Adil Yargı Eylem Planı Hk. DEVA Partisi Genel Merkezi’nde Basın Toplantısı

Saygıdeğer Genel Başkanım,

Kıymetli basın mensupları,

Saygıdeğer konuklar,

Ekranları başında ve sosyal medya üzerinden bizleri takip eden kıymetli vatandaşlarımız,

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adil Yargı Eylem Planı basın toplantımıza hoş geldiniz.

Değerli Konuklar,

Bir kurgusal karakter, Josef K., “Bir sürü boş şey arasında adalet kaybolup gidiyor. Ortada hiçbir şey yokken mahkeme bir suç yaratıyor” demişti.

Kafka’nın oluşturduğu kurgusal karakterin bu sözleri Türkiye’de yaşadığımız dönemin sadece iki cümlelik özeti.

İçi boşalan “hukuk devleti” fikri, Anayasamızda yazan iki kelimeden ibaret artık.

Dün Anayasa Mahkemesi Başkanının “Radikal adımlar atılmalı” dediği bir noktadayız.

Avrupa Konseyine üye 47 ülkenin toplamının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvuru sayısı 72 bin, bizde sadece Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruş sayısı 110 bin.

Bu dramatik sayılar da göstermektedir ki; ülkemiz adına bir yol ayrımındayız.

Platon ‘Adaletsizliğin en büyüğü, adil olmayıp adil gibi görünmektir’ der.

İktidarın bir ahtapot gibi sardığı yargı alenen adaletsizlik dağıtıyor.

İktidar adil gibi görünme gereği dahi duymuyor.

Adaletsiz düzenini, büyük bir pişkinlikle sürdürüyor.

En büyük adaletsizliklere imza atan kişiler, Anayasa Mahkemesi üyesi yapılıyor. Masum insanların talimatla cezaevlerinde tutulmasına imza atan kişiler, adalet bakan yardımcısı oluyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi insanları siyasi saiklerle cezaevinde tutamazsın diyor, Cumhurbaşkanı kameralar önüne geçip, takmayız, karşı hamle yaparız diyebiliyor.

Değerli Konuklar,

Herkes farkında olmayabilir ancak bugün ülkemiz adeta cayır cayır yanmaktadır. Ve yangında kurtarmamız gereken ilk gereç hukuktur.

Hukukun özü adalettir.

Adaletsiz hukuk, yalnızca ‘yanlış hukuk’ değil, her türlü hukuk doğasından da yoksunluktur.

Ya gerçek bir hukuk devleti olacağız ya da hep beraber zulme hapsolacağız.

Ya toplum olarak birbirimizin hakkını hukukunu koruyacağız ya da hep beraber bu zulmün kaybedenleri olacağız.

İbn Haldun’u hatırlayalım. O büyük düşünürün Mukaddime’de dediği gibi; insanlara haklarının verilmemesi ve hakların ihlal edilmesi bir zulümdür.

Bu zulmün bedeli ağırdır.

Zulüm, yani insan haklarının ihlal edilmesi, toplumun ve medeniyetin harap olmasına ve ne yazık ki bir süre sonra devletin çökmesine neden olur.

Bu nedenle, beka meselesi, aslında zalimin kendisidir. Evet, zalim bir beka meselesidir.

Çünkü adalet olmadan düzen olmaz, toplumda huzur kalmaz, kalmadığı gibi.

Adalet öncelikle devletin baş sorumluluğudur. Hukuk devleti ancak bu şartla gerçekleşir.

Hukuk devletinde temel haklar, devletçe lütfedilmezler, yalnızca güvence altına alınırlar.

Hukukla sınırlı devlet de ancak yargı bağımsızlığı ile sağlanır. Çünkü bağımsız yargı, devletin vatandaşa verdiği sözlerini yerine getirmeye zorlayan biricik aygıttır.

Bu sebeple, 1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 16. maddesi der ki; “Hakların güvence altına alınmasını sağlamayan, kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemeyen toplumlar, asla bir anayasaya sahip değildirler.

Yani anayasal devletten bahsedebilmemiz için bağımsız ve tarafsız yargı şarttır.

Maalesef ülkemizde yargı ne tarafsız ne de bağımsızdır.

Yargı zorbalığın bekçisi haline getirilmiştir.

İşte bu sebeplerle huzurunuzda ilan ettiğimiz Adil Yargı Eylem Planımız, yargının her bir parçasında reformlar öngören bir plandır.

Kapsamlı ve çetrefilleşmiş yargı sorunlarına kuşatıcı çözümlerimiz var.

İktidara geldiğimizde ivedilikle bu adımları atacak ve yargıyı siyasetin güdümünden kurtaracağız ve her şeyden önce ilk reform olarak yürütmeyi hukukun üstünlüğüne tabi kılacağız.

Kıymetli Misafirler,

İnsan onur ve haysiyetinin korunması ve yüceltilmesi devletin varlık sebebidir. Böyle bir Türkiye için öncelikle adalet, insan hakları ve hukukun üstünlüğü bilincini yükseltmemiz gerekiyor.

Bunun için birinci adımımız, eğitim sisteminden başlamak olacak.

Bu başlıkta 15 adet yenilik öngörüyoruz.

Birinci olarak, ilkokuldan itibaren özgürlükçü demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve kadın erkek eşitliği derslerini eğitim müfredatına koyacağız.

Çünkü biliyoruz ki, kanunları sadece hukukçular biliyorsa, o yerde hukuk yok demektir.

Dolayısıyla adalet bilincini ve özgürlük kültürünü sarsılmaz, kıyamet kopsa da tartışılmaz bir bilinç olarak toplum düzenimizin vazgeçilmezi haline getirmeliyiz.

Muktedir olanlar adaleti ezse de, adaletsizliği engelleyecek yeterince gücümüz olmadığı zamanlar olsa da, itiraz etme bilincinden yoksun bir halimiz asla olmamalı.

Bu ancak güçlü bireylerle olur. Güçlü birey olmadan sivil toplum olmaz, güçlü sivil toplum olmadan hukuk devleti olmaz. Bu bilinçle hareket edeceğiz.

İkinci olarak, hukuk eğitimini de ciddi bir reforma tabi tutacağız.

Son yıllarda hızla çok sayıda yeni hukuk fakültesi açıldı.

Hem hukuk fakültelerinin toplam kontenjanları hızla arttırıldı hem de yeni hukuk fakültelerindeki öğretim üyesi sayıları yetersiz bırakıldı. Buna paralel olarak da eğitim kalitesi ciddi bir biçimde düştü.

Yeterli donanıma sahip olmayan öğrencilerin fakültelere girebilmesi ve layıkıyla hukuk fakültesi eğitimi verilmemesi yargı faaliyetindeki kaliteyi de düşürdü.

İşte bu nedenle, nitelikli hukuk eğitimi için standartlar oluşturacak ve bunları sağlamayan hukuk fakültelerini zamanla kapatacağız.

Üçüncü olarak, mevcut hukuk fakültelerinin kontenjanlarını azaltacağız. Hukuk fakültesine girişi zorlaştırmak için de uygulanan barajı yükselteceğiz.

Dördüncü olarak, Adalet Meslek Yüksek Okullarından dikey geçiş yoluyla hukuk fakültesine geçiş imkanını kaldıracağız.

Çünkü biz, her iki meslek grubunun eğitiminin ayrı olması gerektiğini düşünüyoruz.

Beşinci olarak, hukuk fakültelerinin müfredatını dünyanın önde gelen hukuk fakültelerinin programlarını da dikkate alarak kapsamlı yeniliklere tabi tutacağız.

Altıncı olarak, öğrencilerin muhakeme yetilerini artıracak mantık, hukuk felsefesi gibi ders ve etkinlikleri zorunlu tutacağız.

Yedinci olarak, hukuk fakültelerinin enstitüler açmasını teşvik edeceğiz. Öğrenciler için teknoloji ve bilişim başta olmak üzere birçok konuda seçmeli ders imkânı oluşturacağız.

Sekizinci olarak, yabancı dil eğitimini destekleyecek, yurtdışı değişim programlarını yaygınlaştıracağız.

Hukuk eğitimine ilişkin dokuzuncu adımımız, öğrencilerin uzmanlaşabilmeleri ve uygulamalara hazırlanabilmeleri için duruşma simülasyonlarını yaygınlaştırmak olacaktır.

Onuncu olarak hukuk fakülteleri ile adliyeler arasında iş birliğini arttırıcı düzenlemeler getireceğiz.

Hukuk eğitimi hususunda atacağımız son adımımız, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nı derhal uygulamaya koymak olacak.

Bu sınav, hukuk mezunlarının avukatlık stajına başlayabilmeleri için geçmeleri gereken ve gerçekten ölçücü olan bir sınav olarak düzenlenecektir.

Ayrıca hakim ve savcılık başvurularında bu sınavdan elde edilen puan ilk elemede kullanılmış olacaktır. Böylece hukuk mezunları bu sınav ile meslek hayatı öncesi bir ön elemeye tâbi tutulacaktır.

Değerli Konuklar,

Eylem planımız doğrultusunda atacağımız ikinci adım avukatlık mesleğine ilişkin yenilikler olacak. On tane somut yenilik önerimiz var.

Hukuk alanında en fazla mensubu olan ve doğrudan vatandaşlarımıza temas edenler elbette avukatlar.

Avukatlarımızın da çok fazla sorunu var. Mesleki faaliyete ilişkin de giderek kalıcı hale gelen sorunlar bunlar.

Her şeyden önce avukatlık mesleğine yargının asli bir unsuru olarak anayasal statü vereceğiz.

İkinci olarak, çoklu baro modeline son vereceğiz.

Üçüncü olarak, baro ve barolar birliği seçimlerinde temsilde adalet ve seçim sonrası yönetim kurullarında da nisbi temsili uygulayacağız.

Böylece baroların ideolojik ayrışmaların tarafı olmaları engellenecektir.

Barolar üzerinden siyasi kamplaşmalar oluşturulmasını doğru bulmuyoruz. Baroların mesleki faaliyetlerin kolaylaştırılması ve hukuk devleti adına inisiyatif almasını destekliyoruz.

Dördüncü olarak, baroların, adliye yönetiminden sorumlu adalet komisyonlarında temsil edilmesini sağlayacağız.

Beşinci olarak avukatların ekonomik sorunlarına çözümler getireceğiz.

Avukatların baroların belirlediği tavsiye niteliğindeki ücretlerden düşük maaş verilmesinin önüne geçeceğiz.

Aynı doğrultuda, stajyer avukatlara Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenek ayıracağız.

Adli yardım ve CMK hizmetlerinde genç avukatlara mesleklerinin ilk beş yılında öncelik tanıyacak ve bu ücretleri artıracağız.

Serbest çalışan ancak ofis tutamamış avukatlara baroların toplantı odası imkanı sunmasını sağlamak üzere teşvik sağlayacağız.

Kıymetli Misafirler,

Hâkim ve savcılar, yargı faaliyetini millet adına ifa eden, yargının bir diğer asli unsuru…

Bu nedenle üçüncü ana başlığımız, hâkim ve savcılık mesleklerine ilişkin olacak.

25 somut çözümle gerekli adımları hemen atacağız.

Hâkim ve savcıların mesleğe girişinden başlayarak, atama ve terfileri, disiplin soruşturmaları ve emekliliklerine kadar nesnel kriterler getireceğiz.

Bu konudaki ilk adımımız, mesleğe girişte mülakatı kaldırmak olacak.

Hâkim ve savcıların mesleğe girerken öncelikle Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’ndan aldıkları puana göre ilk elemeleri yapılacak.

Sonra çoktan seçmeli bir yazılı sınav yapacağız. Çoktan seçmeli sınavdan geçen adayları bu sefer ikinci aşamada, klasik sorulardan oluşan, muhakeme yeteneklerini ölçen bir sınava tabi tutacağız

Böylece başarılı, nitelikli bir hukukçu hiç kimseden referans almadan mesleğe girebilecek. Dahası meslek hayatı boyunca kendini birilerine manevi bir borç ödemek zorunda hissetmeyecek.

İkinci olarak, mesleğe kabul edilen hâkim ve savcı adaylarını sıkı bir eğitime tabi tutacağız.

Teorik ve pratik eğitimle adayları mesleğe hazırlayacağız.

Eğitim sonucunda aktif göreve atanmalarından önce niteliklerini ölçen ve değerlendiren bir sınav yapacağız.

Üçüncü olarak, yargıda uzmanlaşmayı sağlamak amacıyla hâkimlerin uzmanlık alanlarına göre görevlendirilmeleri esasını kabul edeceğiz.

Atamalar sırasında, hâkim ve savcıların yüksek lisans ve doktora mezuniyetlerini dikkate alacağız.

Hukuk doktorası yapmış olan ancak hâkim ve savcı olmayan hukukçuların, ayrı sınavlar ile ilk derece ihtisas mahkemelerinden mesleğe başlayabilmelerini sağlayacağız.

Hâkim ve savcıların görev aldıkları ihtisas mahkemelerinden başka alandaki mahkemelere atanmasını, istisnalar dışında, engelleyeceğiz. Böylece mahkemelerin, uzman hakimlerden oluşmasını sağlayacağız.

Dördüncü olarak, hâkim ve savcılık teminatlarını güçlendireceğiz.

Hâkimlerin yürütme organından tamamen bağımsız olmasını sağlamak için, idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığı’na bağlı olduğuna ilişkin anayasa hükmünü kaldıracağız.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun ‘Hâkim ve Savcıların Derece Yükselmesi Esaslarına İlişkin İlke Kararı’nda yer alan ilke ve esasları kanunla düzenleyeceğiz. Bütün atama ve terfileri bu kanundaki nesnel kriterlere tabi kılacağız.

Atama yapılacak hâkim ve savcı kadrolarını önceden ilan edeceğiz.

Bütün hakimlere coğrafi teminat güvencesi sağlayacağız.

Uygulamada karşılaşılan hukuka aykırı ve etik dışı vakaları göz önüne alarak mevzuatı ölçülülük ilkesine uygun olarak güncelleyeceğiz.

Hakimler ve savcılar hakkında tesis edilen tüm disiplin işlemlerini yargı denetimine açacağız.

Doğrudan Cumhuriyet Başsavcılıklarına bağlı olacak şekilde adlî kolluk teşkilatı kuracağız.

Mesleki faaliyeti kapsamında hâkim ve savcıların yürütme organından ve idareden bağımsızlığını tesis edeceğiz.

Mevzuatta düzenlenmiş disiplin suçlarını işlemeyen bir hâkim ve savcı disiplin cezası almayacağını, görevden alınmayacağını veya meslekten ihraç edilmeyeceğini kesin olarak bilecek.

Böylece bizim getireceğimiz sistemde, nitelikli bir hukukçu tamamen kendi becerisiyle mesleğe girebilecek. Kimseye borçlu olmadan ve kimseden de korkmadan tamamen hukuka bağlı olarak vicdanıyla karar verebilecek.

İşte DEVA Partisi olarak, adil karar vermek isteyen hâkim ve savcılara bu güvenceleri veriyoruz.

Çok Saygıdeğer Misafirler,

Savcıların görevi kamu adına suçları soruşturmak ve iddialarda bulunmaktır. Hakimlerin ise hem bu iddiaları hem de bu iddiaların muhataplarının savunmalarını tarafsız olarak değerlendirmesi gerekir.

Halbuki, hakim ve savcıların mesleki eğitimden başlayarak, işyerindeki ve duruşmalardaki yerleri yan yanadır. Bu durum da hakimlerin savcıların görüşlerine daha yakın olmasına neden olmaktadır.

Bu sebeple; beşinci olarak, hakimlik ve savcılık mesleklerini birbirinden ayıracağız.

  • Hâkimlerin savcı, savcıların da hâkim olarak görevlendirilmelerine imkân veren yasal düzenlemeleri kaldıracağız.
  • Hâkimlerin ve savcıların sınavlarını, eğitimlerini, mesleğe alım süreçlerini ve fiziki mekânlarını birbirinden ayıracağız.
  • Savcıların adliye binalarının dışında, kendilerine ait binalarda görev yapmalarını sağlayacağız.
  • Duruşma salonlarındaki oturma düzeninde hâkim ve savcıyı ayrıştıracağız.

Yargının üç ayağı olan hâkim, savcı ve avukat arasındaki fonksiyonel iş birliğine denge getireceğiz.

Saygıdeğer Konuklar,

Hakim ve savcıların ayrılmasının bir diğer boyutu atama, terfi ve disiplin işlemlerine dair karar mercii olan HSK (Hakimler ve Savcılar Kurulu)’nun Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu olarak ikiye ayrılmasıdır.

Bu sebeple dördüncü ana başlığımız Hakimler Kurulu ile Savcılar Kuruludur.  12 tane yenilik önerimiz var.

Bu noktada ilk olarak, Hâkimler Kurulu ile Savcılar Kurulu üyelerinin görev süresini 6 yıllık tek seferle sınırlayacağız. Kurul üyeliğinin ayrı bir meslek ve kariyer imkânı haline gelmesine izin vermeyeceğiz.

İkinci olarak, kurullarda demokratik meşruiyetin sağlanması için üyelerin en az yarısının TBMM tarafından ve siyasi tarafsızlığı sağlayacak şekilde üçte iki nitelikli çoğunlukla seçilmesini esas alacağız. Böylelikle yürütmenin yargı üzerindeki etkisini sonlandıracağız.

Üçüncü olarak, TBMM tarafından seçilecek adayların kamuya açık bir biçimde mülakata tabi tutulmasını sağlayacağız.  Böylece bir taraftan adaylar kamuoyunda yeterince tanınacak, diğer taraftan da nitelikli adaylar seçilmiş olacak.

Dördüncü olarak, hem Hâkimler Kurulu’nda hem Savcılar Kurulu’nda ve hem de bütün yüksek mahkemelerde cinsiyet kotası öngöreceğiz.

Beşinci olarak, Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu’nda çoğulculuğu ve kaynak çeşitliliğini sağlayacağız. Bunun için Yargıtay, Danıştay, öğretim üyeleri, bölge adliye mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri, savcılar, ilk derece mahkemesi hakimleri ve avukatlar arasından olmak üzere atama kaynaklarını belirledik.

Hakimler Kurulu’nda Adalet Bakanı ve yardımcısı yer almayacak.

Kamu düzeninin sağlanması ve suçların soruşturulmasında Adalet Bakanlığı’nın sorumluluğunun olması sebebiyle bakanlığın Savcılıklarla irtibatının olması gerektiğini düşünüyoruz. Hâkimler Kurulu’nda ise yürütme organı ile kurulu tamamen birbirinden ayırıyoruz.

Son olarak, 13 üyeden oluşan Hakimler Kurulu ile 12 üyeden oluşan Savcılar Kurulu’nda herhangi bir ideolojik grubun tekelinde olmayacak şekilde çoğulcu düzeni sağlayacağız. Ayrıca Kurullarda avukatlara ve öğretim üyelerine yer verilmesi ile şeffaflığın sağlanacağını düşünüyoruz.

Değerli Konuklar,

Yargı sistemimizde en yüksek mahkeme Anayasa Mahkemesi…

Anayasa Mahkemesi; hem yasama organını denetlemekle hem de insan hak ve özgürlüklerini korumakla görevli.

Bu yüzden Mahkemenin bağımsızlığını sağlamak, üye niteliğini artırmak, mahkemeyi güçlendirmek çok önemli.

İşte bu nedenle, beşinci ana başlığımız Anayasa Mahkemesinin güçlendirilmesi olacak. 15 tane somut çözüm önerimiz var.

Bu amaçla ilk olarak, Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısına ve üyelerin niteliklerine ilişkin değişiklikler yapmayı öngörüyoruz.

Mevcutta 15 olan üye sayısını 21’e çıkaracağız.

Meclis, 21 üyeden 18’ini, üye tamsayısının üçte iki nitelikli çoğunluğuyla seçecek.

Anayasa Mahkemesi’nin üye kombinasyonunu da fazlasıyla çeşitlendirdik.

Cinsiyet kotasıyla birlikte öğretim üyeleri, Sayıştay, Yargıtay, Danıştay üyeleri, avukatlar, Anayasa mahkemesi raportörleri, üst düzey kamu görevlileri, hakim ve savcılar arasından atamalar gerçekleştirilecek. Hiçbir grup Anayasa Mahkemesi’nde ideolojik/siyasal ağırlık kazanmayacak.

Anayasa Mahkemesi’ne TBMM tarafından seçilecek 18 üye, TBMM’de televizyondan canlı yayınlanacak mülakatlar sonucunda seçilecek.

İkinci olarak, üyelerin görev süresi 12 yıl ve tek seferden ibaret olacak.

Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay tarafından belirlenecek adayların en az 5 yıl Yüksek Mahkeme üyesi olarak görev yapmış olması şartı aranacak.

Böylece yakın zamanda olduğu gibi, kanunların etrafından dolanarak, Anayasa’nın üyelik için aradığı şartlar hiçe sayılarak atamalar yapılamayacak.

Üçüncü olarak Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun kapsamını genişleteceğiz.

  • Bireysel başvuru süresini 30 günden 60 güne çıkaracağız.
  • Anayasa Mahkemesi’nde bireysel başvuruları inceleyen bölüm sayısını artıracağız. Böylece bireysel başvuruların daha kısa sürede sonuçlanmasını sağlayacağız.
  • Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açma hakkını genişleterek anayasal denetimi kolaylaştıracağız. Yalnızca Cumhurbaşkanı ile en fazla sandalyeye sahip ilk iki partinin değil, TBMM’de grubu bulunan tüm siyasi partilerin ve TBMM üye tamsayısının en az onda biri kadar milletvekilinin iptal davası açabilmesini sağlayacağız.
  • Anayasa Mahkemesi’ni organ uyuşmazlığı davaları bakımından da yetkilendireceğiz. Böylece yasama, yürütme, yargı organları ile siyasi partiler ya da Anayasa’da düzenlenen kurumlardan biri, bir diğer anayasal organ ya da kurumun anayasal yetkilerini aştığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilecek.

Sonuç olarak, yetki ve görevleri genişletilerek güçlendirilmiş, üye çeşitliliği sağlanmış bir Anayasa Mahkemesi’ne kavuşmuş olacağız.

Çok saygıdeğer Misafirler,

Yargıtay ve Danıştay; temyiz görevi ifa eden, olağan yargılama mekanizmasındaki en yüksek iki mahkeme…

Altıncı ana başlığımız bu iki mahkeme olacak ve böylece üye kompozisyonunu çeşitlendirmek için adımlar atacağız. 11 adet yenilik öngörüyoruz.

İlk olarak, üye seçimlerinde bir cinsiyet kotası öngöreceğiz.

İkinci olarak, Yargıtay hukuk daireleri üyeleri, Hâkimler Kurulu tarafından seçilecektir.

Yargıtay ceza daireleri üyelerinin ise yarısı Hâkimler Kurulu’nca yarısı Savcılar Kurulu’nca seçilecektir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve vekili, Yargıtay Genel Kurulu tarafından seçilecektir.

İkinci olarak, Danıştay üyelerinin dörtte üçü Hâkimler Kurulu dörtte biri TBMM tarafından seçilecektir.

Bu mahkemelere üyelik için somut ve nesnel kriterler öngöreceğiz. Şartları sağlamayan hâkim ve savcılar bu mahkemelerde görev alamayacak. Atamalarda üyelerin en az yarısının bölge adliye mahkemesi ve bölge idare mahkemelerinden olmasını zorunlu kılacağız.

Yargıtay ve Danıştay üyeliklerinde nesnel kriterler getirerek, atama makamlarını Yargıtay’da tamamen, Danıştay’da ise dörtte üç oranında Hakimler Kurulu’na bırakacağız. Böylece yargının bağımsızlığını ve mahkemelerin niteliğinin artırılmasını sağlayacağız.

