Mustafa Yeneroğlu: “Suriyelilere yönelik ötekileştirici açıklamalardan kaçınılmalıdır.”

İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu kamuoyunda Suriyeli mültecilere yönelik son günlerde artan ötekileştirici söylemleri eleştirerek, “Devlet ve milletimizin duyarlılığını ve zenginliğini yansıtan Suriyeli kardeşlerimize yönelik ötekileştirici açıklamalardan kaçınmaya, özellikle medyayı daha sorumlu davranmaya davet ediyorum.” ifadesinde bulundu.

Mustafa Yeneroğlu konuyla ilgili, “Ülkemiz yaklaşık 5 yıldır süren Suriye iç savaşından kaçan sığınmacılara ev sahipliği yaparak milyonlarca insanın canının kurtulmasına neden olmuş, insanlık adına tüm dünyaya örnek bir davranış sergilemiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin açık kapı politikası ile gelen Suriyeliler için kamplar kurulmuş, kamplarda kalmak istemeyenler ülkemizin farklı yerlerine yerleşmişlerdir. Devlet ve millet olarak ensar duyarlılığıyla gerekli yardımlar sağlanmış, insanlarımız misafirperverliğin en güzel örneğini ortaya koymuşlardır.

Ne yazık ki, bu denli yoğun göç dalgası sebebiyle Suriyeli insanların yaşadığı yerlerde bazı muhtelif olaylar da çıkmıştır. Zaman zaman gerginlikler yaşanmış, bu gerginlikler kısa sürede yatışmıştır. Ancak bu olaylar, gerek ana akım medyada, gerekse yerel basın kuruluşlarında bazen insani boyutlarla değil toplumu tahrik edici ve sığınmacıları ötekileştirici söylemler ile ele alınmıştır. Ayrıca, bazı gazetelerde dile getirilen Suriyeli insanların yaşam tarzlarını küçümseyici açıklamalar, mültecilere karşı önyargıları beslemiştir.

Irkçılık boyutuna varacak bazı söylemler, savaştan canlarını kurtaran insanların duygularını ve onurlarını hiçe sayarak sorumsuzca söylenmiştir. Vatandaşlarımızla sığınmacılar arasındaki dayanışmayı artırıcı açıklama ve adımlara daha fazla ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde yapılan bu talihsiz açıklamalar üzücüdür. Devlet ve milletimizin duyarlılığını ve zenginliğini yansıtan Suriyeli kardeşlerimize yönelik bu açıklamalardan kaçınmaya, özellikle medyayı daha sorumlu davranmaya davet ediyorum.”, açıklamasında bulundu.

Yeneroğlu: “Diasporada yaşayan vatandaşlarımız ve tarihi-kültürel bağlarımız olan topluluklarımızla ilişkilerimiz Anayasamızda yeniden tanımlanmalıdır.”

Anayasa’daki diasporada yaşayan vatandaşlarla ilgili hüküm yeniden ele alınıyor. İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, diasporada yaşayan vatandaşlar ve tarihi-kültürel bağların olduğu topluluklarla ilişkilerin Anayasa’da yeniden düzenlenmesine yönelik hazırladığı anayasa değişikliği teklifiyle ilgili, “Diasporada yaşayan vatandaşlarımızın güncel ihtiyaçları ve öncelikleri göz önüne alındığında Anayasamızın 62. Maddesi yetersizdir. Dolayısıyla ilgili hükmün tekrardan ele alınması zarureti ortadadır. Ayrıca tarihi-kültürel bağlarımızın olduğu topluluklarla ilgili hükmün Anayasamızda yer alması devletimizin bu kesime yönelik vizyonunu yansıtacaktır.”, açıklamasında bulundu.

