DÖVİZLE ASKERLİKLE İLGİLİ YENİ DÜZENLEME RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANARAK YÜRÜRLÜĞE GİRDİ

Dövizle askerlik düzenlemesini de içeren torba kanun Resmi Gazete’de yayımlandı. Böylelikle yeni uygulama dönemi başlamış oldu. Yeni düzenlemeyle birlikte dövizle askerlik uygulaması şu şekilde olacaktır:

Yurt dışında yaşayan ve askerlik yükümlüsü olan bir Türk vatandaşı yükümlülük yaşına (20) girdiğinde; askerliğini 38 yaşına kadar erteletme hakkına sahiptir. Bununla birlikte oturma veya çalışma iznine sahip olarak işçi, işveren sıfatıyla veya bir meslek ya da sanatı icra ederek, en az üç yıl süre ile fiilen yabancı ülkelerde bulunma şartlarını taşıyan kişiler 2 bin Avro ödeyerek ve Milli Savunma Bakanlığınca belirlenecek uzaktan eğitimi alarak askerlik hizmetini yapmış sayılır.

Yukarıda ifade edildiği gibi erteleme bakımından son yaş 38’dir. Bu yaştan sonra askerlik hizmetini yerine getirmemiş olanlar bakaya kalırlar. Bu kişiler de, yeni düzenlemenin verdiği imkân doğrultusunda, 38 yaş sonrasında da gerekli başvuruyu yaparak 2 bin Avro olan dövizle askerlik bedelini ödemeleri ve Milli Savunma Bakanlığınca belirlenecek uzaktan eğitimi almaları hâlinde muvazzaf askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılırlar.

“Yurt dışı Türklerin siyasal katılımı ana vatanla olan bağlarını güçlendirmiştir.”

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları ilk kez 2014’te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşadıkları ülkelerden oy kullandılar. AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu bu gelişmenin dördüncü yılında, “Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın yaşadıkları ülkelerden ana vatandaki seçimlere katılabilmeleri, ülkemizin diaspora politikaları açısından bir dönüm noktasıdır. Bu kazanım yurt dışı Türklerin partilerde daha güçlü temsil edilmelerini ve Türkiye kamuoyunda daha fazla dikkate alınmalarını taahhüt ettiğimiz TBMM Yurt Dışı Türkler Komisyonu ile daha da güçlendirilecektir.” açıklamasında bulundu. Yeneroğlu açıklamasında şunları ifade etti:

“Demokratik düzenlerde siyasal katılım; bir vatandaşın özne olmasının temel unsurudur. Toplumsal taleplerin siyasetin merkezine yansımasının aracıdır. Ayrı bir toplumsal kesim olan yurt dışındaki insanlarımızın da ana vatandan farklı beklentileri söz konusudur. Siyasal katılımlarının artırılması, bu beklentilerin yansımasını güçlendirmektedir. Bu açıdan değerlendirdiğimizde dış temsilciliklerde oy kullanılmasının sağlanmış olması uzun vadede ciddi getirileri olacak bir hizmet olmuştur.

Bu kapsamda yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız ilk defa 2014 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşadıkları ülkelerden seçimlere katılmıştır. Bu gelişme ülkemizin diaspora politikaları açısından gelecekte çokça üzerinde durulması gereken önemli bir husustur. 31 Temmuz 2014 tarihinde sandıklar açılmış, insanlarımız dış temsilciliklerimizde, kiralanan salonlarda siyasi iradelerini sandığa yansıtmışlardır. Sonraki süreçte ise 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 seçimleri, 2017 halk oylaması, ardından 24 Haziran Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili seçimleri olmak üzere 5. kez oylarını kullanmıştır.

2014 yılında 530 bin seçmen oy kullanırken, 24 Haziran seçimlerinde 1,5 milyonu aşkın vatandaşımız sandığa gitmiştir. Yurt dışındaki vatandaşlarımızın seçimlere katılımı açısından gelinen son nokta gurur vericidir. Zira yurt dışı seçmenler dünya çapında bir örneklik göstererek rekor düzeyde katılım sağlamışlardır. Bu tablo dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan insanlarımızın ana vatana karşı sorumluluk bilincinin güçlü olduğunun da bir göstergesidir.

Öte yandan AK Parti hükumetlerimiz iktidara geldiklerinden bugüne yaptığı düzenlemelerle oy kullanımının önündeki engelleri kaldırarak siyasi katılımı daima teşvik etmiştir. Cumhuriyet tarihinde ilk defa, 64. Hükûmet programımızda Türk diasporasına geniş yer verilmiştir. İktidarda olduğumuz süreçte; diasporamızın yaklaşık 60 yıllık göç tarihinde kronikleşen sorunlarının çözülmesi adına birçok adım atılmış ve ciddi yol kat edilmiştir. Bu doğrultuda hizmetlerin kalıcı ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için kurumsal altyapının daha da güçlendirilmesi şarttır.

Ayrıca yurt dışındaki vatandaşlarımızın daha güçlü bir şekilde seçimlere katılımı, ana vatandaki siyasette nüfuz alanlarını genişletmiştir. Partilerin bu kesime yönelik özel kampanya içerisine girmesi ve son seçimlerde yurt dışı oyların beş ilde doğrudan etkide bulunması bu noktada somut iki örnektir. Yurt dışı Türklerin partilerde daha güçlü bir şekilde temsil edilmelerini ve Türkiye kamuoyunda daha fazla dikkate alınmalarını taahhüt ettiğimiz TBMM Yurt Dışı Türkler Komisyonunun kurulması, kamuoyunda bilgi ve bilinç düzeyinin artırılması daha fazla yerde sandıkların kurulması ve yurt dışı milletvekilliği gibi siyasal katılımı daha da güçlendirecek olan maddeler gelecekte üzerinde ayrıca durulması gereken noktalardır.”

“Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın UID’yi izlemesi meşru değildir.”

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı raporuyla ilgili yaptığı açıklamada, ”Uluslararası Demokratlar Birliği‘nin çalışmalarının istihbarat faaliyeti kapsamında izlenmesiyle, Federal İçişleri Bakanlığı toparlanmaya başlayan Türk-Alman ilişkilerini yeniden zora sokmaktadır. Aşırı sağcı parti AfD’yi ‘nasyonalist‘ olarak nitelemekten kaçınan bir Anayasayı Koruma Teşkilatı’ndan ne beklenebilir ki?“ şeklinde konuştu. Yeneroğlu açıklamasında şunları kaydetti:

“Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın görevi, liberal demokratik düzeni tehdit eden oluşumları izlemek ve kamuoyunu bu konuda bilgilendirmektir. Fakat Türk-İslam sivil toplum kuruluşları söz konusu olduğunda, emniyet ve istihbarat teşkilâtları  şimdiye kadar hep kendi yasal görevleri dışına çıkmışlardır. Vehimlerden hareketle soyut tehdit senaryolarından yola çıkarak, net olarak tanımlanmamış bir tehlikeyi önlemek adına hareket etmektedirler. Bunu yaparken de hiç bir yasal gözetleme ve müdahale şartlarını dikkate almak zorunda olmadıklarını varsaymakta, böylelikle ürkütme ve baskılama yoluyla meşru kuruluşları toplumsal hayattan dışlamakta, üyelerini  kriminalize etmektedirler.

Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın son raporunda, UETD/UID’nin izlenmesini meşrulaştıran en ufak bir ipucu  bulmak mümkün değildir. 24 Temmuz tarihinde yapılan basın toplantısında Teşkilat Başkanı Maaßen, kuruluşun izlenmesini, yapıyı tumturaklı bir ifadeyle ‘nasyonalist’ olarak tanımlayarak  liberal demokratik düzenin prensipleriyle bağdaşmadığını iddia etmiştir. Ancak bir gerekçe sunmamıştır. Rapor metninde dahi ‘nasyonalist’  tanımlamasına rastlamak mümkün değildir (S.287/288).

Raporun devamı da açıklayıcı bilgi içermediği gibi asıl amacı ortaya çıkarır niteliktedir. Burada UETD/UID, ‘siyasi ve toplumsal düzeyde, AK Parti’nin çıkarları doğrultusunda  lobi yapan‘, …‘Türk diasporasındaki kanaat oluşumunu ve eylemi etkileyen‘ ve ‘Almanya’daki siyasal katılım süreçlerine doğrudan nüfuz eden‘[1]  hükümete yakın ve onun uzantısı olan  bir kuruluş olarak  tanımlanmaktadır. Uluslararası Demokratlar Birliği’nin bu tanımlamayı kabul edip etmediği sorusundan bağımsız olarak, anayasaya aykırı tutumun neye dayandırıldığı gizemini korumaktadır. Özellikle raporda kalın puntoyla öne çıkarılan  ‘uzantı kuruluş‘ ifadesi, her türlü keyfi yoruma ve uygulamaya kapı aralar niteliktedir.

Ancak, aşırı sağcı parti AfD’yi ‘nasyonalist‘ olarak nitelemekten kaçınan, raporda onlara yalnızca aşırı solcuların kurbanı olarak yer veren, hatta savaş sonrası Almanya tarihinin kara lekesi olan ve halen aydınlatılmayan aşırı sağcı terör örgütü NSU’ya bir kez bile değinmeyen bir Anayasayı Koruma Teşkilatı’ndan ne beklenebilir ki? Liberal demokratik düzeni tehdit eden asıl tehlikeleri sorumluluk bilinciyle izlemek yerine,  dosyaları kaygısızca imha etmesi ve aşırı sağcı yapılara sağladığı destekle dikkat çeken bir Federal İç İstihbarat Teşkilatı ile karşı karşıyayız!“

 

[1] Anayasa Koruma Teşkilatı Raporu 2017, Sayfa 288

 

 

Bundesverfassungsschutzbericht: UID-Beobachtung gesetzlich nicht legitimiert

„Mit der Subsumierung der Arbeit des Verbandes unter nachrichtendienstliche Beobachtung belastet das Bundesinnenministerium die sich langsam erholenden deutsch-türkischen Beziehungen aufs Neue. Aber was soll man von einem Verfassungsschutzamt halten, das beim Attribut ‚nationalistisch‘ für die rechtsextremistische AfD blind ist? so Mustafa Yeneroğlu (AK Partei), Mitglied der Großen Türkischen Nationalversammlung. Yeneroğlu weiter:

„Der Verfassungsschutz hat die Aufgabe, Bestrebungen, die sich gegen die freiheitlich demokratische Grundordnung richten, zu beobachten und die Öffentlichkeit darüber zu informieren. Doch in Bezug auf türkische und islamische Gemeinschaften wirken die Ämter schon immer entgegen ihrem gesetzlichen Auftrag. Sie nehmen eine allgemein diffuse Bedrohungslage vorweg und handeln nach einem nicht näher definierten Gefahrenbegriff präventiv. Dadurch meinen sie keine gesetzlichen Eingriffsvoraussetzungen beachten zu müssen und grenzen durch Einschüchterung und Repressalien legitime Organisationen aus dem gesellschaftlichen Leben aus und kriminalisieren ihre Mitglieder.

So sucht man im aktuellen Verfassungsschutzbericht des Bundes vergeblich nach einer Begründung, die die Beobachtung der UETD/UID auch nur im Ansatz rechtfertigen könnte. Bei der Pressekonferenz am 24.07. rechtfertigte der Verfassungsschutzpräsident Maaßen die Beobachtung mit der Floskel, die Organisation sei ‚nationalistisch‘. Deshalb befinde sie sich nicht im Einklang mit den Grundsätzen der freiheitlich-demokratischen Grundordnung. Eine Begründung fehlt. Im Bericht selbst sucht man dann sogar vergeblich nach der Zuschreibung ‚nationalistisch‘ (S. 287/288).

Genauso wenig Aufschluss geben die weiteren Ausführungen, umso entlarvender sind sie. So wird die UETD/UID als ‚eine regierungsnahe Vorfeldorganisation charakterisiert, die im Sinne ihrer Mutterorganisation auf politischer und gesellschaftlicher Ebene Lobbyismus für Interessen der AKP betreibt‘, … ‚unmittelbar auf die Meinungsbildung und das Verhalten der türkischen Diaspora‘ einwirkt sowie … ‚auf politische Entscheidungsfindungsprozesse in Deutschland Einfluss nehmen[1] kann. Unabhängig davon, ob die Organisation diese Zuschreibung annimmt bleibt es ein Rätsel, wie sie dadurch Anhaltspunkte für Verfassungswidrigkeit bieten soll. Gerade der im Bericht Fett hervorgehobene Begriff ‚Vorfeldorganisation‘ öffnet für allerlei Willkür Tür und Tor.

Aber was soll man von einem Verfassungsschutzamt halten, das beim Attribut ‚nationalistisch‘ für die rechtsextremistische AfD blind ist, sie in dem Bericht nur als Opfer von Linksextremisten aufführt und sogar den rechtsterroristischen ‚Nationalsozialistischen Untergrund‘ (NSU), das als größte Schande der deutschen Nachkriegsgeschichte gilt und noch lange nicht aufgeklärt ist, mit keinem einzigen Wort erwähnt? Ein Bundesamt, das vielmehr durch munteres Schreddern von Akten und Unterstützung von Rechtsextremen und ihren Strukturen aufgefallen ist als durch verantwortungsvolles Beobachten tatsächlicher Gefahren für die freiheitlich demokratische Grundordnung!“

 

[1] Bundesverfassungsschutzbericht 2017, Seite 288

DÖVİZLE ASKERLİK HİZMETİ UYGULAMASINA İLİŞKİN DÜZENLEMELER  

Kamuoyunda gündeme geldiği gibi Meclis’te kabul edilen torba yasayla birlikte dövizle askerlik uygulamasında değişiklikler olmuştur. Söz konusu yenilikler şu maddeleri içermektedir:

TBMM’de kabul edilen yasayla yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza tanınan dövizle askerlik yapma hakkındaki 38 yaş sınırı kaldırılmış oldu. Daha önceki düzenlemede her hangi bir sebeple 38 yaşını tamamlayana kadar dövizle askerlik hizmetine başvuramayanlar, bu yaştan itibaren dövizle askerlik hakkını kaybediyor ve muvazzaf askerlik hizmetini yerine getirmek zorunda kalıyordu. Yeni düzenlemeyle, yurt dışında yaşayan bütün vatandaşlarımız 38 yaş sınırına takılmadan gerekli bedeli ödemek suretiyle askerlik hizmetini yerine getirebilecekler.

Yeni düzenlemede dövizle askerlik bedeli 2 bin Avro olmuştur. Yeni düzenlemelerin uygulamaya geçmesiyle beraber dövizle askerlik hizmetinden yararlanmak isteyen vatandaşlarımız konsolosluklara başvuru yapabilecekler. Ayrıca askerliğini ertelemek isteyenler, 5 Avro karşılığında konsolosluklarda yaptıracakları işlem ile askerlik süresini erteleyebilecekler.

Bir diğer yenilik de Milli Savunma Bakanlığımızca verilecek uzaktan eğitimi alma şartıdır. Belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde verilecek bu eğitimin alınması hususunda, yurt dışındaki yükümlülere mümkün mertebe kolaylık sağlanacaktır.

Askerlikle yükümlü olan ve bu koşulları yerine getiren vatandaşlarımız muvazzaf askerlik görevini yerine getirmiş olacaktır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur!

“Yurt dışındaki çocuklarımıza Türkçe öğretimine ilişkin eğitim programlarının artırılması önemli bir adımdır.”

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, YTB ile Türkiye’deki beş üniversite arasında imzalanan “Yurt Dışındaki Türk Çocuklarına Türkçe Öğretimi Yüksek Lisans Programı” işbirliği protokolünü,  “Bu çalışma yurt dışındaki çocuklarımıza ana dillerinde okuma, yazma ve konuşma gibi temel dil becerileri kazandırma da aktör olacak eğitimcilerin yetiştirilmesinde kilit bir rol oynayacaktır.” sözleriyle değerlendirdi. Yeneroğlu açıklamasında ayrıca şunları kaydetti:

“Yurt dışındaki vatandaşlarımızın gelecekte Türkiye ile güçlü bir ilişki içinde olması şüphesiz yeni nesiller sayesinde olacaktır. Özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin Türkçe’ye hâkim olmaları, ana vatan ile olan bağlarının anahtarıdır. Bu alanda ülkemizden verilen her türlü destek, gelecek kuşaklara yapılan önemli bir yatırımdır.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımız çocuk ve gençlerimizin desteklemesi için meyvesini uzun vadede verecek kayda değer bir adım atmıştır. Akdeniz Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi ve İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi ile Türkçe ve Türk kültürünü öğretecek eğiticilerin yetiştirilmesi için açılması planlanan “Yurt Dışındaki Türk Çocuklarına Türkçe Öğretimi Yüksek Lisans Programı”na dair işbirliği protokollerini imzalamıştır.

Bu çalışma yurt dışındaki çocuklarımıza ana dillerinde okuma, yazma ve konuşma gibi temel dil becerileri kazandırma da aktör olacak eğitimcilerin yetiştirilmesinde kilit bir rol oynayacaktır. Bu sayede yurt dışındaki insanlarımızın temel gereksinimlerinden biri daha karşılanmış olacaktır. 2018-2019 akademik yılında hayata geçirilecek olan programa, 3 Eylül 2018 tarihine kadar başvuru yapılabilecektir. Başta YTB Başkanımız olmak üzere, YÖK Başkanlığımız, üniversitelerimizin rektör ve temsilcileri ile bu anlamlı projede emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.”

 

Başvuru koşulları ve detaylı bilgi için tıklayın. 

 

Nichts gelernt aus dem NSU-Komplex – Angriff mit Pistole auf türkischen Unternehmer

„Offenbar haben Ermittlungsbehörden, Politik und Medien nichts gelernt aus dem NSU-Komplex. Polizeimeldungen werden unkritisch übernommen, es wird relativiert und weggeschaut“, erklärt Mustafa Yeneroğlu, Abgeordneter der AK-Partei in der Großen Nationalversammlung der Türkei. Anlass ist ein bewaffneter Angriff in einer Heilbronner Bäckerei, die von einem Türkeistämmigen betrieben wird. Ein 30-jähriger Mann ist am Dienstagmorgen mit einer Pistole in der Hand unauffällig in den Laden gegangen und hat auf die Verkäuferin hinter dem Tresen, die ein Kopftuch trägt, geschossen. Anschließend ist er geflüchtet. Sicherheitskameras haben den Vorfall gefilmt. Mustafa Yeneroğlu weiter:

„Der Vorfall in dem Laden des türkeistämmigen Unternehmers erinnert sehr stark an die NSU-Morde. Das bisherige Vorgehen der Polizei und der Staatsanwaltschaft wiederum erinnert sehr stark an das Versagen der Ermittlungsbehörden in dem NSU-Komplex. Warum?

Die NSU-Mörder haben sich gezielt ausländische, vordergründig türkeistämmige Unternehmer ausgesucht und sie in ihren Läden mit einer Pistole kaltblütig ermordet. Die Ermittlungsbehörden haben zahlreichen Hinweisen zum Trotz nicht in rechtsextremen Kreisen ermittelt. Dass die Opfer ‚zufällig‘ mehrheitlich türkeistämmig waren, wurde außen vorgelassen.

Polizei und Staatsanwaltschaft handeln im aktuellen Fall in Heilbronn mindestens fahrlässig, wenn sie in ihrer Mitteilung zum Fall es nicht einmal für erwähnenswert halten, dass das Opfer Türkeistämmig ist, ein Kopftuch trägt und dass der Laden einem türkeistämmigen Unternehmer gehört. Diese zentralen Merkmale sind mögliche Hinweise darauf, dass die Tat rassistisch und/oder islamfeindlich motiviert sein könnte. Es irritiert wiederum sehr, dass Polizei und Staatsanwaltschaft stattdessen die polnische Abstammung des Tatverdächtigen für mitteilungswert halten, obwohl diese Info keinerlei Rolle für die Qualifizierung der Straftat spielt.

Ebenso irritierend ist, wenn der Polizeisprecher mitteilt, dass Vergleiche zum NSU-Komplex ‚an den Haaren herbeigezogen‘ seien. Es war genau diese Haltung und diese Ignoranz in den Ermittlungsbehörden, die zum großen ‚Versagen‘ im NSU-Komplex geführt hat. Den Aussagen der Opfer wird kein Glauben geschenkt. Das Opfer, das während der Tat dem Täter in die Augen geschaut hat, ist sich sicher, dass der Täter rassistische Motive hatte. Wie im NSU-Komplex wird der Aussage des Opfers keinerlei Stellenwert beigemessen. Stattdessen werden alle Hinweise für einen möglichen rassistischen Hintergrund gekonnt ausgeblendet und relativiert, wo immer es geht.

Wenn der Tatverdächtige im vorliegenden Fall behauptet, er habe einen ‚Kurzschluss‘ gehabt und wahllos geschossen, so ist das offensichtlich eine Schutzbehauptung, um einer möglichen schwereren Strafe zu entkommen. Im Video der Überwachungskamera ist deutlich zu erkennen, dass der Täter ruhig und gezielt in den Laden gegangen ist und keinesfalls im ‚Affekt‘ oder im ‚Kurzschluss‘ gehandelt hat, sondern gezielt.

Es ist bezeichnend, dass über diesen Fall lediglich ein paar wenige lokale Blätter berichten und das Groß der deutschen Medienlandschaft schweigt. Nur vereinzelt findet man Berichte in überregional aufgestellten Medien, die wiederum unkritisch die offizielle Mitteilung der Polizei und Staatsanwaltschaft übernehmen und verbreiten. Offenbar haben auch die Medien nichts gelernt vom NSU-Komplex. Dabei drängen sich hier Fragen geradezu auf – auch für die Politik.

Eventuell hilft es, wenn sich Sicherheitsbehörden, Politik und Medien folgende Frage stellen: „Würden wir uns genauso verhalten, wenn die Bäckerei von einem Juden betrieben worden wäre und hinter dem Tresen ein Verkäufer mit Kippa gestanden hätte?“

“Dövizle askerlikte 38 yaş sınırı kaldırılacak!”

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, ”Dövizle askerlik konusunda yeni bir düzenleme Meclise sunulmuştur. Bu düzenleme 38 yaş sınırının kaldırılmasını, bedelin 2000 Avro olmasını ve uzaktan eğitimi kapsamaktadır. Böylelikle 24 Haziran seçimlerinde verdiğimiz sözlerden birini daha uygulamaya geçiriyoruz.” dedi. Yeneroğlu ayrıca şunları kaydetti:

“Yurt dışında yaşayıp askerlik yükümlüsü olan 38 yaş üzeri vatandaşlarımız yürürlükteki mevzuata göre bilfiil askerlik hizmetini yerine getirmek durumundalar. Bu kapsamda oturum hakkı veya iş hayatında oluşacak ciddi mağduriyetler nedeniyle ilgili vatandaşlarımız Türkiye’ye gelememektedir. Uzun zamandır çalıştığımız bu konuyla ilgili Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Bosna Hersek programında sorunun çözüme kavuşturulacağı sözünü vererek, bu hususta düzenleme bekleyen vatandaşlarımızla önemli bir müjdeyi paylaşmıştı.

Gerek bu sorun, gerekse meselenin diğer boyutları dikkate alınarak yürürlükte olan dövizle askerlik uygulaması yeniden ele alınmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda geliştirilen kanun teklifi Meclis’e sevk edilmiştir. Yeni düzenleme dövizle askerlik hizmetinde 38 yaş sınırının kaldırılmasını, ödenecek bedelin 2000 Avro olmasını ve yurt dışındaki askerlik yükümlülerin belirlenecek olan kapsam çerçevesinde uzaktan eğitim almalarını içermektedir. Oturma veya çalışma iznine sahip olarak işçi, işveren sıfatıyla veya bir meslek ya da sanatı icra ederek toplam en az üç yıl süreyle fiilen yabancı ülkelerde bulunan askerlik yükümlüleri bu haktan yararlanabilecektir.

Böylelikle AK Parti olarak yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın temel konularından biri olan dövizle askerlik meselesinde 38 yaş sınırının kaldırılmasına dair sözümüzü yerine getirmiş olacağız. Ana vatana yönelik bilginin artması bağlamında değerlendirdiğimizde uzaktan eğitim şartı da vatandaşlarımızın faydasına olacak bir husustur. Yeni düzenleme, kanun teklifimizin Meclis’te yasalaşmasının ardından uygulamaya geçecektir.”

“54 yıldır Belçika’ya değer katan insanlarımız, ana vatana da yürekten bağlı olduklarını göstermişlerdir.”

Türkiye-Belçika işgücü anlaşmasının 54. yıl dönümü vesilesiyle açıklama yapan AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, “Göçmenlerin yaşadıkları ülkelerin yasalarına uymakla yükümlü olduğu kadar,  ev sahibi ülkeler de onların kendi değerlerini ve kimliklerini koruyarak toplumsal hayatın her alanında fırsat eşitliğine sahip olmalarını sağlamakla sorumludur.” dedi. Yeneroğlu açıklamasında şunları kaydetti:

“16 Temmuz 1964 tarihi; 19. yüzyıla dayanan Türkiye-Belçika ilişkileri açısından dönüm noktası olmuştur. İki ülke arasında imzalan işgücü anlaşmasının ardından bugün yarısından fazlası Belçika vatandaşı olan 250 bine yakın insanımız Belçika’da hayatını devam ettirmektedir. Belçika toplumunda eğitim, iş, sivil toplum, sanat dünyasında yer almakta ve toplumun her alanına katkı sunmaktadır. Ayrıca milletvekili, belediye başkanı, belediye meclis üyeliği gibi siyasetin çeşitli kademelerinde görev alarak Belçika siyasetinde aktif olarak görev yapmaktadır. Bununla birlikte Belçika’daki vatandaşlarımız iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesine de büyük katkı sağlamaktadır.

Öte yandan çokkültürlü bir yapıya sahip olan Belçika nüfusunun yüzde 7’si Müslümanlardan oluşmaktadır. Ancak özellikle son dönemlerde İslam düşmanlığı üzerinden Müslümanların ve vatandaşlarımızın hedef alınmasına üzülerek şahit oluyoruz. Göçmenlerin yaşadıkları ülkelerin yasalarına uymakla yükümlü olduğu kadar,  ev sahibi ülkeler de onların kendi değerlerini ve kimliklerini koruyarak toplumsal hayatın her alanında fırsat eşitliğine sahip olmalarını sağlamakla sorumludur. Ayrıca göçmenlerin temel hakkı olan ana dil eğitimi herhangi bir siyasetçinin siyasi malzeme yapabileceği bir mesele değildir. Dolayısıyla Türkiye ve Türkçe karşıtlığı üzerinden siyaset yapılmasına da fırsat verilmemelidir. Unutulmamalıdır ki; göçmenler artık o ülkenin asli unsurudur. Irkçı ve popülist söylemler yerine, göçmenlerin de toplumun bir parçası olduğunu kabul ederek, birlik içinde yaşamak Belçika’ya pek çok olumlu değer katacaktır.

Belçika ile ilişkilerimizin asli unsuru olan vatandaşlarımız yaşadıkları ülkeye katma değer sağlamaya devam ederken, ana vatana da yürekten bağlı olduklarını göstermişlerdir. Belçika’da yaşayan vatandaşlarımızın 24 Haziran seçimlerine yüzde 54’e yakın katılım sağlamaları oldukça sevindirici bir gelişmedir. Seçimlere yüksek katılım vatandaşlarımızın ana vatana olan sorumluluk bilincini ortaya koymaktadır. Bu anlamlı gün vesilesiyle seçime katılım sağlayan tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Türkiye-Belçika İşgücü Anlaşması’nın 54. yılında tüm Belçikalı Türkleri saygıyla anıyor, zorlu göç tarihinde emeği olan insanlarımıza şükranlarımı sunuyorum.”

 

“NSU davası ne cinayetlerin aydınlatılmasını sağlamış, ne de adalet getirmiştir. Bu nedenle bu dava bitmemiştir!“

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, NSU cinayetleriyle ilgili mahkeme kararını, “Mahkemenin almış olduğu mahkumiyet kararıyla verilen ceza bir karar müsveddesi olarak tarihe geçecektir. Beş yıllık dava sürecinde, cinayetlerin aydınlatılmasını sağlayan cevaplardan çok soru işaretleri ortaya çıkmıştır. Olayların gerçekte aydınlatılmasının imkânsız hâle getirilmesiyle güvenlik birimleri ırkçı terör örgütü NSU mağdurlarını adaletten mahrum bırakmıştır. Hilelere başvurmuşlar, dosyaları imha etmişler ve delilleri sistematik bir şekilde yok etmişlerdir.“ sözleriyle değerlendirdi. Yeneroğlu açıklamasında şunları kaydetti: 

“Bir mahkeme sanığın işlediği suçu sadece bireysel olarak yargılayabilir. Bu durum, terör örgütü NSU‘ya yardımda bulunma şüphesi olan kişileri bile sürece dahil etmeyen NSU davası için de geçerlidir. Dava süreci, cinayetlerin aydınlatılmasını sağlayan cevaplardan çok soru işaretlerini ortaya çıkarmıştır. Olaylar kapsamlı bir şekilde açıklığa kavuşturulmamıştır. Baş sanık Beate Zschäpe bu noktada hiç bir katkıda bulunmamıştır. Sadece daha önce bilinen ve şu an hayatta olmadığı için cezalandırılma imkânı olmayan bir fail ile ilgili ifadelerde bulunmuştur. NSU terör örgütünün kurbanı olan kişilerin aileleri niçin ve nasıl hedef seçildiklerini hâlâ bilmiyorlar. Eylemlerde yüksek ihtimalle başka kişilerin yardımda bulunduğu iddiasının üzerine ise ciddi bir şekilde gidilmemiştir. Aynı şekilde Zschäpe’nin eylemlerden ne kadar haberdar olduğunu ve somut olarak hangi rolü oynadığını mahkeme sürecinde öğrenemedik. NSU terör örgütünün çevresinde aktif olan yaklaşık 20 ajanla birlikte 500 kişilik ağın rolü de aydınlatılmamıştır.

Federal Savcılık NSU cinayetlerinin etraflıca aydınlatılmasına yönelik gerekli ilgiyi göstermemiş, aksine faillerin ve faillere yardımda bulunan çevrenin mümkün mertebe küçük tutulmasına odaklanmıştır. İstihbarat birimiyle polisin başarısızlığı ve bazı kamu görevlilerinin olaylarla ilintili olma ihtimali de gelecekte bir muamma olarak kalacaktır. NSU terör ağının ortaya çıkarılmasına yardımcı olabilecek ne varsa, kaynakların korunması gerekçesiyle kilide vurulmuştur. Özellikle iç istihbarattan sorumlu Anayasayı Koruma Teşkilatları beş yılı aşkın süredir devam eden mahkeme sürecinde açık yüreklilikle her durumu masaya yatırma hususunda isteksiz kalmıştır. Bunun yerine ilgili dosyaları imha etmişler, delilleri de sistematik olarak karartmışlardır.

Federal Şansölye Merkel hiç şüphesiz, cinayetlerin kusursuz bir şekilde aydınlatılacağı sözünün yerine getirilmesini istiyordu. Ancak kurumların çarpık yaklaşımına nüfuz etme imkânı bulamadı.  Polis veya istihbarat birimine karşı delil karartma gerekçesiyle tek bir ceza davasının bile açılmamış olması bunun göstergesidir. Bu durum kurumlarda benzer suçların tekrarına engel olabilecek caydırıcılıktan uzak olduğumuzu da gösteriyor.

NSU cinayetleri aynı zamanda siyasal ve toplumsal olarak da gerekli derslerin alınmadığı, yeterince üzerinde durulmayan ve muhasebesi yapılmayan bir meseledir. Federal ve eyaletler düzeyindeki 13 meclis araştırma komisyonunun yapısal önerileri hâlâ dikkate alınmamaktadır. Almanya’da birçok masum insanın hayatına mal olan kamudaki kurumsal ırkçılığın üzerine ciddi bir şekilde gidilmemiştir. Bu nedenle mahkemenin verdiği kararla son nokta konulamaz. Cinayetleri aydınlatma süreci tamamlanmamıştır. Terör örgütü NSU ve arka planda bağlantılı olduğu çevre ile ilgili şu ana kadar yürütülen süreç, Almanya’nın kendi tarihine karşı yaptığı onursuz bir muamele ve Nazi kurbanlarının ailelerine vurduğu bir tokattır.”