“Göçün 54. yılında Avusturya’daki Türklere yönelik tutum kaygı vericidir.”

Türkiye – Avusturya arasında 1964’te imzalan işgücü anlaşmasının 54. yıl dönümü vesilesiyle açıklama yapan AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “Avusturya’daki Türk toplumunun iki ülkenin de asli unsuru olduğu unutulmamalıdır. İnsanlarımız 54 yıldır Avusturya’ya büyük katkı sunmuştur ve sunmaya da devam etmektedir. Köklü ilişkilerimizi yaralayan yaklaşımlardan kaçınmak Avusturya devleti için önemli bir sorumluluktur.” dedi. Yeneroğlu açıklamasında şunları kaydetti:

“15 Mayıs 1964’te Türkiye ve Avusturya arasında imzalanan işgücü anlaşması Avusturya ile olan ilişkilerimize yeni bir boyut kazandırmıştır. Bugün Avusturya’da artık o ülkenin asli unsuru haline gelmiş 280 bin civarında insanımız yaşamaktadır.

Avusturya ile ilişkilerimizin en önemli unsuru olan vatandaşlarımız artık sadece işçi konumunda olmayıp akademi, bilim, siyaset, medya, iş dünyası, spor, sanat alanlarında meslek sahipleri olarak toplumun her alanına katılım sağlamakta ve büyük katkı sunmaktadır. Farklı sektörlerde hizmet veren 6400 civarındaki Türk girişimci binlerce personel istihdam etmekte ve yaklaşık 300 milyon Avroluk ciroyla iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğinde önemli rol oynamaktadır.

Son yıllarda Avusturya hükûmetinin 54 yıldır Avusturya’ya değer katan insanlarımıza yönelik tutumu ülkedeki Türk toplumunun yarım asırdır süren katkısına ve Avusturya ile inşa ettiği köklü ilişkilere taban tabana zıttır. Özellikle son dönemde vatandaşlarımızın günlük yaşamlarını ve ikili ilişkilerimizi olumsuz yönde etkileyen gelişmeler kaygı vericidir. İslam dini cemaatlerine yönelik tutum ise temel hakları hiçe sayan boyutlara gelmiştir. Bugün Avusturya’nın asli unsuru haline gelen insanlarımız ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslam düşmanlığı gibi geleceklerini tehdit eden sorunlarla karşı karşıyalar. Avusturya hükûmetinin, Türkiye’deki seçimlere katılma hakkı olan insanlardan Türk vatandaşı olmadıklarını kanıtlamalarını istemesi dini özgürlüklerin gün be gün artarak kısıtlanması, Türkiye’ye yönelik bariz aşırı sağcı ve yıkıcı söylemlerin artık “marjinal” olarak bile görülmemesi endişe verici gelişmeler arasındadır. Devletin zirvesinde bu tür söylemlerin hakim olması, hem oradaki vatandaşlarımıza, hem de diğer azınlıklara yönelik ırkçı saldırıları meşrulaştıran bir hava yaratmaktadır. Göçmen karşıtı yasalarla sosyal adaleti sarsan ya da toplumu zehirleyen düşmanca söylemler bugüne dek hiçbir soruna fayda sağlamamıştır. Göçmenlerin yaşadıkları topluma aidiyet duygularının daha da gelişmesi, çokkültürlü yaşamın tesisi için kabul göreceklerine inanmaları ve eşit şanslara sahip olduklarını hissetmeleri gerekir. Göçmenleri kültürel bir tehdit olarak değil, aksine toplumun bir parçası ve zenginlik olarak kabul etmek gelecekte Avusturya’ya olumlu değer katacaktır.

Öte yandan Avusturya’daki vatandaşlarımızın siyasi katılım haklarını kullanmaları vatandaşlık sorumluluğudur. Vatandaşlarımız, Avrupa’nın birçok ülkesinde Türkiye’nin milli güvenliğini ve iç istikrarını  zedeleyen tutumların arttığı bir ortamda sandığa giderek Türkiye’nin geleceğinin belirlenmesinde ne denli kilit rol oynadıklarını ve ülkemizin kaderine ortak olduklarını gösteren güçlü bir mesaj vereceklerdir.

Türkiye – Avusturya İşgücü Anlaşması’nın 54. yılı vesilesiyle Avusturya’ya gidip orada sıfırdan bir yaşam inşa eden insanlarımızı saygıyla selamlıyor, zorlu göç tarihinde emeği olan herkese şükranlarımı sunuyorum.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Yurt dışında bütün gücümüzle çalışarak başarılı olacağız.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Antwerpen’de yapılan AK Parti Yurt Dışı Bölge Seçim Koordinasyon Merkezleri toplantısına telefon bağlantısıyla katılarak, “24 Haziran seçimleri bir kırılma noktasıdır. Yurt dışındaki tüm seçmen kardeşlerimizin oy kullanmaları hususunda başarılı olmamız lazım. Önceki seçimlerde gösterdiğiniz başarıyı bu seçimlerde de sergileyeceğinize inancım tamdır.” dedi. Toplantıya yurt dışı bölge seçim koordinasyon merkezlerinden 456 yönetici katıldı.

AK Parti Yurt Dışı Bölge Seçim Koordinasyon merkezleri toplantısı Antwerpen’de Avrupa ülkelerindeki bölge yönetim kurulları üyelerinin katılımıyla gerçekleşti. 45 bölge seçim koordinasyon merkezinden 456 idarecinin katıldığı toplantıda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan telefon bağlantısıyla konuşma yaptı. Erdoğan yaptığı konuşmada, “Bizim bütün hedefimiz Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmaktır ve bunun için de Türkiye’yi dünya ekonomisi içinde ilk 10’a sokmaktır. Bu noktada; 24 Haziran seçimleri bir kırılma noktasıdır. Seçimlerde bütün ekibimizle, bütün gayretimizle kazanmak için çaba göstereceğiz. Yurt dışındaki seçimlerde tüm seçmen kardeşlerimizin oy kullanmaları hususunda başarılı olmamız lazım. Önceki seçimlerde gösterdiğiniz başarıyı bu seçimlerde de sergileyeceğini ze inancım tamdır. Bütün gücümüzle, ana kademe, kadın kolları ve gençlik kolları olarak ciddi bir çalışma yapıp sandıklara çok iyi hâkim olmalıyız.” dedi.

Toplantının açılış konuşmasını yapan AK Parti Yurt Dışı Seçim Koordinasyon Merkezi Başkanı ve İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız 7-19 Haziran tarihleri arasında 60 ülke ve 123 konsolosluk görev bölgesinde, 7-24 Haziran tarihleri arasında da gümrük kapılarında oylarını kullanacak. AK Parti Yurt Dışı Seçim Koordinasyon Merkezi olarak bu seçimlerde de zafer elde etmek için seçim çalışmalarını başlatmış bulunuyoruz. İstikrarlı ve kalkınmış bir Türkiye için Cumhurbaşkanımızın görevine ve AK Partimizin de Meclis çoğunluğuna devam etmesi elzemdir. Bunun için de yurt dışından en az 1 milyon seçmenimizin desteğini almayı hedefliyoruz.

Yurt dışında 60 ülkede 123 bölge seçim koordinasyon merkezimizin çalışmalarıyla vatandaşlarımıza AK Parti icraatlarını anlatacağız. Şube ve temsilciliklerimizdeki tüm gönüllülerimizle yurt dışı seçmenlerimizin Türkiye’nin kaderine ortak olmalarını destekleyeceğiz. Derdi Türkiye olan her bir vatandaşımızın sandığa gitmesi için mücadele edeceğiz. Kadınlarımızın ve gençlerimizin bu bilinçle oyunu kullanmalarını sağlayacağız.” şeklinde konuştu.

Toplantıda AK Parti Seçim İşleri Başkanlığı Yurt Dışından Sorumlu Başkan Yardımcısı ve Yozgat Milletvekili Yusuf Başer de konuşma yaptı. Başer konuşmasında, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın derdi geleceğin Türkiye’sini inşa etmektir. Bunun için de bir olmak, kardeş olmak gerekir. İnandığımız takdirde yurt dışından bir milyondan fazla oy almamız mümkündür. Yeter ki biz sıkılmadık el, ziyaret edilmedik ev bırakmayalım.” dedi.

“Yurt dışından güçlü bir destek için tüm gönüldaşlarımıza büyük görev düşüyor!”

