20.03.2019 tarihinde BMW’ye yönelik iddialar konusunda yaptığım basın açıklamasıyla ilgili bilgilendirme

Bu sabah BMW firmasının genel merkez yönetiminden bir yetkiliyle samimi bir görüşme gerçekleştirdim. İlgili yetkili iş yerinde Türkçe konuşma yasağı iddialarına ilişkin, böyle bir yasağın veya bu yönde bir talimatın tabii ki olmadığını belirtti. Çalışanların hem fabrika arazisinde hem de kantindeki özel görüşmelerini hangi dilde olursa olsun yapabileceklerinin altını çizen yetkili, sadece günlük iş akışının ve ekip görüşmelerinin Almanca yürütüldüğünü ifade etti. BMW’nin önceki açıklamasıyla örtüşen bu tutumu olumlu karşılıyorum.

BMW çalışanı tarafından tekrarlanan ırkçı saçmalıklar ve iş yerindeki ırkçı söylemlere karşı tepki gösteren taşeron firma işçisine çıkış verilmesi iddialarıyla ilgili de bu iddiaların ciddiye alındığı, bu tür davranışlara hiç bir şekilde fırsat verilmeyeceği ve bu nedenle iddialarla ilgili bir iç denetim sürecinin başlatıldığı bilgisi yetkili tarafından aktarıldı. Ancak iddiaların doğruluğunun şu ana kadar teyit edilemediğini belirten yetkili, Münih İş Mahkemesinde devam eden bir davada BMW’nin taraf olarak yer almadığını, bu nedenle de mahkeme tarafından yapılan basın açıklamasına kadar söz konusu iddialardan haberdar olmadıklarını ifade etti. Olayın her halükarda inceleneceğini ve iddiaların doğru olması durumunda harekete geçileceğini söyleyen yetkili, BMW‘nin kendi bünyesinde ne ırkçı söylemlere ne de ayrımcılığa fırsat vermeyeceğinin altını çizdi.

BMW şirketine bu net tutumundan dolayı teşekkür ediyorum. Bununla birlikte iddiaların kapsamlı bir şekilde aydınlığa kavuşturulmasına kadar konuyu takip edeceğimi de belirtmek isterim. Ayrıca Süddeutsche Zeitung gazetesine de ayrımcılık iddialarıyla ilgili yayınladığı detaylı haberi için teşekkür ediyorum.

BMW, ırkçılığı görmezden gelemez!

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu iş yerindeki ırkçılığa karşı tepki gösteren taşeron firma işcisine, BMW tarafından çıkış verilmesini, „BMW çalışanları arasında ‚Bimbo‘, ‚Zenci‘ ‚Çingene‘, veya ‚Yahudi‘ gibi ırkçı yaftaların günlük iş hayatında kullanılması ve NSU kurbanlarıyla ilgili herhangi bir yaptırım olmadan dalga geçilmesi ürkütücüdür. Buna karşı tepki gösteren bir çalışana çıkış verilmesiyse ayrı bir skandaldır.“ sözleriyle eleştirdi.

„BMW firmasının dünya çapında iyi bir imajı söz konusu. Fakat son günlerde‚ BMW fabrikalarında ırkçılık‘ manşetleriyle karşılaşmamız, BMW işletmelerinde aşılması gereken bir ırkçılık sorunu mu var sorusunu akla getiriyor. Söz konusu firma bu soruna karşı ne yapacak? Günlük olarak yaşanan nefreti görmezen gelip, olanları saman altı mı edecek ? Yoksa buna karşı bir girişimde bulunarak ırkçı çalışanlara ceza verip bu zihniyetin BMW’de yerinin olmadığını mı gösterecek?

Yine BMW’de Türkçe konuşan işcilere iş yerinde ana dillerinde konuşmanın yasaklandığını basından öğrenmiştik. Ardından firma yönetimi bu gelişmeyle ilgili açıklama yapmış, iddiaları reddederek Türkçe konuşma yasağının olmadığının altını çizmişti. Aksi yönde olan diğer bilgilere rağmen firmanın yaptığı bu açıklamayı olumlu karşıladık. Ancak BMW firmasının bazı işletmelerinde yabancılara, Müslümanlara ve Yahudilere karşı nefretin günlük iş hayatında görülmesi ve BMW’nin tam da buna karşı mücadele eden bir çalışanına çıkış vermesinin dışında hiçbir adım atmaması, sınırı aşan bir tutumdur.

Bazı çalışanların, müşterilerin ve tedarikçi firmaların, Süddeutsche Zeitung gazetesinin haberine göre bazı BMW çalışanları tarafından ‚Bimbo‘, ‚Zenci‘ ‚Çingene‘ veya ‚Yahudi‘ olarak azarlanmasına karşı BMW firması ne yapacak? Bir işcinin NSU cinayetleriyle, „Eeeee? Birkaç ‚kanake‘ daha azaldı?“ gibi yorumlarla dalga geçmesine yönelik nasıl bir tutum sergileyecek?

BMW, zihniyetlerini açıkça gösteren ırkçı parti AfD yandaşlarına karşı nasıl bir muamelede bulunacak? Irkçılığı besleyen veya görmezden gelen firma yöneticileri uyarılacak mı ? Irkçı söyleminden dolayı çıkış verilmiş bir çalışan var mı?

İşci temsilcileri firmadaki ırkçı gelişmelerle ilgili ne yapıyor? BMW artan ırkçılığa karşı ne yapmayı planlıyor? Cevaplanması gereken tüm bu sorular aynı zamanda BMW yönetiminin ırkçılığı görmezden gelmediğini eylemleriyle göstermesi gereken noktalardır.

Kamuoyu, bu sorunla ilgili bir açıklama beklentisi içerisindedir. BMW ayrıca, birçok iş arkadaşlarında gördüğü ırkçılığa karşı şikayette bulunarak tepki gösteren işcinin tekrar işe alınması noktasında da bir açıklama borçludur. Söz konusu firma ilk tavrını bu noktada gösterebilir. Bu konular netlik kazanana kadar biz de gelişmelerin takipçisi olacağız.

Yeneroğlu: “Yurtdışındaki insanlarımız ve yabancı yatırımcılar kolaylaştırılmış noterlik hizmeti alacaklardır.”

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu Adalet Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye’de nöbetçi noterlik uygulaması ve konsolosluklarda noterlik işlemlerinin kolaylaştırılmasıyla ilgili tanıtım toplantısına katıldı. Yeneroğlu bu çalışmaları, “Adalet Bakanlığımızın yeni uygulamaları yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza ve yabancı yatırımcılara yönelik çok değerli hizmetlerdir. Hem yaşadıkları yerde hem de Türkiye’ye geldiklerinde kolaylaştırılmış noterlik hizmeti alacaklardır.” sözleriyle değerlendirdi. Yeneroğlu şunları kaydetti:

“Adalet Bakanlığımız noterlik alanında yurtiçini ve yurtdışını ilgilendiren iki uygulamayı hizmete geçirecektir. Bu kapsamda öncelikle ülkemizde nöbetçi noter uygulaması başlatılacaktır. Uygulama çerçevesinde Cumartesi ve Pazar günleri için belirlenecek nöbetçi noterlikler, hafta içi mesai saatleri ile aynı saatlerde işlem yapacaklardır. Bu hizmet özellikle hafta içi çalışan kişiler için kolaylık sağlayacaktır. Başta oto alım satımı ve mirasçılık olmak üzere bir çok meselede işlem yapan noterlerde hafta sonu da nöbetçilik usulüyle işlem yapılabilmesi ihtiyacı giderici bir adımdır.

Öte yandan yurtdışındaki vatandaşlarımızın başkonsolosluklarda yaptıkları noterlik işlemlerini posta veya kargo yoluyla Türkiye’ye göndermelerine gerek kalmayacaktır. Dışişleri Bakanlığımız ile Türkiye Noterler Birliği arasında yapılan işbirliği neticesinde ortak bilişim sistemi üzerinden işlem yapılacak, ilgili belgenin örneği, bu işlemin örneğini almak üzere yetkilendirilen kişi tarafından ülkemizdeki herhangi bir noterlikten alınabilecektir. Böylelikle posta veya kargoyla gönderilen belgelerin geç ulaşması nedeniyle işlerin gecikmesi gibi durumlar yaşanmayacaktır.

Adalet Bakanlığımızın hem yurtiçi hem de yurtdışındaki noterlik işlemlerinde bu kolaylaştırıcı adımları uygulamaya geçirmesi, vatandaşlarımız adına sevindirici bir gelişmedir. Her iki hizmet için başta Adalet Bakanımız olmak üzere emeği geçen Adalet Bakanlığımız yetkililerini takdir ediyorum. Adalet Bakanlığımız yakın zamanda Mavi Kart sahibi hükümlü, tutuklu veya ziyaretçilerin Türk vatandaşı gibi değerlendirilmesi ve yine Mavi Kart sahibi kişilerin tercüman olarak çalışabilmesi yönünde düzenlemeler yapmıştı. Bu adımların ardından yeni kolaylaştırıcı bir işlemin yapılması yurtdışındaki insanlarımız ve yabancı yatırımcılar adına takdir edici bir adımdır.”

Milli Savunma Bakanımızın Dövizle Askerlikle İlgili Açıklaması Hakkında Bilgilendirme

Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar Anadolu Ajansı Editör Masasına yeni askerlik sistemiyle ilgili açıklamalarda bulunmuş, bu çerçevede 2 bin Avro olan dövizle askerlik bedelinin 5 bin 113 Avro olarak belirlendiği bilgisi kamuoyunda yer almıştır. Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız açıklamanın ardından tepkilerini telefon, e-mail veya sosyal medya aracılığıyla dile getirmektedirler.

Öngörülen yeni sistemde Türkiye’deki yükümlülere ya askerlik hizmetini yapma ya da bedelli askerlik imkanından faydalanma alternatifleri sunulmaktadır. Ancak yurtdışında yerleşik bir yükümlü için -içinde bulunduğu şartlar nedeniyle- sadece dövizle askerlik imkanı söz konusudur. Öte yandan yurtdışındaki insanlarımızın sosyo ekonomik şartlarını dikkate aldığımızda ödenecek meblağın artırılması, karşılanamayacak bir yük oluşturabilecektir. Bu da bazı vatandaşlarımızın uzun süre Türkiye’ye gelememesine neden olabilecektir. Ayrıca yurtdışındaki gençlerimiz açısından baktığımızda zaten doğdukları ve yaşadıkları ülkenin vatandaşı olmaları sebebiyle Türk vatandaşlığından çıkma durumları yaşanabilecektir. Bu hususlarla birlikte, dövizle askerlik meselesinin, diaspora politikalarımızın bir gereği olarak, ülkemizle olan bağın muhafaza edilerek daha da güçlendirilmesi için kolaylaştırıcı yöntemle ele alınması faydalı olacaktır.

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın meselelerini takip eden bir milletvekili olarak bu düşüncelerimizi konunun gündeme gelmesinin ardından Milli Savunma Bakanımızla paylaştık, önerinin tekrar değerlendirilmesi gerektiğini belirttik. Endişelerimizi aynı zamanda Sayın Cumhurbaşkanımıza da arz ettik.

Bakanlığımız kamuoyu ile paylaştığı yeni askerlik sistemiyle ilgili çalışmaları devam ettirmektedir. Dövizle askerlikle ilgili de yukarıda ifade edilen hususları değerlendirmeye almıştır. Çalışmanın sonucunda yeni sistem Nisan ayında yasalaşmak üzere TBMM gündemine gelecektir. Bu noktada takdir Türkiye Büyük Millet Meclisimizin olacaktır. Elbette süreç boyunca tüm ilgililerle endişelerimizi paylaşacak, görüşlerimizi dile getireceğiz. Bu zaman zarfında yurtdışında yaşayıp şartları taşıyan yükümlüler dövizle askerlik imkanından faydalanabilir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun

Tarihte kadınlar ekonomik, siyasal ve toplumsal alanlarda eşit katılım gösterebilmenin mücadelesini her daim vermişlerdir ve vermeye de devam etmektedirler. Günümüzde farklı birçok konuda kazanımlar elde edilmiş olsa da maalesef bu durumun geçerli olmadığı alanlar mevcudiyetini korumaktadır. Kadınların ekonomide eşit gelire sahip olduğu, siyasette daha fazla temsil edildiği ve diğer alanlardaki tüm haklarını ayrımcılığa uğramadan aradıkları bir toplum ideali elzemdir. Her bir kadının kendi inanç ve değerleri doğrultusunda eşit katılım sağlayabileceği toplumsal şartları inşa etmek ise hepimizin görevidir.

Acıdır ki, günümüzde kadınlar hala sömürü, taciz, şiddet ve cinayet kurbanı olmaktadırlar. Kadının toplumda görmesi gereken saygıyı ve değeri ne yazık ki görmediğini ülkemizdeki istatistiksel veriler açık bir şekilde ortaya koymaktadır. 2015’te 303, 2016’da 328, 2017’de 409, 2018’de 440 kadının; geçtiğimiz Ocak ve Şubat ayları içerisinde ise 74 kadının cinayete kurban gitmiş olması toplumsal bilinçlenme adına siyasetin, sivil toplumun, medyanın ve akademinin atması gereken daha çok adım olduğunu göstermektedir.

1857’de ABD’nin New York kentinde bir fabrikada çıkan yangında hayatını kaybeden 129 işçi kadının iz bıraktıkları ve 1977 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Kadınlar Günü olarak ilan edilen 8 Mart, bu sorun ve çözüm önerilerini tartışabilmemiz adına bir zemin oluşturuyor. Bu vesileyle tüm kadınların kadınlar gününü kutluyor; eşitlik, özgürlük ve mutluluk dolu bir yaşam sürdürmeleri için özellikle kadına karşı şiddet ve ayrımcılık karşısında daha fazla mücadele etmemiz gerektiğini vurgulamak istiyorum.

DÖVİZLE ASKERLİK UZAKTAN EĞİTİMİNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Milli Savunma Bakanlığı tarafından bugün hizmete açılan uzaktan eğitim internet sitesi kapsamında dövizle askerlikle ilgili açıklama yaptı. Yeneroğlu açıklamasında şu bilgileri verdi:

“Dövizle askerlikle ilgili yapılan son düzenlemede bedel 2 bin Avro olarak belirlenmiş ve ayrıca Milli Savunma Bakanlığımızca hazırlanacak uzaktan eğitimi alma şartı getirilmişti. Yurt dışında yaşayan askerlik yükümlüsü vatandaşlarımız uzaktan eğitimin nasıl olacağına ilişkin beklenti içerisindeydi.

Milli Savunma Bakanlığımız teknik altyapı çalışmalarının ardından bugün, https://dovizle.msb.gov.tr adresinden ulaşılabilecek uzaktan eğitim portalını hizmete açmıştır. Bu kapsamda sürecin nasıl işleyeceğine ilişkin şu bilgiler önem arz etmektedir:

Yurt dışında ikamet edip dövizle askerlikten yararlanma şartını taşıyan yükümlüler öncelikle uzaktan eğitimi bitirmiş olmaları gerekir. Bunun için konsolosluğa başvuru yapmaya gerek yoktur. Uzaktan eğitimle ilgili işlemler yukarıda belirtilen portalda yürütülecektir. Buna göre ilk girişlerde, TC Kimlik numarası ile giriş yapıp, “yeni hesap” butonuna tıklayıp, açılan penceredeki formun doldurulmak gerekmektedir. Sonraki süreçte TC kimlik numarası ve belirlenen şifre ile giriş yapılabilecektir.

Uzaktan eğitimin tamamlanmasının ardından oturma ve çalışma durumunu gösteren belgeler ve pasaport ile ilgili konsolosluğa müracaat edilmesi gerekir.”

“Mavi Kart sahibi hükümlü, tutuklu veya ziyaretçiler Türk vatandaşı gibi değerlendirilecek”

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu Türk vatandaşlığından çıkarak Mavi Kart sahibi olan kişileri ilgilendiren yeni bir düzenlemeyle ilgili, “Hapishanedeki yakınlarını ziyaret etmek isteyen Mavi Kart sahibi kişiler geçmişte yabancı olarak değerlendiriliyordu. İlgili yönetmelikte yapılan değişiklikle bu kişiler artık Türk vatandaşı gibi muamele görecek.” Yeneroğlu şunları belirtti:

“Türk vatandaşlığından çıkarak Mavi Kart sahibi olan kişiler hükümlü veya tutuklu yakınlarını ziyaret emek istediklerinde yabancı ülke vatandaşı gibi muamele görüyorlardı. Bu da prosedürün uzaması gibi sorunlara neden oluyordu. Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik’te yapılan değişiklikle sorun giderildi. Bundan sonra Mavi Kart sahibi hükümlü, tutuklu veya ziyaretçiler Türk vatandaşı gibi değerlendirilecek.

Adalet Bakanlığımız Ekim ayı içerisinde Mavi Kart sahibi kişilerin mahkemelerde tercümanlık yapabilmesini sağlamıştı. Bu gelişmenin ardından bugün yeni bir düzenlemeyle Mavi Kart sahibi kişileri ilgilendiren bir başka sorunun daha çözüme kavuşturulmuş olması sevindirici bir gelişmedir. Böylelikle bazı istisnalar dışında Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanma hakkına sahip olan Mavi Kartlılarla ilgili bir engel daha giderilmiştir. Adalet Bakanlığımız ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımıza çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum.”

“Mölln faciası, ırkçılığın tarihte bıraktığı acı tablolardan biridir.”

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, 26 yıl önce Almanya’nın Mölln kentinde yaşanan ve 3 Türk vatandaşının hayatına mâl olan facianın yıl dönümü sebebiyle yaptığı açıklamada, “Özünde üstünlük duygusu ve düşmanlığın yattığı ırkçılık, toplumlarda ağır tahribatlara yol açan, sosyal barış ve birliktelik perspektifini derinden zedeleyen olguların başında gelmektedir. Mölln faciası da ırkçılığın tarihte bıraktığı acı tablolardan biridir.” dedi. Yeneroğlu açıklamasını şöyle sürdürdü:

“23 Kasım 1992 tarihinde Almanya’nın Schleswig-Holstein Eyaleti’ne bağlı Mölln kentinde büyük bir trajedi yaşandı. Gece yarısı Samsunlu Arslan ailesinin evi, ırkçılar tarafından kundaklandı. Bu menfur olayın neticesinde Bahide (51) ve Yeliz Arslan (10) ile Ayşe Yılmaz (14) hayatını kaybederken, ailenin diğer fertleri yaralı olarak kurtarıldı. NSU cinayetlerinde şahit olduğumuz gibi bu faciada da suçlular ilk etapta aile içinde aranmış akabinde ise gerçek sorumluların aslında Neo-Naziler olduğu ortaya çıkmıştı. Üç cana kasteden faillerden biri, yaşı küçük olduğu gerekçesiyle 7,5, diğeri de 15 yıl gibi bir hapis cezasına çarptırıldı. Yaşananlar Arslan ailesinden çok şey götürürken her iki fail de hâlihazırda yeni kimlikleri ile hayatlarına devam ediyor.

Almanya’daki ırkçılık günümüzde varlığını hâlâ farklı etiketler altında devam ettirmektedir. Örneğin son yıllarda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan üzerinden yürütülen Türkiye karşıtı kampanya, ırkçılığın farklı tezahürleri ile mevcudiyetini muhafaza ettiğini göstermektedir. Öte yandan NSU cinayetlerine ilişkin dava süresince tanıklık edilen “ihmaller” zinciri de kurumsallaşmış ırkçılığın boyutunu açık ve net bir şekilde gözler önüne sermiştir.

Almanya’da yaşayan Türklerin artık bu ülkenin kalıcı bir unsuru olduğu kabul edilen bir gerçekliktir. Ülkenin en önemli göçmen grubunu oluşturan bu kesime yönelik her türlü saldırı, barış içinde bir arada yaşama olgusunu yaralar. Almanya, ülkedeki azınlıkların güvenliğini sağlama noktasında Türkler üzerinden test edilmektedir. Bu testten başarılı bir şekilde çıkmak, geçmişte ihmal edilen hususların tekrarlanmamasından geçer. Bunun için de öncelikle kurumsal ırkçılıkla mücadele ve ırkçı saldırılarda bulunanların yakalanıp cezalandırılması şarttır.

Bu düşüncelerle başta Mölln’de kaybettiğimiz üç insanımız olmak üzere ırkçı saldırılarda hayatını kaybedenleri saygıyla anıyor, yakınlarına en kalbi duygularımla sabırlar diliyorum.”

“57 yıldır Almanya’ya ve ana vatana değer katan insanlarımız iki ülkenin de ayrılmaz birer parçasıdır.”

Türkiye-Almanya arasında gerçekleştirilen işgücü anlaşmasının 57. yılı sebebiyle açıklama yapan AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “Almanya toplumunda eğitimden iş hayatına, siyasetten sivil topluma birçok alanda hayatın içinde yer alan insanlarımız her iki ülke için kuşkusuz büyük bir potansiyel teşkil etmektedir.” dedi. Yeneroğlu açıklamasını şöyle sürdürdü:

30 Ekim 1961 yılında Türkiye ve Almanya arasında imzalanan işgücü anlaşmasının ardından geçen 57 yıllık zaman içinde değişen koşullar ve dönüşen şartlar, bugün ulus ötesi ağların ortaya çıkmasına ve çoklu kimliklerin gelişmesine zemin hazırlamıştır. Almanya ve Türkiye arasında gelişen bu yeni unsurlar bir yandan iki ülke arasındaki güçlü bağa işaret ederken, diğer yandan yeni tanımlamaların zorunluluğuna da dikkat çekmektedir. 60 yıla yakın süredir toplumsal hayatın her alanında Almanya’ya değer katan insanlarımız bugün artık ‘misafir işçi’ değil, aksine Almanya’nın ayrılmaz bir parçası konumundadır.

Almanya’da yaşayan ve nüfusu 3 milyonu aşan Türk diasporası ülkenin en büyük göçmen topluluğunu oluşturmaktadır. Alman vatandaşı olan yaklaşık 1,5 milyon insanımızın yüzde 36’sı çifte vatandaşlık hakkına sahiptir. Son yapılan araştırmalar özellikle genç nesilde Almanya’ya aidiyet duygusunun yüksek olduğunu göstermektedir. Bu veriler Almanya’da yaşayan Türklerin uyum konusunda üzerlerine düşen görevi yerine getirdiğinin kanıtı niteliğindedir. Sosyal ve kültürel hayata çok yönlü katkı sağlayan Türk diasporası, eğitimden sanata, siyasetten ekonomiye hemen her alanda başarılı uyum örneği göstermektedir. Ülke genelinde yaklaşık 100 bin girişimci Alman ekonomisine 50 milyar avro ciro sağlamakta ve 500 bin kişiye istihdam imkânı sunmaktadır. Aynı zamanda Bavyera ve Hessen eyalet seçimlerinde olduğu gibi siyasette de her geçen gün daha nitelikli ve aktif çalışmalar yürüten insanlarımız bugün her iki ülke için kuşkusuz büyük bir potansiyel teşkil etmektedir.

Ne var ki; son yıllarda Almanya’da yükselen aşırı sağcı ve İslam düşmanı eğilimler, Alman devletini büyük bir sınavla karşı karşıya bıraktığı gibi oradaki vatandaşlarımızın günlük hayatlarını da olumsuz yönde etkilemektedir. 8 insanımızın ölümüne sebep olan ırkçı terör örgütü NSU’nun, kurbanların ailelerinde açtığı yaralar daha kapanmamışken, yıllarca emniyet ve istihbarat teşkilatlarının adeta seyrettiği ve hedef saptırdığı sürecin, olayın birçok boyutu aydınlatılmadan geçtiğimiz Temmuz ayında faillere verilen yetersiz hapis cezalarıyla sonuçlandırılmaya çalışılması, toplumsal huzur ve güven ortamının sağlanması açısından bir hayal kırıklığına yol açmıştır. Kurumsal ırkçılığın ve İslam düşmanı yaklaşımların her geçen gün daha görünür olduğu bir ortamda, Alman devletine ve toplumun her kesimine ayrımcılıkla mücadele noktasında çok büyük görevler düşmektedir. Yine geçtiğimiz Temmuz ayında başarılı futbolcumuz Mesut Özil’in özellikle medya aracılığıyla maruz kaldığı ırkçı ve ayrımcı saldırılar sonrasında Alman Milli Takımı’ndan ayrılmasıyla sonuçlanan süreç, daha kat edilmesi gereken uzun bir yolun var olduğunu gösterdi.

Yaşamını Almanya’da sürdüren Türk toplumunun şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da toplumsal uyum için gerekli olan eşit katılım hakkını talep etmeye devam etmesi mühimdir. Özellikle genç nesillerin eğitimine çok daha fazla önem verilmeli, siyasal katılım noktasında daha çok çaba sarf edilmelidir. Ana dilimiz Türkçe, Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın ortak değeri ve ana vatanla olan bağlarının teminatı olduğu unutulmamalıdır. Öte yandan son dönemde ikili ilişkilerin normalleşmesi noktasında atılan adımlar, özellikle Almanya’da yaşayan Türk toplumu açısından büyük önem arz etmektedir. Bu olumlu gelişmenin her iki ülke için de ortak bir potansiyel olan Türk diasporasına katkı sunmasını temenni ediyorum.

Yarım asrı geçen göç tarihinde, kolaylıkların yanında zorlukları da cesurca göğüsleyen ve her iki ülke için zenginlik olan tüm insanlarımıza şükranlarımı sunuyorum.”

Hessen eyalet seçimleri: Almanya’daki azınlıklar için siyasette aktif olmak her zamankinden daha önemlidir.

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu 28 Ekim 2018 Pazar günü Almanya’nın Hessen eyaletinde yapılacak seçimler öncesinde ülkedeki göçmenlere ve Türk vatandaşlarına oy kullanma çağrısında bulundu.  “Hessen’de yaşayan azınlık toplulukları ve özellikle vatandaşlarımız eyalet seçimlerine katılarak, çoğulcu bir toplumun savunucusu olan partileri meclise taşımalıdır. Bu sebeple eyaletteki göçmenleri en önemli kazanımlarından biri olan seçme haklarını kullanmaya davet ediyorum.” diyen Yeneroğlu açıklamasında şunları kaydetti: 

“İki hafta önce Almanya’nın Bavyera eyaletinde yapılan seçimler azınlık topluluklarının kamusal hayatta ve siyasette daha aktif olmalarının gerekliliğini ortaya koymuştur. Zira ırkçı parti Almanya İçin Alternatif Partisi (AfD) yüzde 10 civarında oy alarak parlamentoya girmiş, ülkedeki 16 eyaletin 15’inde yer almıştır.

Bu seçimler ayrıca aşırı sağın yükseldiği Almanya‘da demokratik sistemin geleceği açısından da ders niteliği taşımaktadır. Almanya‘da siyasilerin toplumdaki sağa kaymayı, biraz daha sağa açılarak engelleyebileceklerine dair öngörüleri gerçekçi olmamıştır. Seçim anketleri, göç ve uyum konularına seçim programında yer vermeyen, ırkçı ve ayrımcı politikalarıyla öne çıkan AfD’nin giderek güç kazandığını gösteriyor. Siyasi partilerin; seçim kampanyaları süresince AfD’nin popülist söylemlerini benimseyerek, göç ve göçmenler hususunda olumsuz söylem sergilemeleri bu partiden başkasına yaramamıştır.

Bu Pazar Almanya’nın Hessen eyaletinde de parlamento seçimleri gerçekleştirilecektir.  Hessen’de yaklaşık 500 bini Müslüman olmak üzere 1 milyonu aşkın göçmen yaşıyor. Bu kesimin yaklaşık 300 bini Türkiye’den göç eden insanlarımızdan oluşuyor. Bavyera seçim sonuçları da göz önünde bulundurulduğunda aşırı sağa karşı tavır ortaya koymak için Hessen seçimleri önemli bir fırsattır. Hessen’de yaşayan azınlık toplulukları ve özellikle vatandaşlarımız eyalet seçimlerine katılarak, çoğulcu bir toplumun savunucusu olan partileri desteklemelidir. Başta vatandaşlarımız olmak üzere eyaletteki tüm göçmen seçmenleri, aşırı sağa karşı tavırlarını ortaya koymak ve en önemli kazanımlarından biri olan seçme haklarını kullanmak için 28 Ekim Pazar günü sandığa gitmeye davet ediyorum.”