Yeneroğlu yaptığı basın açıklamasında, “1960’lı yıllardan itibaren yurt dışına yoğun işçi göçü yaşanmıştır. Dönemin şartlarına uygun olarak yapılmış 1982 Anayasasında yurt dışında yaşayan vatandaşlar konusuna 62. Madde de yer verilmiştir. Bu madde yurt dışındaki vatandaşlarımızı, ‘gurbetçi’ ve ‘misafir işçi’ anlayışından hareketle sadece işçilik sıfatları bağlamında değerlendirmiştir. Ancak günümüz şartları ve diasporada yaşayan vatandaşlarımızın kültür, kimlik, eğitim ve sosyal alanlardaki bugünkü ihtiyaçları ile öncelikleri göz önüne alındığında 62. Maddenin yetersiz kaldığı aşikârdır. Dolayısıyla diaspora politikalarındaki değişim ve beklentilerin Anayasa’ya yansıması ve bunun yeni Anayasa’da yer alması zarureti ortadadır. Bu ihtiyaç doğrultusunda ilgili anayasal hükmün, ‘Devlet, yurt dışındaki Türk toplumunun hak ve menfaatlerini korur, dil ve kültürel kimliğin muhafazası ve anavatanla bağların geliştirilmesi için çalışmalar yapar’ şeklinde değiştirilmesini öneriyoruz. Böylelikle yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza yönelik anayasal sorumluluğun kapsamı genişleyecek ve Hükümetimiz tarafından fiiliyatta uygulanan kapsamlı hizmetlerin anayasal temeli oluşturulacaktır.

Öte taraftan komşu ülkelerden uzak kıtalara kadar farklı coğrafyalarda yaşayan tarih, dil veya din gibi bağlarımız olan topluluklara karşı sorumluluklarımız da bulunmaktadır. Birçok ülke bu tür bağları olan topluluklara yönelik taşıdıkları vizyonlarına anayasalarında yer vermişlerdir. Ülkemiz Anayasası’nda bu kesimle ilişkilerin geliştirilmesini garanti altına alan bir hükmün bulunmaması bir eksikliktir. Önerdiğimiz, ‘Devlet, tarihi ve kültürel bağlara sahip olduğu ülke ve topluluklarla ilişkilerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapar’ ifadesinin Anayasamızda yer almasıyla bu eksiklik giderilecek ve devletimizin tarihi-kültürel bağlarımız olan topluluklara yönelik vizyonu yansıtılacaktır.” dedi.

Anayasa değişikliği teklifi: Yeni Anayasa’da yurt dışında yerleşik vatandaşlarımız ve tarihi-kültürel bağlarımız olan topluluklarla ilişkiler

Yeneroğlu: ‘‘Srebrenitsa şehitlerini rahmetle anıyorum.’’

İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, “Yeryüzünde yeni travmaların oluşmasını engellemek için Srebrenitsa vahşetinin tüm ayrıntılarıyla hafızalarda canlı tutulması elzemdir. Katliamda şehit düşen Müslüman Boşnak kardeşlerimi rahmetle anıyorum.’’ sözleriyle yirmibirinci yıldönümünde Srebrenitsa şehitlerini andı.

Mustafa Yeneroğlu, “Bosna Hersek’in referandum sonucunda ilan ettiği bağımsızlık kararını tanımayan Sırplar 1992 yılında Balkanlarda derin bir yara oluşturan Bosna Savaşı’nı başlattılar. 11 Temmuz 1995 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge olarak ilan edilen Srebrenitsa’ya giren Sırp ordusu bir hafta içerisinde sekiz binin üzerinde Müslüman Boşnak’ı katletti. Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararla, yaşanan vahşet soykırım olarak kabul edildi.

Srebrenitsa’da zihinlerde var olan nefret tohumlarının nasıl bir katliama yol açabileceği bir kez daha görüldü. Katliamın, Hollanda ordusunun korumakla görevli olduğu bölgede gerçekleşmiş olması, Birleşmiş Milletler adına utanç verici bir durum olarak kayıtlara geçti. Yaşanan vahşet geride kalan insanlarda tedavisi mümkün olmayan derin yaralar bıraktı.

Asırlardır yaşadığı coğrafyada Sırpların saldırısına uğrayan Müslüman Boşnak halkı, korkunç milliyetçiliğe karşı uluslararası destekten yoksun bir şekilde var olma mücadelesi verdi. Yaşananlar, bir ülkede hâkim olan, ırkçı kin ve nefretten beslenen siyasi iklimin ne tür acı sonuçlara neden olacağını gösterdi. Yeryüzünde yeni travmaların oluşmasını engellemek için Srebrenitsa vahşetinin hafızalarda canlı tutulması elzemdir. Katliamda şehit düşen Müslüman Boşnak kardeşlerimi rahmetle anıyorum.” açıklamasında bulundu.

Yeneroğlu: “Yabancı ve İslam düşmanlığı Avrupa’yı tehdit ediyor.”

Hamile olan Merve Şerbini 1 Temmuz 2009 tarihinde çocuğunun ve eşinin gözleri önünde Almanya Dresden Eyalet Mahkemesinde 18 kez bıçaklanarak öldürüldü. İstanbul Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu Şerbini’nin ölüm yıldönümünde, “Merve Şerbini’nin katili cezalandırıldı, fakat kurumsal ihmalkârlıklar hala incelenerek sonuçlandırılmadı. Bu, aşırı sağı güçlendiren tehlikeli bir durumdur.”, açıklamasında bulundu.

Yeneroğlu şunları kaydetti: “Yedi yıl önce işlenen Merve Şerbini cinayeti ve kamuoyunun, siyasilerin ve medyanın olayı ele alış tarzı, Almanya’da İslam düşmanlığının ne kadar mesele edildiğini göstermektedir. Akademisyen ve başarılı bir sporcu olan bir kadın kendisini İslam düşmanı hakaretlere karşı mahkeme önünde örnek bir şekilde savunmuştu. Ancak mahkemede hâkimlerin ve savcının önünde vahşice katledildi. Aceleyle koşup gelen güvenlik görevlisiyse saldırganı değil, Merve Şerbini’nin eşini silahla vurdu.

Katil kısa bir süre içerisinde ceza aldı. Tüm hayatı ve psikolojik rahatsızlıkları incelendi. Sonuç olarak, kendi kendine radikalleşen fail olarak kabul edildi.

İslam düşmanlığı ile suçlanan şüphelinin mahkeme salonuna engelsiz bir şekilde nasıl bıçak sokabildiği, güvenlik görevlisi gelmeden 18 bıçak darbesine nasıl zaman bulabildiği ve yine güvenlik görevlisinin olay yerine geldiğinde niçin suçluya değil de, yardım için koşan siyah saçlı Merve Şerbini’nin eşine ateş açtığı hususları hala aydınlatılmamıştır. Medyanın bu olayı günler sonrasında gündemine almış olması da, nedeni izah edilmemiş bir diğer konudur. Geride bırakılan yedi yıl içerisinde cevap bekleyen tüm bu sorular açıklığa kavuşturula bilinirdi. Fakat olay kamuoyunda kapsamlı bir şekilde sorgulanmadı ve tartışılmadı.

İslam ve yabancı düşmanlığının Almanya ve Avrupa’da sürekli bir şekilde nasıl büyüdüğünü büyük bir endişe ile takip ediyoruz. Buna paralel olarak aşırı sağ görüşlerde giderek yaygınlaşıyor. Popülist aşırı sağ görüşlerin artık marjinal fikirler olarak görülmediğini ve toplumun çoğunluğuna ulaşabileceğini gösteren en büyük sinyallerden biri de Brexit kararıdır. Bu tehlikeli akıma karşı dur demenin zamanı çoktan gelmiştir.”

Mustafa Yeneroğlu: “Aracıyla gelen hiçbir emekli vatandaşımız gümrükten geri çevrilmeyecektir.’’

İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, ‘‘Görüşmelerimiz neticesinde, 185 gün şartı nedeniyle aracını Türkiye’ye getiremeyen yurt dışında emekli vatandaşlarımızın mağduriyetlerini gidermek için yeni bir uygulama başlatılmıştır. Bu kapsamda aracıyla gelen hiçbir emekli vatandaşımız gümrükten geri çevrilmeyecektir.’’ açıklamasında bulundu.