Değerli Konuklar,

Yedinci ana başlığımız, Sayıştay. Bu hususta 3 adet somut önerimiz var.

İlk olarak, kesin hüküm yetkisine sahip Sayıştay’ı Anayasa’da yüksek mahkeme olarak düzenleyeceğiz.

İkinci olarak, Sayıştay’ın etki gücünü artırmak ve yolsuzlukları gerçekten tespit eden ve yargılayan bir mahkeme haline gelmesini sağlamak şart. Bunun için Sayıştay üyelerinin bütünüyle TBMM tarafından nitelikli çoğunlukla seçilmesini sağlayacağız.

Üçüncü olarak Sayıştay raporlarının tamamının TBMM Kesin Hesap Komisyonu’na sunulmasını zorunlu tutacağız.

Değerli Misafirler,

Seçim güvenliğinden sorumlu bir kurul olan Yüksek Seçim Kurulu’nu da Anayasa’da yüksek mahkeme olarak düzenleyeceğiz.

Kurulu idari ve yargısal görevleri bakımından iki daireye ayıracağız.

Çok saygıdeğer Misafirler,

Yargı sistemimizin yapısal sorunlarına ilişkin çözüm önerimizin önemli başlıklarını aktarmış olduk.

Bir de bozulmuş yargı sistemiyle vatandaşlarımızın ihlal edilen adil yargılanma hakkı konusu var.

Adil yargılanma hakkı ve buna bağlı olarak makul sürede yargılanma hakkı, adalete erişim ve hak arama hürriyeti, masumiyet karinesi gibi hususlara dair çözüm önerilerimiz de eylem planımızda sekizinci ana başlık olarak yer alıyor. Kırk adet yenilik öngörüyoruz.

Bu amaçla atacağımız ilk adım, yargı sistemimizde yargılamaların uzun sürmesini engellemek… Hakimlerin ve adli personelin sayısını arttırmak hedeflerimiz arasında.

İkinci olarak, adli tatili kaldıracağız.

Üçüncü olarak ihtisas mahkemelerini çoğaltacak ve hâkimlerde uzmanlaşmayı teşvik edeceğiz.

Dördüncü olarak, yargılamaya gerek kalmadan uyuşmazlıkların çözümü için arabuluculuğu birçok alana yayacağız.

Beşinci olarak, usul ekonomisi ilkesini hâkim kılacağız. Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu ve İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yargılamayı hızlandırmaya yönelik değişiklikler yapacağız.

Altıncı olarak, gereksiz duruşmalar yapılmasının önüne geçeceğiz. E-duruşma uygulamasını yaygınlaştıracağız. İzinli olan hâkimlerin UYAP sisteminden öğrenilebilmesine imkan sağlayacağız. Böylece duruşmaların yalnızca gerekli hallerde gerçekleştirilmesini sağlayacağız. Avukatların da zaman kaybını önleyeceğiz.

Bizler, geç kalan adaletin adalet olmadığının bilinciyle hareket ediyoruz. Bu nedenle yedinci olarak, tüm önlemlerimize rağmen makul yargılama süreleri aşılırsa Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunma zorunluluğu olmadan tazminatların tazminat komisyonu ile ödenmesini sağlayacağız.

Sekizinci adımımız mahkemeye erişim hakkı ve hak arama hürriyetine ilişkin olacak.

Çevre davalarında, dava açma ehliyetinin olmadığından bahisle açılan davalar sıklıkla usulden reddediliyor. Çevrenin korunabilmesi için çevre davalarının kolaylıkla açılabilmesi gerekiyor. Bunun için çevre davalarında dava açma ehliyetini genişleteceğiz.

Kimi durumlarda vatandaşlarımız sırf maddi yoksunluklar sebebiyle haklı oldukları konularda bile dava açamıyorlar. Bunu engellemek üzere, yargılama giderlerini ve harçları genel olarak düşüreceğiz.

İşçiler, kadınlar ve çocuklar için adli yardımda pozitif ayrımcılık yapacağız.

Hak arama bilincini ve imkanlarını genişletmek üzere Hukuki Himaye Sigortalarını teşvik edeceğiz.

İdareye karşı açılan davalarda, davalı idare kendi avukatı tarafından temsil ediliyorsa davanın reddedilmesi halinde idarenin avukatına karşı vekalet ücreti ödenmesi uygulamasına son vereceğiz.

Ceza yargılamalarında şüpheli ve sanık haklarının sıklıkla ihlal edildiğine şahit oluyoruz. Masumiyet karinesini ihlal eden uygulamalara, haksız gözaltı ve tutukluluklara son verilmesi gerekiyor.

Bunun için soruşturma sürecinin niteliğini artırmak ve iddianamelerin isabet oranını artırmak gerekiyor. Savcılıklar ve savcılıklara bağlı adli kolluk teşkilatının bağımsız olarak faaliyet göstermesini sağlayacağız. Bunların teknik kapasitelerini güçlendireceğiz.

Savcıların alacakları ifadelere dair standartlar getireceğiz. Standart olarak, hatırlatıcı kılavuzlar ile savcıların aldıkları ifadelerde eksiklik bırakmamasını sağlayacağız. Tekrar tekrar ifade alınmasının veya kritik hususlara dair eksik bilgi alınmasının önüne geçmek istiyoruz.

Uzun tutukluluk sorununun temelden çözümü için yargılamada hedef süreleri kısaltacağız.

Tutukluluk kararlarında gerekçeli karar verilmesini zorunlu hale getireceğiz.

Savcıların terfilerinde; hazırlamış oldukları iddianameler ve mütalaaların isabet oranının dikkate alınmasını sağlayacağız.

Böylece her şeyden önce savcılar daha titiz araştırma yapacaklar. Yüksek kanaat getirdikleri soruşturma ve kovuşturmaları yürütecekler. Tutukluluk taleplerini de buna göre belirleyecekler.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğinin yerine getirilmesi ve bu mahkemelerin içtihatlarına da tüm yargı sisteminin uyumu çok önemli bir konu.

  • Görevini kötüye kullanarak Anayasa Mahkemesi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği hak ihlali kararına sebep olan hâkimlere ve savcılara bu tazminat ve zararı geri döndüreceğiz.
  • Hâkimlerin terfilerinde, kararlarını verirken özenli davranmalarını sağlayacak bir sistem kuracağız. Bu amaçla, verdikleri kararların Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla uyumlu olup olmadıklarını kontrol edeceğiz.
  • Güncel Anayasa Mahkemesi kararlarını bülten olarak dağıtacağız.

Böylece Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararlarının benzer tüm davalar bakımından uygulanmasını sağlayacağız.

Değerli Konuklar,

DEVA Partisi olarak tek amacımız, temel hak ve özgürlüklerin lütfedilmediği, insanın onuruyla yüceltildiği, tüm vatandaşlarımızın hukukun önünde eşit olduğu, özgürlükçü, çoğulcu ve adil bir düzen kurmak ve bu düzeni kalıcılaştırmaktır. Bunu sağlamak için elimizden ne geliyorsa yapacağız.

Bu doğrultuda, bir yandan Türkiye’yi yeniden demokratik bir zemine oturtmak için Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş mutabakatına büyük katkılarda bulunuyoruz.

Öte yandan; artık kanser haline gelmiş ve adalet yerine zulüm dağıtan, insanları mağdur eden yargı sistemine ameliyat yapmak üzere ‘Adil Yargı Eylem Planımızı’ huzurlarınızda ilan ediyoruz.

Görünen bir gerçek var;

Artık herkesin malumu olduğu üzere, insan haklarını vatandaşlarına lüks gören bu yönetim, artık son demlerini yaşıyor.

İktidar açısından yolun sonu göründü.

Güç sarhoşluğunun sonu yaklaştı.

Bu sebeple en büyük reformu şimdi açıklıyorum.

Bu iktidar ilk seçimde değişecek, yürütme iktidar değişikliği anı itibarıyla hukukun üstünlüğüne tabi olacaktır.

Türkiye, insan haklarının yok sayıldığı bu karanlık günleri ilk seçimde aşacaktır.

Ülkemizde insan onuruna dayalı gerçek bir hukuk devletini hep birlikte inşa edeceğiz.

İşte tüm bu çalışmalarımız da bunun için. En kısa sürede demokratik hukuk devletini tesis etmek için.

Biz gelecek adına ümitliyiz.

Biz, Türkiye’nin dertlerine deva olmaya talibiz.

Yaşanan tüm haksızlıklara son vermeye ve temel hakların Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği normları çerçevesinde güvence altına alındığı bir Türkiye’yi inşa etmeye talibiz.

Adil, özgürlükçü, demokratik, mutlu ve müreffeh bir Türkiye umuduyla hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.

Sağolun, varolun…

Basın Kanunlarında Değişiklik Hk. Basın Toplantısı

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Yeneroğlu’nun “Basın Kanunlarında Değişiklik” hk. basın toplantısı yaptı . Yeneroğlu, “DEVA Partisi olarak hem sosyal medyada hem de sahalarda, caddelerde ve sokaklarda olacağız.

Halkımızın haber alma özgürlüğünü ve düşüncelerini ifade etme hakkını savunacağız.” dedi.

Yeneroğlu’nun açıklaması şöyle:

‘Vatandaşları susturalım, susmayanları, cezalarla yıldıralım diye kanun teklifi verdiler’

Hatırlayınız, iki ay önce seçim kanunlarında değişiklik yaparak kendilerine yarayacağını düşündükleri değişiklikler yapmışlardı.

Şimdi de gazetecileri, internet haber sitelerini susturalım, sosyal medyada görüşlerini paylaşan vatandaşları susturalım, susmayanları yargılayalım, sitelerini kapatalım, cezalarla yıldıralım diye kanun teklifi verdiler.

İktıdarın seçimlere hazırlığı da bu işte!!! Basın Kartı Komisyonu’nun üyelerini belirleme yetkisinde ağırlık zaten iktidar partisinin propaganda ofisi gibi çalışan İletişim Başkanlığı’na ait. Şimdi bu yetkiyi kalıcılaştırmak ve kanunla düzenlemek istiyorlar.

Basın Kartı komisyonu kararları da İletişim Başkanının onayına tabi. Zaten yıllardır böyle uyguluyorlar.

‘Hükümetin, uysal gazeteci, makbul gazeteci oluşturma çabalarının demokrasilerde yeri yoktur’

Basın meslek örgütlerini dışarıda bırakarak tamamen iktidara güdümlü bir değerlendirme ile basın kartı verilmesi zaten kabul edilemez. Nasıl ki kimin avukat olup kimin olmadığına hükümet karar veremiyorsa kimin gazeteci olup olmadığına da İletişim Başkanlığı karar veremez.

Ama yetki bizde, kim takar Anayasayı diye bu hukuksuzlukları kanunlaştırıyorlar.

Bugün gözaltına alınan, tutuklanan gazeteciler hükümete hatırlatıldığında utanmadan ‘zaten onlar gazeteci değil’ diyorlar. İşte bu sözü daha rahat söyleyebilmek için bu düzenlemeyi getiriyorlar.

Hükümetin, uysal gazeteci, makbul gazeteci oluşturma çabalarının demokrasilerde yeri yoktur. Demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye’de gazeteciler özgürce konuşabilmeli, yazabilmeli ve soru sorabilmelidir.

‘İnternet haber sitelerine açıkça müdahale edecekler. Haberleri silme baskısı yapacaklar’

İkinci olarak, internet haber sitelerini kontrolleri altına almak istiyorlar.

Kanun teklifi ile internet haber sitelerinin sorumlularının her türlü bilgilerinin alınarak kayıt altına alınması öngörülüyor. Burada iktidarın hedefinin ne olduğu çok açık.

İnternet haber sitelerine açıkça müdahale edecekler. Haberleri silme baskısı yapacaklar. Öte yandan iktidarın propaganda bülteni gibi çalışan internet haber siteleri ise Basın İlan Kurumu’ndan gelen resmi ilanlar ile ayakta tutulacaklar ve bunlara kaynak aktarılacak.

Yani tam bir havuç-sopa stratejisi internet haber siteleri için uygulanacak.

‘İktidarın beğenmediği her sosyal medya paylaşımı bu madde kapsamına sokularak toplum susturulmaya çalışılmaktadır’

Üçüncü olarak, getirilmek istenen düzenlemeyle sosyal medyada görüşlerini paylaşan vatandaşlarımızı susturmak istiyorlar.

Kanun teklifinde ‘Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma Suçu’ diye yeni bir suç ihdas ediyorlar.

TCK’da yapılacak olan düzenleme ile sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak amacıyla, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimseye 3 yıla kadar hapis öngörülüyor.

Kişinin endişe, korku ve panik yaratma amacının tespiti nasıl yapılacaktır? Bu amacı taşımayan kişilerin cezai müeyyide ile karşılaşma tehlikesi nasıl ortadan kaldırılacaktır? Yoksa iktidarın beğenmediği her sosyal medya paylaşımı bu madde kapsamına sokularak toplum susturulmaya mı çalışılmaktadır?

Elbette böyle uygulayacaklar. Öte yandan gerçeğe aykırı bilginin özellikleri de yasa metninde çok geniş, soyut ve sınırları belli olmayacak şekilde çizilmiştir. Suç tamamen muğlak içeriklidir. Kime göre neye göre yanıltıcı bilgi olduğu tartışmalı birçok haber ve yorum suç haline getirilmek istenmektedir. Dolayısıyla, sosyal medyada ifade özgürlüğü sınırları içinde bir paylaşım yapan bir kişi, sabaha karşı ansızın evi basılarak gözaltına alınabilecek ve yalan haber yayma gerekçesiyle tutuklanma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.

‘Soyal medyadaki basit bir retweet kolaylıkla suç haline gelebilecek’

Vatandaşların Twitter’da retweet yapması, like atması artık daha tehlikeli olacak ve soyal medyadaki basit bir retweet kolaylıkla suç haline gelebilecek.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın söylediği gibi kimse tweet attığı için tutuklanmayacak ancak tweet içeriği nedeniyle çok kişi tutuklanacak.

Hükümet açıkça, insanlarımızın ifade hürriyetlerini yok etmeye ve seçime giderken tüm toplumu baskı altına almaya çalışmaktadır. Son olarak kanun teklifiyle, internet ortamında işlenen suçlarla ilgili olarak sosyal medya kullanıcıları hakkında “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun da dahil olduğu bir kısım suçlarda faillere ulaşma ile ilgili bilgi talebi konusunda da düzenleme yapılmak isteniyor. Bu bilgilerin şirketler tarafından verilmemesi halinde söz konusu sitenin internet trafiği bant genişliğinin %90 oranında daraltılması yolu ile sosyal ağ sağlayıcıları olan Twitter, Facebook, Instagram vb. sosyal medya şirketlerine yaptırımlar uygulanması ve internet özgürlüklerinin engellenmesinin yolu açılıyor.

‘Halkımızın haber alma özgürlüğünü ve düşüncelerini ifade etme hakkını savunacağız.’

Ey hükümet!

Türkiye’nin durumu artık gizlenebilir gibi değil. Artık mızrak çuvala sığmıyor.

Hayat pahalılığı, adaletsizlikler, yolsuzluklar, yasaklar ve türlü rezillikler artık herkesin malumu.

Hükümet televizyon ve radyoları RTÜK ile kontrol altına aldığı gibi interneti ve sosyal medyayı da kontrol altına almak istiyor. Belki geçici olarak kısmen başarılı da olabilir.

Ama ne yaparlarsa yapsınlar biz DEVA Partisi olarak hem sosyal medyada hem de sahalarda, caddelerde ve sokaklarda olacağız.

Halkımızın haber alma özgürlüğünü ve düşüncelerini ifade etme hakkını savunacağız.

Sokakta insanlarımıza dokunacak, sıkılmadık el bırakmayacağız.

Bu kötü yönetimi ilk seçimde gönderecek, Türkiye’yi herkesin refah ve huzur içinde yaşayacağı gerçek bir hukuk devleti yapacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

“6. Yargı Paketi” Hk. Basın Açıklaması

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, altıncı yargı paketinin işlevsiz kalacağını ileri sürdü. Yeneroğlu’na göre yargının en büyük sorunu yürütmenin güdümünde olması. Yeneroğlu, hâkim ve savcıların mesleğe kabulünde liyakat aranması, iktidarın da enflasyonun kabahatini esnafa yıkmaması gerektiğini savundu.

 

Altıncı yargı paketinde 2 yıllık eğitim ve staj döneminin 3 yıla çıkarılması, staj dönemi yerine hâkim ve savcı yardımcılığı sisteminin getirilmesi teklif ediliyor. İktidar tarafından hâkim ve savcı olarak mesleğe kabul edilen, 2 yıl eğitim alan ve staj yapan hâkim ve savcıların göreve başladıklarında yetersiz olduklarının meslektaşları tarafından da görüldüğünü söyleyen DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu şu ifadeleri kullandı:

 

‘Torpilli adayların mesleğe kabulüne son verilmelidir’

“Çoğu liyakatsiz, yetersiz ve eğitimsiz hâkim ve savcıların verdikleri kararlar siyasi içeriği olmayan dosyalarda bile ağır hak kayıplarına ve adaletsizliklere sebep olmuştur. Halbuki hâkim ve savcılık mesleğinde nitelik gerçekten artırılmak isteniyorsa iktidar ortaklarından torpilli yetersiz adayların mesleğe kolayca kabulüne son verilmelidir. Adaletsiz mülakat uygulamaları ile nitelikli adaylar elenmekte, mesleğe kabul edilen torpilli adaylar ise iktidar ortağı partilere borçlu olarak mesleğe girmekte ve bu borcu da tüm meslek hayatı boyunca verdiği kararlarla ödemektedir. Yapılması gereken her şeyden önce adil değerlendirme yöntemleri ile en liyakatli adayların mesleğe kabulünün gerçekleştirilmesidir.”

 

‘Esnafın işi sattığı maldan para kazanmaktır’

Altıncı yargı paketinde ayrıca “Mal veya hizmet satımından kaçınma” suçunda da ceza artışı teklif ediliyor. Cezanın üst sınırı 2 yıldan 3 yıla çıkarılarak, mal veya hizmeti satmaktan kaçınarak kamu için acil bir ihtiyacın doğmasına sebep olanlar soruşturma ve kovuşturma sırasında tutuklanabilir hale getiriliyor.

 

Yeneroğlu, paketteki bu teklifi şu sözlerle yorumladı:

 

“Bir tüccarın malını satmaktan kaçınmasının sebebi elindeki mallarının maliyetinin çok yakında hızla artacağını düşünmesidir. Sattığı zaman yerine yenisini yüksek maliyetle koyacağını veya koyamayacağını düşünen bir esnaf malını satmak yerine elinde bekletmeyi tercih etmek zorunda kalır. Halbuki esnafın işi zaten malı satmak ve sattığından para kazanmaktır.”

 

‘İktidar, enflasyonun kabahatini esnafın sırtına yüklüyor’ 

“Esnafın ticaretini kazançsız hale getiren malını satmaktan kaçınmaya mecbur kılan; iktidarın yanlış politikalarıyla sebep olduğu yüksek ve hızlı enflasyondur. İktidar 90’lı yıllardaki enflasyon canavarını tekrar diriltmiş ve enflasyonun kabahatini esnafın sırtına yükleyerek, haksız cezalar ile günü kurtarmaya yönelik adımlar atmaya çalışmaktadır.”

 

‘Soruşturma ve terfiler iktidarın amacına hizmet ediyor’

“Yargının en büyük sorunu; yargı organının yürütme organının güdümünde olmasıdır. Siyasi yanı bulunan davalarda kamuoyu yargı kararının iktidarın istediği şekilde çıkacağını öngörebilmekte ve bu öngörüsünde de her defasında haklı çıkmaktadır. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nda Adalet Bakanı’nın varlığı devam etmekte ve HSK’nın açtığı soruşturmalar ve yaptığı terfiler iktidarın amacına hizmet etmektedir.”

 

‘Güdümlü yargı adalet dağıtamaz’

“Kamu yararı amacıyla değil, kötü niyetle veya günü kurtarma amacıyla hazırlanan yargı paketleri 6’ya değil 666’ya da ulaşsa adalet adına fayda etmez. İktidarın güdümlü yargısının adalet dağıtması mümkün değildir.”

 

‘İktidarın yargıyı kontrol altına aldığını görüyoruz’

“İktidarın yargıyı kontrol altına alarak bir araç olarak kullanmaya çalışmasının acı örneklerini her gün görmekteyiz. Temel insan hak ve hürriyetlerini ihlal eden birçok adli soruşturmanın sorumlusu savcı Anayasa Mahkemesi üyesi yapıldı. Adalet bakan yardımcısının Danıştay üyesi yapıldı. Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan hâkim adalet bakan yardımcısı yapıldı. İktidar, yargı organını bağımsız kılacak yapısal reformları yapmak bir yana, bağımsız yargının adını bile anmıyor. İktidarın yargıyı tamamen avcuna alma çabası içerisinde olduğunu ortaya koyması ibretliktir.”

 

“AİHM’in Taner Kılıç Kararı” Hk. Basın Açıklaması

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, 15 Temmuz sonrası gerçekleşen haksız ‘FETÖ’ tutuklamalarından biri olarak kabul edilen Uluslararası Af Örgütü Onursal Başkanı Taner Kılıç hakkında açıklanan AİHM kararını değerlendirdi. Yazılı bir açıklama yaparak kararın detaylarına ilişkin bilgiler paylaşan Yeneroğlu, karar için “malumun ilamı” değerlendirmesinde bulundu.

 

Yeneroğlu’nun açıklamasından satır başları özetle şöyle:

 

‘AİHM ihlale hükmetti’

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 31.05.2022 tarihinde açıkladığı Taner Kılıç/Türkiye kararında FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle tutuklanan Uluslararası Af Örgütü Onursal Başkanı Taner Kılıç’ın özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetmiştir. Kılıç 2017 yılında; ByLock programı kullandığını gösterir bir belge ve kız kardeşinin Zaman gazetesi editörü ile evli olduğu, çocuklarının sonradan kanun hükmünde kararname ile kapatılan okullara gittiği ve Bank Asya’da hesabının bulunduğu bilgilerine dayanılarak tutuklanmıştır.”

 

‘Tutuklamanın haksızlığı ortaya konuldu’

“Daha sonra Kılıç hakkında, kamuoyunda Büyükada Davası olarak bilinen dava kapsamında da ikinci bir dava açılmış ve belirtilen delillere ek olarak Kılıç’ın insan hakları aktivistlerince Büyükada’da düzenlenen toplantının organizatörlerinden olması, terör örgütleri ile bağlantılı olduğu iddia edilen kişilerle mesajlaşmalarının olması, Gezi olayları ve 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında ortaya çıkan insan hakları ihlallerine ilişkin kampanyalara katılması gibi gerekçelerle tutuklamanın devamına karar verilmiştir. AİHM, her iki konuda da çok önemli tespitler yaparak tutuklama kararlarının haksızlığını ortaya koymuştur.”

 

AİHM’den ‘yasallık’ vurgusu

“Öncelikle, ilk tutuklama kararına dayanak teşkil eden hususların tamamı bakımından ‘yasallık’ vurgusu yapılmıştır. Mahkemeye göre; yalnızca şifreli bir iletişim aracı olan ByLock’u indirmek, kullanmak veya herhangi bir mesaj alışverişinin özel mahiyetini koruma biçimine başvurmak, tek başına objektif bir gözlemciyi yasadışı veya suç teşkil eden bir faaliyetin söz konusu olduğuna ikna edebilecek bir unsur değildir. Şifreli, kripto veya özel ve gizli mesajlaşma imkânı sağlayan bir programın kullanımının terör örgütü üyeliğine delil teşkil edebilmesi için şifreli haberleşme programının örgüt faaliyeti kapsamında kullanıldığını gösteren mesaj içeriklerinin veya mesaj içerikleri tespit edilemese bile kriminal örgüt faaliyeti kapsamındaki konular bağlamında (context) mesaj alınıp verildiğinin ortaya konulması veya ilgili başka unsurlarla desteklenmesi gerekmektedir.”

 

Bank Asya’da hesap örgüte finansman değil

“Bank Asya Katılım Bankası’nın faaliyette olduğu dönemde yasal bir bankacılık faaliyeti yürüttüğü hatırlatılarak Bank Asya’da hesap sahibi olunması ve bankadaki hesap hareketlerinin bir suç örgütünün faaliyetlerinin finansmanına destek sağlamadığı belirtilmiştir. AİHM, böylece Bank Asya hesaplarını örgüt üyeliğine dair delil görmemekle birlikte bu faaliyeti bir suç örgütünün finansmanı niteliğinde de görmediğini ifade etmiştir. Zaman Gazetesi abonesi olunması, çocukların KHK ile kapatılan bir okula gönderilmiş olması, kız kardeşinin Zaman Gazetesi’nde çalışan bir kişiyle evli olmasına dair durumlar da AİHM’e göre kişinin bir illegal örgüte mensup olduğuna dair belirtiler bütünü olamaz.”

 

‘Çok sayıda kişi mağdur edildi’

“Bu tespitler, FETÖ üyeliği yargılamaları bakımından da büyük önem teşkil etmektedir. En temel hukuki prensipler yok sayılarak yasal faaliyetler suç unsuru kabul edilerek çok sayıda kişi mağdur edilmiş, çok ciddi hak ihlalleri ortaya çıkmıştır. Öte yandan, AİHM ikinci tutuklama bakımından da hükümetin aksi iddialarına rağmen, tutuklamanın Kılıç’ın bir insan hakları savunucusu olarak gerçekleştirdiği yasal faaliyetlere dayandığı tespitinde bulunmuş ve sivil toplum faaliyetlerinin önemini vurgulamıştır.”

 

AİHM kararı haksızlıkları açıkça gösterdi

“Bu karar, bir yandan FETÖ yargılamalarındaki haksızlıkları, diğer yandan da sivil topluma yönelik baskıların boyutlarını açıkça göstermektedir. Bu sorunlar, haksız yargılamalara maruz kalan insanların hayatlarını alt üst ettiği gibi Türkiye’de hukuk devleti ve demokrasiyi temellerinden sarsmaktadır. Nitekim AİHM kararları da gelinen noktayı net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu hukuksuzluk hali derhal son bulmalıdır. Bu kapsamda, ceza hukuku sivil toplumun tepesinde sallandırılan bir kılıç olmaktan çıkarılmalıdır. Öte yandan, Taner Kılıç’ın uzun bir zamandır maruz kaldığı haksızlığa derhal son verilmeli, benzer gerekçelerle sürdürülen yargılamalarda AİHM kararları beklenmeden derhal hukukun gereklerine dönülmelidir.”

“KHK Mağduriyetleri Eylem Planı” Hk. Basın Toplantısı

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Yeneroğlu’nun “KHK Mağduriyetleri Eylem Planı” hk. basın toplantısı yaptı . Yeneroğlu, “İktidara geldiğimizde, hakkında soruşturma veya kovuşturma olmayanlar ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya beraat kararı verilmiş kişileri başvuruları üzerine kamu görevine iade edeceğiz” dedi.

 

Yeneroğlu’nun açıklaması şöyle:

 

‘Hukuku ayak bağı olarak gören iktidar tarafından hukuksuzluk sıradan hale getirildi’

 

17 Mayıs Salı günü kamuoyu ile paylaştığımız KHK Mağduriyetleri Eylem Planımızın başta KHK mağduriyetleri yaşayan vatandaşlarımız olmak üzere adalet arayan tüm insanlarımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Malumunuz, FETÖ tarafından gerçekleştirilen darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen olağanüstü hâlin üç temel amacı vardı.

Demokrasimizin korunması,

Hukuk devleti ilkesinin korunması,

Ve vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunması.

Fakat, ülkemizde OHAL ve darbenin ardından geçen 6 yıl, bırakın bu evrensel değerlerin korunmasını; maalesef hukuku ayak bağı olarak gören iktidar tarafından hukuksuzluğun sıradan hale getirildiği bir dönem olmuştur.

Bu nedenle hazırladığımız eylem planı, KHK’lıların yaşadığı mağduriyetlerin çözümü noktasında bir mihenk taşı olacaktır.

 

‘KHK’ların; yeterli araştırma yapılmadan çıkarılması haksız kararları beraberinde getirildi’

 

20 Temmuz 2016’da ilan edilen olağanüstü halin ardından, alınan tedbirlerden biri de OHAL KHK’sının ekli listelerinde yer alan kişilerin kamu görevinden ihraç edilmesi olmuştur.

Ancak bu ihraçlarda, 15 Temmuz darbe teşebbüsü, FETÖ veya paralel devlet yapılanması ile hiçbir ilgisi bulunmayan ve ceza hukuku ya da idare hukuku bağlamında hukuka aykırı bir eylemde bulunmayan kişiler de ihraç edilmiştir.

Eylem Planımızda açıkça vurguladığımız gibi, OHAL KHK’ları ile gerçekleştirilen ihraçlar, idari ya da yargısal bir muhakeme sürecine dayanmamaktadır.

Kararlar alınırken ilgili kişilerin savunma haklarını kullanması mümkün olmamıştır. Şüphesiz, darbe teşebbüsünün ortaya çıkardığı durumun vahameti ve acil eylem gerektirmesi, karar alma süreçlerinin hızlandırılmasında etkili olmuştur.

Ancak, on binlerce kişiyi konu alan KHK’ların; yeterli araştırma yapılmadan, çok hızlı bir şekilde çıkarılması haksız kararları ve büyük mağduriyetleri de beraberinde getirmiştir.

 

‘Terör örgütü üyeliği ile ilgili soruşturma sayıları ciddi boyutlara ulaşmıştır’

 

Ayrıca bu süreçte, terör örgütü üyeliği ile ilgili soruşturma sayıları ciddi boyutlara ulaşmıştır. Adalet Bakanlığının resmi istatistiklerine göre 2016 – 2020 yılları arasında terör örgütü üyeliği suçlamalarıyla ilgili 1 milyon 600 bin soruşturma açılmıştır. 2021 rakamları dahil edilse kuvvetle muhtemel 1 milyon 700 bin sayısı aşılacaktır.

İnsanlar yasal bankada parası olmak, yasal sendikaya üye olmak, milli eğitime bağlı okula gitmek gibi akıl almaz suçlamalarla karşı karşıya kalmıştır.

Söz konusu sayıların bu kadar yüksek olmasının, soruşturmaların suç işleme kastı olmayan, örgütün nihai hedeflerinden bihaber olan masum kişilere kadar sirayet etmiş olmasından kaynaklandığı açıktır.

Arkasında siyasi destek olan için “milat var” deyip, fakir fukarayı sudan sebeplerle cezaevlerinde süründüren bir anlayış asla adil değildir.

Elbette cebir ve şiddet kullanacağı bilinci içinde söz konusu örgütün hedefleri doğrultusunda hareket etmek üzere örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine giren, örgütle organik bağ kurarak faaliyetlerine katılıp suçun icrasına iştirak eden kişilerin bu fiilleri sebebi ile soruşturulması ve cezalandırılması kaçınılmazdır.

 

‘Hukuksuzluklara deva olmak için hazırladığımız eylem planımız 3 ana başlıkta 18 maddeden oluşmaktadır’

 

DEVA Partisi olarak, iktidara geldiğimiz ilk 90 gün içerisinde, tüm bu hukuksuzluklara deva olmak için hazırladığımız eylem planımızla 3 ana başlıkta 18 maddeden oluşmaktadır.

Bu adımları hızlıca atacağız.

İktidara geldiğimizde, hakkında soruşturma veya kovuşturma olmayanlar ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya beraat kararı verilmiş kişileri başvuruları üzerine kamu görevine iade edeceğiz.

Öte yandan, eski kadrolarına atanmaları fiilen ya da hukuken imkânsız olanlar ile kamu düzeni ve milli güvenliğe ilişkin doğrudan görev ifa eden kurumlar bünyesinde görev yapmış̧ kişilerin, mükteseplerine uygun kadro ve dereceleri ile mali özlük haklarını korumak şartıyla ilgili idarenin uygun göreceği bir göreve başlamasını sağlayacağız.

Bu kararlara karşı yargı yolunu açık tutacağız. Ayrıca, belirli şartlarda erken emeklilik tesis edilebilmesini mümkün kılacağız.

Bu kişilerin haklarındaki yaptırım, tedbir veya başka adlarla tesis edilmiş olan bütün kısıtlamaları kaldıracağız.

Bu kişilerin isimlerinin yer aldığı OHAL KHK listeleri veya başka listeleri Resmî Gazete’den, haklarındaki kayıtları ise bütün kurum ve kuruluşların kayıtlarından sileceğiz.

 

‘KHK’ların sosyal hayata ve özel sektöre yansıyan sonuçlarını ortadan kaldıracağız.

 

OHAL düzenlemelerinin sebep ve etkisiyle bedeni ve ruhi zarara uğrayan mağdurlar ile doğrudan ya da dolaylı etkilenen yakınları için, sıhhi ve sosyal rehabilitasyon imkanları sağlayacağız.

Kamu görevinden ihraç edilen yahut da OHAL KHK’ları ile kapatılan özel kurumlarda çalışan kişilerin özel sektörde çalışmalarının önündeki yasal ve fiili engelleri ortadan kaldıracağız.

Çalışma lisansı/ruhsatı/izin belgesi ve benzeri çalışma belgeleri iptal edilen, mesleklerini yapmaları engellenen kişilerin bu tür belgelerini kayıtsız ve şartsız olarak iade edeceğiz.

Kişilerin, yakınlarının KHK’lı olmasından dolayı haklarındaki güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması raporlarının olumsuz sonuçlanmasından doğan mağduriyetleri gidereceğiz.

Keyfi pasaport iptaline veya reddine son vereceğiz.

 

‘Eylem Planı kapsamında ceza yargılamalarındaki haksızlıkları da gidereceğiz’

 

KHK Mağduriyetleri Eylem Planı kapsamında, ceza yargılamalarındaki haksızlıkları da gidereceğiz.

İktidara geldiğimizde kanuni bir düzenleme ile adil yargılanma hakkı ile suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı şekilde terör örgütü üyeliği kapsamında yargılanmalarından kaynaklanan haksızlıklara son vereceğiz.

Bu kapsamda; darbe teşebbüsü ile hiçbir ilgisi bulunmayan, örgütün niteliğini bilmeyen, silahlı terör örgütüne üye olma kastı olmadığı halde silahlı terör örgütü üyeliği ve silahlı terör örgütüne yardım etme suçları nedeniyle hukuka aykırı şekilde haklarında mahkûmiyet kararı veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmiş kişilerin yeniden yargılanmasını sağlayıp haksızlıkları sonlandıracağız.

Bununla beraber, kişilerin fiilleri başka bir suç teşkil ediyorsa, bu suçlar bakımından yargılanmalarını temin edeceğiz.

Soruşturması veya kovuşturması devam eden kişiler hakkında da bu esaslara göre hareket edilmesini sağlayıp haksızlıklara son vereceğiz.

Haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen kişiler için ise talep üzerine Kanun Yararına Bozma yolunu açacağız.

 

 

KHK Mağduriyetleri Eylem Planı

Değerli KHK’lılar,

Kıymetli basın mensupları,

Saygıdeğer konuklar,

Ekranları başında ve sosyal medya üzerinden bizleri takip eden kıymetli vatandaşlarımız,

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

KHK Mağduriyetleri Eylem Planı basın toplantımıza hoş geldiniz.

Eylem Planımızın yıllardır adalet arayışında olan tüm vatandaşlarımızın sorunlarının çözülmesine vesile olmasını diliyorum.

