“57 yıldır Almanya’ya ve ana vatana değer katan insanlarımız iki ülkenin de ayrılmaz birer parçasıdır.”

Türkiye-Almanya arasında gerçekleştirilen işgücü anlaşmasının 57. yılı sebebiyle açıklama yapan AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “Almanya toplumunda eğitimden iş hayatına, siyasetten sivil topluma birçok alanda hayatın içinde yer alan insanlarımız her iki ülke için kuşkusuz büyük bir potansiyel teşkil etmektedir.” dedi. Yeneroğlu açıklamasını şöyle sürdürdü:

30 Ekim 1961 yılında Türkiye ve Almanya arasında imzalanan işgücü anlaşmasının ardından geçen 57 yıllık zaman içinde değişen koşullar ve dönüşen şartlar, bugün ulus ötesi ağların ortaya çıkmasına ve çoklu kimliklerin gelişmesine zemin hazırlamıştır. Almanya ve Türkiye arasında gelişen bu yeni unsurlar bir yandan iki ülke arasındaki güçlü bağa işaret ederken, diğer yandan yeni tanımlamaların zorunluluğuna da dikkat çekmektedir. 60 yıla yakın süredir toplumsal hayatın her alanında Almanya’ya değer katan insanlarımız bugün artık ‘misafir işçi’ değil, aksine Almanya’nın ayrılmaz bir parçası konumundadır.

Almanya’da yaşayan ve nüfusu 3 milyonu aşan Türk diasporası ülkenin en büyük göçmen topluluğunu oluşturmaktadır. Alman vatandaşı olan yaklaşık 1,5 milyon insanımızın yüzde 36’sı çifte vatandaşlık hakkına sahiptir. Son yapılan araştırmalar özellikle genç nesilde Almanya’ya aidiyet duygusunun yüksek olduğunu göstermektedir. Bu veriler Almanya’da yaşayan Türklerin uyum konusunda üzerlerine düşen görevi yerine getirdiğinin kanıtı niteliğindedir. Sosyal ve kültürel hayata çok yönlü katkı sağlayan Türk diasporası, eğitimden sanata, siyasetten ekonomiye hemen her alanda başarılı uyum örneği göstermektedir. Ülke genelinde yaklaşık 100 bin girişimci Alman ekonomisine 50 milyar avro ciro sağlamakta ve 500 bin kişiye istihdam imkânı sunmaktadır. Aynı zamanda Bavyera ve Hessen eyalet seçimlerinde olduğu gibi siyasette de her geçen gün daha nitelikli ve aktif çalışmalar yürüten insanlarımız bugün her iki ülke için kuşkusuz büyük bir potansiyel teşkil etmektedir.

Ne var ki; son yıllarda Almanya’da yükselen aşırı sağcı ve İslam düşmanı eğilimler, Alman devletini büyük bir sınavla karşı karşıya bıraktığı gibi oradaki vatandaşlarımızın günlük hayatlarını da olumsuz yönde etkilemektedir. 8 insanımızın ölümüne sebep olan ırkçı terör örgütü NSU’nun, kurbanların ailelerinde açtığı yaralar daha kapanmamışken, yıllarca emniyet ve istihbarat teşkilatlarının adeta seyrettiği ve hedef saptırdığı sürecin, olayın birçok boyutu aydınlatılmadan geçtiğimiz Temmuz ayında faillere verilen yetersiz hapis cezalarıyla sonuçlandırılmaya çalışılması, toplumsal huzur ve güven ortamının sağlanması açısından bir hayal kırıklığına yol açmıştır. Kurumsal ırkçılığın ve İslam düşmanı yaklaşımların her geçen gün daha görünür olduğu bir ortamda, Alman devletine ve toplumun her kesimine ayrımcılıkla mücadele noktasında çok büyük görevler düşmektedir. Yine geçtiğimiz Temmuz ayında başarılı futbolcumuz Mesut Özil’in özellikle medya aracılığıyla maruz kaldığı ırkçı ve ayrımcı saldırılar sonrasında Alman Milli Takımı’ndan ayrılmasıyla sonuçlanan süreç, daha kat edilmesi gereken uzun bir yolun var olduğunu gösterdi.

