20 Haziran Dünya Mülteciler Günü Hk. Basın Açıklaması

YENEROĞLU’NDAN “20 HAZİRAN DÜNYA MÜLTECİLER GÜNÜ” HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI

 

“Mülteci Krizi Derinleşirken, Artan Savaşlarla Birlikte Yeni Göç Dalgaları Kaygı Verici Boyutlarda”

 

20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla açıklama yapan İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu “20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle, dünya genelinde benzeri görülmemiş bir boyuta ulaşan mülteci krizini ve bu krizin yansımalarını bir kez daha kamuoyunun dikkatine sunmak istiyorum. Savaşlar, çatışmalar, siyasi baskılar ve iklim değişikliği gibi nedenlerle evlerini terk etmek zorunda kalan milyonlarca insana onurlu yaşam koşulları sunmak, uluslararası toplumun ve her bir devletin ahlaki ve hukuki sorumluluğudur.” dedi. Yeneroğlu açıklamasında şunları ifade etti:

 

“Küresel Kriz Büyüyor: Zorla Yerinden Edilmiş İnsan Sayısı 123 Milyonu Aştı”

“Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) en güncel raporları, tablonun vahametini gözler önüne sermektedir. Dünya genelinde zorla yerinden edilmiş insan sayısı, bir önceki yıla göre 7 milyon kişi artarak 123,2 milyona ulaşmış ve yeni bir rekor kırmıştır. Bu artışın arkasındaki en büyük etkenler Suriye, Sudan, Myanmar ve özellikle Gazze Şeridi’ndeki yıkıcı çatışmalardır. Bu durum, uluslararası toplumun karşı karşıya olduğu en ciddi insani krizlerden biridir. Küresel mülteci krizinin yükünün adil bir şekilde paylaşılmadığı da acı bir gerçektir. Her 10 mülteciden 7-8’i, yani büyük bir çoğunluğu, gelişmekte olan ülkelerde yaşamaktadır.

“Yeni Çatışmalar ve Savaş Suçları Yeni Göç Dalgalarını Tetikleyebilir”

Mevcut krize ek olarak, Ortadoğu’daki istikrarsızlık ve devam eden çatışmalar, yeni ve büyük göç akınlarını tetikleme potansiyeli taşımaktadır. Özellikle İsrail’in Gazze’deki soykırımı, Batı Şeria‘da uluslararası hukuku yok sayan saldırıları ve tehcir politikası, sadece Filistinlileri değil, bölgesel bir çatışma riskini artırarak tüm bölge halklarını yerinden edilme tehdidiyle karşı karşıya bırakmaktadır. İsrail’in Lübnan’a yönelik artan saldırganlığı, Suriye’de genişlettiği işgal ve en son olarak İran’a yönelik saldırılar, milyonlarca insanı komşu ülkelere sığınmaya zorlayabilir. Türkiye krizin kalıcı bir savaşa dönüşmesine karşı tüm imkânlarını harekete geçirmeli, olası bir göç dalgasına karşı önleyici tedbirler almalıdır.

“AB Mutabakatı Çıkmazından Stratejik Ortaklığa Geçiş Zorunluluğu”

AB-Türkiye Mutabakatı, Türkiye’yi “tampon bölge” ve “Avrupa Kalesi”nin sınır muhafızı konumuna indirgeyerek stratejik bir yalnızlığa itmiştir. Bu asimetrik ve sürdürülemez ilişki, sorunları çözmek yerine derinleştirmiştir. Mevcut işlevsiz mutabakatın yerini, sadece mali yardımı değil, külfetin ve sorumluluğun adil ve öngörülebilir mekanizmalarla paylaşıldığı, vize serbestisi gibi karşılıklı taahhütlerin somut takvimlerle hayata geçirildiği yeni ve bağlayıcı bir çerçeve almalıdır. En önemlisi Türkiye, dışsal dayatmalardan arındırılmış, kendi ulusal çıkarları ve insani değerleriyle uyumlu, kalıcı entegrasyonu hedefleyen özerk bir göç stratejisi geliştirmeli ve bunu kararlılıkla uygulamalıdır.

“Türkiye’nin Mülteci Politikası Sürdürülebilir ve Hak Temelli Olmalıdır”

Türkiye, UNHCR verilerine göre yaklaşık 3,5 milyon mülteciyle dünyanın en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülkesi konumundadır. Ancak bu konuda en başından beri benimsenen “geçicilik” varsayımı artık gerçekliğini tamamen yitirmiştir. Ülkemizde kalıcı hale gelen bu durum karşısında, kurumsal kapasiteyi ve hukuki altyapıyı güçlendirmeden ve kamusal diplomasi ile desteklemeden toplumsal uyumu sağlamak mümkün değildir. Bu nedenle, kişisel kararlara ve keyfi uygulamalara dayalı bir yaklaşım yerine milli menfaatleri esas alan, kapsamlı, sürdürülebilir ve insan hakları merkezli bir ulusal göç ve mülteci stratejisi geliştirilmesi zorunludur. Mültecilerin eğitime erişimi, yasal ve kayıtlı istihdam olanaklarından yararlanması, sağlık hizmetlerinden faydalanması ve psiko-sosyal destek alması gibi temel hakların güvence altına alınması milli menfaatlerimizin de gereğidir.

“Ayrımcı Söylem ve Nefret Suçlarıyla Etkin Mücadele Şarttır”

Son yıllarda medya ve siyaset alanında mültecilere yönelik kullanılan ayrımcı, ötekileştirici ve nefret söylemi içeren dil, toplumda kalıcı bir öfke ve ayrışma duygusu oluşturmaktadır. Bu zehirli dil, toplumsal barışı doğrudan tehdit etmektedir. Mültecilerle bir arada yaşamın ancak önyargılardan arındırılmış, çoğulculuğu esas alan ve dayanışmayı merkezine koyan bir yaklaşımla mümkün olabileceği unutulmamalıdır. Bu çerçevede, nefret söylemiyle mücadelede sadece tepkisel değil, önleyici ve eğitim temelli politikaların kararlılıkla izlenmesi gerekmektedir.

Bu düşüncelerle, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde tüm devletleri, uluslararası kuruluşları, yerel yönetimleri ve sivil toplumu; temel insan haklarını referans alan, gerçekçi ve bütüncül politikalar geliştirmeye, nefret söylemleriyle etkin biçimde mücadele etmeye ve küresel kriz karşısında uluslararası dayanışmayı güçlendirmeye davet ediyorum.”

Facebook
Twitter
LinkedIn
Benzer İçerikler: