12. Dönem ASTTASAK Mezunlarının Mağduriyeti Hk. Soru Önergesi

Kara Kuvvetleri Komutanlığı 2015 Muvazzaf Astsubaylık temin aşamalarını (Mart-Haziran 2015) ve 2016/12. dönem (Şubat-Ağustos 2016) 6 Aylık Temel Askerlik ve Astsubaylık Anlayışı Kazandırma Kursunu (ASTTASAK) başarılı bir şekilde tamamlayan mezunlar astsubay olarak atanma hakkını elde etmişlerdir.

31 Temmuz’da çıkan 669 sayılı KHK ile askeri okullar kapatılmış ve askeri öğrencilerin okullardan ilişiği kesilmiştir. ASTTASAK 12. dönem Kursiyer Astsubayların ise askeri öğrenci sanılarak sigortaları kesilmiş olmasına rağmen 31 Temmuz-31 Ağustos 2016 tarihleri arasında KKK ASBMYO/ASTTASAK Eğitim Tabur Komutanlığı’na gelen emir gereği kurslarına devam etmişlerdir. Kurstan 30 Ağustos tarihinde mezun edilen kursiyerler OHAL dönemindeki karışıklık nedeniyle görevlerine derhal atanmamışlar bunun yerine kurs bitirme ve izin belgeleri ile süresiz izne gönderilmişlerdir.

Mezun kursiyerler süresiz izinde oldukları dönemde astsubay olarak atanmayı beklerken 29 Ekim 2016 tarihli 675 Sayılı KHK’nin 6. maddesi gereği sehven TSK’dan ihraç edilmeden ilişikleri kesilmiş ve yanlışlıkla sistemde temini tamamlanmamış personel olarak gösterilmişlerdir. Askeri öğrenci statüsünde olmayan, haklarında hiçbir idari veya adli işlem olmayan, 675 sayılı KHK’nın çıktığı tarihte mezun statüsünde oldukları için temini tamamlanmamış personel statüsünde de olmayan ve dolayısıyla TSK bünyesinde göreve atanmaları gereken 900 Astsubay Kursiyeri ve 60 Uzman Çavuş 6 yıldır atama ve terfi beklemektedir.

Bu bağlamda;

1) 12. dönem ASTTASAK mezunları TSK bünyesinde kadroya atanacak mıdır?

2) 12. dönem ASTTASAK mezunlarına özel bir başvuru imkanı sağlanarak, yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda astsubay ve uzman çavuş olarak atanmalarına dair bir çalışma yapılmakta mıdır?

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Hk. Basın Toplantısı

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Lansmanı’nın ardından TBMM’de basın toplantısı düzenledi.

Yeneroğlu, “Türkiye için çok yakında güneş doğacak, hukukun üstün olduğu, ortak aklın karar mekanizmasında etkin olduğu bir sistem ile sorunlarımızı çözeceğiz.” diyerek Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi çözümün kaynağı olarak değerlendirdi.

 

‘Sorunlarımızı çoğulculuk temelinde çözeceğiz.’

Türkiye’nin temel sorunlarını çözebilmek için ortak akıl ve uzlaşmadan başka bir yol olmadığı açıktır.
İşte bu yüzden bizler, ortak akıl ve dayanışma içinde, derin sorunlarımızı demokratik siyasetin alanını genişleterek, çoğulculuk temelinde çözmeyi amaçlıyoruz. Milletimize bu karanlık günlerde umut olmayı hedefliyoruz.

‘İktidar çay kaşığı ile veriyor, kepçe ile alıyor.’

Fakat birilerinin çocukları daha dün kurdukları şirketlerle milyonluk kamu ihaleleri alıyor ve garsonluk yapmak için olmasa da kumar oynamak için yurtdışına gidiyor.
Benzine eskiden kuruş kuruş zam gelirdi artık lira lira zam geliyor.
İktidar çay kaşığı ile veriyor, kepçe ile alıyor.
Mafyalar ve onlarla ilişkisi olan siyasetçiler eskiden göstermelik de olsa ilişkilerini gizlerlerdi artık göğüslerini gere gere fotoğraf çekilip mafyayla ilişkilerini paylaşıyorlar.
Siyasi bağlantılı sokak çeteleri gün ışığında talimatla gazeteci dövüyor, hatta öldürüyor.

‘Öncelikle etkili ve katılımcı bir yasama organı öngörüyoruz.’

Yasama, yürütme ve yargı organları birbirini hem dengelediği hem de denetlediği,
Tüm güçlerinin tek bir elde toplanmadığı, işlerin istişare ile karara bağlandığı,
Sivil toplumun üzerinde hiçbir baskının olmadığı, basının özgür olduğu
Ve her bir vatandaşımızın kendini nasıl arzu ediyorsa o şekilde gerçekleştirdiği demokratik ve özgür bir Türkiye’yi hep birlikte inşa etme kararlılığı içindeyiz.
Bu amaçla öncelikle etkili ve katılımcı bir yasama organı öngörüyoruz.
Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemin kalbi olan Meclis işini yapacak, kanunlar ona Beştepe’den gelmeyecek.
Kanun çalışmalarına Meclis hâkim olacak, yasama kültürü tekrar tesis edilecek. Meclis sağlıklı olarak görüşülmemiş ve hangi menfaate hizmet ettiği belli olmayan kanunları onaylama makamı olmayacak. Tüm kanun tekliflerinin doğrusu ve yanlışı tartışılacak…
Siyasi Partiler ve Seçim Kanunlarını demokratikleştireceğiz.
Seçim barajını yüzde 3’e düşüreceğiz.

‘Cumhurbaşkanlığı, tarafsız ve partiler üstü bir yapıya kavuşturulacak.’

Yürütmeye dair icrai yetkiler, Meclis’e karşı siyasi sorumluluğu olan Başbakan ve Bakanlardan oluşan Bakanlar Kurulu tarafından kullanılacak. Cumhurbaşkanının icrai yetkisi olmayacak.
Cumhurbaşkanlığı, tarafsız ve partiler üstü bir yapıya kavuşturulacak.
Cumhurbaşkanı seçilen kişinin varsa partisi ile ilişiği kesilecek ve görevi sona eren Cumhurbaşkanı aktif siyasette bir daha görev alamayacak.
Her bir bakan alanında öne çıkmış, siyaseten de ağırlığı olan kişiler olacak.
Bakanlıklarındaki başarılı ve başarısız bütün kararlarının hesabını şimdiki gibi yalnızca Cumhurbaşkanına değil hem başbakana hem meclise hem de kamuoyuna karşı verecek.

‘Ötekileştirme hissi doğuran tüm uygulamalara son verilecek.’

Düşünce ve ifade, toplantı ve gösteri yürüyüşü ile örgütlenme özgürlüklerinin üzerindeki baskıya son verilecek.
Kişilerin din, inanç ve yaşam tarzı fark etmeksizin özgürce yaşadığı, herkesin kendi kimliğiyle eşit şekilde toplumsal, kamusal ve siyasal yaşama katıldığı bir sistem inşa edilecek.

‘Türkiye için çok yakında güneş doğacak, sorunlarımız çözülecek’

Bizler, bugünden itibaren Türkiye’yi karış karış gezecek ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi milletimize anlatacağız.
Görüyoruz ki Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem vatandaşımızın kalbinde umut filizlerini yeşertti.
Daha az önce zikrettiğim sorunlardan bunalmış, işlerin iyiye gidebileceğine dair inancını yitirmiş insanımıza çözümün var olduğuna dair inanç aşıladı. Bu noktada ümitvar olmamız gerektiğinin ve aydınlık yarınların yakında olduğunun bilinmesini istiyorum.
Çünkü güneş karanlığın en yoğun olduğu noktada doğmaya başlar. Türkiye için çok yakında güneş doğacak. Hukukun üstün olduğu, ortak aklın karar mekanizmasında etkin olduğu bir sistem ile sorunlarımızı çözeceğiz.
Millete kabadayılık yapan, muhalefeti tehdit eden demokrasi ve hukuk engelli kişilerden Türkiye siyaseti kurtulacak.

‘İlk seçimlerden sonra bu sistemi hep birlikte hayata geçireceğiz.’

DEVA Partisi olarak bizler inanıyoruz ki Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme olan yoğun ilgi her geçen gün daha da artacak. Milletimizin desteğiyle ilk seçimlerden sonra da bu sistemi hep birlikte hayata geçireceğiz.
Bu nedenle, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi, ülkemize adalet, barış, refah ve huzur getirmesi inancıyla hayata geçirmeyi taahhüt ediyoruz.

Basın toplantısını izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

 

 

“12 Şubat Deklarasyonu” Hakkında Basın Toplantısı

‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem, Türkiye’nin geleceğe dair umudunun ve inancının en bariz göstergesi’

 

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, 6 siyasi partinin buluşması sonrası yayınlanan 12 Şubat Deklarasyonuyla ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Yeneroğlu, “Hiçbir ahlaki sınır tanımayan, akıl almaz iftiralarla gölgelenmek isteniyor” dediği buluşmayı sorunların çözümü için büyük bir adım olarak değerlendirdi.

 

‘Türkiye’nin yıllardır görmeyi umut ettiği tarihi bir çalışma’

“Türkiye, tarihi bir dönüm noktasındadır. Yaklaşan seçimler ülkemizin geleceği için, insanımızın refah ve huzuru için son derece önemlidir. Toplum üzerindeki baskıyı her geçen gün artıran iktidar, bir yandan eline yüzüne bulaştırdığı ekonomi yönetiminin sorumluluğundan kaçmaya çalışmakta, diğer yandan da hukuksuzlukların dozunu artırmaktadır. Tek adam rejiminin baskıları sürekli artarken Cumhuriyet tarihinde eşine rastlanmamış bir şekilde birbirinden farklı altı siyasi parti olarak, bizler, Türkiye’nin yıllardır görmeyi umut ettiği uzlaşma anlayışı içerisinde tarihi bir çalışma için bir araya geldik.”

 

‘Demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinin gerçekleştirilebilmesi için çok büyük bir adım’

“Ülkemizi içinde bulunduğu krizden çıkartma amacıyla kapsamlı bir çalışma ortaya koyduk. Kuvvetler ayrılığı ile denge ve denetleme mekanizmalarının güçlü bir şekilde tesis edildiği; özgürlükçü, demokratik ve adil bir sistem oluşturmak için; dili, inancı, ideolojisi, etnisitesi, siyasi tercihi ne olursa olsun tüm vatandaşlarımızın barış ve huzur içinde yaşayacağı, herkesin düşündüklerini özgürce ifade edebildiği ve inançlarının gereğine uygun şekilde gibi yaşayabildiği, basının eleştirel haber yapma ve kamuoyunu aydınlatma işlevini üzerinde bir baskı hissetmeden yerine getirebildiği, kadın haklarının etkili bir şekilde güvence altına alındığı, kimsenin emeklerinin kayırmacılığa feda edilmediği bir Türkiye için Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem çalışmasını hazırladık. Ayrıntıları 28 Şubat’ta kamuoyuyla paylaşılacak olan bu çalışma, ülkemizde geçmiş yıllarda yaşanan ve halen yaşanmakta olan sorunların ortadan kaldırılabilmesi ve demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinin tam manasıyla gerçekleştirilebilmesi yolunda atılmış çok büyük bir adımdır.”

 

 

‘Bu hukuk tanımaz yönetim anlayışı sürdürülemez’

“Türkiye çok yoğun bir siyasi ve ekonomik krizin ortasında. Ve bu krizin en önemli sebeplerinden biri de Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi adı altında uygulanan keyfi ve kural tanımaz yönetim. Bu kuralsız ve hesapsız yönetim Türkiye’de demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları konusundaki gerilemeye çok ciddi bir ivme kazandırmış ve hızlı bir şekilde bu ilkelerin gereklerinin tamamen yok sayılmasına yol açmıştır. Yürütme yetkisinin tek bir kişi tarafından sınırsızca kullanıldığı, TBMM’nin işlevsiz hale geldiği, yargının talimatla çalıştığı ya da talimatlar dolayısıyla “çalışamadığı” bu hukuk tanımaz yönetim anlayışının sürdürülebilmesi mümkün değil.”

 

‘Bu millet kendisine yapılan efendiliğe mahkûm değil’

“Bugün yaşanan ekonomik krizin, halkımızın her geçen gün daha fazla yoksullaşmasının, çarşıda pazarda her hafta etiketlerin değişmesinin tek sebebi kötü sistem ve kötü yönetimdir. Halkımız günbegün yoksullaşıyorsa, gençlerimiz akın akın yurtdışına çıkmaya çalışıyorsa; esnafımız siftahsız dükkân kapatıyorsa, işçimiz, memurumuz ay sonunu getiremiyorsa bunun sorumlusu ülkeyi yöneten iktidardır. Demokratik bir hukuk devletinde özgür ve müreffeh insanlar olarak yaşamak her vatandaşımızın hakkıdır. İnsanımız bu hukuk tanımaz yönetim anlayışını hak etmemektedir. Hak edenin değil, tanıdığı olanın işini hallettiği, haklının değil güçlünün sözünün geçtiği ve birileri sefasını sürerken milletin de cefasını çektiği bu hukuksuz düzen kaderimiz değildir. Düne kadar “Bizden başkası daha iyi yönetemez” diyenler bugün ağır krizin farkında olacaklar ki “İktidarı bırakmayız ama beceriksizliğimizin külfetine de hep birlikte katlanacağız” diyorlar. Sn. Cumhurbaşkanı zaten siz katlanmıyorsunuz, sadece size çok büyük kredi açan milletimiz, ağırlaşan yoksulluğa katlanıyor. Bu millet kendisine yapılan efendiliğe mahkûm değil!”

 

‘Akıl almaz iftiralarla 12 Şubat Deklarasyonu’nu gölgelemek istiyorlar’

“Türkiye’nin yarınını inşa için bir araya gelerek istişare ve uzlaşı kültürüne tarihi bir örnek olmamız hükûmet ortaklarını oldukça rahatsız etmiştir. Hükûmet ortakları ve onların sözcülüğüne soyunmuş olan bazı medya kuruluşları hiçbir ahlaki ilke ve sınır tanımaksızın akıl almaz iftiralarla 12 Şubat Deklarasyonu’nu gölgelemek istemektedir. Varlıklarını mevcut iktidara borçlu olan bu medya kuruluşlarının kaygılarını ve endişelerini elbette anlıyoruz. Çünkü Anayasa Mahkemesini kapatmak isteyenler, hukuka karşı hamle yaparız, ‘hukuk arkadan gelsin’ diyenler, milleti sefalete mahkûm edenler, milyonlarca gencin umudunu söndürenler, mafyayı, sokak çetelerini siyasi aparat olarak kullananlar bu yeni sistemde at koşturamayacaktır.”

 

‘Türkiye’nin umutları ve geleceğe olan inancı sorunlarından daha büyük’

“Devleti babasının çiftliğine çevirenler, kamu malını gözünü kırpmadan peşkeş çekip fildişi kulelerden ‘Vatan millet Sakarya’ nutukları atanlar artık nemalanacakları bir yönetim anlayışı bulamayacaktır. Mahkemelere talimatlar gönderip istediği kişiyi tutuklatıp istediğini de serbest bıraktıranlar artık hukuka müdahale edemeyecektir. Türkiye, bugün çok büyük sorunlarla boğuşmaktadır. Ama Türkiye’nin umutları ve geleceğe olan inancı sorunlarından daha büyüktür. Tüm farklılıklarımızla beraber “biz” düşüncesini inşa etmek için hazırladığımız Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem, Türkiye’nin geleceğe dair umudunun ve inancının en bariz göstergesidir. Türkiye’yi üçüncü sınıf bir otoriter rejime mahkûm edebileceklerini zannedenler, milletimizin demokrasiye ve hukuk devletine olan inancını ilk seçimde göreceklerdir.”

 

RTÜK’ün Uluslararası Haber Sitelerine Lisans Başvurusu İçin Süre Vermesi” Hakkında Açıklama: Türkiye’de Basın Özgürlüğü İçin Var Gücümüzle Çalışacağız

‘Türkiye’de basın özgürlüğü için var gücümüzle çalışacağız’

 

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, RTÜK’ün uluslararası haber sitelerine lisans başvurusu için süre vermesine tepki gösterdi. Yeneroğlu, “72 saat süre tanınması ve lisans alınmaması halinde erişimin engelleneceği ihtarı, iktidarın alternatif haber kaynaklarını engelleme amacına yönelik.” dedi.

 

Yeneroğlu’nun açıklaması şöyle:

 

‘İnternetten yayın yapan haber siteleri de kontrol altına alınmak isteniyor’

“RTÜK, iktidarın güdümüyle yayın durdurma ve para cezalarıyla televizyon ve radyoları kontrol altına aldığı gibi internetten yayın yapan haber sitelerini de kontrolü altına almak istemektedir. Radyo ve televizyonda yer almayan birçok habere artık internetten ulaşabildiğimiz düşünüldüğünde yapılmak istenen müdahalenin ne kadar ciddi olduğu açıktır.”

 

‘Basın özgürlüğüne, internet denetlemeleri üzerinden ölümcül bir darbe vurulacak’

“İnternetten yayın yapan haber sitelerinin çerçevesi RTÜK tarafından belirlenecek şekilde, izin sistemine bağlayan ve denetimin içeriğini RTÜK ilkeleri kapsamında genişleten yasal düzenleme ve bu kanuna dayanılarak çıkarılan belirsiz ve ölçüsüz hükümlerin yer aldığı yönetmelik hukuka aykırıdır. Yasa değişikliği ve yönetmelik düzenlemeleri Türkiye’de zaten zayıflamış olan basın özgürlüğüne internet denetlemeleri üzerinden de ölümcül bir darbe vuracaktır.”

 

‘Sınırları belli olmayan bir yetki, sansüre elverişli ortam oluşturacaktır’

“İnternet Yayınları Hakkındaki 5671 sayılı yasa ile zaten gerekli hallerde erişimin engellenmesi hususlarını düzenlenmiş durumdadır. Buna ek olarak RTÜK’e de erişimin engellenmesi ve içeriklerin kaldırılması konusunda sınırları belli olmayan bir yetkinin verilmesi radyo ve televizyonlara yönelik baskı ortamının internet ortamına taşınma çabasına yöneliktir. Yönetmelikte, “internet ortamından iletmeye özgülenmemiş platformlar” ya da “bireysel iletişim hizmetleri”nin kapsam dışında olduğu gibi sınırları belli olmayan ifadeler kullanılmıştır. Bu kavramların içi RTÜK tarafından doldurulacaktır ve bu yetkiyi sınırlayacak bir güvence de bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu muğlak ifadelerle haber verme görevi icra eden çok geniş bir kesim sansür tehdidi altında kalmaktadır.”

 

‘Haber sitelerinin lisans bahanesiyle susturulmaya çalışılması kabul edilemez’

“Ülkemizde son yıllarda düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü gibi konularda iktidar her geçen gün baskının dozajını artırmaktadır. Ulusal basının ağır yaptırımlarla susturulmaya çalışıldığı bu süreçte farklı seslere müsaade etmeme konusunda kararlılık gösteren bir zihniyetin uluslararası haber sitelerini de lisans bahanesi ile susturmaya çalışması kabul edilemez.”

 

Vatandaşlarımızın haber alma hakkına aykırı olarak atılan her adımın karşısındayız’

“Vatandaşlar açısından haber alma özgürlüğü, yayıncılar açısından da basın özgürlüğü demokrasilerin olmazsa olmazıdır. DEVA Partisi olarak özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi anlayışımız gereği, vatandaşlarımızın haber alma hakkına aykırı bir şekilde atılan her adımın karşısındayız. Türkiye’de basın özgürlüğü için var gücümüzle çalışacağımızın kamuoyu tarafından bilinmesini isteriz.”

Anayasa Mahkemesinin Kamu Görevinden İhraçlara İlişkin Kararı Hakkında Açıklama: “Anayasa Mahkemesi OHAL KHK’ları Kararı Anayasa’ya Aykırı”

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Anayasa Mahkemesinin kamu görevinden ihraçlara ilişkin kararına tepki gösterdi. Yeneroğlu, yayınladığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

 

İltisak ve irtibat kavramlarının onaylanması Anayasa’ya aykırı

 

Anayasa Mahkemesi, 26.01.2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2018/81 Esas künyeli kararıyla OHAL KHK’ları ile kamu görevinden ihraç gerekçeleri arasında belirtilen ve kesinleşmiş bir yargı kararına dayanmayan “üyelik ve mensubiyet” kavramlarının masumiyet karinesini ihlal ettiğini belirtmiştir. Bu tespitine rağmen aynı kararda ne yazık ki irtibat ve iltisak kavramları ve KHK’lıların ömür boyu kamu görevinden yasaklanmaları konularında Anayasa’ya aykırılık görmemesi Anayasa Mahkemesi açısından kara bir lekedir.

İrtibatlı veya iltisaklı olduğundan bahisle savunmaları dahi alınmadan bir gece vakti Resmi Gazete’de yayınlanan bir OHAL KHK’sı ile kamu görevlerinden ömür boyu ihraç edilen kişiler sivil ölüme itilmiş; başta ekonomik, psikolojik ve sosyolojik olmak üzere çok ağır sonuçlarla yüzleşmişlerdir.

 

Belirsiz kavramlar hukuki güvenliği ortadan kaldırmaktadır

 

Anayasa Mahkemesi’nin OHAL KHK’ları ile ihraca ilişkin kararı iki sebeple hukuka aykırıdır:

1- İrtibat ve iltisak kavramları hukuki güvenliği ortadan kaldıran, sonradan getirilen tanımların ise geçmişe yürütüldüğü belirsiz kavramlardır. İrtibat ve iltisak kavramları mevzuatta daha önceden tanımlanmış ve içeriği belirli kriterler değildir. İhraç tarihinde kişilerin meslekten çıkarılmayı gerektiren somut bir fiili olmamasına rağmen tamamen hal ve tutumları ile belirli bir gruba yakınlıkları veya sempatizanlıkları olduğu varsayılarak irtibat veya iltisaklı oldukları isnadıyla insanlar meslekten çıkarılmıştır. İrtibat ve iltisak kavramları ise ihraçlar tamamlanıp, OHAL Komisyonu’ndan ret kararları çıktıktan sonra mahkemeler tarafından çerçevesi belirsiz şekilde tanımlanmış ve bu tanımlar geçmişte gerçekleşen olaylara uygulanmıştır. Bu kavramlar, Anayasa’nın öngördüğü şekilde açık, net ve anlaşılabilir olma kriterlerini karşılamamaktadır. Nitekim Venedik Komisyonu’na göre de bu kavramlar her türlü bağlantının kamu görevinden çıkarılmayla sonuçlanmasına imkân tanıyan ve asgari düzeyde de olsa güvence sağlamayan bir niteliktedir.

 

OHAL’in kalıcılaştırılması AİHM’in içtihatlarına aykırıdır

 

2- Yargı kararına dayanmayan ve belirsiz kriterlerle gerçekleşen ihraçların kişiler açısından ömür boyu sonuç doğurması ve hatta aile üyeleri açısından güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması hükümleri nedeniyle ihraç kişinin yakınlarının da kamu görevlerinden men edilmesi sonucunu doğurması sebebiyle OHAL’in kalıcılaştırılması anlamına gelir ve ölçülülük ilkesine aykırıdır. Anayasa Mahkemesi kararında, ihraçların usuli güvenceler ve bireyselleştirme sağlanmadan yapıldığı ve ölçüsüz olduğu itiraf edilmesine rağmen bu tedbirlerin ömür boyu yasaklama sonucu doğurduğu göz ardı edilerek ihraçların OHAL sınırlarını aşmadığına ve ölçülü olduğuna karar verilmiştir. Hâlbuki ömür boyu kamu görevinden men eden bu hükümlerin “ölçülü” kabul edilmesi AYM’nin önceki ve AİHM’in de güncel içtihatlarına açıkça aykırıdır. Nitekim AİHM, yakın tarihli Polyakh ve Diğerleri/Ukrayna kararında, acil bir durum olduğu gerekçesiyle kişilerin toptancı bir şekilde damgalanmaları, kamu görevinden çıkarılmaları, on yıl süresince kamu görevinden yasaklanmaları ve yaklaşık on bin kişiyi etkileyecek şekilde geniş kapsamlı tutulmasının ölçülü olmadığına ve insan hakkı ihlali olduğuna hükmetmiştir.

 

DEVA Partisi olarak OHAL KHK’ları sorununu çözeceğiz

 

DEVA Partisi olarak; Anayasa’ya ve hukuka aykırı olan, ağır mağduriyetlere yol açan insan hakkı ihlallerine son vereceğimizi ve OHAL KHK’ları sorununu çözeceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.

 

OHAL Komisyonunun Görev Süresinin 1 Yıl Daha Uzatılması Hakkında Açıklama: “OHAL Komisyonu Hak Arama Özgürlüğü Önünde 1 Yıl Daha Engel Olmaya Devam Edecektir”

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, OHAL Komisyonunun görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına tepki gösterdi. Yeneroğlu, yayınladığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

 

‘Hükümet ülkeyi sürekli olağanüstü hal ortamı içerisinde tutuyor.’

 

OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu)’nun görev süresinin Cumhurbaşkanı kararı ile 23 Ocak 2023’e kadar uzatılması, dosyası halen komisyonda olan vatandaşlarımızın bir yıl daha hak arama özgürlüklerini kullanamaması anlamına gelmektedir. 18 Temmuz 2018’de sona eren olağanüstü hal bazı etkilerini OHAL Komisyonu’nun görev süresinin uzatılmasıyla halen devam ettirmesi hükümetin ülkeyi sürekli olağanüstü hal ortamı ve hissiyatı içerisinde tutma stratejisiyle de uyuşmaktadır.

 

‘OHAL Komisyonu hukuksuzlukları sürdürmeyi tercih etti.’

 

2 yıllık olağanüstü hal döneminde resmi rakamlara göre 131 bin 922 ‘tedbir’ işlemi gerçekleştirildi. Kamu görevinden ihraçlar, savunma alınmaksızın kurum içi kanaat ve değerlendirmeler sonucunda tek taraflı ve yargı denetimine kapalı kesin kararlar ile yapıldı. Büyük haksızlıklara yol açan bu OHAL KHK’ları Anayasal olarak yargı denetimine kapalı olduğu için insan hakları ihlalleri şikayeti için KHK mağdurlarının doğrudan AİHM’e başvurma hakları mevcuttu. Tüm bu süreçte mağduriyetleri gidermek ve AİHM öncesinde idari başvuru ve yargı yolları oluşturmak için kurulan OHAL Komisyonu gerçekten adil incelemeler yaparak, mağduriyetleri giderebilirdi. Fakat OHAL Komisyonu ne yazık ki mağduriyetleri gideren bir organ olmak yerine iktidarın yaptığı hukuksuzlukları sürdüren bir pozisyonu tercih etti. Üstelik komisyon sadece 2 yıllığına kurulmasına rağmen dosyaları süresinde incelemediği için mağduriyetler büyüyerek arttı.  31 Aralık 2021 tarihi itibariyle OHAL Komisyonu 16.060 kabul, 104.643 ret olmak üzere toplam 120.703 karar verdi. Komisyon’un hukuken geçersiz kriterlerle %86.7 oranında ret kararı vermesi komisyonun etkili bir başvuru yolu olmaktan uzak olduğunu da ortaya koymaktadır.

 

‘Hak ihlalinin boyutu endişe vericidir.’

 

Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesine göre; herkesin makul sürede adil yargılanma hakkı vardır. Ancak Komisyonun dosyaları ihraç tarihine göre değerlendirmemesinden dolayı 2016’da ihraç edilen bir kişi dosyası halen komisyonda olduğu için 5 yıl geçmesine rağmen halen etkin bir yargı yoluna başvuramamaktadır. KHK mağdurlarının ağır ekonomik ve psikolojik sorunlara maruz bırakıldığı düşünüldüğünde bu süreçte yaşanan hak ihlalinin boyutu endişe vericidir.

 

‘OHAL KHK mağduriyetlerini tümüyle gidereceğiz.’

 

KHK’lar ile ihraçlar ve terör mevzuatının keyfi şekilde uygulanmasından kaynaklanan haksız yargılamalar Türkiye’nin yüzleşmesi ve acilen çözüme kavuşturması gereken ciddi sorunlardır. DEVA Partisi olarak parti programımızda belirttiğimiz üzere her iki konuda da adaleti tesis edeceğiz. Bu kapsamda, ilk olarak OHAL KHK’ları ile işlerini kaybetmiş ve yargı kararlarıyla suçsuz bulunmuş, takipsizlik ve beraat kararı almış veya haklarında adli bir soruşturma bulunmayan kişilerin görevlerine ivedilikle dönmelerini sağlayacağımızı, hak ve itibarlarının iade edeceğimizi bu vesileyle tekrar etmek isteriz. Bununla birlikte, çözümün diğer büyük parçası terör yargılamalarında adil yargılanmanın tesis edilmesidir. Cebir ve şiddete başvurmamış kişiler bakımından yargılamaların demokratik toplumun gerekleri, AİHM’in güncel kararları ve adil yargılanma hakkına uygun şekilde yapılması tesis edilmeden adaletten bahsedilemez. Adalet dağıtan bir hukuk anlayışı ile gerçekten suç işleyenler ile suç işlemeyenlerin ayrıştırılması sağlanmalıdır.

 

Son olarak idarelerin ihraç kriterlerini aynen benimseyen ve etkisiz bir başvuru yolu niteliğinde olan OHAL Komisyonunun, KHK mağdurlarının haklarını ivedilikle yargı organları önüne taşıyabilmesi adına derhal kapatılması ve dosyaların tasfiye edilmesi gerekliliğini de tekrar vurgulamak isteriz.

Kastamonu YK Üyemiz Mustafa Günaydı Hk. Soruşturmaya İlişkin: “Takipsizlikle Sonuçlanmış Haksız Bir Soruşturma Üzerinden Algı Operasyonu Yapılmaktadır”

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, DEVA Partisi Kastamonu İl Yönetim Kurulu üyemiz Sayın Mustafa Günaydı hakkında takipsizlikle sonuçlanan soruşturmaya rağmen yeni bir soruşturma açılmasına tepki gösterdi. Yeneroğlu, yayınladığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

 

‘Bu Soruşturma Hukukun En Temel İlkelerine Aykırıdır’

 

DEVA Partisi Kastamonu İl Yönetim Kurulu üyemiz Sayın Mustafa Günaydı hakkında daha önceden ‘silahlı terör örgütüne üyelik’ suçlaması ile ilgili olarak yapılan soruşturmanın kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sonuçlanmasına rağmen mevcut delil durumu ile bu kez Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamında yer alan suçların da eklenerek yeni bir soruşturma açılması hukukun en temel ilkelerine aykırıdır. Ceza hukukunun bu temel ilkelerinden biri olan “Non bis in idem” yani bir kişi “Aynı suçtan iki kere yargılanamaz.” kuralı gereğince, kişinin yeni bir delil olmadıkça aynı fiil nedeniyle bir daha soruşturulması mümkün değildir.

 

‘Soruşturma Gerekçesi 14-15 Sene Öncesine Ait Suç Oluşturmayan Eylemler’

 

Bir kişinin fiilinin suç vasfının olup olmadığı değerlendirilip bu fiilin suç olmadığı veya kovuşturma açmayı gerektirecek delillere ulaşılamaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi halinde Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre soruşturmanın yeniden açılabilmesi için yeni elde edilen bir delil olması gerekir. Buna rağmen somut hiçbir yeni delil yokken 14-15 sene öncesine ait bir kısım banka kayıtları, suç oluşturmayan eylemleri yeni bir delilmiş gibi sunularak soruşturma açılması ve gözaltı uygulanması açıkça hukuksuzdur. İl yönetim kurulu üyemizin soruşturma dosyasının kapanmış olmasına rağmen “Bu kişiyi her koşulda cezalandıracağız.” mantığı ile yürütülen yeni bir soruşturmanın adil olduğundan bahsetmek mümkün değildir.

 

 

‘Avukatların Dosyayı İnceleme Yetkisi Engellenmiştir’

 

İl yönetim kurulu üyemizin soruşturma süreci de hukuka aykırı olarak yürütülmüştür. Şüphelinin ikametinde yapılan arama sonucunda dijital verilere el koyma için mahkeme kararı gerekmesine rağmen bu yönde bir karar olmadan il yönetim kurulu üyemizin ve ailesinin cep telefonları ve bilgisayarlarına el konulmuştur. El koyma anında cep telefonu ve bilgisayarlarda hangi dosyaların mevcut olduğuna dair imajlar alınmamış ve bu cihazlara daha sonra kolluk güçlerince ekleme yapılabilmesi riskinin söz konusu olduğu bir durum oluşturulmuştur. Ayrıca dosya ile ilgili olarak avukatların dosyayı inceleme yetkisi de hukuka aykırı bir şekilde engellenmiştir.

 

‘Usul Kuralları Ve Adil Yargılanma Hakkı İhlal Edilmekte’

 

Vatandaşların hukuki güvenlik hakları ihlal edilerek kapanmış dosyaların tekrar açılması ve soruşturma işlemlerinin de usul kurallarına aykırı olarak ve insanların adil yargılanma haklarını ihlal edecek şekilde yürütülmesi kabul edilemez. Hukuksuzlukları tespit edip yargılamakla görevli hâkim ve savcıların açık hukuksuzlukları gerçekleştirmesi veya bunlara alet olması toplumun adalete olan güvenini zedelemektedir.

 

‘Hukuka Aykırılıklar Savcıların Basit Yorum Hatasından İbaret Değildir’

 

DEVA Partisi olarak Türkiye’de hukukun üstünlüğünün rafa kaldırıldığını biliyoruz. Aynı zamanda parti üyelerimiz hakkındaki adli işlemlerde karşılaştığımız ağır hukuka aykırılıkların savcıların basit bir yorum hatasından ibaret olmadığı kanaatindeyiz. Partimizi kamuoyu gözünde töhmet altında bırakma çabalarının bir sonucu olarak, soruşturma dahi gerektirmeyen bir konudan dahi algı operasyonu yapıldığı artık aşikâr hale gelmiştir.

 

‘Herkesin Maruz Bırakıldığı Bu Haksız Cezalandırmalara Karşı Mücadelemiz Sürecek’

 

Bu minvalde soruşturmaların ve yargılamaların hukukun üstünlüğü gözetilerek yapılması ve Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki şüpheli haklarının tüm vatandaşlarımıza kullandırılması gerekliliğini bir kez daha hatırlatır, milyonlarca vatandaşımızın maruz bırakıldığı bu haksız soruşturmalara ve cezalandırmalara Türkiye’de hiçbir vatandaşımızın maruz kalmaması için mücadele verdiğimizi kamuoyunun takdirlerine sunarız.

 

DEVA Partisi olarak insan haklarının ve insan onurunun her şeyin üstünde olduğuna inanıyoruz. Bu inançla çıktığımız yolda, şartlar ne olursa olsun her zaman hukuk ve demokrasiyi savunacak, haksızlığa uğrayan kim olursa olsun ses çıkaracak ve önümüze çıkacak tüm engelleri haklılığımızdan aldığımız güçle aşacağı

İktidarın Hedefindeki İnsan Hakları Derneği ve Öztürk Türkdoğan Hk. Açıklama: “İktidar, İnsan Hakları Savunucuları Üzerindeki Baskı ve Tehdit Politikasına Son Vermelidir.“

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, İnsan Hakları Derneği Başkanı Sn. Türkdoğan’a karşı “PKK Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçundan kamu davası açılmasına tepki gösterdi. Yeneroğlu, yayınladığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“İnsan Hakları Savunucuları İktidarın Kıskacındadır”

İnsan hakları ihlallerinin ne yazık ki sistematik bir hal aldığı ve bunun bir sonucu olarak hak ihlallerinde dünya sıralamasında ilk sıralarda yer alan ülkemizde insan hakları savunucuları iktidarın ve yargının kıskacındadır.

Bugün, iktidarın hak savunucularını yıldırma politikası kapsamında sürdürdüğü uygulamalara bir yenisi daha eklenmiş ve İnsan Hakları Derneği Başkanı Sn. Türkdoğan’a karşı “PKK Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçundan kamu davası açılmıştır.

“İnsan Hakları Derneği Sindirilmeye Çalışılmaktadır“

Son dönemde ülkemizde bir buçuk milyonu aşkın terör örgütü üyeliği soruşturması olduğu düşünüldüğünde, söz konusu kamu davasının da son yıllarda iktidarın keyfi ve kural tanımaz uygulamalarına karşı çıkan herkesin terörist olarak ilan edilmesi politikasının bir yansıması olduğu anlaşılmaktadır. İnsan Hakları Derneği daha önce de olduğu gibi bugün de yine yargı eliyle sindirilmeye çalışılmaktadır.

“Bu Ülkeye Büyük Kötülükler Yapılmaktadır“

Bilindiği gibi silahlı terör örgütü üyesi olan kişi, örgütün amacını benimseyip hiyerarşik yapısına dahil olmalı, bu şekilde kendisine verilen emir ve talimatları organik bağ içinde devamlı olarak sorgulamaksızın yerine getirmelidir. Sn. Türkdoğan’a isnat edilen fiillere bakıldığında ise suçun kanunda ifade edilen unsurları ile hiçbir şekilde uyuşmadığı açıkça görülmektedir. Ceza yargılamalarını bu şekilde adeta iktidarın karalama ve sindirme politikasının aracı haline getirerek masum insanları cezalandırmak bu ülkeye en büyük kötülüğü yapmaktır.

Sn. Türkdoğan’ın kamuya açık olarak yapmış olduğu konuşmaların televizyon kanallarında haber olarak verilmesi, İnsan Hakları Derneği olarak yapılan çalışmaların ve derneğe olan başvuruların suç unsuru gibi gösterilmesi hukukun eğilip büküldüğünün ve insan hakları savunucularının iktidar tarafından tehdit olarak algılandığının açık kanıtıdır.

“Türkdoğan’a Yapılan Kavala’ya Yapılandan Farksızdır“

Esasen Türkiye için bu uygulamalar yeni de değildir.  AİHM’in, 2019 yılında vermiş olduğu Kavala kararında, iktidarın bu eğilimini açıkça ifade ederek Kavala’nın insan hakları faaliyetleri nedeniyle yargılandığına ve yargılamanın Kavala’yı susturmak için örtülü bir amaç taşıdığına hükmetmiştir. Bugün Sn. Türkdoğan’a yapılan da geçmişte yapılanlardan farklı değildir.

“DEVA Partisi Olarak İHD’nin Yanındayız“

İnsan Hakları Derneğinin, başta baskıcı ve otoriter uygulamalar olmak üzere keyfi tutuklamalar, gözaltılar, işkence ve zorla kaçırılmalar, gözaltı ve cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleriyle ilgili olarak sayısız çalışmaya imza atmış köklü bir sivil toplum örgütü olduğu unutulmamalıdır. Bu vesileyle, DEVA Partisi olarak Sn. Türkdoğan’ın ve İnsan Hakları Derneği’nin bu süreçte yanında olduğumuzu vurgulamak isterim.

‘Tüplü dalışa terörle mücadelede kullanılan askeri bir helikopter ile mi gittiniz?’

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın Sivas’ın Gökpınar Gölü’nde yaptığı tüplü dalışı TBMM’nin gündemine getirdi. Yeneroğlu, Varank’tan tüplü dalışa Tunceli’de terörle mücadelede kullanılan bir askeri helikopterle gittiğine yönelik iddialara yanıt vermesini istedi.

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu’nun TBMM’ye sunduğu soru önergesinde şu ifadeler yer aldı:

‘Askeri helikopterin tüplü dalışınız için tahsis edildiği iddia ediliyor’

“11 Temmuz 2021’de Sivas’ın Gürün ilçesi Gökpınar Gölü’nde gerçekleştirdiğiniz tüplü dalış ile alakalı olarak; Tunceli ili Ovacık ilçesinde bulunan ve terörle mücadele operasyonlarında kullanılan bir askeri helikopterin ve askeri personelin o gün için size tahsis edildiği, helikopterin Ovacık’tan havalanarak sizi Sivas’tan aldığı, sonra Gürün’e götürdüğü, burada tüplü dalış etkinliğini gerçekleştirmenizi beklediği ve dalış bittikten sonra sizi tekrar Sivas’a bıraktığı ve boş olarak görev yeri olan Ovacık’a döndüğü iddia edilmektedir. Kalekol savunmalarında havadan indirme görevleri icra eden ve her an göreve hazır olması gereken askeri helikopterin, askeri göreve ilişkin tahsis amacı dışında bir bakanın görev alanı içerisinde de olmayan bir tüplü dalış etkinliği için tam gün olarak kullanımına bırakıldığı iddiası kamuoyuna yansımıştır.”

‘Yakıt masraflarını ödediniz mi?’

Yeneroğlu, Varank’a şu soruları sordu:

“Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın görev alanı içerisinde tüplü dalış faaliyeti yer almakta mıdır? Gökpınar Gölü’nde gerçekleştirdiğiniz tüplü dalışa giderken terörle mücadelede kullanılan askeri bir helikopter ile ulaşım sağladınız mı? Türk Silahlı Kuvvetleri envanterindeki bir helikopteri tahsis amacı dışında kullandıysanız; bu helikopterin Tunceli, Ovacık/Sivas Merkez/Sivas, Gürün, Gökpınar Gölü gidiş rotası ile Gökpınar Gölü/Sivas Merkez/Tunceli, Ovacık dönüş rotasındaki yakıt masraflarını ödediniz mi?”

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Hk. Açıklama: “Gazetecilerin özgür olmadığı bir ülkede hiç kimse özgür değildir”

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, çalışan gazeteciler gününü kutladı. RTÜK tarafından verilen cezalara da tepki gösteren Yeneroğlu, yayınladığı mesajda şu ifadelere yer verdi:

‘Özgür ve çoğulcu kamuoyu ancak farklı görüşlerle mümkündür’

“Gazetecilerin özgür olmadığı bir ülkede hiç kimse özgür değildir. Demokratik toplumda bağımsız ve eleştirel basın, demokrasinin temel taşlarından birisidir. İleri demokrasilerde özellikle ötekinin sesini daha çok koruma üzerine politikalar geliştirilir. Yöneticiler ve siyasiler; basının ifade, eleştiri ve ithamlarının topluma ulaşma yollarını engellemeye çalışmazlar. Farklı fikir ve görüşlerin toplumda özgürce gelişimini sağlarlar. Çünkü özgür ve çoğulcu kamuoyunun oluşumu ancak farklı görüşlerin tartışılması ve yayılmasıyla mümkündür. Basının kamunun gözü kulağı olma işlevi sağlıklı işlerse ancak o zaman gerçekler, hak ihlalleri, yolsuzluklar ve hukuksuzluklar ortaya çıkabilir.”

‘Otoriter ülkelerde ilk ifade ve basın özgürlüğü baskılanır’

“Devlet baskısı ile yaşayan bir basının kamunun avukatlığı görevini yerine getirmesi mümkün olamaz. Ne yazık ki, bizim gibi otoriter ülkelerde ilk ifade ve basın özgürlüğü baskılanır. Sayılar ve endeksler de bu içler acısı durumu zaten ortaya koymaktadır. DEVA Partisi olarak gazetecilerin görevlerini bağımsız bir şekilde ve kaygı duymadan yapabildiği çoğulcu, özgür ve mutlu bir Türkiye bilinci ile görevini ifa etmeye çalışan ilkeli gazete, radyo ve televizyonlar ile gerçek gazetecilerin ‘Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutlarız.”

‘İktidar, medyayı kötü yönetimi ifşa olmaması için kullanıyor’

“Bugün, demokrasi ve basın özgürlüğü endekslerinde giderek gerilediği, gazetecilerin kalemlerini özgürce kullanamadığı, medyanın tekelleştiği, gazetecilerin keyfi olarak yargılandığı, tutuklandığı, baskı rejiminin her alana sirayet ettiği korku ikliminde kutlamaktadır. İktidar, medyayı haber alma hakkının bir parçası, basın özgürlüğünü ise Anayasal bir hak olarak görmemektedir. Medyayı kendi iktidarının kalıcılaşması ve kötü yönetiminin ifşa olmaması için kullandığı bir aparat olarak kabul etmektedir.”

‘RTÜK bir iktidar sopasıdır’

“RTÜK, özgür yayın yapmaya çalışan televizyonlar üzerinde bir ‘iktidar sopası’dır. Mevzuat gereği görevi görsel iletişim ve ifade özgürlüğünü, farklı görüşleri ve çoğulculuğu güvence altına alıp, tekelleşmeyi önlemek olan RTÜK, ne yazık ki bu amacından tamamen uzaklaşmıştır. Kurul, 1 Ocak- 24 Aralık 2021 tarihleri arasında televizyonlara toplam 21 milyon 500 bin lirayı bulan idari para cezası vermiştir. Halk TV’ye 23; TELE 1’e 21; Fox TV’ye 15; KRT’ye 8 ve Habertürk’e 4 olmak üzere toplam 71 idari para cezası uygulamıştır. Oysa iktidara yakın haber kanallarına RTÜK tek bir ceza vermemiştir.”

‘Gazeteci ve yazarlar bireysel olarak hedef altındadır’

“Basın Konseyi’nin 2021 Raporuna göre ülkemizde 12 binden fazla basın çalışanı işsiz kalmış, çalışan gazetecilerin ise yüzde 78’i haber hazırlarken iktidarın baskısı nedeniyle oto sansür uygulama zorunluluğu hissettiğini ifade etmektedir. İktidar, gazetecilik mesleğini hakkıyla yapmaya çalışan gazetecileri ise kendisine düşman olarak görmekte ve cezalandırmaktadır. Ülkemizde gazeteci ve yazarlar bireysel olarak hedef altındadır, kimi zaman sokakta fiziki saldırılara maruz kalmakta, kimi zamansa siyasiler tarafından açıkça tehdit edilmektedirler. Onlarca gazeteci cezaevinde, yüzlercesi hakkında yargılamalar devam etmektedir. Türkiye Avrupa’da en çok gazetecinin cezaevinde tutulduğu ülkeler arasında ilk sıralardadır. TİHV verilerine göre; bu yıl en az 45 gazeteci gözaltına alınmış, 2 gazeteci tutuklanmıştır.”