerdeki süreçler bitinceye kadar, yani on yıla yakın bir süre beklemek zorunda kalacaktır. Hukuk devleti ilkesine aykırı esnek kriterlere rağmen mahkeme kişiyle ilgili iltisak ve irtibat konusunda idarenin somut bir veri ortaya koyamaması sonucunda davayı kazanan insana ‘haklısın ama yıllarca bekle’ demek, yaşatılan mağduriyet üzerine ayrıca bir zulümdür. Oysa Anayasa’nın 138. maddesi gayet açıktır: Devlet, mahkeme kararlarına uymak zorundadır ve bu kararların uygulanmasını hiçbir şekilde geciktiremez. Bu teklif ise Anayasa’nın açıkça yasakladığı geciktirmeyi bizzat kanun maddesi haline getirmektedir.” ifadelerini kullandı.
‘Yargılama Usulüne İlişkin Düzenleme Adalet Komisyonu’nda Görüşülmeliydi’
Düzenlemenin görüşüldüğü komisyonun dahi yanlış olduğunu vurgulayan Yeneroğlu, şunları söyledi: “İdari Yargılama Usulü Kanunu, idari yargının anayasası niteliğinde temel bir usul kanunudur. Yargılama usulüne, mahkeme kararlarının sonuçlarına ve uygulanmasına ilişkin bir düzenlemenin esas komisyonu, Adalet Komisyonu’dur. İktidar çoğunluğu sebebiyle nesnel bir müzakereye gerek duymadan kanunları komisyonlardan geçirse bile, yargı sistemine ilişkin köklü bir müdahale, hukukçu milletvekillerinin yer aldığı Adalet Komisyonu’ndan geçirilmeden yasalaştırılmamalı.”
‘Mahkeme Kararlarının Uygulanması Geciktirilemez’
Yeneroğlu, düzenlemenin Anayasa’ya aykırılığını şu sözlerle değerlendirdi: “Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrası, mahkeme kararlarının değiştirilemeyeceğini ve yerine getirilmesinin geciktirilemeyeceğini emredici biçimde düzenler. Anayasa’nın 125. maddesi ise idarenin her türlü eylem ve işlemini yargı denetimine tabi kılar. Yargı denetimi, ancak verilen kararın gereğinin yerine getirilmesiyle anlam kazanır; uygulanmayan bir iptal kararı, kâğıt üzerinde kalmış bir tespitten ibarettir. İlk derece mahkemesinin iptal kararının ve hatta yürütmenin durdurulması kararlarının sonuç doğurmasını kesinleşme şartına bağlamak, idari yargı denetimini bu personel grupları bakımından fiilen etkisizleştirmektedir.
Üstelik bu düzenleme idareye stratejik bir imkân tanımaktadır: İdare, aleyhine verilen her kararı istinaf ve temyize taşıyarak, haksızlığı mahkeme kararıyla tespit edilmiş kişilerin göreve dönüşünü yıllarca erteleyebilecektir. Kanun yolu, hak arama aracı olmaktan çıkıp idarenin elinde bir geciktirme aracına dönüşecektir.”
‘Adil Yargılanma Hakkı, Kararın İcrasını da Kapsar’
“Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı, yalnızca dava açabilmeyi değil, lehine verilen kararın makul sürede ve eksiksiz uygulanmasını da kapsar. Kararların icrasını yıllar sürecek kanun yolu süreçlerine bağlamak, mahkemeye erişim hakkını teorik ve göstermelik hale getirir. Türkiye bu düzenlemeyle hem Anayasa’ya hem de tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı yeni bir ihlal alanı yaratmakta, AİHM ve Anayasa Mahkemesi önünde şimdiden öngörülebilir bir ihlal külliyatının kapısını aralamaktadır.”
‘Güvenlik Gerekçesi Anayasa’yı Askıya Almanın Mazereti Olamaz’
“Milli güvenliğin korunması ve kritik görevlerde risklerin bertaraf edilmesi elbette meşru ve doğru bir amaçtır. Ancak hukuk devletinde meşru amaç, anayasal güvenceleri ortadan kaldırmanın gerekçesi yapılamaz. İdarenin elinde, yürütmeyi durdurma, somut güvenlik riski taşıyan durumlar için görev yeri değişikliği, geçici görevlendirme gibi ölçülü araçlar zaten mevcuttur. Tüm bir personel grubu bakımından yargı kararlarının uygulanmasını kategorik olarak askıya almak, ölçülülük ilkesinin açık ihlalidir.”
‘Düzenleme Tekliften Çıkarılmalı’
Yeneroğlu açıklamasının sonunda şu çağrıda bulundu: “Mahkeme kararlarının bağlayıcılığı, hukuk devletinin asgari şartıdır. Yargı kararlarının uygulanmasını idarenin tercihlerine ve yılları bulan kanun yolu süreçlerine bağlayan bir devlette, hiçbir vatandaşın hukuk güvenliğinden söz edilemez. Teklifin 7. maddesi, Anayasa’nın 2., 10., 36., 125. ve 138. ve maddelerine açıkça aykırıdır ve yasalaşması halinde Anayasa Mahkemesi önünde iptali kaçınılmazdır. Bu nedenle, Genel Kurul görüşmelerinde teklifin 7. maddesi metinden çıkarılmalıdır.”