Yeneroğlu yaptığı açıklamada, “Daha önce kamuoyuyla paylaştığımız gibi yurt dışından Türkiye’ye aracıyla gelmek isteyen vatandaşlarımızın ‘185 gün’ şartı bağlamında yaşadıkları sorunları yakından takip etmekteyiz. Türkiye’ye giriş tarihinden geriye doğru bir yıl içerisinde en az 185 gün yurt dışında bulunmamış vatandaşlarımız, yurt dışında yerleşik olma şartının tezahürü olan yılın yarısından fazlasını ilgili ülkede yaşama şartı nedeniyle araçlarını Türkiye’ye getirememekteydi. Bu durum, Türkiye’de 6 aydan fazla kalan yurt dışında emekli olmuş vatandaşlarımızın bu haktan yararlanamamasına ve ciddi mağduriyetlere neden olmaktaydı.

Takibimiz neticesinde, Sayın Başbakanımızın talimatları doğrultusunda Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızın çalışmaları ile yeni bir uygulama başlatılmıştır. Buna göre aracı için 24 ay izin alan bir emeklinin giriş çıkışında 185 gün şartı aranmayacak, aracına, kişinin geriye dönük bir yıl içerisinde Türkiye’de bulunduğu günler çıkartılarak Türkiye’de kalma süresi verilecektir. Yeni uygulama kapsamında hiçbir emekli vatandaşımızın aracı gümrükten geri çevrilmeyecektir. Emekli vatandaşlarımızın emekli olduklarını ispatlayan belgeyi gümrük girişinde yanlarında bulundurmaları gerekmektedir.’’ ifadesinde bulundu.

Yeneroğlu: ‘‘Cumhurbaşkanımıza yönelik suç duyurusu PKK lobisi tarafından başlatıldı ve Alman Sol Parti milletvekilleri tarafından destekleniyor.’’

AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Güneydoğu’da terör örgütüne yönelik operasyonlarla ilgili Cumhurbaşkanı, bakanlar, emniyet mensupları ve bürokratlarımız hakkında Almanya’da yapılan suç duyurusu hakkında açıklamada bulundu.

Yeneroğlu, “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na karşı Almanya’da suç duyurusu başlatan yapı, terör örgütü PKK’nın yan kuruluşlarıyla işbirliği yapan ve PKK’yı meşrulaştırma çabası içerisinde olan PKK’nın bir lobi örgütüdür. Şaşırtıcı olan, ciddi Alman medya kuruluşlarının da bu propagandaya destek vermesidir. Cumhurbaşkanımıza yönelik suç duyurusuna MAF-DAD isimli bir dernek öncülük etmiştir. Bu dernek, her ne kadarda kendisini resmi olarak demokratik ve kanunlara bağlı olarak tanıtsa da, Almanya ve Avrupa’da yasak bir terör örgütü olan PKK için lobi çalışmalarını yürütmektedir. MAF-DAD adlı dernek, örneğin terör örgütü PKK’nın AB’nin terör listesinden çıkartılmasını talep etmekte veya PKK’nın çatı kuruluşları olan NAV-DEM (eskiden YEK-KOM) gibi yapılarla iş birliğinde bulunmaktadır.”, diyerek tepkisini dile getirdi.

Almanya Federal Anayasa Koruma Dairesi Raporu’nda NAV-DEM (ya da YEK-KOM) hakkında şu bilgilere yer veriliyor: “PKK, örgüt hedeflerinin gerçekleşmesi için çoğunlukla çatı kuruluşları altında birleşmiş ve sempatizanlarının buluşma noktası olarak hizmet veren bölgedeki Kürt derneklerinden faydalanıyor. PKK’nın Avrupa’da yeniden yapılanması bağlamında, Almanya’da PKK’ya yakınlığı ile bilinen dernekler 2014 yılı içerisinde isimlerini değiştirmişlerdir. İsim değişikliğini ilk olarak, faaliyetlerini 2014 yılı Haziran ayından beri “Almanya’daki Kürtlerin Demokratik Toplum Merkezi“ adı altında yürüten “Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu” (YEK-KOM) gerçekleştirmiştir.”

Bu bilgiler doğrultusunda suç duyurusunda bulunan yapı hakkında açıklamada bulunan Yeneroğlu sözlerine şöyle devam etti: “MAF-DAD aynı şekilde 2011 yılı Kasım ayında da bir suç duyurusunda bulunmuştu. Anlaşılan, örgüt konjonktürel fırsatı kullanmayı amaçlıyor ve Cumhurbaşkanımızın şahsı üzerinden kurgulanan Türkiye karşıtı söylemlerden fayda sağlamak ve kendinden söz ettirmek istiyor. Bu gelişmede şaşırtıcı olan, ciddi Alman medya kuruluşlarının aşikar olan bu propaganda aksiyonunda yer almaları ve böyle terör örgütüyle ilişkili yapılara platform sunmalarıdır.

Aynı şekilde şaşırtıcı olan, az veya çok tanınmış şahsiyetlerin ve kuruluşların böylesine kirli bir kampanyaya isimlerini vermeleridir. Büyük ihtimalle derneğin “kamu yararına çalışan dernek” statüsüne sahip olması onları yanıltmaktadır ki, derneğin bu statüye sahip olabilmesi ayrı bir skandaldır. Bu vahim durumdan hareketle Alman Federal Hükümeti’ni, PKK’ya yakın yapılara yapılan finansal desteği durdurmaya ve bu tür dernekleri daha fazla “kamu yararına çalışan dernek” statüsüyle meşrulaştırmamaya davet ediyoruz.

Yaşanan bu son olay da, Almanya’daki PKK yasağının uygulamada ne anlama geldiğini gösteriyor. Yıllardan beri terör örgütü PKK’yı destekleyerek kirli kampanyada yer alan ve böylelikle Alman ceza kanununun 129. maddesinin 5. fıkrasına göre suç işleyen Alman Sol Parti milletvekillerinin durumu da hiç şaşırtmıyor. Terör örgütü PKK’ya silah kuryeliği yaparak destek olma suçlamasına karşı mahkemede kendini savunacak olan HDP’li milletvekilinin suç duyurusunu yapanlar arasında olması da, anlaşılan bu malum çevre için bir şey ifade etmiyor ve bu süreçte farklı kesimlerin yer aldığı fotoğrafı tamamlıyor.”

Yeneroğlu: “Araç getirmede 185 gün şartının uygulama şekli mağduriyetlere sebep oluyor.”

64. Hükümet döneminde yapılan düzenlemeyle yurt dışından getirilen araçların Türkiye’de kalma süreleri 2 yıla çıkarılmıştır. Uygulama kapsamında aracıyla Türkiye’ye gelmek isteyen vatandaşlarımızın Türkiye’ye giriş tarihinden geriye doğru bir yıl içerisinde 185 gün yurt dışında bulunmuş olmaları gerekir. Sözkonusu şart yurt dışında yerleşik olmakla ilintili bir zorunluluktur. Şartın yerine getirilmemesi durumunda araçlar Türkiye’ye alınmamaktadır. Bu durum, gümrük kapılarında ciddi mağduriyetlere neden olmaktadır. 

Sorunu gidermek için yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğu, “Anavatanlarında tatillerini geçirecek vatandaşlarımızın araçlarıyla gümrük kapılarında mağdur olmamaları için 185 gün şartının uygulamasıyla ilgili sorunları yakından takip etmekteyiz. Konuyla ilgili Gümrük ve Ticaret Bakanlığımız nezdinde gerekli girişimlerde bulunduk. Çözüm önerilerimizi ilgililere aktardık.

Öncelikle yurt dışındaki vatandaşlarımızın yoğun olarak geldiği yaz aylarında 185 gün şartının geçici süreliğine kaldırılması mağduriyetleri engelleyecektir. Bununla birlikte yurt dışında emekli vatandaşlarımızın yurtdışında yerleşiklik şartları daha esnek olduğu için Türkiye’ye girişlerinde 185 gün şartının yumuşatılabileceği kanaatindeyim. Ayrıca iki yıllık geçici ithalat belgesi almış olan emekli bir vatandaşımızın iki yıl boyunca girişlerde 185 gün şartı aranmadan ülkemize giriş-çıkış yapabilmesi de sağlanabilir.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığımız konuyu yakından takip etmekte olup sorunu aşmak için çözüm yollarını değerlendirmektedir. Bakanlar Kurulu kararını gerektiren olası çözüm önerileriyle ilgili en kısa zamanda gerekli düzenlemeler yapılarak yaşanan sıkıntıların önüne geçileceğini ümit etmekteyim.”, açıklamasında bulundu.

İngiltere Referandumu: “Brexit kararı, sağ popülizmin yeni zaferi olarak kayda geçecektir.”

İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, İngiltere halkının Avrupa Birliği’nden çıkma kararını, “Milliyetçi söylemlerin belirlediği bu karar, çokkültürlülük ve çoğulculuk iddialarıyla sınanan Avrupa Birliği için ciddi bir kırılmadır. Brexit kararı, sağ popülizmin yeni zaferi olarak kayda geçecektir.’’ sözleriyle değerlendirdi.

Yeneroğlu açıklamasında, “Avrupa Birliği dün İngiltere halkının verdiği kararla tarihi bir gün yaşadı. Kuruluşundan bu yana yeni üyelerle sürekli gelişen Birlik, ilk defa bir üye ülkenin çıkma kararıyla karşı karşıya. Bu kararın AB’ne üye diğer ülkeler nezdinde artçı etkileri beraberinde getireceği açıktır. Üye ülkelerde yapılan anketlerde AB’den çıkma düşüncesinde olan kişilerin sayısının arttığı dikkate alındığında İngiltere referandumu Birlik karşıtlarına cesaret verecektir. Birinci gündem maddesi AB’den çıkma olan aşırı sağcı popülist partilerin yükselmesi de, AB’ne yönelik halk desteğinin azaldığını ortaya koymaktadır. Bu gelişmeler AB için jeostratejik büyüme planlayanların hesaplarını rafa kaldıracağını göstermektedir.

Referandumda kullanılan gerekçelere bakıldığında milliyetçi akımların gündeme getirdiği başlıkların belirgin olduğu dikkat çekmektedir. Mülteciler sorunu, Türkiye karşıtlığı ve dünkü referandumun özgürlük günü olarak yorumlanması da sağ popülist grupların kullandığı söylemlerdir. Bu tip milliyetçi söylemlerin belirlediği bu karar, çokkültürlülük ve çoğulculuk iddiasıyla sınanan Avrupa Birliği için ciddi bir kırılmadır. Brexit kararı, sağ popülizmin yeni zaferi olarak kayda geçecektir. İkinci Dünya Savaşının ardından bölge için barış ve istikrar ortamı sağlamış olan Avrupa Birliği’nin bu gelişmeyle ciddi yara alması, ulusal egemenlikleri sınırlayan AB mekanizmalarının masaya yatırılmasını sağlayacak olsa bile reformların sağcı popülizmin AB’yi daha ileri düzeyde tehdit etmesini engelleyemeyeceği riski taşımaktadır.’’, ifadelerinde bulundu.

Yeneroğlu: “Mursi’ye verilen ceza, halkın meşru iradesine verilmiş bir cezadır.”

İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Mısır halkının özgür seçimiyle görev başına gelen ve darbeyle görevinden uzaklaştırılan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi hakkında verilen kararı kınadı.

Mustafa Yeneroğlu konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Askeri darbeyle görevinden uzaklaştırılan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye verilen 40 yıl hapis cezası sadece Mısır için değil, gidişata sessiz kalan tüm dünya ülkeleri için de bir ayıptır. Mısır’ın ‘ilk meşru’ Cumhurbaşkanı olarak anılacak Mursi’ye verilen bu ceza aynı zamanda halkın meşru iradesine verilmiş bir cezadır. Ülke yönetiminin siyasi rakip olarak gördükleri Müslüman Kardeşlere tahammülsüzlüğün yansıması olan bu karar, Mısır toplumuna vurulmuş bir darbedir.  Alınan bu kararı kınıyor, Mısır Yönetimini insaf ve vicdana, uluslararası toplumu da samimiyete davet ediyorum.”, dedi.

Yeneroğlu: “Almanya’daki Türklerin sesini kısmak demokratik tartışma kültürünü tehdit ediyor.”

İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Almanya Anayasayı Koruma Dairesi ve bazı Alman siyasetçilerden gelen açıklamaları, “Almanya’da yaşayan Türklerin seslerinin siyasi, hukuki ve istihbari baskı unsurları vasıtasıyla kısılmaya çalışılmasına derhâl son verilmelidir.” sözleriyle eleştirdi.

Medyada yer alan haberlere göre, Baden-Württemberg Eyaleti Anayasayı Koruma Dairesi, Alman Federal Meclisi’nin soykırım iddialarıyla ilgili kararının ardından “Türk toplumundaki radikal güçlerin” aktif olabileceği endişesini taşıdığını belirtmiştir. İç istihbarat kurumu “propaganda faaliyetlerinin arttığı” iddiasında bulunarak, “Bozkurtlar” olarak ifade edilen grubun söz konusu kararla ilgili hoşnutsuzluğunu dile getirdiği, kendilerini kandırılmış ve incitilmiş hissettiğini bildirdiği açıklamayı da buna kanıt olarak göstermiştir.

Mustafa Yeneroğlu, “Anayasayı Koruma Dairesi’nin bu ithamları oldukça gariptir. Ortak bir açıklama ile yazılı bir şekilde Alman Federal Meclisi’ndeki siyasi oylamaya dair görüş bildiren bir grubun bu tavrı endişeyle karşılanmaktan ziyade demokratik tartışma kültürü için örnek olarak görülmelidir. Anayasayı Koruma Dairesi’ni endişeye sevk eden bu açıklamada radikalleşmeye ya da şiddet kullanımına atıfta bulunan herhangi bir ifade hatta heceye bile rastlamak mümkün değildir. Anlaşılan istihbarat kurumunun parmağı sallanarak hoşa gitmeyen fikirlerin susturulması planlanmaktadır. Bu tutum, bizim demokrasi anlayışımızla da Anayasayı Koruma Dairesi’nin yasal görev alanıyla da uyuşmaz.” ifadelerinde bulundu.

Yeneroğlu’na göre Federal İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Günter Krings’in (CDU) tehditleri de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Krings Almanya’da yaşayan Türkleri “Erdoğan’ın kışkırtmalarına” uymaları durumunda bunun Almanya’daki oturum hakları açısından neticeleri olabileceği tehdidinde bulunmuştu. Bu ifadeleri tabuların yıkılması olarak değerlendiren Yeneroğlu, “Medya eğer haddini aşarsa buna bir nebze tahammül edilebilir, ama bir müsteşar hem Türkiye Cumhurbaşkanı’na kışkırtıcılık ithamında bulunuyor hem de Almanya’daki Türkleri hukuki neticelerle tehdit ediyorsa ipin ucunu kaçırmış demektir. Federal İçişleri Bakanlığına tavsiyemiz, kendi görev alanına konsantre olması ve popülist söylemlere başvurarak yangına körükle gitmemesidir.”, dedi.

Türklerin sivil toplum kuruluşlarına ve bilhassa Türk üyelerin çoğunlukta olduğu dinî cemaatlere yönelik sistematik olarak artan baskı da muhtemelen aynı damardan beslenmektedir. Mustafa Yeneroğlu, “Öyle görünüyor ki Almanya’daki Türkler hâlihazırdaki politik dogmaların haricinde kendi fikirlerini ortaya koyma hakkına sahip değiller. Siyasi, hukuki ve istihbari baskılarla istenilen bir kalıba sokulmak istenmektedirler. Bu, özgürlükçü demokratik bir toplumda olması gereken tartışma kültürüyle bağdaşır bir durum değildir.” ifadelerinde bulundu.

Mustafa Yeneroğlu sözlerini şöyle sonlandırdı: “Radikal sağ partilerin ve bunların provokatör politikacılarının somut tehditlerinin yanı sıra Almanya’daki artan ırkçılık da göz önünde bulundurulduğunda, göz hizasında müzakereler yapmaya ve farklı fikirleri de dinleyerek fikir alışverişinde bulunmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz açıktır. Bunu yaparken de ne gerçek toplumsal sorunları görmezden gelmeli ne de meydanı yıkıcı güçlere bırakmalıyız.”