AK Parti Yurt Dışı Seçim Koordinasyon Merkezi Başkanı ve İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “Hedefimiz, yurt dışında yapılacak seçimlerde yine çok güçlü bir destek almak. Bunun için tüm gönüldaşlarımıza büyük görev düşüyor.” dedi. Yeneroğlu açıklamasında şunları ifade etti:

“Milletimiz 16 Nisan 2017’de yapılan referandumla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini onaylayarak tercihini AK Parti’nin başlattığı demokratikleşme ve kalkınma sürecinin devam etmesi yönünde kullanmıştır. 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerinde milletimizin vereceği karar, ülkemiz için yeni bir dönüm noktası olacaktır.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız, 24 Haziran seçimlerinde de yaşadıkları ülkelerde oy kullanabilecektir. Yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı seçmenler, 7-19 Haziran 2018 tarihleri arasında 60 ülke ve 123 konsolosluk görev bölgesindeki temsilciliklerimizde, 7-24 Haziran 2018 tarihleri arasında ise gümrük kapılarında oy kullanabilecekler. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminden bu yana siyasi katılımın sürekli artış göstermesi, dış temsilciliklerde de sandık kurulmasının ne kadar doğru bir adım olduğunu göstermiştir. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın siyasi iradesi de artık ülkemizin siyasi geleceğinde belirleyici rol oynamaktadır.

AK Parti olarak 24 Haziran seçimleri için yurt dışı seçmenimize yönelik çalışmaları başlatmış bulunmaktayız. Partimizin seçim beyannamesinde yine yurt dışındaki vatandaşlarımızın ihtiyaç ve taleplerine ilişkin maddeler yer alacaktır. Aynı şekilde yurt dışı vatandaşlara yönelik yaptıklarımızı ve hedeflerimizi içeren özel seçim beyannamemizi de kamuoyuyla paylaşacağız. AK Parti iktidarıyla birlikte yurt dışında yaşayan insanlarımıza yönelik uygulanan hizmetler gelecekte de artarak devam edecektir. Bu hizmetlerin kalıcı ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için kurumsal altyapının daha da güçlendirilmesi şarttır. Ana dil ve kültürel kimliğin güçlendirilmesi, kapsamlı yurt dışı eğitim hizmetleri, aktif yurttaşlık, ayrımcılık ve İslam düşmanlığına karşı mücadele gibi konular diaspora politikalarımızın temel başlığı, dolayısıyla bizlerin asli gündem maddeleridir.

Bugüne kadar yapılan seçimlerde olduğu gibi 24 Haziran’da da AK Parti’ye yurt dışından güçlü bir desteğin çıkması için tüm gönüldaşlarımıza büyük görev düşüyor. Öncelikle çevredeki seçmenleri adres kaydını kontrol etmeye teşvik etmek, bu yönde atılacak ilk adım olacaktır. Akabinde dış temsilciliklerde 19 Haziran’a ve gümrüklerde 24 Haziran’a kadar açık olacak tüm sandıklarda AK Parti’nin açık ara birinci olması için hep birlikte mücadele edeceğiz. 24 Haziran AK Parti için yurt dışında da yeni bir sayfa olacaktır.”

“Yurt dışı seçimlerde ihtiyaç olan düzenlemeler Meclis’ten geçmiştir.”

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Meclis’te kabul edilen uyum yasalarında seçimlerin yurt dışı boyutuyla ilgili yer alan maddeleri hakkında, “Uyum yasalarında yurt dışında yapılacak seçimlerle ilgili var olan maddeler ülkemiz adına önemli kazanımlardır. Yeni düzenlemeler seçimlere katılımı artırıcı rol oynayacaktır.” değerlendirmesinde bulundu. Yeneroğlu açıklamasında şunları kaydetti: 

“Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız bulundukları ülkelerde kurulan sandıklarda oy kullanmak için büyük fedakârlık göstermektedir. Örneğin; oy kullanmak için yüzlerce kilometre mesafe kat edilmesi gereken yerler bulunmaktadır. Bu tür faktörler yurt dışı seçmenlerin seçimlere katılımını kolaylaştırma yönünde bazı yasal düzenlemelerin yapılmasını gerekli kılmaktadır. Meclisimiz tarafından kabul edilen uyum yasalarında yurt dışında yapılan seçimlerle ilgili yer alan hükümler bu noktada önemli ihtiyaçları gidermektedir.

Öncelikle seçim gününden önceki yedinci güne kadar olan oy verme süresinin, seçim gününden önceki üçüncü güne kadar uzatılmış olması, seçimlere katılımı olumlu yönde etkileyecektir. Öte yandan oy kullanma süresinin üç-dört haftalık zaman dilimini kapsaması, sandık başında görevli siyasi parti temsilcileriyle ilgili farklı bir düzenlemeyi zorunlu kılmaktaydı. Uyum yasalarında yapılan değişiklikle, siyasi partilere yurt dışında her oy verme günü için ayrı sandık kurulu üyesi bildirebilme imkânının tanınması, sandık başında görev alacak kişiler ve siyasi partiler için ciddi bir kolaylıktır.

Uyum yasalarında ayrıca yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı bir seçmenin, yurt dışında bulunan herhangi bir temsilcilikte oyunu kullanabilmesi için yasal zemin de sağlanmıştır. Artık, yurt dışındaki seçmenler istediği başkonsoloslukta oyunu kullanabilecektir. Son olarak, sandıkta görev alacak kişilere ilgili mevzuatta belirlenen miktarın dört katına kadar gündelik ödenebileceği hususunun yasalaşması, ilgili ülkelerin ekonomik şartları dikkate alındığında yerinde bir adımdır.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminden bu yana yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın bulundukları yerlerden seçimlere katılımı hususunda ülke olarak kayda değer tecrübeler ediniyoruz. Gerekli yasal ve idari düzenlemelerin bu tecrübeleri dikkate alarak yapılması, ülkemiz adına önemli bir kazanımdır. Yapılan bu değişiklikler yurt dışı seçmen nezdinde seçimlere daha fazla katılım şeklinde yansıyacaktır.”

“Yurt dışındaki vatandaşlarımızın, oy kullanabilmeleri için yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı olmaları şarttır.”

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “Yurt dışında ikamet eden seçmenlerin Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine yurt dışından katılabilmeleri için Yurt Dışı Seçmen Kütüğüne kayıtlı olmaları şarttır. Bu nedenle yurt dışındaki vatandaşlarımıza gerekli kontrolü ve işlemleri yapmalarını hatırlatmak isterim.” dedi. Yeneroğlu açıklamasında şunları belirtti:

“Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve 27’inci Dönem Milletvekili Genel Seçimlerine yurt dışından katılabilmeleri için Yurt Dışı Seçmen Kütüğüne kayıtlı olmaları şarttır. Her bir yurt dışı seçmen, kayıtlı olup olmadığını Yüksek Seçim Kurulu’nun internet sitesinden kontrol edebilir. (https://secmen.ysk.gov.tr/ysk/secmenBilgiYurtdisi.jsp) Yurt dışı seçmenlerin kaydının çıkmaması durumunda ilgili Başkonsolosluğa başvurularak güncel adres beyanı yapılması gereklidir.

Geçmişte istisnai de olsa Türkiye’de yapılan bir işlem nedeniyle yerleşim yeri adres kaydının Türkiye’ye alınması gibi durumlar yaşanmıştır. Bu nedenle bazı vatandaşlarımız yurt dışındaki sandıklarda oy kullanamamıştır. Benzer durumların yaşanmaması için şimdiden adres bilgilerinin kontrol edilmesi gerekmektedir.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana yaşadıkları ülkelerden seçimlere katılım sağlayan yurt dışındaki vatandaşlarımız seçimlere gösterdikleri artan ilgiyle Türkiye siyasetine biz de varız mesajını göndermiştir. Eminim, önümüzdeki seçimlerde de aynı hassasiyeti göstereceklerdir. Bunun ilk adımı olarak da yurt dışında yerleşik olan tüm seçmenleri adres kaydını kontrol etmeye davet ediyorum.”

“Anadolu Hafta Sonu Okulları Proje Destek Programı yurt dışındaki STK’larımız için önemli bir fırsat!”

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) yurt dışında yaşayan Türk çocuk ve gençlerinin ana dillerinde yetkinlik kazanmaları amacıyla “Anadolu Hafta Sonu Okulları Proje Destek Programı”nı ilan etti. AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu projeyle ilgili, “Program, yurt dışında yaşayan çocuklarımız ve gençlerimizin ana dil ve kültürlerini geliştirmeye yönelik proje geliştiren STK’larımız için önemli bir fırsat sunuyor. Tüm STK’larımızı bu fırsatı değerlendirmeye davet ediyorum.” dedi. Yeneroğlu açıklamasında şunları kaydetti:

“Yurt dışında yaşayan insanlarımızın ana diliyle olan bağlarının muhafaza edilmesi, çocuklarımızın ve gençlerimizin ana diline hâkimiyetinden geçmektedir. Bu noktada yabancı bir ülkede doğup büyüyen her bir çocuğumuzun, gencimizin Türkçe ana dilini yeterli düzeyde konuşması ve yazabilmesi anavatan ile olan bağının mihenk taşıdır. Yurt dışındaki STK’ların bu hedef doğrultusunda yürüttükleri çalışmaları artırmaları elzemdir.

Bu alanda çalışma yapmak isteyen STK’larımız için Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımızın (YTB) başlattığı yeni proje destek programı önemli bir imkân sunuyor.  YTB tarafından geliştirilen “Anadolu Hafta Sonu Okulları Proje Destek Programı” yurt dışında yaşayan çocuk ve gençlerimizin ana dilinde yetkinlik kazanmalarını hedefliyor. Proje Destek Programı aynı zamanda gençlerin sosyal, kültürel ve entelektüel gelişimlerine katkı sağlamayı, Türkiye ile bağlarını güçlendirmeyi ve yaşadıkları ülkelerde başarılı bireyler olmalarını amaçlıyor.

Söz konusu program çerçevesinde yurt dışındaki sivil toplum kuruluşlarımız ve kâr amacı gütmeyen eğitim kurumlarımız 30 Haziran 2018 tarihine kadar proje başvurusunda bulunabilirler. Tüm STK ve kurumlarımızı bu fırsatı değerlendirmeye davet ediyorum.”

 

Proje hakkında detaylı bilgiye aşağıdaki bağlantı aracılığıyla ulaşabilirsiniz:

https://www.ytb.gov.tr/anadoluhso/

“Cumhurbaşkanımızın vurguladığı gibi gurbette değilsiniz!”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa’daki vatandaşlara yönelik çağrısını “Cumhurbaşkanımız ‘gurbette değil, birinci sınıf insan haklarına sahip olarak yaşayacağınız yeni vatanınızdasınız’ diyerek Avrupa’daki insanlarımıza çok önemli bir mesaj vermiştir. Aynı zamanda ülkemizde yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza yönelik yaygın bakış açısının ne kadar yanlış olduğu gerçeğini de gündeme taşımıştır.” sözleriyle değerlendiren AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu açıklamasında şunları ifade etti:  

“Sayın Cumhurbaşkanımız bugünkü Meclis Grup toplantımızda Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımıza yönelik bakış açımızı yansıtan önemli açıklamalarda bulunmuştur. Bu insanlarımızın yaşadıkları yeri gurbet olarak değil, ikinci bir vatan olarak görmelerine ilişkin çağrı, üzerinde durulması gereken bir yaklaşımdır. Zira bu perspektifin kimlik-aidiyet, kültür, ekonomi, toplumsal ve siyasal katılım gibi hayatın her alanına yansımaları olmaktadır.

İşgücü anlaşmaları yıl dönümünde verdiğimiz mesajlar ve kamuoyuna yaptığımız açıklamalarla yurt dışında yerleşik vatandaşlarımızın içinde bulundukları konumun sürekli altını çizmekteyiz. Küresel çağda göçmenlerin kendilerini aktif vatandaş olarak tanımlamaları her şeyden önce kendi menfaatlerine olan bir tutumdur. Bu durum başta dünyadaki diasporalar arasında özel bir yere sahip yurt dışı Türkler için de geçerlidir. Siyasi, toplumsal, eğitim veya kültürel alanlara katılımın artırılması, gençlerin bu yönde teşvik edilmesi uzun vadede haklardan eşit bir şekilde yararlanmayı ve çifte standartların oluşmamasını beraberinde getirebilecektir. Bununla eş değer bir diğer husus da ayrımcılık ve İslamofobi gibi katılımın önündeki doğrudan veya dolaylı engellerle mücadele edilmesidir.

Yurt dışı vatandaşlar olgusunun ülkemizde daha fazla gündemde yer alması ise, dünyanın farklı yerlerinde yaşamını sürdüren vatandaşlarımız, akrabalarımız veya dostlarımız için taşıdığımız bir sorumluluktur. Yurt dışı Türkler anavatandan kopmuş olanlar değil, aksine anavatanla bağını canlı bir şekilde devam ettiren kimselerdir. Dolayısıyla bu canlılığın artması için onların meselelerinin kamu, medya, siyaset, sivil toplum ve akademide daha fazla yer alması kaçınılmazdır. Ülkemizde yaygın olan klişe ‘gurbetçi’ tasavvuru yaşadıkları ülkenin asli unsuru haline gelen yurt dışı Türklerin sosyolojik gerçekliğine olabildiğince uzaktır. Bırakın sezonluk işçi manasına gelen gurbetçi tanımlamasını, yurt dışı Türklerin büyük ekseriyeti göçmen bile değildir. Örneğin; Almanya’da yaşayan Türklerin 3’te 2’si Almanya doğumludur.

Bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamalarının yurt dışındaki insanlarımızın konumunun ve meselelerinin ilgili aktörlerde ve özellikle medyada yeniden ele alınmak üzere fırsat oluşturduğuna dikkat çekiyor, kendilerine açıklamaları nedeniyle hassaten şükranlarımı sunuyorum.”

“Fransa’daki Türk toplumunun kamusal hayata katılımı eşit haklar için zorunludur. ”

Türkiye ile Fransa arasında imzalanan işgücü anlaşmasının 53. yıl dönümü nedeniyle açıklama yapan AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “Fransa’daki Türk toplumu gerek temel hakların kullanımı, gerekse Türk-Fransız ilişkilerinin yapıcı bir şekilde geliştirilmesi için kamusal hayata katılımını artırmalıdır. Böylece aktif vatandaşlar olarak gösterecekleri her türlü çalışmayla gelecekteki Fransa Türk toplumuna en önemli katkıyı sağlayacaklardır.” dedi. Yeneroğlu açıklamasında şunları ifade etti:  

“8 Nisan 1965 tarihinde Türkiye ile Fransa arasında imzalanan işgücü anlaşması neticesinde bugün 650 bini aşkın vatandaşımız Fransa’da yaşıyor. Yarım asrı aşkın süredir Fransa’da yaşayan insanlarımız, artık o ülkenin asli unsuru olan en büyük dördüncü göçmen grubu oluşturuyor. On binlerce Türkiye kökenli öğrenci eğitim hayatında, yüz binlerce insanımız da çeşitli sektörlerde çalışarak ve sivil toplum kuruluşlarında aktif olarak topluma değer katıyorlar. Fransa’daki Türk toplumu aynı zamanda ülkemizle Fransa arasında ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkileri geliştiren bir köprü vazifesi görüyor. İkili ticaret hacmimizin 13 milyar doları aşması da bu noktada dikkat çeken bir örnektir.

Öte yandan Fransa’da gelecekte daha fazla yatırım yapılması gereken konuların başında Türkçe eğitimi gelmektedir. Zira Almanya ve Avusturya’ya kıyasla Türkçe erozyonu bu ülkede daha hızlı yaşanmaktadır. Eğitim sisteminin dayatmalarının yanı sıra Türk gençlerinin aile içinde ve kendi aralarında sadece Fransızca konuşmaları bu duruma işaret etmektedir. Buna karşın sivil toplum kuruluşlarımızın faaliyetlerine devamlı katılım ve Türkiye ziyaretlerinin artırılmasıyla güçlendirilecek bağ, Türkçe’nin Fransa’daki Türk gençlerinde canlı hâle gelmesine katkı sunacaktır. Bu kapsamda ortaya konacak sivil mücadele yeni nesillerin ana dilimizi ve kültürümüzü muhafaza etmesini sağlayacaktır.

Son günlerde Fransa’nın ülkemizle ilgili yaklaşımları, Türk göçmenlerin kamusal hayattaki etkinliğinin artmasının ne denli ihtiyaç olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bu nedenle Fransa’daki Türk toplumu gerek temel hakların kullanımı, gerekse Türk-Fransız ilişkilerinin yapıcı bir şekilde geliştirilmesi için kamusal hayattaki katılımını artırmalıdır. Böylece aktif vatandaşlar olarak gösterecekleri her türlü çalışmayla gelecekteki Fransa Türk toplumuna en önemli katkıyı sağlayacaklardır. Bu noktada gençlerimize ise daha fazla sorumluluk düşmektedir. Fransa’nın en üst merciinden ülkemizin güvenliğini tehdit eden terör örgütü lehine açıklamaların yapılması, o noktalarda kimlerin sözünün etkili olduğunu göstermektedir. Yine Türkçe eğitiminin okullar ve sivil toplumda verilmesi de ayrı bir toplumsal sorumluluktur. Bu alanlardaki hak mücadelesinin gelecekte artması zarurettir.

Bu duygu ve düşüncelerle Türkiye-Fransa işgücü anlaşmasının 53. yılında zorlu göç tarihinde emeği geçen tüm vatandaşlarımıza şükranlarımı sunuyor, yeni nesillere de büyük sorumluluklarla karşı karşıya olduklarını hatırlatıyorum.”

“Etnik ve dinî azınlıkları dışlayan söylemler, toplumsal bütünlüğü tehdit etmektedir.”

21 Mart Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü vesilesiyle açıklama yapan AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “Farklı etnik, dinî ve kültürel kimliklerin birbirinden üstünlüğüne dayanan ırkçılık, günümüzde küresel barışı tehdit eden en önemli tehlikeler arasındadır. Buna karşı adalet ve eşitlik ilkelerinden hareketle farklı kültürlerin bir arada yaşayabileceği çoğulcu toplumsal modellerin tüm zorluklara rağmen geliştirilmesi, ırkçılığa karşı bir panzehir olacaktır.” dedi. Yeneroğlu açıklamasında şunları kaydetti:

“21 Mart 1960’da Güney Afrika’nın Sharpeville kentinde, Apartheid uygulamalarını protesto eden göstericilere polisin ateş açması sonucu 69 kişi hayatını kaybetti. Bu acı olayın ardından Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1966 yılında aldığı kararla, 21 Mart’ı “Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü” ilan etti. Bu kararın üzerinden 52 yıl geçmesine rağmen ırkçılık, hâlâ insanlığı tehdit etmeye devam ediyor. Bugün ırkçılık sadece insanlar arasındaki kalıtımsal farklara ve bir ırkın diğerlerinden üstün olduğu fikrine dayanmıyor. Farklı din ve kültürel yaşam tarzlarının birbirinden üstünlüğüne dayanan kültürel ırkçılık, özellikle Batı dünyasının birçok bölgesinde azınlıkları tehdit ederken çoğunlukçu baskılarla temel hakları boşa çıkaran düzenlemeleri tetiklemekte ve birlikte yaşamı zorlaştırmakta.

Savaş ve doğal afet gibi nedenlerle yaşanan göçler, ırkçı hareketleri de yeniden tetiklemiş durumda. Göçün yaşandığı yerli/çoğunluk toplumlarda ön yargı, ekonomik gerileme ve statü endişesi, gelecek korkusu ve kendinden saymadığına yönelik basmakalıp düşünce gibi yapay endişeleri körükleyen ırkçı partilerin seçimlerden yükselerek çıktığını görüyoruz. Batı Avrupa özelinde baktığımızda aşırı sağcı partilerin yükselişi, bu realitenin bir yansımasını teşkil ediyor. Irkçı söylemlerin kamuoyunda normalleşmesi göçmenlere yönelik olumsuz tavrı etkiliyor. Şiddet eylemlerine maruz kalmalarına neden oluyor.

Batı Avrupa’da durum böyleyken, zaman zaman farklı din ve milletlere mensup insanlara yönelik tahripkâr söylemlerin kendi toplumumuzu da zehirlemesinin önüne geçmeliyiz. Özellikle Suriyelileri dışlayan siyasi dil ve farklı din, kültür ve yaşam biçimlerine yönelik söylemler ile medyada ülkemizdeki azınlıklara yönelik ayrımcı haberlerin, birlik ve bütünlüğümüze zarar verdiği açıktır.

Geçmişte yaşanan birçok olayda görüldüğü gibi ırkçılık, toplumların çokkültürlü yapısını tahrip etmekte ve insanların hayatlarını karartmaktadır. “Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü”nde, ırkçılığın korkunç sonuçları üzerinde tekrar durulması, bu olayların gelecekte tekrar etmemesine katkı sunacaktır. Öte yandan adalet ve eşitlik ilkelerinden hareketle farklı kültürlerin bir arada yaşayabileceği hukuki ve toplumsal modellerin geliştirilmesi, ırkçılığa karşı panzehir olacaktır. Irkçılıkla mücadele etmek, toplumun refah ve güvenliğinin sağlanmasıyla eş anlamlıdır. Dolayısıyla bu mücadelenin toplumdaki tüm aktörlerle birlikte gerçekleştirilmesi önem taşımaktadır.”

 

“Belediyelerde göçmenlerin temsilinin güçlenmesi için Hollanda’daki yerel seçimlere katılım elzemdir.”

21 Mart’ta Hollanda’da gerçekleşecek olan yerel seçimler öncesinde açıklama yapan AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, ülkedeki Türkiye kökenli vatandaşlara oy kullanma çağrısında bulundu. “Hollanda’da yaşayan azınlık grupları ve Müslümanlar, hak ve menfaatlerini destekleyen siyasilerin güç kazanması için yerel seçimlere katılımda hassas davranmalılar. Bu noktada ülkedeki vatandaşlarımızı en önemli kazanımları olan yerel seçimlere katlım haklarını kullanmaya davet ediyorum.” diyen Yeneroğlu açıklamasında şunları kaydetti: 

“Hollanda, göçmenlerin yerel seçimlere katılımını teşvik eden istisnai bir ülkedir. Zira yabancı ülke vatandaşları da yerel seçimlerde oy kullanabilmektir. Bu imkânı göz önünde bulundurduğumuzda 21 Mart’ta yapılacak yerel seçimler ülkedeki göçmenler için önemli bir fırsattır. Şehirle aidiyet geliştirmek, şehrin geleceğine ortak olmak ve yerel sorunlara kayıtsız kalmamak için seçimlere katılım elzemdir.

Yerel boyuttaki kültür, eğitim ve ulaşım gibi alanlarda hizmetlerin yürütülmesinde yerel yönetimler ana kurumlardır. Çok kültürlü bir şehirde bu hizmetlerin eşit ve adil olarak yürütülmesi şehirleri daha huzurlu kılacak, sosyal adaletsizlikleri azaltacaktır. Bunu sağlayacak olan unsurların başında özellikle o şehirde yaşayan göçmenlerin yerel seçimlere katılımı geliyor. Siyasi iradenin sandığa yansımasıyla göçmenlerin Belediye Meclis Üyesi veya Belediye Başkanı olarak görev almaları toplumu zenginleştirecektir.

Seçim kampanyası sürecinde aşırı sağcı Özgürlük Partisi temsilcilerinin ‘camilerin kapatılması’ veya ‘Ulu Cami’nin yakılıp yıkılması’ gibi söylemleri gündeme getirmesi, bu yapıyla sandıkta mücadelenin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda ülkede yaşayan başta Türkiye kökenli seçmenler olmak üzere tüm azınlıkların sandığa giderek oylarını kullanmaları, hak ve menfaatlerini destekleyen adayların güç kazanması açısından mühimdir. Sosyal uyumun temel unsurlarından biri de siyasi temsiliyettir. Azınlıkların toplumsal varlıkları, yaşadıkları sorunlar ve talepleri; siyasetçiler tarafından siyasete gösterdikleri ilgi ve seçimlere katılımları oranında ciddiye alınmaktadır.

Toplumsal ve siyasi yaşamda daha fazla varlık göstermek ve söz sahibi olmak adına Türkiye kökenli vatandaşlarımızı ve tüm Müslüman seçmenleri oylarını kullanmaya davet ediyorum. Böylelikle şehrin geleceğini şekillendirmeye katkı sağlayacaklar.”