Yaşamını Almanya’da sürdüren Türk toplumunun şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da toplumsal uyum için gerekli olan eşit katılım hakkını talep etmeye devam etmesi mühimdir. Özellikle genç nesillerin eğitimine çok daha fazla önem verilmeli, siyasal katılım noktasında daha çok çaba sarf edilmelidir. Ana dilimiz Türkçe, Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın ortak değeri ve ana vatanla olan bağlarının teminatı olduğu unutulmamalıdır. Öte yandan son dönemde ikili ilişkilerin normalleşmesi noktasında atılan adımlar, özellikle Almanya’da yaşayan Türk toplumu açısından büyük önem arz etmektedir. Bu olumlu gelişmenin her iki ülke için de ortak bir potansiyel olan Türk diasporasına katkı sunmasını temenni ediyorum.

Yarım asrı geçen göç tarihinde, kolaylıkların yanında zorlukları da cesurca göğüsleyen ve her iki ülke için zenginlik olan tüm insanlarımıza şükranlarımı sunuyorum.”

Hessen eyalet seçimleri: Almanya’daki azınlıklar için siyasette aktif olmak her zamankinden daha önemlidir.

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu 28 Ekim 2018 Pazar günü Almanya’nın Hessen eyaletinde yapılacak seçimler öncesinde ülkedeki göçmenlere ve Türk vatandaşlarına oy kullanma çağrısında bulundu.  “Hessen’de yaşayan azınlık toplulukları ve özellikle vatandaşlarımız eyalet seçimlerine katılarak, çoğulcu bir toplumun savunucusu olan partileri meclise taşımalıdır. Bu sebeple eyaletteki göçmenleri en önemli kazanımlarından biri olan seçme haklarını kullanmaya davet ediyorum.” diyen Yeneroğlu açıklamasında şunları kaydetti: 

“İki hafta önce Almanya’nın Bavyera eyaletinde yapılan seçimler azınlık topluluklarının kamusal hayatta ve siyasette daha aktif olmalarının gerekliliğini ortaya koymuştur. Zira ırkçı parti Almanya İçin Alternatif Partisi (AfD) yüzde 10 civarında oy alarak parlamentoya girmiş, ülkedeki 16 eyaletin 15’inde yer almıştır.

Bu seçimler ayrıca aşırı sağın yükseldiği Almanya‘da demokratik sistemin geleceği açısından da ders niteliği taşımaktadır. Almanya‘da siyasilerin toplumdaki sağa kaymayı, biraz daha sağa açılarak engelleyebileceklerine dair öngörüleri gerçekçi olmamıştır. Seçim anketleri, göç ve uyum konularına seçim programında yer vermeyen, ırkçı ve ayrımcı politikalarıyla öne çıkan AfD’nin giderek güç kazandığını gösteriyor. Siyasi partilerin; seçim kampanyaları süresince AfD’nin popülist söylemlerini benimseyerek, göç ve göçmenler hususunda olumsuz söylem sergilemeleri bu partiden başkasına yaramamıştır.

Bu Pazar Almanya’nın Hessen eyaletinde de parlamento seçimleri gerçekleştirilecektir.  Hessen’de yaklaşık 500 bini Müslüman olmak üzere 1 milyonu aşkın göçmen yaşıyor. Bu kesimin yaklaşık 300 bini Türkiye’den göç eden insanlarımızdan oluşuyor. Bavyera seçim sonuçları da göz önünde bulundurulduğunda aşırı sağa karşı tavır ortaya koymak için Hessen seçimleri önemli bir fırsattır. Hessen’de yaşayan azınlık toplulukları ve özellikle vatandaşlarımız eyalet seçimlerine katılarak, çoğulcu bir toplumun savunucusu olan partileri desteklemelidir. Başta vatandaşlarımız olmak üzere eyaletteki tüm göçmen seçmenleri, aşırı sağa karşı tavırlarını ortaya koymak ve en önemli kazanımlarından biri olan seçme haklarını kullanmak için 28 Ekim Pazar günü sandığa gitmeye davet ediyorum.”

“Mavi Kart sahipleri de tercüman olarak çalışabilecek.”

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Mavi Kart sahiplerinin de tercüman olarak çalışabilmesini sağlayan düzenlemeyle ilgili, “Bazı düzenlemelerde Mavi Kart sahibi kişilerle ilgili kısıtlamalar mevcuttur. ‘Haklardan Türk vatandaşı gibi aynen yararlanma’ ilkesi gereği, bu kısıtlamaların kaldırılması elzemdir. Bu çerçevede Mavi Kart sahiplerinin de tercüman olarak çalışabilmelerini sağlayan Adalet Bakanlığımız örnek bir adım atmıştır.” dedi. Yeneroğlu şunları kaydetti:

“Türk vatandaşlığından çıkarak Mavi Kart sahibi olan kişiler vatandaşlık kanununda belirtilen istisnalar dışında Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanma hakkına sahiptirler. Ancak bu hüküm, ilgili diğer yasalarda var olan düzenlemeler nedeniyle kısıtlanmaktadır. Özellikle Mavi Kart sahibi kişilerin Türkiye’de bazı iş alanlarında Türk vatandaşıyla eşit statüde yer almasını engelleyici yasalar söz konusudur. Bu nedenle hastanelerde doktor veya üniversitelerde akademisyen olarak Türk vatandaşıyla eşit konumda çalışamamaktadırlar.

Aynı şekilde, Mavi Kart sahibi bir kişi mahkemelerde tercümanlık yapamamaktaydı. Bugün Ceza Muhakemesi Kanununa Göre Tercüman Listelerinin Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelikte yapılan değişiklikle, Mavi Kart sahiplerinin de tercüman olarak çalışabilmeleri sağlanmıştır. Bu düzenlemeyle örnek bir çalışma sergileyen başta Adalet Bakanlığımız olmak üzere Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımız (YTB) ile emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Mavi Kart sahipleri, ülkemizin kalifiye işgücünü zenginleştirmek açısından değerlendirilmesi gereken bir kesimdir. Bunun için de vatandaşlık kanununda öngörülen ‘haklardan aynen yararlanma’ ilkesi gereği düzenlemelerde var olan kısıtlamaların kaldırılması elzemdir. Bu noktada YTB’nin takibiyle Mavi Kartla ilgili diğer meselelerde de olumlu gelişmeler yaşanacaktır.”

 

Bavyera Eyalet Seçimleri: “Oyumuzu kullanalım! Kullanılmayan her oy, aşırı sağı güçlendirmektedir.” 

14 Ekim 2018 Pazar günü Almanya’nın Bavyera eyaletinde yapılacak seçimler öncesinde ülkedeki göçmenlere ve Türkiye kökenli vatandaşlara oy kullanma çağrısında bulunan AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “Almanya’daki azınlık toplulukları için siyasette aktif olmak bugün her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda ülkedeki vatandaşlarımızın ve göçmenlerin 14 Ekim Pazar günü yapılacak olan Bavyera Eyalet Meclisi Seçimlerine katılım sağlamaları elzemdir.” dedi. Yeneroğlu ayrıca şunları kaydetti:  

“Almanya’nın Bavyera eyaletinde 600 bini Müslüman olmak üzere 1,8 milyon civarında göçmen yaşıyor. Bu kesimin yaklaşık 300 bini Türkiye’den göç eden insanlarımızdan oluşuyor. Yine bu kesimin neredeyse yarısı Alman vatandaşı ve seçimlerde oy kullanma hakkına sahip. Göçmen seçmenlerin oylarını kullanarak kendileri ve yaşadıkları ülke için sorumluluklarını yerine getirmeleri mühimdir.

Aşırı sağcı ve ırkçı parti Almanya İçin Alternatif Partisi’nin (AfD) son federal seçimlerde Meclise girmesi popülist ve yabancı düşmanlığı içeren söylemlerin toplumda ne kadar kabul gördüğünü gösterdi. Bavyera seçimleri, bu partinin eyalet düzeyinde alacağı toplumsal desteği gözler önüne serecek.  Seçim anketleri, hükümet ortağı CDU ve CSU arasında yaşanan mülteci politikası krizinin AfD’ye yaradığını ortaya koyuyor. Göç ve uyum konularına seçim programında yer vermeyen bu parti, “İslam Bavyera’nın bir parçası değildir” sözüyle, İslam düşmanlığı içeren söylemini eyalet düzeyine taşıyor.  Bununla eyalette yaşayan Müslümanlara karşı tavrını apaçık ortaya koyuyor. Ayrıca AfD’nin, kamu kurumlarında çalışan kadınlara başörtüsü ve camilere yurt dışından finansman yasağı getirilmesi, çifte vatandaşlığın kaldırılması gibi haklara doğrudan müdahale etmek isteyişi de göz önünde bulundurulduğunda, Pazar günü yapılacak seçimin ne denli önemli bir fırsat olduğu ortaya çıkıyor.  

Yabancı ve İslam düşmanlığının özgürlükleri tehdit eder derecede yükseldiği bu dönemde, ülkedeki azınlık toplulukları için siyasette aktif olmak bugün her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Aşırı sağın yükselişine karşı tepkiyi sergilemek için Bavyera Eyalet Meclisi Seçimlerine katılım sağlanması elzemdir. Zira azınlıkların toplumsal varlıkları, yaşadıkları sorunlar ve talepleri politikacılar tarafından, siyasete gösterdikleri ilgi ve seçimlere katılımları oranında ciddiye alınmaktadır. Unutulmamalıdır ki; kullanılmayan her oy, aşırı sağı güçlendirmektedir.  Özellikle yurt dışındaki gençlerimizin, toplumsal ve siyasal alanda aktif görev almaları ve katılım sağlamaları siyasi geleceklerini kendi ellerine alabilmelerine imkân sağlayacaktır. Oy kullanma hakkına sahip tüm göçmenleri demokratik haklarını kullanmak üzere 14 Ekim Pazar günü sandığa gitmeye davet ediyorum.”   

 

 

 

“Belçika’daki göçmenler, yerel seçimlerde mutlaka sandığa gitmeliler.”

14 Ekim Pazar günü Belçika’da gerçekleşecek yerel seçimler öncesinde ülkedeki Türk vatandaşlarına oy kullanma çağrısında bulunan AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “Belçika’da yaşayan göçmenlerin yerel seçimlerde oy kullanmaları, hak ve menfaatlerini koruyacak adayları desteklemeleri önemlidir.” dedi. Yeneroğlu açıklamasında şunları kaydetti:

“14 Ekim 2018 Pazar günü Belçika’da yerel seçimler gerçekleştirilecektir. Bu seçimlerde Belçika ve Avrupa Birliği (AB) üyesi olan ülke vatandaşlarının yanı sıra Belçika’da 5 yıldan fazla süreyle ikamet eden yabancı ülke vatandaşları da oy kullanabilecektir. Ülkede 800 bin civarında Müslüman göçmen bulunmaktadır. Bu kesimin içinde yarısından fazlası Belçika vatandaşı olan 240 bini aşkın insanımız yaşamaktadır. Belçika’daki vatandaşlarımızın 140 binden fazlası ise seçimlerde oy kullanma hakkına sahiptir.