***

Değerli Konuklar,

Konuşmama bir anekdotla başlamak istiyorum:

Sultan II. Mahmut bir gün Selimiye kışlasını denetlemeye gider. Kışladan içeri girdiğinde her zaman olması gereken ve padişahı selamlamak için atılan 9 pare top atışı bu sefer yoktur.

Buna çok kızan padişah, kışlanın bütün paşalarını toplayarak hesap sorar. Paşalar da sorumlu olarak topçu çavuşunu çağırırlar. Padişah topçu çavuşuna “Neden top atışı yapılmadı?” diye sorar, çavuş ise “Efendim, tam 18 tane sebebi var.” diye cevap verir. Say bakalım der Padişah. Çavuş saymaya başlar; “Padişahım barut yok.” Padişah, araya girerek “Tamam”, der “gerisini sayma.”

Biz de bugün, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun nedenlerini ortaya koymaya çalışırken birçok sebep sayabiliriz. Ancak bunlardan hiçbiri hukuksuzluğun sıradanlaşması, adaletin yokluğu kadar belirleyici bir sebep olamaz.

Ülkemiz, maalesef çok zor zamanlardan geçti.

 

Hiç şüphesiz yakın tarihimizin en büyük tehdidi 15 Temmuz 2016 gecesiydi. 15 Temmuz darbe girişimi hukuk devletine yönelmiş çok ağır bir tehditti.

Eli kanlı darbeciler, 15 Temmuz 2016 gecesi 251 vatandaşımızı şehit ettiler, 2 bin 194 vatandaşımızı yaraladılar.

 

Yakın siyasi tarihimizin en zor saatlerinin yaşandığı o gecede şehit olan; canı pahasına demokrasiyi ve hukuk devletini koruma azmiyle darbe teşebbüsüne karşı direnen vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Yaralanan vatandaşlarımızı saygıyla, hürmetle, minnetle selamlıyorum.

 

Hangi yönetim anlayışı olursa olsun böylesine kanlı bir darbe girişiminin ardından elbette OHAL ilan ederdi. Hangi devlet olursa olsun devletin içinde örgütlenmiş, paralel yapı kurmuş böylesine bir örgütle mücadele ederdi…

***

Kıymetli Misafirler,

FETÖ tarafından gerçekleştirilen darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen olağanüstü hâlin üç temel amacı vardı.

Milli Güvenlik Kurulu tavsiye kararında bu gerekçeler; demokrasimizin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesidir.

Fakat, Türkiye’de bir istisna hali olan OHAL ve ardından geçen 6 yıl, hukuku ayak bağı olarak gören iktidarın, hukuka bağlı olmak yerine hukuku kendisine bağladığı bir dönem olmuştur.

Ne yazık ki yargı da kâh “hikmet-i hükümet” adına, kâh siyasi baskılar sebebiyle adaletin siyasete kurban edilmesine göz yummuştur.

Bugün gelinen nokta, ülkeyi yönetenlerin adaletle değil, ancak baskıyla ve zorla yönetebileceklerine inanmış olmasının sonucudur.

Sonuçta hukukun üstünlüğü diye çıkılan yolda, anayasanın ayaklar altına alındığı, üstünlerin hukukunun egemen olduğu keyfi bir sistem oluşturuldu.

Bugün Türkiye’de en temel haklar dahi yok sayılmaktadır.

90’ların Türkiye’si ile mücadele diye çıkılan yolda, 90’ların daha da gerisine dönülmüştür.

Kötü muamele sıradan hale gelmiş; işkence yaygınlaşmış, zorla insan kaçırmalar artık dikkat çekmez olmuştur.

***

Değerli Konuklar,

20 Temmuz 2016’da ilan edilen olağanüstü halin ardından, yayımlanan Olağanüstü Hâl Kanun Hükmünde Kararnameleri ile birtakım tedbirler alınmıştır.

Emniyetin ve silahlı kuvvetlerin teşkilat ve personel mevzuatlarında değişiklikler yapılmıştır. Özel sağlık ve eğitim kurumlarının yanı sıra, medya kuruluşları, dernek ve vakıflar kapatılmıştır.

Bunların yanı sıra OHAL KHK’sının ekli listelerinde yer alan kişilerin terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti, iltisaklı ya da bunlarla irtibatlı oldukları gerekçesiyle bir daha kamu görevlisi olamayacak şekilde kamu görevinden ihraç edilmiştir.

Alınan bazı tedbirler olağanüstü halin ilan edilme amaçları ile sınırlı kalmamıştır.

Durumun gerektirdiği meşru ölçü aşılarak Anayasa ve uluslararası sözleşmelere aykırı kararlar alınmıştır.

15 Temmuz darbe teşebbüsü, FETÖ veya paralel devlet yapılanması ile hiçbir ilgisi bulunmayan ve ceza hukuku ya da idare hukuku bağlamında hukuka aykırı bir eylemde bulunmayan kişiler de ihraç edilmiştir.

Öte yandan bu süreçte, terör örgütü üyeliği ile ilgili soruşturma sayıları ciddi boyutlara ulaşmıştır. Elbette darbe teşebbüsüne katılan, somut suçlara karışan kişilerle en ağır şekilde mücadele edilmesi zorunluluğu tartışmasızdır.

Ancak olağanüstü halde dahi adil yargılanma hakkının gerekleri görmezden gelinemez. Sadece meşru faaliyetlere katıldıkları için soruşturma geçiren yüzbinlerce insanın karşı karşıya bırakıldığı sorunlar, çok ciddi insan hakları ihlallerine yol açmıştır.  Toplumda derin yaralar da açmıştır.

Devlet her şartta ve koşulda hukuk içinde kalmak ve vatandaşlarına adaletle muamele etmek zorundadır. Asla unutulmamalıdır ki, devleti yönetenlerin hukuk dışı yöntemlere tevessül etmesi en çok illegal yapıların işine yaramaktadır.

İşte tam da bu nedenle, zaman adaleti konuşma, OHAL KHK’larıyla ihraçlar ile silahlı terör örgütü üyeliği yargılamalarındaki adaletsizliklere son verme zamanıdır.

Zaman, tüm haksızlıklara adil bir şekilde yaklaşma zamanıdır.

Zaman artık hiç kimsenin ya da grubun düşünceleri sebebiyle peşinen suçlu ilan edilmediği, ceza hukukunun temel ilkelerinin ve adil yargılanma hakkının esas alındığı bir hukuk devleti çizgisine geri dönme zamanıdır.

Bu anlayışla hazırladığımız eylem planımız, KHK’lıların yaşadığı mağduriyetlerin çözümü noktasında bir mihenk taşı olacaktır.

 

***

Kıymetli Misafirler,

Raporumuzda açıkça vurguladığımız gibi, OHAL KHK’ları ile gerçekleştirilen ihraçlar idari ya da yargısal bir muhakeme sürecine dayanmamaktadır.

Dolayısıyla kararlar alınırken ilgili kişilerin savunma haklarını kullanması mümkün olmamıştır. Şüphesiz, darbe teşebbüsünün ortaya çıkardığı durumun vahameti ve acil eylem gerektirmesi, karar alma süreçlerinin hızlandırılmasında etkili olmuştur.

Ancak, on binlerce kişiyi konu alan söz konusu kanun hükmünde kararnamelerin yeterli araştırma yapılmadan, çok hızlı bir şekilde çıkarılması haksız kararları ve büyük mağduriyetleri beraberinde getirmiştir.

Kişiler lehe delil ileri süremediği gibi kimi durumda kendileri aleyhine olan ve kamu görevinden çıkarılmalarına yol açan delillere, bilgi ve belgelere dahi erişememiştir.

Bu şekilde alınan kararlara karşı belli bir süre herhangi bir itiraz yolu da öngörülmemiştir. OHAL Komisyonu’nun kurulmasıyla kararlara karşı itiraz edilebilmesi mümkün kılınmıştır.

Ancak Komisyon’un etkisizliği, iş yükünün ağırlığı ve olağanüstü̈ halin kalkmasının üzerinden üç yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen halen başvurular sonuçlandırılmamıştır.

Kaldı ki, Komisyonun başvuruları kabul oranının %13 olduğu dikkate alındığında çok sayıda kişinin mağduriyetinin giderilemediği rahatlıkla anlaşılmaktadır.

KHK’larda yer alan irtibat ve iltisak kavramları Türk hukukunda yeri olmayan çok genel ve belirsiz kavramlardır.

Diğer taraftan ihraç gerekçelerinin büyük bir kısmı, tamamıyla yasal faaliyetlerden oluşmaktadır. Örneğin, yasalara uygun faaliyet gösteren bir sendika ya da dernek üyeliğinin kamu görevinden çıkarma kararında dayanak alınması hukuki belirlilik ve öngörülebilirliğe aykırıdır.

Ayrıca kamuoyunda “Barış Akademisyenleri” olarak bilinen, “Barış İçin Akademisyenler” metnine imza attıkları için ihraç edilen kişiler de benzer şekilde yasal eylemleri dolayısıyla kamu görevinden ihraç edilmişlerdir.

Oysa Anayasa Mahkemesi, akademisyenlerin söz konusu bildiri nedeniyle cezalandırılmalarını ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirmiştir. Mahkeme ayrıca akademisyenlerin güçlü nedenler olmadan cezalandırılamamaları gerektiğini ifade etmiştir.

Buna rağmen OHAL Komisyonuna yapılan başvurularda, red kararları verilerek akademisyenler hukuka uygun eylemleri dolayısıyla haksız bir şekilde mesleklerine geri döndürülmemektedir.

***

Çok saygıdeğer Misafirler,

İhraçlara ilişkin başka bir sorun da bu kararların çok boyutlu sonuçlarıdır. İhraç süreci, sosyal çevrede damgalanma ve kamu görevinde çalışamama yanında özel sektörden de dışlanma şeklinde devam eden bir süreçtir.

Bu etki alanlarında yaşanan tecrübeler, etkilenen kişi sayısı ile orantılı olarak çok çeşitlenmektedir.

Kamu görevinden ihraç edilen kişiler, terör örgütleri ile ilişkilendirdiğinden;

  • oturdukları evlerden çıkarılma,
  • banka hesap ya da kredi kartı kullanamama,
  • devlet tarafından sağlanan sosyal yardımların kesilmesi,
  • mesleki lisansların iptali gibi çok çeşitli sonuçlarla karşı karşıya kalmıştır.

Belirtmek gerekir ki, kamu görevinden çıkarılan kişilerin özel sektörde çalışmalarının önünde açık bir yasal engel olmaması, bu kişiler bakımından tedbirlerin kısıtlayıcı yönünü̈ ortadan kaldırmamaktadır.

Özel sektörde açık bir yasak getirmeme hali, ihraçların kamuoyuna açıklanması, bu bilgilerin sigorta dökümlerine işlenmesi karşısında bir anlam ifade etmemektedir.

***

Değerli Konuklar,

Öte yandan bu süreçte, terör örgütü üyeliği ile ilgili soruşturma sayıları geçmiş yıllara oranla ciddi biçimde artış göstermiştir. Adalet Bakanlığının resmi istatistiklerine göre 2016 – 2020 yılları arasında 1 milyon 600 bin terör örgütü üyeliği suçlamalarıyla soruşturma açılmıştır. 2021 rakamları dahil edilse kuvvetle muhtemel 1 milyon 700 bin sayısı aşılacaktır.

İnsanlar yasal bankada parası olmak, yasal sendikaya üye olmak, milli eğitime bağlı okula gitmek gibi akıl almaz suçlamalarla karşı karşıya kalmıştır.

Söz konusu sayıların bu kadar yüksek olmasının, soruşturmaların suç işleme kastı olmayan, örgütün nihai hedeflerinden bihaber olan masum kişilere kadar sirayet etmiş olmasından kaynaklandığı açıktır.

Yapılan soruşturmalarda hukuk zemininin dışına çıkılarak ceza hukukunun temel ilkeleri göz ardı edilmiş ve toplum vicdanı yaralanmıştır.

Arkasında siyasi destek olan için “milat var” deyip, fakir fukarayı sudan sebeplerle cezaevlerinde süründüren bir anlayış asla adil değildir.

 

Bu kapsamda, suç işleme kastı olmayan, herhangi somut bir suçu bulunmadığı halde hakkında soruşturma ve kovuşturma yürütülen ya da mahkûmiyet kararı verilen masum kişilerin mağduriyetlerini de gidereceğiz.

Elbette cebir ve şiddet kullanacağı bilinci içinde söz konusu örgütün hedefleri doğrultusunda hareket etmek üzere örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine giren, örgütle organik bağ kurarak faaliyetlerine katılıp somut bir suçun icrasına iştirak eden kişilerin bu fiilleri sebebi ile soruşturulması ve cezalandırılması kaçınılmazdır.

Ancak Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarına aykırı olarak, yoğunluk, süreklilik, çeşitlilik içermeyen, organik bağ kavramını karşılamayan, sadece ve sadece birtakım Anayasal hakların kullanılmasından ibaret eylemler de maalesef yargılanmaktadır.

Darbe teşebbüsü öncesi bu yapının görünen yüzüne ve toplumsal ve dini faaliyetlerine dini saiklerle katılan kişilerin örgütün “silahlı bir terör örgütü olduğunu bildiği varsayılarak” cezalandırılması ise suçun manevi unsurunun göz ardı edildiğini göstermektedir.

 

Değerli Konuklar,

Bir kişinin silahlı terör örgütü üyeliğinden yargılanabilmesi için söz konusu örgütün o vasfı bilinci içinde örgütte olduğunun kesinkes, yani şüpheye mahal bırakmaksızın ortaya çıkarılıp ispat edilmesi gerekiyor. Yakıştırma ve varsayımlarla ceza yargılaması olmaz.

 

Kişinin cemaat olarak bildiği yapının hizmetlerine katılmanın ötesinde suç teşkil eden bir fiili isnat ve ispat edilemiyorsa o kişi masumdur! Örgütün isnat edilen hedefini bildiği ve o hedefe hizmet etmek maksadıyla örgütte talimatlara tabi olduğu ispat olunamayan kişi ceza hukuku açısından masumdur!

Bu hukuk devletinin asgari gereğidir!

 

Tüm bu nedenler birlikte değerlendirildiğinde, FETÖ’nün silahlı terör örgütü niteliğini bilmeyen, silahlı terör örgütüne üye olma kastı olmayan, herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeyen vatandaşlarımızın yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesi şarttır.

Hukuk dışı tüm uygulamalara son vermeyi ve terör örgütü yargılamalarında hataları telafi etmeyi adalet ve hukuk devleti anlayışımızın bir gereği olarak görüyoruz.

 

Adalete susamış sevgili vatandaşlarımız,

Kıymetli KHK’lılar, Değerli Konuklar,

DEVA Partisi olarak, iktidara geldiğimiz ilk 90 gün içerisinde, tüm bu hukuksuzluklara deva olmak için hazırladığımız eylem planımızla 3 ana başlıkta 18 maddeden oluşmaktadır.

Bu adımları hızlıca atacağız.

Birinci ana başlıkta, haksız yere ihraç edilenlerin hak ve itibarlarının iadesini sağlayacağız.

Bu kapsamda atacağımız ilk adımımız, elbette haksız yere ihraç edilen kamu görevlilerini tekrar görevlerine iade etmek olacaktır.

DEVA Partisi olarak iktidara geldiğimizde, OHAL KHK’larına ekli listelerle, OHAL KHK’larının verdiği yetkiye dayanılarak veya 375 sayılı KHK’nın Geçici 35. maddesi ile ihraç edilenler hakkında kanuni bir düzenleme yapacağız.

Bu kişilerden hakkında soruşturma veya kovuşturma olmayanlar ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya beraat kararı verilmiş kişileri başvuruları üzerine kamu görevine iade edeceğiz.

İkinci olarak, eski kadrolarına atanmaları fiilen ya da hukuken imkânsız olanlar ile kamu düzeni ve milli güvenliğe ilişkin doğrudan görev ifa eden kurumlar bünyesinde görev yapmış kişilerin, mükteseplerine uygun kadro ve dereceleri ile mali özlük haklarını koruyacak şekilde ilgili idarenin uygun göreceği bir göreve başlamasını sağlayacağız.

Hukuk devletinin bir gereği olarak idarenin bu kararlarına karşı yargı yolunu açık tutacağız. Ayrıca, belirli şartlarda erken emeklilik tesis edilebilmesini mümkün kılacağız.

Bu kapsamda atacağımız üçüncü adım, kamu görevine iade edilen kişilerin göreve ve unvana bağlı her türlü yasal, mâli ve sosyal haklarını, geriye de etkili şekilde iade edeceğiz.

Dördüncü olarak, bu kişilerin haklarındaki yaptırım, tedbir veya başka adlarla tesis edilmiş olan bütün kısıtlamaları kaldıracağız.

Beşinci adımımız, bu kişilerin isimlerinin yer aldığı OHAL KHK listeleri veya başka listeleri Resmî Gazete’den, haklarındaki kayıtları ise bütün kurum ve kuruluşların kayıtlarından sileceğiz.

Altıncı olarak, belirli şartlarda, isteklerine bağlı olarak ilgili kurumun coğrafi teşkilatlanmasının mümkün olması şartıyla yaşadıkları şehirde göreve başlama imkânı tanıyacağız.

Yedinci olarak, OHAL düzenlemelerinin sebep ve etkisiyle bedeni ve ruhi zarara uğrayan mağdurlar ile doğrudan ya da dolaylı etkilenen yakınları için, sıhhi ve sosyal rehabilitasyon imkanları sağlayacağız.

Sekizinci adımımız, ciddi mağduriyetlere yol açan, 7075 Sayılı Kanun kapsamında kurulan Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonunu kapatacağız.  7075 sayılı Kanunu tamamen ilga edeceğiz.

Ayrıca diğer bir mağduriyet nedeni olan ve kamu görevlilerinin doğrudan ihraç edilmelerine imkân tanıyan 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 35. maddesini ilga edeceğiz. Hiçbir şekilde Devlet Memurları Kanunu dışında öngörülmemiş bir yetkiyi idareye bırakmayacağız.

Ve son olarak kanun teklifimiz yürürlüğe girdikten sonra hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ya da beraat kararı verilen kişileri de belirlediğimiz bu esaslara göre görevlerine iade edeceğiz.

***

Kıymetli Misafirler,

Çözüm önerilerimiz kapsamında ikinci ana başlık olarak KHK’ların sosyal hayata ve özel sektöre yansıyan sonuçlarını ortadan kaldıracağız. Bu kapsamda, yaşanan sorunlara dair 5 çözüm önerimiz var.

İlk olarak, aynı kanuni düzenleme ile OHAL KHK’ları ve 375 sayılı KHK’nın Geçici 35. Maddesi ile doğrudan veya dolaylı olarak kamu görevinden ihraç edilen kişilerin kamu görevinden çıkarılmalarının yanı sıra yakınları ile birlikte maruz kaldıkları hak kayıplarına ve hak ihlallerine son vereceğiz.

İkinci olarak, kamu görevinden ihraç edilen yahut da OHAL KHK’ları ile kapatılan özel kurumlarda çalışan kişilerin özel sektörde çalışmalarının önündeki yasal ve fiili engelleri ortadan kaldıracağız.

Üçüncü olarak, çalışma lisansı/ruhsatı/izin belgesi ve benzeri çalışma belgeleri iptal edilen, mesleklerini yapmaları engellenen kişilerin bu tür belgelerini kayıtsız ve şartsız olarak iade edeceğiz.

Dördüncü olarak, ayrıca kişilerin yakınlarının KHK’lı olmasından dolayı haklarındaki güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması raporlarının olumsuz sonuçlanmasından doğan mağduriyetleri gidereceğiz.

Beşinci olarak, yurt dışına çıkma özgürlüğünün yalnızca suç soruşturması ve kovuşturması sebebiyle ve hakim kararıyla yasaklanabileceğini belirten Anayasal kuralı ihlal eden mevzuat hükümlerine ve uygulamalarına son vereceğiz. Bu kapsamda keyfi pasaport iptaline veya reddine son vereceğiz.

 

***

Değerli Konuklar,

KHK Mağduriyetleri Eylem Planı kapsamında üçüncü ana başlığında ceza yargılamalarındaki haksızlıkları gidereceğiz.

İktidara geldiğimizde kanuni bir düzenleme ile adil yargılanma hakkı ile suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı şekilde terör örgütü üyeliği kapsamında yargılanmalarından kaynaklanan haksızlıklara son vereceğiz.

Bu kapsamda; darbe teşebbüsü ile hiçbir ilgisi bulunmayan, örgütün niteliğini bilmeyen, silahlı terör örgütüne üye olma kastı olmadığı halde silahlı terör örgütü üyeliği ve silahlı terör örgütüne yardım etme suçları nedeniyle hukuka aykırı şekilde haklarında mahkûmiyet kararı veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmiş kişilerin yeniden yargılanmasını sağlayıp haksızlıkları sonlandıracağız.

Bununla beraber, kişilerin fiilleri başka bir suç teşkil ediyorsa, bu suçlar bakımından yargılanmalarını temin edeceğiz.

Soruşturması veya kovuşturması devam eden kişiler hakkında da bu esaslara göre hareket edilmesini sağlayıp haksızlıklara son vereceğiz.

Haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen kişiler için ise talep üzerine Kanun Yararına Bozma yolunu açacağız.

Kanun Yararına Bozma yolunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının esas açısından incelenmesinin önünü açarak sonucunda da yukarıda belirtilen esaslara göre hareket edilmesini sağlayacağız.

Hakkında kesinleşmiş mahkumiyet hükmü bulunan bir kişi aynı zamanda 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında başka bir suçtan da mahkum edilmiş ise bu kişi kanuni düzenlemenin dışında kalacaktır.

Yine aynı şekilde yargılaması devam edenlerin kanun kapsamına girebilmesi için TMK kapsamında başka bir suç isnadında bulunulmaması şartı aranmaktadır.

Kanuni düzenlemenin kapsamı yalnızca terör örgütü üyeliği ya da bu örgüte yardım suçları ile sınırlı kalmamaktadır.

Terörle Mücadele Kanunu’nda düzenlenen açıklama ve yayınlama ve terör örgütünün propagandası suçları ile kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçlarından cezai soruşturma ve kovuşturması devam edenler ile cezası kesinleşen kişiler de kanuni düzenlemenin kapsamına alınmıştır. Orda yaşanan haksızlıklara da son verilecektir.

***

Değerli Konuklar,

Adaletten nasibini almamış bu düzeni değiştireceğiz.

Cadı avına son vereceğiz.

Suçsuz, günahsız insanların çektiği acılara dur diyeceğiz.

Toplumdan dışlanmış, hayatı kararmış, milletine ve devletine küsmüş milyonlarca insanı yeniden kazanacak büyük bir toplumsal rehabilitasyon başlatacak ve huzurlu bir toplumun inşası için gereken her türlü adımı ivedilikle atacağız.

Sorunlarımızı teşhis ettik, çözüm önerilerimizi ortaya koyduk. Söylenecek sözlerin de sonuna geldik. Bundan sonra sıra icraata geldi.

Bunun için de önümüzde az bir zaman kaldı inanıyorum ki; ilk seçimlerde iş başına gelen DEVA kadroları ortaya koyduğumuz eylem planımızı hedeflenen süre içerisinde gerçekleştirecektir.

Herkes bilmeli ki;

DEVA Partisi olarak tek amacımız, temel hak ve özgürlüklerin lütfedilmediği, insanın onuruyla yüceltildiği, tüm vatandaşların kendini birinci sınıf hissettiği, özgürlükçü, demokratik ve adil bir düzen kurmak ve bu düzeni kalıcılaştırmaktır. Bunu sağlamak için elimizden ne geliyorsa yapacağız.

Görünen bir gerçek var o da;

İnsan haklarını vatandaşlarına lüks gören bu yönetim, artık son demlerini yaşıyor.

Daha önce de ifade ettiğim gibi; güç sarhoşluğunun sonu yaklaştı.

Türkiye insan haklarının yok sayıldığı bu karanlık günleri ilk seçimde aşacak ve ülkemizde insan haklarına dayalı gerçek bir hukuk devletini hep birlikte inşa edeceğiz.

Biz gelecek adına ümitliyiz.

Biz Türkiye’nin dertlerine deva olmaya talibiz.

İktidara geldiğimizde her türlü hukuksuzlukla birlikte KHK hukuksuzluğuna da son verecek ve masum vatandaşlarımızın mağduriyetlerine son vereceğiz.

Adil, demokratik, müreffeh bir Türkiye umuduyla hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.

Sağolun, varolun…

KHK Eylem Planımızı Okumak İçin Tıklayınız

“Kültür ve Turizm Bakanı’nın Kendi Tatil Köyü Projesine Orman Tahsis Etmesi” Hk. Soru Önergesi

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Kültür ve Turizm Bakanı’nın satın aldığı otelin bulunduğu alanda tatil köyü yapılmasına bakan sıfatıyla izin verilmesini gündeme taşıdı.

Bakan’ın şahsına ait olan Ersoy Otelcilik’in Azerbaycan merkezli ISR Holding’in bünyesinde bulunan ISR Turizm’in alındığını ve satın alınan ISR Holding’in isminin 15 Ocak 2021’de MRA Turizm ve Otel İşletmeciliği A.Ş. olarak değiştirildiğini belirten Yeneroğlu, otelin yanı başındaki 25 dönüm orman arazisinin de şirkete tahsis edildiğini, Orman arazisindeki ağaçların kesilerek, yeni inşaatın gerçekleştirilmesi için tek engelin ÇED sürecinin kaldığı iddiasına vurgu yaptı.

Konuya ilişkin TBMM’ye soru önergesi veren Yeneroğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’dan şu soruları yanıtlamasını istedi:

1- Bodrum Türkbükü’ndeki Hilton Türkbükü Oteli’ni satın aldıktan sonra Kültür ve Turizm Bakanı olarak bu otelin çok kapsamlı bir tatil köyüne dönüştürülmesine izin verdiniz mi?

2- Sahibi olduğunuz Bodrum Türkbükü’ndeki oteli tatil köyüne dönüştürdükten sonra otel arazisinin yanındaki ormandan 25 dönümlük araziyi Kültür ve Turizm Bakanı olarak kendi otelinizin kullanımına tahsis ettiniz mi?

3- Sahibi olduğunuz oteli tatil köyüne dönüştürmenin yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı olarak kendi otelinize tahsis ettiğiniz ormanda yeni otel binası yapılmasına izin verdiniz mi?

4- Kültür ve Turizm Bakanı olarak kendi mülkiyetindeki otele haksız bir menfaat sağlayarak görevini kötüye kullandığı iddia edilen şahıs hakkında, Kültür ve Turizm Bakanı olarak suç duyurusunda bulunacak mısınız?

 

 

Valiliklerce Alınan Yasaklama Kararları Hk. Basın Açıklaması

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Yeneroğlu’nun “Valiliklerce Alınan Yasaklama Kararları” hk. basın açıklaması yaptı . Yeneroğlu, “Özellikle seçimlere 1 yıl kadar bir sürenin kaldığı ve havaların ısınmasıyla beraber her türlü basın açıklaması ve açık hava faaliyetlerinin artması beklenen bir dönemde bu yasaklama kararlarının alınması ayrıca endişe vericidir.” dedi.

 

Yeneroğlu’nun açıklaması şöyle:

‘Anayasal hakların pervasızca kısıtlanması asla kabul edilemez’

Son bir haftada Adana, Eskişehir, Rize ve Batman valiliklerinin ardı ardına toplantı ve gösteri yürüyüşlerini izne bağlama, toptan yasaklama veya her türlü açık hava etkinliklerinin yasaklanması kararları ile olağanüstü hal rejimi olağanlaştırılmakta ve temel hak ve hürriyetler yok sayılmaktadır. Genel geçer gerekçelerle hiçbir somut tehlike bulunmadığı halde kâh bir gençlik festivalini engellemek, kâh toplumun bir kesiminin sesini duyurmasına engel olmak, kâh toplum üzerinde baskı oluşturmak için bu tip hukuksuz karar verilmesi ve anayasal hakların böylesine pervasızca kısıtlanması asla kabul edilemez. Özellikle seçimlere 1 yıl kadar bir sürenin kaldığı ve havaların ısınmasıyla beraber her türlü basın açıklaması ve açık hava faaliyetlerinin artması beklenen bir dönemde bu yasaklama kararlarının alınması ayrıca endişe vericidir.

‘Valilerin sınırsız ve keyfi şekilde kullanılabilecekleri yetkileri yoktur’

Yasaklama kararlarında dayanak gösterilen mevzuat hükümlerinin hiçbiri, valilere sınırsız ve keyfi şekilde kullanılabilecek bir yetki vermemektedir. Anayasa Mahkemesi çeşitli kararlarında; halka açık yerlerde yapılan her türlü gösterinin günlük hayatın akışında belli bir karışıklığa sebep olabileceğini ve olumsuz tepkilere yol açabileceğini kabul etmiş, yalnızca toplumun büyük bir kısmı tarafından gösterilebilecek bir tepki veya doğabilecek bir gerilimin varlığının, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ortadan kaldırılması için yeterli olmadığını ortaya koymuştur. Yine bu kararlarda defalarca ifade edildiği gibi “toplantı hakkına yapılan her tür müdahalenin haklı olduğunun kabul edilmesi ancak zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının ve orantılı olduğunun ikna edici biçimde gösterilmesiyle mümkündür.” Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de çeşitli kararlarında toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yasaklanmasının çok istisnai olması ve özel olarak gerekçelendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

‘Anayasal bir hak, soyut gerekçelerle engellenemez’

İdari makamlarca açık ve yakın tehlike olduğu ortaya konulmadan ve toplantıların yasaklanmasının zorunlu olduğuna ilişkin somut gerekçeler belirtilmeden kategorik olarak toplantı ve gösterilerin yasaklanması hukuka aykırıdır. Anayasal bir hak, soyut gerekçelerle engellenemez. Bu keyfi kararlar, demokratik toplumun temeli olarak kabul edilen toplantı ve gösteri hakkının kullanılmasını ölçüsüz olarak engellemektedir. Nitekim bu yasaklama kararları nedeniyle çok önceden planlanan etkinliklerin yapılması da mümkün olmamış; yapılan tüm hazırlıklar ve harcanan emekler yok sayılmıştır. Oysa çok geniş kapsamlı yasaklarla bu hakkı kullanılamaz hale getiren idari makamların asıl görevleri toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak isteyen kişiler için güvenli ve uygun ortamı sağlamaktır.

‘DEVA Partisi iktidarında toplum üzerindeki her türlü baskı son bulacaktır’

DEVA Partisi olarak; düşünceyi açıklamak, ortak çıkarları savunmak, belli fikir ve kanaatler çerçevesinde kamuoyu oluşturmak gibi çeşitli amaçlarla bireylerin bir araya gelebilmeleri amacına hizmet eden toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının demokratik toplumun temelini oluşturduğuna inancımız tamdır. DEVA Partisi iktidarında insanlarımız toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını dilediği gibi kullanacak ve toplum üzerindeki her türlü baskı son bulacaktır.

Polisin Kızılay’daki Somalili Kafe ve Lokantalara Baskı Uygulaması Hk. Soru Önergesi

Geçtiğimiz günlerde Ankara Kızılay’da bulunan bir Somali kafesinde oturanlar polis tarafından çıkarılmış ve basına yansıyan görüntülerde polisin “Gidin Esertepe’de, Uyanış’ta, Keçiören’de açın. Kızılay’da istenmiyor” ifadelerini kullandığı görülmüştü.

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, konuyu TBMM gündeme taşıdı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Yeneroğlu, “İşyeri sahipleri ve müşterilere çok yaygın bir şekilde kimlik kontrolü yapılması ve sebepsiz gözaltı ve salıvermelerin gerçekleştirilmesi ile birlikte Somalili kafe ve lokantaların taciz niteliğindeki baskılar ile yıldırılarak kapanmaya zorlandığı anlaşılmaktadır” dedi.

‘Polisler hangi kapsamda Somalili kafe ve lokantaları denetliyor?’

Yeneroğlu, Soylu’ya şu yedi soruyu sordu:

1- Kafe ve lokanta işletmelerinin açılışına dair izinler belediyeler tarafından verildiğine ve sağlık yönünden denetimler de zabıta tarafından yapıldığına göre polisler hangi kapsamda Somalili kafe ve lokantaları denetlemektedir?

2- Polis, kafe ve lokantaların mülk sahiplerine telefon ederek işletmeci kiracıları tahliyeye zorlamış mıdır?

‘Ruhsatlı, vergisini veren, yasal lokantalara neden taciz uygulanıyor?’

3- Somalililerin müşterisi olduğu kafe ve lokantalarda siyah tenli kişilere sebepsiz yere kimlik kontrolü yapıldığı, kimi zaman sebepsiz yere gözaltı uygulamaları yapıldığı ve bu kişilerin birkaç saat içerisinde salıverildikleri iddiası doğru mudur?

4-İşyeri ruhsatı olan, vergisini veren ve yasal olarak faaliyette bulunan Somalili kafe ve lokantalara neden taciz ve yıldırma politikası uygulanmaktadır?

‘Gidin Esertepe’de, Uyanış’ta, Keçiören’de açın. Kızılay’da istenmiyor’ ifadesini nasıl izah ediyorsunuz?’

5- Polisin herhangi bir kafe veya lokantayı boşaltma yetkisi var mıdır? Eğer yoksa medyaya yansıyan görüntülerde polisin dükkanı kapatma talimatı vermesi ve “Gidin Esertepe’de, Uyanış’ta, Keçiören’de açın. Kızılay’da istenmiyor. Boşaltıyoruz” ifadesini nasıl izah ediyorsunuz?

6- Haksız gözaltılar yaptıkları ve işletme sahiplerine dükkanı boşaltma telkini yaptıkları iddia edilen polis memurları hakkında idari soruşturma açılmış mıdır?

7- Polislerin Somalilileri; Esertepe, Uyanış, Keçiören ve Altındağ’a gitmeleri yönünde telkinlerde bulunduğu dikkate alındığında, hükümetiniz sığınmacı ve göçmenlerin bu ilçe ve semtlerde yoğunlaşmasını sağlamak üzere bir politika mı izlemektedir?

 

Nesin Vakfı’nın Banka Hesaplarına Bloke Konulması Hk. Soru Önergesi

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Nesin Vakfı’na ait banka hesaplarının İstanbul Valiliği tarafından bloke edilmesini TBMM’nin gündemine taşıdı.

Vakıf yetkilisi Ali Nesin’in açıklamasına göre vakfın tüm hesaplarına ve hesaplardaki tüm paraya bloke konulduğunu söyleyen Yeneroğlu “Ölçüsüz nitelikteki bu hesap dondurma tedbiri vakfın faaliyetlerini devam ettirmesine ağır bir müdahale niteliğindedir” dedi.

Konuya ilişkin TBMM’ye soru önergesi veren Yeneroğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan şu soruları yanıtlamasını istedi:

1- İstanbul Valiliği tarafından hangi gerekçe ile Nesin Vakfı’nın banka hesaplarına bloke konulmuştur?

2- Eğer iddia edildiği gibi izinsiz yardım toplama faaliyeti nedeniyle vakıf hesaplarına bloke konulmuş ise hangi yıl ve hangi yardım nedeniyle bloke konulmuştur? İzinsiz yardım toplama konusunda ne tür tespitler yapılmıştır, bu tespitler böylesine ağır bir müeyyideye sebebiyet verecek ağırlıkta mıdır? İdare bu konuda ölçülü davranmış mıdır?

3- Bu hesap blokesi Nesin Vakfı’nın tüm hesaplarına el koyma şeklinde mi gerçekleştirilmiştir? Yoksa sadece ilgili yardım kampanyası hesabına mı el konulmuştur?