Sırrı Süreyya Önder Ağabeye…

Bu akşam özlediğimiz sohbette buluşacaktık yine. Şimdilik ertelemiş kabul ediyorum inşallah. Rabbimden şifa diliyorum Sırrı Süreyya Önder Ağabeye.

Derya gibi engin, dertli, ama bir o kadar da ümitli gördüm hep. Her derdin içinde saklı olan ümide o denli sıkı sarılmaktadır ki, o kıvılcımı yüceltmekte onun üzerine birisini gördüm mü, hatırlamıyorum gerçekten. Her derde, her sıkışmışlığa karşı mutlaka tebessüm ettiren bir hikayesi, bir yaşanmışlığı vardır. Bu sebeple de insanın içini her daim ısıtır içten gülümsemesiyle. Akşam erken başlanan sohbetlerimiz seher vaktine de yaklaşsa, hiç sıkıldığımı hatırlamam onunla otururken. Hatta hayatta en nefret ettiğim şeylerden biri kapalı odada sigara içilmesidir, ama onun yeri başkadır hep, sohbetinin tadı da sanki dumansız olmaz gibi gelir.

Çok uzun zamandır çok ciddi rahatsızlıklarının olduğu bilinciyle yaşıyor zaten Sırrı ağabey. Hastalık da olmasa zaten sayısız ceza davası peşini hiç bırakmaz, en ağır hastalıkların meşguliyetini de aratmazdı o tehditler. Bir gün İstanbul’da evinde ziyaret ettim, o zaman Ak Parti’deyim. Evin içine serpilmiş onca klasör, sayısız dava, saçma sapan yakıştırmalar; boğazım düğümlenmiş, içim burkulmuştu. O kadar utanmıştım ki, bu utancımı anlatamadım benden çok daha fazla utanması gereken kişilere…

Güçlü olan oydu, zayıf olansa karşısındaki o ben… Cezaevi ve işkenceye alışkın, ölümle barışık bir insanın karşısında güçlü olunabilir mi zaten?

Derdi cezaevi de değil asla, alışkın böyle şeylere. Derdi hep kızı ve yarım bıraktığını düşündüğü barış… Ömrünün onda birinden fazlasını cezaevinde geçirmiş, şu anda sadece milletvekilliği sebebiyle durdurulmuş olan onca davalar arasında, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanması bile onu korkutmaya yetmedi, yetmiyor. Ümitle yaşadığı için aşabildi zaten bunları.

İnadına ülkesini seven o istisnai insanlardan biri Sırrı ağabey.

Zaten ağır bir kanserle mücadele ediyor, hem de en şiddetlilerinden. Diğer hastalıklarına rutin nazarıyla bakıyor anlatırken. Zamanı değil biliyorum, Allah uzak etsin, ama ölümle de barışık bir insan o. Adıyaman’da mezarını yaptırmış, mezar taşını yazdırmış, tebessümle anlatırdı hep mezar yeri ayırtmanın zorluklarını. Taşa yazdırdığı o sözleri, kazılan mezar yerini gösteren cep telefonundaki fotoğrafı… Derviş gibi bir adam, dünya kalbinde yer etmemiş, ötesine de hazırlıklı bir adam o…

Gitmeden önce son bir görevi olduğuna inandı daima. İnşallah o inanç onu hayatta tutacak.

Direneceksin ve bu en acı anı da atlatacaksın… İnşallah yine oturacağız; yine sehere kadar sohbet edecek, yine adaletten, barıştan, kardeşlikten başka bir şey düşünmeyeceğiz.

Duamız seninle Sırrı Ağabey, o yataktan kalk ve yine gülümse, hep gülümse…

Facebook
Twitter
LinkedIn
Benzer İçerikler: