Türkiye, basın özgürlüğünün sistematik biçimde gerilediği bir dönemden geçiyor. Basının özgür olmadığı, gazetecilerin baskı altında çalıştığı bir ülkede özgürlük yalnızca gazetecilerin değil, bütün toplumun meselesidir. Çünkü hakikatin susturulduğu bir yerde, hiçbir vatandaşımız güvende değildir.
Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi, mevcut durumu açık biçimde ortaya koyuyor:
Türkiye, 180 ülke arasında 163. sıraya gerileyerek dünyanın en kötü 18 ülkesi arasında yer alıyor.
Üstelik sorun yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Endeksin 25 yıllık tarihinde ilk kez dünya ortalaması bu denli geriledi; ülkelerin yarıdan fazlası “zor” veya “ciddi” kategorisine düştü. Basın özgürlüğü küresel ölçekte ciddi bir gerileme içinde.
Ancak Türkiye, bu gerilemenin en sert yaşandığı ülkelerden biri. RSF raporu, ülkemizdeki yapısal sorunları da özetlemiş:
Dezenformasyon, cumhurbaşkanına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik gibi suçlamalar, gazetecileri susturmanın ve hapse atmanın araçlarına dönüştürülmüştür. Terörle mücadele mevzuatının habercilere karşı kullanılması artık olağan bir uygulama haline gelmiştir.
Gazetecilere ve yetkilileri eleştiren medya kuruluşlarına yönelik ayrımcı uygulamalar, örneğin basın kartlarının ellerinden alınması yaygın hale gelmiştir.
Özellikle 2023 seçimlerinden sonra mitingleri ve protestoları takip eden gazetecilere yönelik şiddet ve kitlesel gözaltılar olağanlaşmıştır.
Hükümetin emirlerini yerine getiren hakimler, yolsuzluk ve diğer hassas konular hakkındaki çevrimiçi makaleleri sansürleyerek demokratik tartışmayı sınırlamaya çalışmaktadır.
Türkiye’de ulusal medyanın yaklaşık yüzde 90’ı doğrudan ya da dolaylı olarak hükümet kontrolündedir. İktidara yakın medya, Basın İlan Kurumu üzerinden reklam ve destekle ödüllendirilirken, eleştirel kanallar RTÜK’ün ağır cezalarıyla mali olarak cezalandırılmaktadır.
İnternetin neredeyse sistematik biçimde sansürlenmekte, eleştirel medya kuruluşlarına yönelik haksız yargılamalar ve adalet sisteminin manipüle edilmesi, halkın haber alma hakkını doğrudan hedef almaktadır.
Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde, hapisteki gazetecileri, susturulmaya çalışılan kalemleri ve bu zor şartlarda mesleğini namusuyla icra etmeye çalışan tüm habercileri saygıyla selamlıyorum.
Basın özgürlüğü, sadece gazetecilerin değil, bütün yurttaşların hakkıdır. Hakikatin susturulmasına karşı dayanışmayı büyütmek, özgür ve bağımsız gazeteciliği savunmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Yazıyı okumak için tıklayınız.