Belediyeler, göçmenlerin yerel ihtiyaçlarının giderilmesi noktasında kilit kurumlardır. Eğitim, kültür ve ulaşım gibi alanlarda ortaya konulan yerel politika ve hizmetler göçmen kesimi de ilgilendirmektedir. Bu hizmetlerin göçmenleri de dikkate alacak şekilde geliştirilmesi belediye yönetiminden geçmektedir. Belediye Başkanı ve Belediye Meclisi gibi yönetim mekanizmalarını etkilemek ve buralarda yer almak için siyasal katılım şarttır. Aynı zamanda göçmenlerin siyasi katılımlarını artırmaları ve belediye yönetimlerinde görev almaları toplumu zenginleştirecektir. Bu noktada yerel seçimler, yaşanılan bölgenin sosyal yaşamına katılmak ve söz sahibi olmak için önemli bir fırsattır.  Seçme hakkı olan tüm göçmenler oylarını kullanarak, hem yaşadıkları toplumun geleceğini hem de kendi geleceklerini şekillendirmek için bu fırsatı değerlendirmelidir.

Bir önceki yerel seçimlerde göçmenlerin sadece yüzde 18’inin oy kullandığını dikkate aldığımızda, siyasal katılımda kat edilmesi gereken mesafe ortadadır. Bu oranın artırılarak  göçmenlerin siyasi alanda daha çok varlık göstermeleri, önümüzdeki süreçte, yerel yönetimlerde siyasilerin göçmen politikalarını büyük ölçüde etkileyecektir. Toplumsal ve siyasi hayatta daha fazla varlık göstermek ve söz sahibi olmak adına ülkedeki tüm göçmenleri  oylarını kullanmaya davet ediyorum.”

 

“Türkçe’ye yatırım Avustralya’daki insanlarımız için önemli bir sorumluluktur.”

Türkiye ve Avustralya arasında imzalanan işgücü anlaşmasının 51. yılı dolayısıyla açıklama yapan AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “Avustralya’daki Türk toplumu, gerek temel hakların kullanımı, gerekse Türkiye-Avustralya ilişkilerinin güçlendirilmesi için kamusal ve siyasi hayata katılımını artırmalıdır. Böylece aktif vatandaşlar olarak ortaya koyacakları her türlü çalışmayla gelecekte oradaki Türk toplumuna önemli katkı sağlayacaklardır.” dedi. Yeneroğlu açıklamasında şunları kaydetti:

“5 Ekim 1967 tarihinde imzalanan işgücü anlaşmasının ardından ana vatandan Avustralya’ya giden insanlarımız, yarım asrı aşkın bir süredir Türkiye ve Avustralya arasındaki dostluk köprüsünün temelini oluşturmaktadır. 103 yıl önce Gelibolu’da başlayan dostluk bağı, bugün 51. senesini geride bırakan işçi göçüyle daha üst boyuta taşınmış ve iki ülke arasındaki kuvvetli bağların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu noktada en büyük katkı kuşkusuz Avustralya’da yaşayan Türk diasporasına aittir.

Bugün sayıları 120 bini aşan Türk toplumu, diğer ülkelerde olduğu gibi Avustralya toplumunun da vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Avustralya’ya eğitimden kültür-sanata, ekonomiden siyasete birçok alanda değer katan ve başarılı uyum örneği sergileyen vatandaşlarımız, ana vatanla olan bağlarını da hâlen korumaktadır.

Ülke genelinde Türklerin kurduğu 130’dan fazla STK, 30’u aşkın cami, çok sayıda hafta sonu okulu ve kolejler bulunmaktadır. Türkçe dersi Avustralya okullarında seçmeli ders olarak sunulmakta ve aynı zamanda ana dil eğitimi hafta sonu kursları ile desteklenmektedir. Gerek Türk diasporasının sivil toplum alanındaki aktif katılımı gerekse Avustralya yönetiminin ana dil eğitimi konusunda Türk toplumuna sunduğu fırsatlar, göçmen toplumlarda karşılıklı saygının ve etkileşimin istikrarı için güzel bir örnek teşkil etmektedir. Bugün Avustralya’da üçüncü kuşağa ulaşmış bulunmaktayız. Yeni nesillerin ana vatan ile bağının güçlenerek devam etmesi için aile, sivil toplum ve eğitim kurumlarında Türkçe’ye yatırım yapılması mühimdir. 150’ye yakın öğretmenimiz Avustralya’da Türkçe eğitimi vermektedir. Dolayısıyla bu derslere katılımın artırılması noktasında, ailelere ve sivil toplum kuruluşlarımıza büyük sorumluluk düşmektedir.  Bunların yanı sıra, Avustralya’daki Türk toplumunun federal düzeyde siyasal katılımı geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi maalesef hâlâ çok düşüktür. Avustralya’daki Türk toplumu gerek temel hakların kullanımı gerekse Türkiye-Avustralya ilişkilerinin güçlendirilmesi için kamusal ve siyasi hayata katılımını artırmalıdır. Böylece aktif vatandaşlar olarak ortaya koyacakları her türlü çalışmayla gelecekte oradaki Türk toplumuna önemli katkı sağlayacaklardır.

Türkiye ile Avustralya işgücü anlaşmasının 51. yılında oradaki soydaşlarımızı saygıyla selamlıyor, zorlu göç tarihinde emeği olan insanlarımıza şükranlarımı sunuyorum.”

“Hollanda kurumları adına Türkiye’de bilgi toplayanlar suç işlemektedir. Konunun takipçisiyiz.”

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Hollanda Yüksek İdare Mahkemesi’nin Türk vatandaşları hakkında yürütülen mal varlığı araştırmalarına ilişkin 1 Ekim 2018 tarihli kararını “Hollanda Devleti’nin, Türkiye’den adli yardım talep etmeden ve izinsiz araştırma yaptırması yasal değildir. Türkiye’nin egemenliğine aykırı, Türkiye’de suç teşkil eden faaliyetlere girişmesi veya desteklemesi asla kabul edilemez.” sözleriyle değerlendirdi. Yeneroğlu açıklamasını şöyle sürdürdü:  

“Hollanda Yüksek İdare Mahkemesi, Hollanda makamlarının Türk hükûmetine başvurmadan yaptıkları mal varlığı araştırmalarında elde ettikleri bilgi ve belgelerin kullanılmasının yasal olduğuna hükmetmiştir.

Hollanda makamları, orada yaşayan Türklerin yurt dışındaki mal varlıklarının araştırılması hususunda yasal olmayan yollara başvurmaktadır. Hollanda’nın, Türkiye’den adli yardım talep etmeksizin ve Türkiye’nin egemenliğine aykırı izinsiz araştırma yaptırması yasal değildir. Türkiye’de, kişilerin şahsi bilgilerini toplayarak vatandaşlarımızın özel hayatının gizliliğini de ihlal eden ve Türk Ceza Kanunu’nun 135, 136 ve 137. maddelerinde yer alan “kişisel verilerin kaydedilmesi” ve “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçlarını işleyenler hakkında suç duyurusunda bulunacağız.

Vatandaşlarımızın özel hayatını ilgilendiren konulara ve Türk hukukuna aykırı bilgi toplamanın tasvip edilemeyeceğini, bilgi toplayan kişiler aleyhinde suç duyurusunda bulunacağımızı, bu kişilerin avukat olmaları hâlinde ise mesleğe aykırı tutum ve davranış sergilemeleri dolayısıyla ilgili kurumlara bildireceğimizi, Türk hukukuna aykırı bu çalışmaları yapan kişileri ikaz ettiğimizi ve Türkiye’nin egemenliğine aykırı eylemlere karşı kamu kurumlarımızın gereken tedbirleri alması hususunu takip edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

“Strazburg’da kurulacak İlahiyat Fakültesi önemli bir adımdır.”

Marmara Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı İlahiyat Fakültesi’nin kurulmasına ilişkin karar Resmi Gazete’de yayımlandı. AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, bu kararı “Avrupa’daki insanlarımız dini hizmetler alanında yetişmiş insana dünden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Strazburg’da açılacak olan İlahiyat Fakültesi, bu ihtiyacı karşılayan hayırlı bir hizmet olacaktır.” sözleriyle değerlendirdi. Yeneroğlu açıklamasında şunları kaydetti:

“Türkiye’deki üniversitelerimizin yurt dışında kampüs açabilmeleri, yurt dışı eğitim politikalarımızın temel başlıklarından birini oluşturuyor. Bu çerçevede 24 Haziran seçim beyannamemizde yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza, ihtiyaç duydukları alanlarda üniversitelerimizin yurt dışında bölüm açmalarının teşvik edilmesi taahhüdünü yinelemiştik. Bu hedefe ulaşılması, öncelikle üniversitelerimizin yurt dışındaki insanlarımıza yaşadıkları bölgede eğitim hizmeti sunabilmelerini sağlayacaktır. Aynı zamanda üniversitelerimizin uluslararası eğitim alanında birikimlerinin artmasını da beraberinde getirecektir.

Verdiğimiz taahhüdün bir yansıması olarak Marmara Üniversitesi’nin, Strazburg’da ilahiyat fakültesi kuracak olması sevindiricidir. Bu karar, etkisini uzun vadede gösterecek önemli bir adımdır. Avrupa ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımızın ve diğer Müslümanların dini hizmetler alanında duyduğu yetişmiş insan ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Açılacak fakülteyle bu ihtiyacın karşılanmasının yanı sıra Avrupa’daki Müslümanların günlük hayatını ilgilendiren konularda da araştırma çalışmaları yapılabilecektir. Ayrıca ülkemizin ilahiyat alanında sahip olduğu yüzyıllara dayanan köklü birikiminin zenginleştirilmesi, bu alanda uluslararası tecrübe kazanılması ve eğitim kurumlarımız aracılığıyla Avrupa’ya aktarılması bu coğrafya için bir kazanç olacaktır. Strazburg örneğinden hareketle üniversitelerimiz tarafından Almanca ve İngilizce konuşulan ülkelerde de benzer adımların atılması önemlidir. Emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.”

“Uluslararası toplum Sincan’daki sistematik baskılara karşı sesini yükseltmeli!”

Çin’in Sincan bölgesinde yaşayan başta Uygur Türkleri olmak üzere, Müslümanlara yönelik sistematik baskılara ilişkin açıklama yapan AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “BM bünyesindeki insan hakları mekanizmalarının yanı sıra uluslararası toplumu da, Sincan’daki Müslüman Türklere yönelik sistematik baskıya son verilmesi için hem çok taraflı hem de tek taraflı olarak harekete geçmeye çağırıyorum.” dedi. Yeneroğlu, açıklamasında şunları kaydetti:

“9 Eylül 2018 tarihinde İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Xi Jinping Hükümeti tarafından Çin’in Sincan bölgesindeki Müslüman azınlıklara karşı gerçekleştirilen insan hakları ihlalleri hakkında çarpıcı bir rapor yayınlamıştır. Çin’in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk bölgesinde, zoraki siyasi endoktrinasyona, toplu cezalandırmalara, hareket ve iletişim kısıtlamalarına, artan dini kısıtlamalara maruz kalan ve ağır uluslararası insan hakkı ihlalleri gözlemlenen, başta etnik Kazaklar ve Uygurlar olmak üzere, 13 milyon Müslüman Türk yaşamaktadır.  Hâlihazırda Ağustos ayının ortalarında, Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi (CERD) Çin’deki durumu mercek altına almış ve Sincan’ı “hiçbir hakkın uygulanmadığı bölge” olarak tanımlamıştır. Bu bağlamda, farklı kaynaklarca yayınlanan raporlar birbirleriyle örtüşmektedir.

Raporda yer verilen görüşlere göre, Çin hükümeti etnik ve dinî azınlıklara yönelik zulüm içeren kısıtlayıcı önlemlere başvurmaktadır. Yine raporda yer alan bireysel tecrübeler ise yerel yetkililerin Ramazan ayı boyunca, sahur yapmaya çalışanları fişlediğini ortaya koymaktadır. Yerel makamların, Uygur Türkleri ve diğer Müslümanlar üzerindeki baskısının yanı sıra camilerin kapatılması ve dönüştürülmesi, Çin hükümeti tarafından İslam dininin gerekliliklerinin yerine getirilmesinin yasaklandığını göstermektedir. Bunlara ek olarak, bir milyondan fazla insan, özellikle de Uygur Türkleri, gözaltı kamplarında tutulmakta ve zoraki siyasi endoktrinasyona maruz kalmaktadır. Aynı zamanda Mandarin Çincesi’ni öğrenmeye, propaganda yapmaya ve Çin Cumhurbaşkanı ile Komünist Parti’yi öven şarkılar söylemeye zorlanmaktadırlar.

Uluslararası toplum bu husustaki raporları göz ardı etmemeli ve görmezden gelmemelidir. Bu ve benzeri uygulamaların uluslararası yasaların ve insan hakları ilkelerinin ağır ihlali anlamına geldiğini belirtmeye dâhi gerek yoktur. BM bünyesinde yer alan insan hakları mekanizmalarının yanı sıra uluslararası toplumu da, Sincan’daki Türk Müslümanlarına yönelik sistematik baskıya son verilmesi için hem çok taraflı, hem de tek taraflı olarak harekete geçmeye çağırıyorum. Son gelişmelerden derin endişe duyarak, Çin’deki Müslüman kardeşlerimizin yaşadıklarını yakından izlemeye, uluslararası yasalara ve insan hakları standartlarına uyması konusunda Çin hükümetine baskı kurmaya devam edeceğiz.”

 

 

 

 

 

DÖVİZLE ASKERLİKLE İLGİLİ YENİ DÜZENLEME RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANARAK YÜRÜRLÜĞE GİRDİ

Dövizle askerlik düzenlemesini de içeren torba kanun Resmi Gazete’de yayımlandı. Böylelikle yeni uygulama dönemi başlamış oldu. Yeni düzenlemeyle birlikte dövizle askerlik uygulaması şu şekilde olacaktır:

Yurt dışında yaşayan ve askerlik yükümlüsü olan bir Türk vatandaşı yükümlülük yaşına (20) girdiğinde; askerliğini 38 yaşına kadar erteletme hakkına sahiptir. Bununla birlikte oturma veya çalışma iznine sahip olarak işçi, işveren sıfatıyla veya bir meslek ya da sanatı icra ederek, en az üç yıl süre ile fiilen yabancı ülkelerde bulunma şartlarını taşıyan kişiler 2 bin Avro ödeyerek ve Milli Savunma Bakanlığınca belirlenecek uzaktan eğitimi alarak askerlik hizmetini yapmış sayılır.

Yukarıda ifade edildiği gibi erteleme bakımından son yaş 38’dir. Bu yaştan sonra askerlik hizmetini yerine getirmemiş olanlar bakaya kalırlar. Bu kişiler de, yeni düzenlemenin verdiği imkân doğrultusunda, 38 yaş sonrasında da gerekli başvuruyu yaparak 2 bin Avro olan dövizle askerlik bedelini ödemeleri ve Milli Savunma Bakanlığınca belirlenecek uzaktan eğitimi almaları hâlinde muvazzaf askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılırlar.